HarbiForum  

İstiklâl Marşı Nasıl Kabul Edildi?

Türk Kültürü bölümde İstiklâl Marşı Nasıl Kabul Edildi? konusunu görüntülüyorsunuz.İstiklâl Marşı Nasıl Kabul Edildi? İstiklâl mücâdelesinin en çetin bir safhasında milletin duygularını belirtecek bir ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > Türkiyemiz > Türk Kültürü

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 15.04.07, 20:41   #1
Standart İstiklâl Marşı Nasıl Kabul Edildi?


İstiklâl Marşı Nasıl Kabul Edildi?
İstiklâl mücâdelesinin en çetin bir safhasında milletin duygularını belirtecek bir "İstiklâl Marşı"nın yazılması istenmiş ve böylece Maarif Vekâleti tarafından bir müsabaka açılmış ve müsabakada birinciliği kazanacak zâta 500 lira nakdî mükâfat verileceği ilân edilmişti.

Yurdun her tarafından 500'den fazla şâir müsabakaya girmişti. Fakat yazılan marşlar milletin hissiyatına tercüman olacak bir durumda değildi.

Mehmet Âkit marşın mükâfatlı olmasından dolayı müsabakaya katılmamıştı. Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi böyle bir marşın ancak Safahat nâzımı şâir Mehmed Akif tarafından yazılabileceğine inanmış ve 5 Şubat 1337 Milâdî 1921 tarihinde şu mektubu kendisine yazmıştır.

"Pek aziz ve muhterem efendim

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamaklarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır Zât-i üstadânelerinin matlûb şi'iri vücûda getirmeleri maksadın husûli için son çâre olarak kalmıştır. Asl endîşenizin icâbettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehiç vâsıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim.''

Bu mektubun yazılmasından bir ay bile geçmeden milletin istediği İstiklâl Marşı yazılmış ve kahraman orduya ithaf olunmuştu.

Marş Maarif Vekili Hamdullah Suphi ve arkadaşları tarafından beğenilmişti. Yalnız bu marşın üstada-ı rencide etmeden Büyük Millet Meclisi'nden nasıl geçirileceği üzerinde düşünülmüştü. Bu sıralarda Maarif Vekâletince seçilen yedi marş da Büyük Millet Meclisi'ne getirilmişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Mart 1337 (1921) tarihindeki toplantısında kararı Karesi Meb'usu Basri Çantay Meclise gelen marşlardan birinin okunması için bir takrir vermişti. Bu takrir Meclis üyelerinin re'yine sunulmuş ve tasvîb olunmuştur.

Marşlardan birinin okunması için Meclis Reisi tarafından Hamdullah Suphi Bey kürsüye davet edilmiş ve ezcümle şöyle konuşmuştur:
-Arkadaşlar hatırlarsanız Maarif Vekâleti son mücâdelemizin ruhunu terennüm edecek bir marş için şâirlerimize müracaat etmiştir. Birçok şiirler geldi burada yedi tanesi en fazla vasfı hâiz olarak görülmüş ve seçilmiştir.

Hamdullah Suphi Mehmed Âkif'ten bir marş yazmasını rica ettiğini marşın yazıldığını beğenildiğini söylemiş ve intihabının Meclis'e ait olduğunu da sözlerine ilâve etmiştir.

Hamdullah Suphi gür sesiyle Meclis'in kürsüsünde İstiklâl Marşı'nı okumuştur.

"Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır Hakka tapan milletimin İSTİKLÂL"

mısraları ile bu marş Meclis üyelerinin şiddetli ve heyecanlı tezahüratına vesile olmuş salon alkış sesleriyle dolmuştur.

Kastamonu meb'usu Dr. Suad Beyin 12. Mart. 1337 (1921) tarihinde Büyük Millet Meclisi Riyasetine vermiş olduğu takrirde:

Riyâset-i Celîleye :

Müzâkere kifayetini ve Mehmed Akif Beyin İstiklâl Marşı'nın kabulünü teklif ederim.

Bundan başka Bolu meb'usu Tunalı Hilmi de takrir vermiş ise de reddedilmiş ve gene aynı tarihte Karâsi meb'usu Hasan Basri tarafından Riyâset-i Celîleye verilen takrirde:

Riyâset-i Celîleye :

"Bütün meclisin ve halkın takdîrâtını celbeden Mehmed Âkif Beyefendinin şiirinin tercîhan kabulünü teklif ederim. ' '

Takrir Meclis Reisi tarafından oya sunulmuş ve kabul edilmiştir.

