HarbiForum  

Türklerin İslâmiyet'e Girişi

Türk Tarihi & Türk Büyükleri bölümde Türklerin İslâmiyet'e Girişi konusunu görüntülüyorsunuz.Peygamberimizin İslâm'ı tebliğiyle birlikte dünyanın ücra bir köşesinde yaşayan küçük bir kavim yeni ve büyük ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > Türkiyemiz > Türk Tarihi & Türk Büyükleri

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 07.04.07, 03:07   #1
Standart Türklerin İslâmiyet'e Girişi


Peygamberimizin İslâm'ı tebliğiyle birlikte dünyanın ücra bir köşesinde yaşayan küçük bir kavim yeni ve büyük bir millet hâline geldi. Meçhul basit bir hayat süren ve hattâ aşağılanarak yaşayan insanlar bu dinle birlikte birdenbire tarihin mümtaz kahraman fatih ve dâhîleri oldular. Halife Hazret-i Ömer emrindeki bir avuç Müslüman gâzisiyle 641'de Suriye ve Mısır'ı fethederek koca Doğu Roma'nın kanatlarını kırdı. 642'de Büyük Sâsânî İmparatorluğunu yıkarak Ceyhun kenarına ulaştı ve Türklerle temasa geçti. Ancak bu devrede İslâm'ın merkezinde Hazret-i Ömer ve yerine geçen Hazret-i Osman'ın şehit edilmeleri ve sonraki yıllarda başlayan iç mücadeleler 8. yüzyıl başlarına kadar Türklerle Müslümanların münasebetlerini bir sınır komşuluğundan ileri götürmedi. Bazı kaynaklarda Hazret-i Muâviye döneminde Ubeydullah bin Ziyâd'ın Müslüman olan Türkleri Kûfe'ye yerleştirdiği belirtilmektedir. Daha sonra Emevîler tarafından İslâm İmparatorluğunun bütün doğu bölgelerini içine alan Irak genel valiliğine Haccâc'ın getirilmesi ve bunun da Horasan'a devrin sayılı kumandanlarından Kuteybe bin Müslim'i tayin etmesi (705) savaşları birdenbire alevlendirdi. Müslümanlar kısa zamanda Mâverâünnehir'e hakim olduktan sonra Talas'a kadar akınlarda bulundular. Ancak Türgiş Kağanı Şulu Han idaresindeki Türkler 720 yılından itibaren cephelerdeki hakimiyeti ele alarak Emevî ordularını bozguna uğrattı. Böylece Emevîler döneminde Türkler karşısında başlangıçta başarıyla sürdürülen mücadeleler sonuçta başarısızlıkla son buldu. Ancak bu mücadeleler Türklerin İslâmiyet'i yakından tanımalarına ve tetkik etmelerine zemin hazırladı. Kısa bir süre sonra da Türklerin İslâm'ın bayraktarı olarak dünya sahnesine çıkmasına vesile oldu.
Türklerin hiçbir baskı veya zorla karşılaşmaksızın İslâm'ı kabul etmeleri üç ana sebebe dayanmaktadır. Birincisi Türklerin inanç ve yaşayışlarının İslâm'a çok yakın olmasıdır. Tek bir yaratıcıya iman âhirete ve ruhun ölmezliğine inanma ve yaratıcıya kurban sunma gibi temel inanışlar İslâm'da da vardı. Zinâ hırsızlık gasp adam öldürme yalancılık ve koğuculuk gibi kötü huylar İslâm dininde de şiddetle men ediliyordu. Nihayet İslâmiyet'teki cihad emri Türkün alplik ve fetih görüşüne uygun düşüyordu. Bu gibi sebeplerle öncelikle Mâverâünnehir (Türkistan) bölgesinde yaşayan Göktürkler arasında İslâmiyet yayılmaya başladı. Türklerin İslâmiyet'i kabullerinin ikinci safhası da bu sırada gerçekleşmeye başladı. Daha kuzeyde ve batıda yer alan Müslüman olmayan Türkler özellikle Türkistan'la ticarî faaliyetleri sırasında kendi dillerini konuşan ırkdaşlarının dinine daha çabuk ve kolaylıkla girdiler.

Türkistan Türkleri arasında İslâmiyet'in bu ilk yayılışıyla diğer Türklerin başka yabancı dinlere girişi hemen hemen aynı devreye rastlar.

