| |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #21 |
| | Mustafa Kemal ATATÜRK Çanakkale Savaşlarında Türk askerinin manevi gücünü ve kahramanlığını şöyle dile getirmiştir: -Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size Bomba Sırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerini alıyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkül ile biliyor musunuz? Öleni görüyor üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebeleri'ni kazandıran bu yüksek ruhturDeveler... Meksika ile 1855 yılında savaşan ABD çöl şartlarında nakliye işlerinde kullanılmak üzere Osmanlı Devleti’nden 30 deve talep etti. Meksika sınırında bulunan birliklerine iaşe ve ikmal yardımı yapamayan ABD Hükümeti bu konuda Osmanlı Devleti’nden talepte bulundu ve talebe bir cevap gelmesini beklemeden nakliye gemilerini İstanbul’a gönderdi. Dönemin Sadrazamı Fuat Paşa ABD’nin bu talebi üzerine Sultan Abdülmecit’e bugünkü anlamda Başbakanlık tezkeresinin karşılığı olan bir tezkere-i seniyye (sadrazamlık tezkeresi) gönderdi ve 30 devenin ABD’ye gönderilmesi için yetki istedi.Abdülmecit Han aynı gün tezkerenin altına irade-i seniye (Padişah onayı) koyarak ABD’ye ikisi erkek ikisi dişi olmak üzere 4 adet de deve hediye edilmesine karar verdi. ABD’nin istediği 30 deveyle birlikte 4 hediye devenin gönderilmesi de tezkereye eklenirken tezkerelerin ayrı ayrı hazırlanması gibi bir sıkıntı yaşanmadı. Abdülmecit Han ABD’nin 30 deve talebi ile 4 hediye deveye ilişkin tezkereyi birleştirerek onayladı. ABD bugünkü pek çok güney eyaletini aldığı savaşta askerlerine iaşe ve ikmal desteğini Osmanlı’nın develeri sayesinde sağladı. Motorlu taşıtların henüz yaygın olarak kullanılmadığı ve çöl şartlarında ulaşımın güçlükle sağlandığı dönemde Osmanlı develeri ABD’liler için adeta kurtarıcı oldu. Tarihçilere göre ABD’nin savaşı kazanmasında Osmanlı develeri büyük rol oynadı. |
| |
| | #22 |
| | Geçmiş Olsun Yugoslavya Kralı Alexander Atatürk’ü ziyarete gelmişti. Atatürk kralla odalarına çıkarlarken Kral Alexander:-Size bir sırrımı söyleyeceğim dedi.Biraz sonra misafir odasında koltuklara oturdular. Kral: -Eğer bazı Avrupa devletlerinin vaadlerine inanmış olsaydık Yunanlıların yerine Anadolu’ya biz çıkacaktık...Atatürk gülerek Kralın elini sıktıktan sonra: -Geçmiş olsun Kral Hazretleri! Dedi. Var Ol Atatürk Milli Mücadele’nin buhranlı günlerinde Ankara civarında yaptığı bir gezintiden dönerken yolda sarıklı bir hocaya rast gelmişti. Konuşurken üstlerinden geçen uçağı göstererek sordu:-Hocam bu uçak nasıl uçuyor?-Ne bileyim ben?.. Öğretmediler ki bize? -Peki sen ne bilirsin?-Ne mi bilirim? Bu uçağa bin dersin binerim oradan kendini aşağı at dersin atarım... İşte ben bunu bilirim ama bunu da senden öğrendim Paşam!<br>Mustafa Kemal bu söz üzerine yaşaran gözlerini hocadan ayırmadan:<br>-Var ol hoca!.. Ama şunu da bil ki ben de senin gibiyim... Ben de milletin hiçbir arzusunu hiçbir istediğini hayatım pahasına da olsa yapmamazlık edemem!.. diyebilmiştiAyrıcalık ..? Atatürk bir sabah Florya’dan Dolmabahçe Sarayı’na dönüyor. Yeşilköy İstasyonu’nun önünden geçerken birdenbire otomobili durduruyor ve başyavere:-Sorunuz tren var mı? diye emir veriyor.O sırada tren hemen hareket etmek üzeredir. Hep birlikte otomobilden inip emrindekilerle birlikte trene biniyor. Karar ani verildiği ve uygulandığı için bu trene biniş hemen hemen kimsenin dikkatini çekmiyor.Bir süre sonra her şeyden habersiz olan kondüktör Ata’nın bulunduğu kompartımana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Ata hemen sesleniyor:-Görevini yap!.. (Emrindekileri göstererek) Bu efendilere niçin bilet sormuyorsun? Emrindekiler cevap veriyor: -Paşam biz milletvekiliyiz. Tren bileti almayız. Parasız seyahat ederiz!. Ata hayretle: -Bu ayrıcalığı hiç beğenmedim diyor. Çok ayıp ve acayip bir usul. Çok güzel halkçılık!.Soramazdın.. Bir halk toplantısında bir genç O’na şu soruyu sordu:-Paşam size diktatör diyorlar ne dersiniz?