Böylece Mehmed Âkif tarafından yazılan marş İstiklâl Marşı olarak ekseriyetle kabul edilmiştir.

Kırşehir Meb'usu Müfid Efendi bu marşın Hamdullah Suphi Bey tarafından Kürsüde tekrar okunmasını Konya Mebusu Refik Koraltan da Milletin ruhuna tercüman olan işbu İstiklâl Marşının ayakta dinlenmesini teklif etmiştir.

Bunun üzerine 12 Mart 1337 (1921) 'de kabul edilen ve kanuniyet kesbeden İstiklâl Marşı tekrar Hamdullah Suphi tarafından okunmuş ve marş ayakta dinlenmiştir.

"Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakkın
Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın."

İşte bu ruh ve îmân ile Türk Ordusu Sakarya boylarında İzmir yollarında Allah'ın lütuf ve insaniyle şecaat ve kahramanlıklarını göstermiş ve nihayet 9 Eylü 1922 tarihinde Hakk'ın vaat ettiği o parlak güneş İzmir ufuklarında doğmuş Müslüman Türkün saffet ve kudreti karşısında düşman büyük bir hezimete uğramış ve denize dökülmüştür.

Aziz ve mübarek vatanımızın her karış toprağı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış zaferin şahikasına ulaşmıştır. Nitekim İstiklâl Marşında:


"Korkma ! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak
O benimdir; o benim milletimindir ancak!" mısraları ne derin bir mânâ taşımaktadır.

İzmir'in meşhur Kadife Kalesi'nde büyük Şanlı Türk bayrağı dalgalanmağa ve şiddetli alkışlar arasında yurdun her tarafında zafer şenlikleri yapılmağa başlanmıştı.

Mehmed Âkif'e niçin istiklâl Marşı'nı Safahâtı'na koymadığı sorulduğunda o büyük insan:

"O benim değildir. Ancak milletimindir." diye cevapta bulunmuştu. Aynı zamanda müsabaka için ayrılan (500) TL. o zaman fakir çocuk ve kadınlara örgü öğretmek bir geçim sağlamak emeliyle teşekkül etmek üzere bulunan Darü'l Nisaiyye'ye teberru etmiştir.

Yakın arkadaşlarından Ankara Baytar Müdürü'nün anlattığı palto hikâyesine göre. Millî Mücâdele sırasında. Ankara Baytar Müdürlüğünde bulunmuş olan bir zât. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi konferans salonundaki bir konuşmasında şöyle demişti:

Mehmed Âkif'in giyecek bir paltosu yoktu. Tâceddin Dergâhi'ndan Büyük Millet Meclisi'ne kadar paltosuz olarak yaya giderdi. O zamanlar Ankara'nın soğuğu çok şiddetli idi. Ben daireme gelir paltomu Mehmed Âkif'e gönderirdim. O da giyer Meclise giderdi İstiklâl Marşı için verilen parayı geri vermesinden dolayı kendisine Mehmed Âkif üzerinde bir palton yok verilen parayı da almazsın dedim. Bunun üzerine bana darıldı paltomu da kabul etmedi. O soğuklarda paltosuz olarak Büyük Millet Meclisine gitti geldi.

Mehmed Akif'in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür hattâ Harb-i Umûmî içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir.

Mehmed Âkif'in rahatsız bulunduğu Alemdağı'nda son günlerde içlerinde Târık Us'un da bulunduğu bir grup üstadın ziyaretine gitmişler Mehmed Âkif bitkin bir hâlde yatağında yatıyordu. Konuşma esnasında söz İstiklâl Marşı'na intikâl ettirilmiş gelen ziyaretçilerden biri:

— Acaba İstiklâl Marşı yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? demiş bu söz üzerine yatağında bitkin bir hâlde yatmakta olan Akif; birdenbire başını kaldırmış ve ona:

— Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!
Evet:
— Allah bir daha bu memleketin bu milletin istiklâlini tehlikeye düşürmesin! Bir daha onu istiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin sözüyle ziyaretçileri susturmuş o büyük insanın ne demek istediği herkes tarafından anlaşılmıştı.