Doğuda Uygurlar Mani kuzeyde Hazarlar Mûsevî ve batıda Tuna Bulgarları Hıristiyanlık dînine girerlerken Mâverâünnehir'deki Türkler arasında da İslâm 8. asrın başından itibaren yayılmaya başladı. Bu durumun diğer Türk ülkelerini de tesir ve cazibesi altına almaya başlaması Abbâsîler döneminde oldu. Abbâsî halifelerinin Türklere fevkalâde yakınlık göstermeleri bu faaliyetin daha da hızlanmasına sebep oldu. Halife El-Mansur (754-775) zamanından itibaren Türkler Arap ordularına asker olarak girmeye başladı. El-Me'mun döneminde (813-833) Türklerden özel muhafız birlikleri oluşturulmaya başlandı. Nihayet Halife Mu'tasım zamanında (833-842) halifelik ordusunun esasını Türkler meydana getiriyordu. Türk ordusu için Samarra şehrini inşa eden halife sarayını ve payitahtını da buraya nakletti. Müellifler artık Türklerin Araplarla aynı millet gibi olduklarını (İslâm milleti) ve Bizanslılar gibi müşrikler yanında gayrimüslim Oğuzlarla bile savaştıklarını yazmaktadır. Halife El-Mütevekkil zamanında (847-861) ise Abbâsî Devletinin en önde gelen üç şahsiyeti Türk'tü. 10. asrın ilk yarısında emîrül-ümerâlığa iki Türk kumandanı Beckem ve Tüzün getirilmişti. Türklerin Bağdat'ta idareyi ele almaları üzerine uzak eyaletlerde bulunan Türk valiler müstakil birer hükümdar gibi hareket etmeye başladılar. İlk Müslüman Türk devletlerden bazıları bu suretle kuruldu. Bunlar arasında Mısır'daki Tulunoğulları Devleti (868-905) Ahmed bin Tulûn adında bir Türk kumandanı tarafından kurulmuştur. Ahmed bin Tulûn Dokuz Oğuz Türklerindendi. İbn-i Tulûn Mısır'ı birçok mîmârî eserle süslemiştir. Tulûnoğulları Devleti 905'te sona ermiş ve yerine az zaman sonra Tuğaçoğlu Mehmed'in kurduğu Türk İhşidîler Devleti ortaya çıkmıştır.

Ancak bu devletlerde idareci zümrenin Türk olmasına karşılık esas kitle yani halk tabakası daha çok Mısırlılardan oluşuyordu.

İslâmiyet'in devlet ve halk olarak Türkler arasında kabulü ilk defa İtil (Volga) Bulgarları arasında gerçekleşti. Batıya giden Tuna Bulgarları toplu olarak Hıristiyanlaşırken İtil boyu ve Kazan havalisinde kalan asıl büyük Bulgarlar özellikle Türkistan'la olan ticarî ilişkileriyle tanıma fırsatı buldukları İslâm'ı severek kabul ettiler. Bulgar hanı Almış 920'de Bağdat'taki halifeye başvurarak İslâmiyet'in öğretilmesi ve kaleler inşası için kendilerine din ve ihtisas adamı gönderilmesini istedi. Halife Muktedir Billah tarafından gönderilen kalabalık bir elçi heyeti 922 Mayısında Bulgar ülkesine geldi. Almış Han ve maiyeti elçilere fevkalâde bir hürmet ve kabul gösterdiler. Bu tarihten itibaren Bulgar ülkesi Abbâsî halifelerine bağlı bir Müslüman yurdu haline geldi. Ülkede Abbâsî halifesi ve Bulgar Hanı n***** sikkeler basılmakta taş camiler saraylar kaleler ve diğer binalar yapılmaktaydı. Bulgarlar Müslümanlığı kabul ettikten sonra Türk-İslâm medeniyetinin kuzeybatısında en ileri bir ucu olmakla büyük bir değer kazandılar. Bulgar ülkesine gelen Abbâsî elçilik heyeti içerisinde yer alan İbn-i Fadlan yazdığı seyahatnamesinde bu ülke insanlarının temiz doğru çalışkan ve samîmî Müslüman olduklarından bahsetmekte ve Bulgar ilinde gecelerin çok kısa olması dolayısıyla Türklerin sabah namazını kaçırmamak için bir ay geceleri uyumadıklarından söz etmektedir. Bu sözler Türklerin İslâm'ı ne derece güçlü bir inançla kabul ettiklerini göstermektedir.

Kaynak:dallog.com
memati isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla

Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet

Etiketler
girisi, islmiyet_e, turklerin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
PeS 6 TüRKLeRiN CIKARMiS oLDuGu SüpeR ßi PaTCH ßuyRuN ibiramcan Oyun Hileleri ve Yamaları 9 13.02.08 13:46
Türklerin yaptıgı ilk sahte para :D:D siyah Harbi Muhabbet 2 15.08.07 14:46


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 16:35 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.