-Ben diktatör olsaydım sen bana şimdi bu soruyu soramazdınÇanakkale İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Çanakkale bölgesine denetlemeye gidecek. Veda için ziyaret ettiği zaman Atatürk şöyle diyor: -Çanakkale’ye gittiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin. Bu görevi yapacağına şüphe yok. Yalnız nasıl bir nutuk söyleyeceksin. Ben söyleyeyim. Burada yatan aziz şehitlerimiz! Sizi hürmetle saygı ile anıyoruz diyeceksin. Mehmetçik anıtının başında bütün yeteneğinle konuşacaksın. Burada rahat ve huzur içinde yatınız diyeceksin. Siz olmasaydınız siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz bu boğaz aşılır; İstanbul işgal edilir; vatan toprakları istilaya uğrardı diyeceksin.-Evet böyle konuşacağım!-Hayır hayır... Sen böylenin üstünde çok daha başka konuşacaksın. Dünyaya seslenircesine konuşacaksın. Orada Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimiz değil bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da o kahraman askerleri de hürmetle saygıyla anacaksın.-Paşam ben bunları yapamam; çünkü bu sözler ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir.-Söyleyeceksin. Çanakkale’den dünyaya karşı böyle konuşacaksın. Senin böyle konuşman gerekir. Şükrü Kaya Atatürk’ün yanından ayrılıyor ve gece tekrar buluşuyorlar. Atatürk Şükrü Kaya’ya uzun bir kağıt uzatıyor. Bu Çanakkale’de söyleyeceği nutuktur. Atatürk bizzat hazırlamıştır ve Şükrü Kaya bu nutku alıp Çanakkale’ye gidiyor. Orada Mehmetçiğin mezarı başında bu nutku söylüyor. Nutukta Şükrü Kaya’nın yabancı askerlere hitaben belirttiği cümleler şunlardır:-Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve rahat içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak ülkelerden evlatlarını savaşa gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.Şükrü Kaya Atatürk’ün toprağında yendiği milletlere karşı gösterdiği yüksek insanlık hislerinin ifadesini taşıyan cümleleri Çanakkale’de söylüyor Ankara’ya dönüyor.Meğer Mehmetçik Anıtı’nın başında söylenen bu sözleri kaydeden birkaç gazeteci varmış. Onlar bu sözleri gazetelerine bildiriyorlar nutuk dünyaya yayılıyor ve aradan hafta geçmiyor; Şükrü Kaya’ya telgraflar yağıyor. Ta Avustralya Yeni Zelanda’dan günlerce sonra mektuplar geliyor. Gözleri yaşlı analardan kardeşlerden siyasi şahsiyetlerden askerlerden. Şükrü Kaya bu konuşmasından dolayı tebrik ediliyor takdir ediliyor |
| |
| | #23 |
| | Herkes Yediğinden İkram Eder.. Yavuz Sultan Selim han zamanında İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar kıymetli atlas kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor.. Yani Osmanlıya acayip bir hakaret! Cihan padişahı emir veriyor herkes düşünsün buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul'unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. <br> Bizim elçi yiyor önce sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor: "Herkes yediğinden ikram eder...!!!! |
| |
| | #24 |
| | Alparslan ın Malazgirt Konuşması Cuma namazından sonra Sultan Alparslan ordusuna şöyle hitap etti: -Kumandanlarım askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım onlar ne kadar çok olursa olsunlar daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım ya şehit olur cennete girerim. Büyük bir inançla söylenen bu heyecanlı sözlere askerler hep bir ağızdan: -Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız nereye gidersen oraya gideceğiz diye haykırdılar. Sultanın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hücum etmeden önce son söz olarak askerlerine şunları söyledi: -İşte şehitlik kefenim savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz. Bundan sonra Türk ordusu hücuma geçti. Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş akşam üzeri sona erdi. Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt Savaşı Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Büyük komutan Alparslan’ın üstün savaş taktiği ve Türk askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik Türk ordusu kendisinden kat kat fazla olan Bizans ordusunu birkaç saat içinde kesin bir yenilgiye uğratmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator savaşın galibi Büyük Türk hakanı Alparslan'ın huzuruna çıkarıldı. Alparslan imparatora çok iyi davrandı. Sultan Alparslan imparator Diojene: -Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın? diye sordu. Diojen: -Bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım diye cevap verdi. Esir imparator bu sözleri ile eline fırsat geçseydi ne kadar acımasız hareket edeceğini söylemekten çekinmemişti. Buna karşı bu büyük zaferin muzaffer komutanı Sultan Alparslan Diojen’i affetti ve yanına muhafızlar vererek onu memleketine gönderdi. Alparslan bu davranışı ile insanlığa çok önemli bir ahlak dersi vermiş Türk milletinin sahip olduğu üstün özellikleri göstermiştir. |
| |
| | #25 |
| | Ekmek II. Bayezid 1502 tarihinde ekmek ve yemek için aşağıdaki önemli karaları almıştır:1-Etmekçiler standart olarak alınan ekmeği narh üzere pak işleyeler eksik ve çiğ olmaya. Etmek içinde kara bulunursa ve çiğ olursa tabanına let uralar; eksük olursa tahta külah uralar ve yahud para cezası alalar. Ve her etmekçinin elinde iki aylık en az bir aylık un buluna. Ta ki aniden bazara un gelmeyüb Müslümanlara darlık göstermeyeler. Eğer muhalefet edecek olurlarsa cezalandırıla.2-Eyle olıcak ekmek gAyet eyü ve arı olmak gerekdir. 3-Aşcılar bişürdükleri aşı pak bişüreler ve çanakların pak su ile yuyalar ve tezgahlarında kâfir olmaya. Ve iç yağiyle nesne bişürmeyeler. Ve bir akçelik eti her ne narh üzerine alurlar ise beş pare olur. Bir akçelik aş alanın aşına bir pare koyalar. İki pulluk dahi etmek vereler. Bir akçelikden artuk alsalar ya eksük alsalar bu hisab üzerine vereler. 4- Değirmenciler gözlene; değirmende tavuk beslemeyeler ki halkın ununa ve buğdayına zarar etmeye. Ve adetlerinden artuk almayalar ve iri öğütmeyeler ve kesmüklü buğdayı değiştirmeyeler ve illa muhkem ve müntehi hakkından geleler |
| |
| | #26 |
| | Gül Baba Fatih Sultan Mehmed'in yerine geçen oğlu İkinci Bayezid avdan dönüyordu. Bir an önce saraya varıp dinlenmeyi düşünürken atını durdurdu havayı kokladı ve derin derin nefes alıp ferahladıktan sonra sordu: -Bu güzel kokular da nereden gelir böyle? Yanındaki vezirlerden biri cevap verdi: -Devletlü Padişahım! İstanbul kuşatmasına katılan gazilerimizden tabiat aşığı biri vardır ki O'na Gül Baba derler. Ak sakallı nur yüzlü bir ihtiyardır. Şu yamaçları güllerle ve dahi türlü çiçeklerle donattı. Bu hoş kokular O'nun bahçesinden gelmektedir.Padişah vezirin anlattıklarını tebessümle dinliyordu. Sözlerini bitirince kararını bildirdi: -Merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim! Artık yorgunluklar unutulmuştu. Gül Baba'nın kulübesine doğru yürüdüler. Kulübeye doğru yaklaştıkça gül kokuları artıyor insanın gözü - gönlü açılıyordu. Değerli misafirlerin geldiğini gören Gül Baba koştu onları kapıda karşıladı. Padişah daha atından inmeden sordu: -Savaşta bastığı yeri sarsan barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker selam sana! Gül Baba mahçup olmuştu güçlükle konuşabildi: -Sizden böyle iltifatlar görmek bizim için ne büyük şereftir Sultanım sağ olun!-Sen ki İstanbul'u fetheden ordunun bir neferi olarak şereflerin en büyüğünü almışsın Gül Baba. O büyük şerefin yanında bizim sözlerimizin hükmü mü olurGül Baba tebessümle başını öne eğerken Padişah atından indi ve Gül Baba'nın gösterdiği mindere bağdaş kurup oturdu ve O'nun kendi elleriyle pişirdiği kahveyi yudumlayıp yorgunluğunu giderdi. Sonra da şöyle bir teklifte bulundu: -Dilersen seni saraya alayım. Artık çalışma da yaşlılık devrini dinlenerek geçir! -Sağ olun Sultanım! Burada oturmak benim için daha iyi. Amma bir iyilik yapmak istersen şu kulübemin bulunduğu yere bir mektep - medrese yaptır ki memleketimizin çocukları ilim - irfan öğrensinlerGül Baba'nın sözleri Padişah'ı çok duygulandırmıştı. Yerinden kalkarken