Büyük insan Mehmed Akif Ersoy mezarına milleti için yazmış olduğu istiklâl Marşı'yla konulmuştur. Tarihte kendi eseriyle gömülen ilk bahtiyar ölülerden biri de şüphesiz Mehmed Âkif Ersoy olmuştur.

Cenâb-ı Hak rahmet etsin ruhu şad olsun.


*Veli Ertan Milli Kültür Dergisi Aralık 1979







İstiklâl Marşı'nın Açıklaması
Millî ve manevî değerleri coşkunlukla işleyen edebî eserler o milleti manen kuvvetli kılar. Savaş sırasında cephedeki askere cesaret ve kuvvet geride kalana sabır ve metanet verecek şiirlere hikâyelere destanlara türkülere ihtiyaç vardır. Böyle buhranlı devrelerde milletin şâirlerden yazarlardan beklediği manevî destek budur.

İşte Âkif Türk milletine cesaret metanet sabır aşılamak daha doğrusu onda mevcut bulunan bu duyguları harekete getirmek üzere kaleme aldığı şiirine "korkma" sözüyle başlıyor. "Al sancak" yâni bayrak bir milletin istiklâlinin sembolüdür. O elden ele dolaşan bir meş'ale gibi nesilden nesile sönmeden yere düşürülmeden devredilecektir.

Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklâlini kaybetmesi "yurdun üstünde tüten en son ocağın sönmesi" ise son Türk erkeğinin ölümü demektir. O hâlde son Türk erkeği son nefesini vermeden Türk istiklâlini yok etmek Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zîra bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir. Bize milletimize aittir. Biz yaşadıkça onu kimse elimizden alamaz. Bu kıtada anlatılanları bir cümle ile ifâde etmek istersek; Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe istiklâlini kimse yok edemez.

Şâir ikinci kıtada; bayrağımızın o zamanki kırgın küskün öfkeli hâlini dile getiriyor. Türk vatanının bâzı kısımları istilâ edilmiştir. Bu yüzden bazı bayraklarımız indirilmiş yerlerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke hâlini ifâde eder. Kaş bizim edebiyatımızda hilâle benzetilir. Sevgilinin kaşları dâima hilâl şeklinde gösterilmiştir. Sevgili de nazlı bir güzeldir. Aşıkına eziyet etmekten onu üzmekten zevk duyar. Bayraktaki hilâl de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk ırkını üzmektedir. Türkün beklediği özlediği ise gülen bir yüzdeki kaşlar gibi hilâlin açılmasıdır. Türk milleti bayrağımızı yine göklerde dalgalanır hâlde görmeyi arzu etmektedir. Bir aşıkın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi istiklâle âşık Türk milleti de istiklâlin sembolü olan bayraktan yüzünün gülmesini hilâl şeklindeki kaşının açılmasını beklemektedir. Bu ise milletimizin en tabiî hakkıdır. Çünkü Türkler istiklâlleri bayrakları uğruna pek çok kan dökmüştür. Bu kanları bayrağa helâl etmesi için onun da artık nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması lâzımdır. Bu kıtada Mehmet Âkif üstü kapalı olarak Allah'a hitap etmekte Türk milletine bu dayanılmaz hâli düşman istilâsını reva gördüğü için Allah'a serzenişte bulunmaktadır. Zîra Müslüman Türk milleti asırlarca îlâ-yı kelimetullah (Allah kelâmını Kur'anı yüceltmek) İslâm dînini ve adaletini dünyaya yaymak için savaşmıştır (gaza etmiştir). Bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin düşman istilâsına uğraması haksızlıktır. Bu durum ancak günahkârlara reva görülebilir bir cezadır. Türk Milleti dâima Hakk'a (Allah'a) inandığı taptığı onun yolundan ayrılmadığı için bu cezayı hak etmemiştir. Onun hakkı istiklâldir.

Üçüncü kıt'ada şâir "ben" diyor. Ancak kastettiği mânâ aslında "biz"dir. Türk milleti adına konuşmaktadır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır dâima da hür yaşayacaktır. Ona esaret zinciri vurmaya kalkışmak çılgınlıktır. Zîra böyle bir harekete yeltenenler ağır şekilde cezalandırılır. Türk milleti hürriyeti ve istiklâli uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak kudrettedir. O böyle yüce bir gaye için dağları yırtmak engin denizleri taşırmakbendleri aşmak gibi olağanüstü hareketleri başarabilecek güçtedir. Ergenekon Efsânesi Türk'ün bu üstün vasfını ifâde etmektedir.

