
1912′de Alman tezgâhlarında inşa edildi Nusret

7 metreydi eni

boyu 40 metre

sürati 15 mil

dar boğazlardan balık gibi geçer

kırlangıç gibi süzülürdü

Balkan Savaşları’nda gemi batırmakla ünlü Binbaşı Hafız Nazmi komutan

Tophaneli Yüzbaşı Hakkı kaptandı

ayrıca beş subay

elli dört neferi vardı Nusret’in. Söndürdü ışıklarını Nusret

8 Mart 1915 gecesi yağmur vardı

yıldız yoktu

zifiri karanlıkta şimşek çakmasa ne iyi olurdu

İngiliz devriyeleri denizi ışıkla taramasa

önceden döşenmiş dokuz sıra halinde 370 mayını topladı yerlerini değişti

26 mayın ekledi

iki sıra her biri 80 kilo

ince çelik halatla usulca y*üz metre arayla yüzeyin beş metre altında suya. * Soğuması için koca karpuzu buz gibi pınara bırakırlar

suda bir fındıkkabuğu da yüzer ya

düşman devriyelerinin yanında öyleydi Nusret. Tam da düşman gemisinin projektörü karanlığı yırtıp vuracakken Nusret’e

Anadolu kıyılarından dev bir fener yakıldı

gözlerine perde indi

ışığa boğuldu düşman. Alman Yüzbaşı Serno ve Shneider

18 Mart sabahı çıktılar keşif uçuşuna Bozcaada önlerinde 18 savaş

iki tamir

iki hastane

on mayın tarama

bir uçak gemisi

nakliye gemileri

destroyerler ve birkaç denizaltı sayıp döndüler rüzgar yaran demir kanatlarla ardı yüksek

sağrısı enli

terazi tabanlı

öküz bilekli

tırnağı sırlı

kulağı sivri

yelesi ipek

döşü kalkan

alnı meydan

atlarına binip karargaha kanatlanıp rapor sundular

alarm verildi

çalındı trampetler. Uysal mavi ırmak olup akardı

keyiflenince tatlı sakin göl gibi bakardı Boğaz kızınca dalga dalga köpürür

yutar

parçalardı

ana kucağında bebeğe dönerdi ılık rüzgar saçlarını okşarsa eğer. Sevmediğiniz biri

evinize girer

tüfeğini

bıçağını asmaya yer arar

arkadaşlarını çağırır dar eder ya dünyayı

kara bulut olup suya gölge edince mayın bulamayıp hadi gelin deyince savaş gemilerine düşman uçakları

yumurtadan yeni çıkan yavrularını gezdirir de onları gören köpek salyalı dişleriyle hırlar

yay gibi gerilir

ipek tüylü sarı şirin civcivleri yemek için atılır

tavuk da kabarır

gözleri ateş

tırnağı hançer

gagası kılıç olup ejderhaya döner

azgın köpek süt dökmüş kediye döner

kuyruğunu bacaklarına kıstırıp topukları yağlar ya

deniz öğle kabardı

uçaklar da öyle döndü gerisin geri. Savaş alanını iyi bilen İngiliz filosunun birinci tümeni saldırdı önce Queen Elizabeth

Lord Nelson

İnflexible önde Agemennon

soldan Prens George

sağdan Triump korumasında. Üç bin yıl önce de Truva’yı yağmalamaya gelmişti Agemennon

yengesi kaçırılmıştı; peki ya Türkler İngilizlerin geniş otlaklarında hayvan sürülerini mi yağmalamış

bereketli tarlalarında buğday başaklarını mı ezmiş

gölgeli dağlarında ulu pınarlarını mı kurutmuş

yüksek tavanlı evlerini mi yıkmış

ocağına incir mi dikmiş

beşikte bebeğini mi yetim bırakmış

oğullarını köle

gelinlik kızlarını cariye mi etmişti

milletin koynundan bayrağını almaya

gölgeli kaba ağacını kesmeye

davarını çalmaya

çiftini çubuğunu dağıtmaya

dirliğini bozmaya

düzenini yıkmaya

evlât acısı tattırmaya

yurtsuz yuvasız bırakıp al kanını kara toprağa akıtmaya gelmişlerdi; hani karga

tarlaya varmış tarla kendisinin sanmış

üstüne dokuz yorgan sermişler gene de uyuyamamış ya İstanbul’u düşleyen düşman da öyleydi. Queen Elizabeth

Hamidiye’yi; Agamemnon ve Inflexible Mecidiye’yi

Lord Nelson

Namazgâh Tabyası’nı dövdü. İkinci filo Amiral Guepratte komutasında Suffren

Bouvet

Goulois ve Charlemagne Fransız zırhlılarıyla saldırdı Mesudiye

Dardonos

Beyaztepe tabyalarına

sağıdanda Majestic

solunda Swiftsure vardı. Avcının önünden gider çalıları

patikaları

ayak izlerini

havayı koklar ya köpekler

mayın arama gemileri de öyle taradı denizi. Ardından üçüncü tümen girdi Boğaz’a

İrresistable

Albian

Vengeance

Ocean

Dublin gemileriyle soldan Canopus sağdan Cornwallis korumasında. Ark Royal uçak gemisinden havalanan altı İngiliz uçağı koca karınlı kara çelik gemilere ölüm kusacakları hedefleri gösterdi. Triumph ve Prince George Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını ateşledi

Weymout

Yenişehir’i dövdü. Queen Elizabeth adam boyunda 500 kiloluk toplarla şehrin döşünü dövdü

milletin katline ferman sarı fırtına koptu

bebeklerin yanan bedenlerine sarıldı ölmeden analar şehrin sinesine gömüldü. “Beşik bağımı iyi bağla sırtına

hadi tavan çökecek kaçır kardeşini” dedi

yanan tahtalar düşünce Meryem’in omzuna. “Elini

ayağını öpeyim

kurbanın olayım Azrail

korku düşürme yüreklerine yavrularımı meleklerle koru.” dedi

elleriyle eşti iki avuç mezar açtı saçlarının döküldüğü toprağa gözyaşlarını doldurdu

örttü üstünü

başucuna taş koydu. Leğendeki una su katar

hamuru avuçlarıyla evirip çevirir

yumruklarıyla yoğurur kaldırıp kaldırıp leyeğene vurur

mayalanan hamuru kızgın fırına sürerler ya kadınlar

*yeri parçalayan yakıp yıkan toplar

denizden göğe fışkıran sayısız sütunlar *uçan canavar homurtuları

dalga yaran motorlar

kan

barut

ateş

tazyikli boğuk duman

bombaların patlattığı volkanlara gömülen bedenler

yaralıların feryatları

yanan cesetler de öyleydi. Tepelerden gemilere mermi atmak daha kolaydı gemilerden tepelere atmaktan

çakı bibiydi gemiler

sağı solu zırhtı; ama limon kabuğu kıvamındaydı güverteler

yoğurt kovalarına tülbent bırakırlar

evin afacanları

çakıl taşlarını havada çember çizdirerek atar

tülbent

taşın ağırlığına dayanamaz yoğurda gömülür ya Türk bataryaları karşısında öyleydi.