O'nu mutlu edecek cevabı verdi: -Gönlün rahat olsun Gül Baba dilediğin olacaktır!Sonra bahçeyi gezdiler... Padişah gülleri okşuyor eğilip kokluyor ve yanındakilerle konuşuyordu. Bu arada Gül Baba da özenle seçtiği gülleri koparıp demet yapıyordu. Padişah ayrılırken O'na bir demet sarı bir demet kırmızı gül verdi. Padişah gülleri alıp kokladı bağrına bastı ve atını sürüp gitti. Kısa zaman sonra ise Gül Baba'nın kulübesi yıkıldı ve oraya büyük bir bina yapıldı. Zaman içerisinde okul oldu hastane oldu ama hep insanlığa hizmet etti. 1868 yılında "Mekteb-i Sultani" adıyla yeni bir kimliğe bürünen okul Cumhuriyet döneminde de "Galatasaray Lisesi" adını aldı. Gül Baba'nın Sultan İkinci Bayezid'e verdiği o güzel kokulu sarı ve kırmızı güller önce bu lisenin sonra da Galatasaray Spor Kulübü'nün sembolü oldu. Gül Baba'nın türbesi bugün de orada okulun bahçesindeki yeşillikler arasında duruyor ve ziyaretçilerinden fatihalar bekliyor |
| |
| | #27 |
| | Kırba Ebul Vefa Hazretleri’nin küçük ama çok sevimli bir oğlu vardır. Çocuk iyidir hoştur da bir ara sakalara takar. Mahalle sucusunun yolunu bekler çuvaldız ile kırbaları deler. Kim bilir belki de fıskiye gibi akan sular hoşuna gider. Aslında saka şaka götüren biri değildir. Bunu yapan bir başka çocuk olsa çoktan ensesine yemiştir şamarı. Zira delinen kırba dikilemez ancak boğumlanarak bağlanır ki koca kırba gitti demektir yarı yarıya. Saka bir sabreder iki sabreder bakar olmuyor tutar eteğini çıkar huzura-Affınıza sığınıyorum ama der -Vaziyet böyleyken böyle! Ebul Vefa Hazretleri çok şaşırır. Kırbaların parasını fazlasıyla öder. Sucudan ağlaya yalvara helallik diler. Saka bir hoş olur. “Keşke eşiğine sultanların baş koyduğu veliyi üzmeseydim” der. Pişman mahçup dergahı terkeder.Ebul Vefa Hazretleri çocuğa hiçbir şey demez. Hemen hanımını bulur -Aman hatun iyi düşün der -Biz bir hata yaptık ama nerede? O gün tırnaklarını saçlarına geçirir adeta beyinlerini kanatırlar. Uykuyu dağıtırlar. Hanımı sabaha karşı:-Tamam! der ![]() -Galiba buldum! -Anlat hele? -Çocuğumuza hamileydim. Kız kardeşim bir yere uğrayacak olmalıydı sepetini bırakmıştı bize. Zerzavat arasından bir limon parladı. Canım nasıl çekti anlatamam. Kardeşimi biliyorsun. Bir şey istemeye gör canını verir. Limonun lafını etsem mutlaka bize bırakacak kendi limonsuz dönecekti evine. Aklıma başka bir yol geldi. Limonu iğneyle deldim bir damla emdim. Nefsimi körlettim. Ama unuttum gitti. Hata bende limonunu deldiğimi söylemeliydim ona.-Aman kalk bacına gidelim. -Bu saatte mi? -Evet bu saatte! |
| |
| | #28 |
| | Kadı Kadı Mahmud dervişliğe niyetlenir. Önce Eskici Mehmed Dede’nin kapısını çalar. Ama mübarek: -Senin nasibin bizden değil! der -Üftade hazretlerine gitsen gerek! Kadı Mahmud adamlarına: -Tiz atım hazırlansın! der kurulur eyere. Üftade Hazretleri’nin dergahına yaklaştığı sırada atının ayakları kayalara saplanır. Gelgelelim henüz yaşadıklarını muhakeme edecek halde değildir. Atı bırakır yürür kapıya. Karşısına ilk çıkana:-Ben! der -Bursa kadısıyım. Geldiğimi söyleyin Şeyh Üftade’yi göreceğim!Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler sonra: -Üftade benim evladım! der -Ama bu kapı yokluk kapısıdır eğer malını mülkünü itibarını rütbeni silemeyeceksen var git işine.Kadı Mahmut mahçup ve pişmandır. Üftade Hazretleri kadife gibi yumuşak bir sesle devam eder: -Bak yavrum bu yol çilelidir görmüyor musun atın bile döndü geriye!Bunlar ne manalı sözler bu ne içe işleyici sestir. İşte o an tevhid denizine yelken açar sıyrılır yalan dünyanın girdaplarından. “Bu huzur hiç bitmese” der. Ama şimdi çetin imtihanlar bekler onu.Koca Kadı denilen her şeyi yapar mesela sırmalı kaftanıyla mahalle mahalle dolaşır ciğer satar. Peşinde yalınayak veledler arsız kedilerAlay edenler fıkır fıkır gülenler. Eski memurları “deli mi ne?” derler. Ama o direndikçe üstüne yürür nefsinin burnunu sürter yerlere.