Dördüncü kıt'ada şâir vatanımızı istilâya yeltenen Avrupalılara meydan okuyor. Yirminci asrın başında Avrupa medeniyeti artık can çekişmektedir. Ondokuzuncu asırdaki üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Bu yüzden tek dişi kalmış bir canavardır. Ancak Avrupa bu zayıflamış durumunu hazmedemediğinden mevcut teknik imkânlarını seferber ederek topuyla tüfeğiyle bizi yok etmek gayretindedir. Avrupa medeni imkânlarını Türklüğü dünya haritasından silmek için bir vasıta olarak kullanmaktadır Mehmetçiğin süngüsüne topla tüfekle cevap vermektedir. Avrupalı kendini çelik zırhlarla korurken Mehmetçik onun modern silâhlarına îman dolu göğsüyle karşı durmaktadır. Bu silâhlarıyla Avrupalı kudurmuş bir canavar gibi uluyarak kahraman Türk ordusunu sindirmeğe çalışmaktadır. Şâir askerlerimize bu artık eski gücünü kaybetmiş zâlim Müslüman Türk düşmanı haçlı ordularından korkmamalarını îman dolu bir göğsün en modern silâhlara karşı koyabileceğini haykırıyor. Neticede Mehmet Âkif haklı çıkmış Avrupa medeniyeti îmanlı Türk askeri karşısında gerilemeğe mecbur edilmiş bir kısmı Akdeniz'e dökülürken bir kısmı da bayrağımızı selâmlayarak memleketimizi terk etmiştir.

Beşinci kıt'ada şâir yine kahraman Türk askerine hitâp ediyor Türk yurduna alçakları (düşmanları) uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini tavsiye ediyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mâni olacaktır. Bu kıt'ada "uğratmak" sözü de tesadüfen kullanılmış değildir. Şâir bu sözü "Düşman yurdumuza girmesin" "Onu yurda sokma" mânâsına kullanmamıştır. "Uğramak" bir yerde çok kısa bir süre için bulunmaktır. Mehmet Âkif düşmanın çok kısa bir süre için de olsa yurdumuzda bulunmasına müsamaha edilmemesini Türk askerinden islemektedir. Şâir bu hayâsızca akının uzun sürmeyeceğine Allah'ın Türk milletine (Kur'ânda) vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bu îmanını orduya da aşılamak arzusundadır.

Altıncı kıt'ada da şâir Türk ordusuna vatanın kutsiyetini hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük fark vardır. Toprağı vatan hâline getiren onu elde etmek ve korumak için şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Kısacası alelâde toprak büyük bir değer taşımaz. Ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın kanıyla sulanmış olduğu şehit mezarlarıyla dolu bulunduğu için mukaddestir.
Bu vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde vardır. Ancak şehit atalarımızın mezarları sâdece bu vatanın üzerinde mevcuttur. Bu yüzden vatanımızı korumak için seve seve canımızı veririz. Yedinci kıt'ada da aynı duygu ve düşünceler işleniyor. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanın ruhu dini inançlarımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan topraklarında yattığı için vatanımız da cennetten farksızdır. Bu vatan topraklarının her tarafı şehit mezarlarıyla baştan başa doludur. O kadar ki toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Bu yüzden de bu vatan bizim en mukaddes en sevgili varlığımızdır. Canımızı canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah'a seve seve veririz. Esasen her şeyi bize veren Allah'tır. İstediği zaman da elimizden alır. Onun emrine karşı gelmek isyan etmek aklımızdan geçmez. Fakat Allah'tan bir tek dileğimiz vardır: O da bizi yaşadığımız sürece vatanımızdan ayrı düşürmemesidir.

Şâir sekizinci kıt'ada Allah'a hitâp ediyor. Şâirin Allah'tan yegâne dileği mabedinin göğsüne yabancı (düşman) eli değmemesidir. Camilerimiz ve mukaddes saydığımız bütün varlıklarımıza düşman eli değmemelidir. Bu ezanlar ebediyen Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Ezan sesi hiçbir zaman susmamalıdır. İslâmiyetin beş şartından biri de kelime-i şahadet getirmek yani "eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü" demektir. Günde beş vakit okunan ezan'ın mâna ve muhtevası içerisinde kelime-i şahadet de vardır. Bir insanın Müslüman olması için kelime-i şahadet getirmesi şarttır. Ezan ve kelime-l şahadet olmayınca İslâmiyet de olmaz.

Dokuzuncu kıt'ada ezan sesleri yurdumuzun üstünde inlediği müddetçe şehitlerimizin de ruhlarının şâd olacağına işaret ediliyor. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil ölülere hattâ onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir mânâ taşır. Şehit atalarımızın maddeden tecerrüd etmiş (sıyrılmış) ruhları yerden fışkırarak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve arşa yükselecektir.

Son kıt'ada şâir zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalanmakta şafağın kırmızılığıyla adetâ yarış edercesine gök yüzünü Kızıl renge boyamaktadır. Türk ırkı yeniden hürriyetine ve istiklâline kavuşmuştur. Artık onun için yıkılmak yok olmak düşünülemez. Bayrağımız göklerde dalgalanmaya başladığı için şehitlerimizin kanlarını helâl edebiliriz. Zira hedefe ulaşılmış yüce gaye gerçekleşmiştir. Kısacası zafer kazanılmıştır. Esasen bu Allah'a tapan ve doğruluktan ayrılmayan büyük Türk milletinin en tabiî hakkıdır.

Böylece Şâir şiir boyunca vatanımızın kutsiyetini istiklâlin mânâ ve ehemmiyetini bu uğurda canım vermenin her Türk askeri için bir borç olduğunu ifâde etmiştir. Son kıt'ada da kahraman Türk ordusuna çok yakında gerçekleşeceğini ümit ettiği büyük zaferin heyecanını yaşatmak suretiyle onun manevî gücünü son noktasına ulaştırmayı başarmıştır.

İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ

Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü Milli heyecanı koruyacak milli azim ve imanı besleyecek zinde tutacak bir marşın yazılmasını ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.

Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça orduya gönderilerek asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.

Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.

Marş Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.

Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.



İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;

O benimdir o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...

Hakkıdır Hak’a tapan milletimin istiklal!

Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın küskün öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım!

Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarim.

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.

Şair “ben” diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştırhür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalızira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek enginlere sığmayıpdenizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar

“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair batıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla tüfeğiyle tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla tüfekle mızrakla kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma sakin.

Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...

Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı:

Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanin kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatani dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

Canı cananı bütün varımı alsında Huda

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşim

Her cerihamdan ilahi boşanıp kanlı yaşım

Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdir.

Mehmet Akif ERSOY





YARIŞMAYA KATILAN DİĞER MARŞLAR



İSTİKLÂL MARŞI

Türk’ün evvelce büyük bir pederi

Çekti sancağa hilâl-i seheri

Kanımızla boyadık bahr ü beri

Böyle aldık bu güzel ülkeleri

İleri arş ileri arş ileri

Geri kalsın vatanın kahpeleri

Seni ihya için ey namı büyük

Vatanım uğruna öldüköldük

Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük

Siper oldu dağlar gibi sana Türk

Yürü ey milletin efradı yürü

Ak sütü emmiş vatan evladı yürü

Vatan evladın kurban edeli

Milletin hür yaşamaktır emeli

Veremez kimseye bir Çamlıbeli

Bağlanır mı acaba Türk’ün eli



İleri arş ileri arş ileri

Çiğnenir çünkü kalan yolda geri



HÜSEYİN SUAD







İSTİKLÂL TÜRKÜSÜ

Millet aşkı din aşkı vatan aşkı uyansın

Yurduma göz diken al kanlara boyansın

Ya ben ya onlar diyen silahına dayansın

Türk oğludur bu millet

Türkündür bu memleket

Türk oğludur bu millet

Türkündür bu memleket

Düşman gözü tutama yanar dağlar başını

Bağrımızda saklarız vatanın her taşını

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

Türk oğludur bu millet

Türkündür bu memleket

Türk oğludur bu millet

Türkündür bu memleket

Can veririz her zaman hürriyetin yoluna

Ya gazi ya şehitlik ne devlettir kuluna

Ata emanet etmiş namusunu oğluna

Bize Türk oğlu derler

Hep bizimdir bu yerler

Ankara A.S.







İSTİKLÂL MARŞI

Göz yaşına veda et

Ey güzel Anadolu!