İşte helaları temizlediği günlerden birinde avluyu bir davul sesi doldurur sonra tellalın gür sesi duyulur. Bursa’ya atanan yeni kadıyı ilan ederler. Bir şaşaa bir depdebe bir gulgule...Alçak nefis diklenmek ister. “Sen sürün bakalım” der “Elin oğlu bıraktığın makama oturdu bile!” Ama o vesvelere güler geçer “Boş versene!” der “Sen buna layıksın. Hatta buna bile layık değilsin ama...”İşte tam o an ufuklar görünür gökler duvak duvak açılır. Kalbine anlatılmaz bir huzur ve sürur dolar. Üftade Hazretleri develer yükü kitabın veremeyeceğini bir bakışıyla talebesinin kalbine nakşeder. Artık bulutların üstünü yerin altını görür zikreden zerreleri işitir. İşte bu yüzden çimlere basamaz çiçekleri koparamaz.Ve Sivrihisarlı Kadı Mahmud Aziz Mahmud Hüdayi olur. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri hocasına çok hizmet eder ömrünün son demlerinde yanında olur duasını alır. Üftade Hazretleri öylesine hoşnut olurlar ki anlatılamaz. Hatta açar ellerini:-Allah ne muradın varsa versin der -Padişahlar ardınca yürüsün e mi? Bir gün Sultan Ahmed Han yolda Hüdayi Hazretleri’ne rastlar derhal atından inip eyeri gösterir:-Efendim buyurmaz mısınız? Talebeleri Hüdayi Hazretleri gibi mütevazı bir velinin bu teklifi reddedeceğini sanır. Ancak Hüdayi Hazretleri hayvana biner Koca padişahı ardından yürütür. Ama birkaç adım ya gider ya gitmez iner:-Bunu sırf hocamın duası yerine gelsin diye yaptım der -Yoksa padişahımın atına binmek ne haddime! |
| |
| | #29 |
| | Tıkandı Baba VERMEYINCE MABUD NEYLESIN SULTANMAHMUT" Sultan Mahmut tebdili kıyafet bir kahvehaneye girmiş. Bir sandalye bulup oturmuş. Herkes kahveciden bir şeyler istiyor; -Tıkandı baba çay getir -Tıkandı baba ıhlamur getir. Sultan merak etmiş ve kahveciye sormuş; -Baba anlat bakalım. Nedir bu Tıkandı baba meselesi? -Uzun mesele evlat. -Anlat baba anlat merak ettim. Tıkandı baba başlamış anlatmaya; -Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı. Hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. Onlarınki kadar aksin diye bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Uğraşırken çomak karıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden "onlarınki kadar akmasa da olur. Hiç olmazsa eskisi kadar aksın" dedim ve kırılan çomağı oluktan çıkarmaya çalıştım. Ama oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine de açmak için uğraşıyordum. O sırada Cebrail göründü ve "Tıkandı baba tıkandı. Uğraşma artık" dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" kaldı. Hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyorum. Tıkandı babanın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarıdaki adamlarına talimat vermiş; -Bir ay süreyle hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız.. Ertesi gün bir tepsi baklava babaya teslim edilmiş. Tıkandı baba bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı yiyememiştik. Söyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Elinde baklava tepsisi evin yolunu tutmuş. Yolda giderken baklavanın para edeceği aklına gelmiş ve "ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" diyerek işlek bir yol kenarına geçip başlamışbağırmaya; -Taze baklava güzel baklava...O sırada yoldan geçen Kayserili baklavayı beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar. Tıkandı baba aldığı paradan memnun. Kayserili baklavayı evine götürmüş ve hemen bir dilimini ağzına atmış. Dişine takılan şeyi çıkarmış bakmış ki bir altın. Şaşırmış. Diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında bir altın. Ertesi akşam Kayserili "acaba yine gelir mi?" diye aynı yere gelip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi aksam yine bir tepsi baklavayı getirip Tıkandı babaya teslim etmişler. Baba baklavayı satmak için aynı yere uğramış. Kayserili hiçbir şey olmamış gibi "Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım" diyerek pazarlığa başlamış. Tıkandı baba da "Hergün alacaksan biraz daha indirim yaparım" diyerek kendince müşteriyi garantiye almış. Tıkandı babaya her aksam elinde bir tepsi baklavayla gelmiş ve Kayserili de parasını verip tepsiyi eve götürmüş. Aradan bir ay geçtikten sonra Sultan Mahmut ; "bizim Tıkandı babaya bir bakalım" diyerek Padişah kıyafetleriyle kahvehaneye girmiş. Bir de ne görsün bizim Tıkandı baba aynı sefalet içinde. Hiddetlenip sormuş; - Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi mi? -Geldi Sultanım -Peki ne yaptın o kadar baklavayı? -Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim sağolasınız duacınızım. Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. -Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı. Hadi benimle gel gidiyoruz.Sultan babayı devletin hazine odasına götürmüş. -Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır. Küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan "Baba buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar" diyerek askerlerden birini yanına çağırmış. Yavaş sesle talimat vermiş. "Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafearasını ona verin." Askerler Tıkandı Babayı alıp Üsküdar'a götürmüşler. -Baba hele şuradan bir taş beğen. -Niçin taş beğeneceğim. - Hele sen bir beğen sonra söyleriz. Baba şu yamuk bu küçük derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline; -Ne olacak şimdi bu taş. -Baba sen bu taşı atacaksın. Ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını Padişahımız sana bağışladı. -Baba biraz da kızgın taşı kaldırmış tam atacakken elinden kayıp başına düşmüş. Oracıkta rahmete kavuşmuş. Askerler durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş; "VERMEYINCE MABUD NEYLESIN SULTANMAHMUT" |
| |
| | #30 |
| | Kanuni Sultan Süleyman a Cevap : Nemelazım Be Sultanım.. Bir yönetim ne zaman çöker? Kanuni Sultan Süleyman en yüksek duruma getirmiş olduğu devletinin akıbetini hayal eder günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye düşünmeye başlar. Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendi’ye gönderir: - Sen İlahî sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olup da izmihlale uğrar mı? Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma da çok uzun olur:- Nemelâzım be Sultanım! Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan bir mânâ veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünemez. Söylenmeye başlar:- Acaba bilemediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta? Nihayet kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gelir.Sitem dolu sorusunu tekrar sarar: - Ağabey (Süt kardeşidir çünkü) ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme soruyu ciddiye al!Yahya Efendi duraklar: - Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunun üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.- İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece ‘Nemelazım be Sultanım.’ demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştıma der gibi bir mânâ akla gelmektedir.İşte bundan sonra Yahya Efendi tarihî cevabını açıklar: - Sultanım der. Bir devlette zulüm yayılsa haksızlık şayi olsa işitenler de nemelazım deyip uzaklaşsalar sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese bilenler bunu söylemeyip sussa gizleseler fakirlerin muhtaçların yoksulların kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hale gelir…Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan söyleneni başını sallayarak tasdik eder sonra da kendisi böyle ikaz ve irşad eden bir alime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır. |
| |
![]() |
| Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet |
| Etiketler |
| hikayeler, tarihimizden |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yazarları büyüten hikâyeler | Shakespeare | Kültür | 1 | 07.09.07 07:12 |
| Şanlı Tarihimizden Sarsıcı Bilgiler | ibiramcan | Türk Tarihi & Türk Büyükleri | 0 | 06.08.07 19:09 |
| Kısa Hikayeler - Komik Cümleler.. | €R€n | Harbi Muhabbet | 2 | 18.06.07 10:42 |
| Kısa Hikayeler - Komik Cümleler.. | €R€n | Harbi Muhabbet | 4 | 16.06.07 00:43 |