Hakkını korur elbet

Türk’ün bükülmez kolu.

Cenk ederiz genç koca

Bugün değil yarın da

Yadımız ağladıkça

İzmir ezanlarında.

Hak yoluna kan olur.

Dünyalara taşarız.

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

Her gün yeni bir hile

Arkasında satıldık.

Her gün yeni bir dille

Yurdumuzdan atıldık.

Yeter ey Kâbe'mize

Elimizden alanlar.

Alıkoyamaz bizi

Yolumuzdan yalanlar.

Biz bu yolda sel olur

Dünyalara taşarız.

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

Hangi alçak el alır

El zinciri boynuna?

Kim Yunan’ı bırakır

Türk kızının koynuna.

Biz ki Türk'üz muhakkak

Her milletten uluyuz.

Yeryüzünde bir ancak

Yurdumuzun kulluyuz.

Yurt yolunda kan olur

Dünyalara taşarız.

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

KEMALEDDİN KAMİ











İSTİKLÂL MARŞI



Ey Müslüman ey Türk oğlu

Açıldı istiklâl yolu

Benim son günlerimdir

Diyor bize Anadolu.

Çek sancağı Türk ordusu

Olmaz Türk’ün can korkusu

Esarete dayanır mı

Türk vatanı Türk namusu?

Bu son savaş bize farzdır

Fırsatımız gayet azdır

Muzaffer ol da ey millet

Altın ile tarih yazdır.

Birleşelim özümüzden

Dönmeyelim sözümüzden

Hem silelim bu lekeyi

Tarihteki yüzümüzden.

İSKENDER HAKİ







İSTİKLÂL MARŞI

Altı bin yıl efendilik yaptın

“Kahraman Türk” idi cihanda adın.

Bir ateşten siperden İslam’a

Sönmeyen bir güneş gibi yaşasın.

Ey büyük ünlü milletimin ileri!

Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!

Düşmanın bir cihansa dostun hak

Hakkın elbet müstakil yaşamak

Atılezvur senindir istiklâl

( Yürü vur ez senindir istiklâl)

ebedi parlasın şu al bayrak.

Ey benim şanlı milletimin ileri!

Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!..







İSTİKLÂL MARŞI

Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;

Türk’ün hilal ü dinine düşman olanlar;

Ceddin o Yıldırım gibi saldın zaman zaman

Yüksek başını eğilmedi bir an cihanlara.

Ey kahramanlar ordusu ey yıldırım-şitab

( Ey kahramanlar ey berk-ı pür-şitab)

göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!

Ey mazi-i havarıkı bin destan olan;

Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan salan

( Baş eğmeyen cihanlara yüz yıl kılınç salan)

Aslan yürekli ordu; demir giy silah kuşan!

Zira hududu kapladı ateşle kan duman

Ey kahramanlar ordusu ey yıldırım-şitab

(Ey kahramanlar ey berk-ı pür-şitab)

Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!


Aslan mücahid ordusu ey haris-i salah

Destinde seyf-i Hak gibi pek şanlı bir silah

Açtın sema-yı millete pürnür bir sabah

Ati bizim… Bizim artık vatan zafer felah.

Ey kahramanlar ordusu ey yıldırım-şitab

( Ey kahramanlar ey berk-ı pür-şitab )

Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!

MEHMET MUHSİN
€R€n isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 07.07.07, 15:09   #2
Standart


saol bilgiler için güzel bir calısma
green_eyes isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 08.07.07, 11:13   #3
Standart


çok tşk.ler emeğine sağlık;)
Rebel Angel isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 13.07.07, 17:43   #4
Standart


tşekkürler qüzel paylaşım
sℍɳ ʙɢℳ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 13.07.07, 19:14   #5
Standart


çok teşekkrüelr emeğine ağlık
carlos1907 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 24.03.08, 12:33   #6
Standart


. kültür??
EMRE isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 12.04.08, 12:33   #7
Standart


Tek kelime ile harika bi paylaşım....!

Teşekkürler...


ramazan_yk isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla

Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet

Etiketler
edildi, kabul, nasil, marsi, istikll


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İstiklal Marşı ||her türkte bulunmalı SЧSTЄM PC-Program 1 24.06.08 23:16
İstiklal Marşı €R€n Türk Kültürü 2 24.01.08 20:35


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 16:35 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.