| |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #11 |
| | yaygın üne kavuşan İbrahim Çallı'dan dolayı bu ressamlar "Çallı Kuşağı" olarak da isimlendirildiler. Çoğunluğu Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu olan Çallı kuşağı ressamları Avrupada sanat eğitimi görerek yetiştiler. Bu ressamlar batı resminde etkisini tamamlamış izlenimci görüşe bağlandılar. Fakat bu akım içinde Batı resminde olduğu gibi renklerle ilgili problemin çözülmesi ihtiyacı ile hareket etmediler. Umumiyetle optik görünüşleri az çok renkçi anlayışla dile getirdiler. Bu sanatçılardan Çallı İbrahim akademikleşmiş izlenimciliğe bağlandı. Zeybek ve Mevleviler adlarını taşıyan eserlerinde olduğu gibi bazı eserlerinde yerli motifleri işledi. Natürmortlarında ve açık hava resimlerinde anlatım ustalığı gösterdi. Fırça tuşlarına önem verdi. Feyhaman Duran izlenimci anlayışı yansıtan eserlerinde titiz bir işçilikle renk ve desen uzlaşmasını birleştirdi. Hikmet Onat genellikle eski İstanbul görüntülerini canlandıran peyzajlar yaptı. Nazmi Ziya izlenimci anlayışı renk problemlerine özel bir dikkat göstererek İstanbul görüntülerini güneş ışığı ve sis gibi unsurlarla birlikte verdi. Çallı kuşağı ne tam anlamıyla Batı sanatının izleyicisi durumundadır ne de bütünüyle yerel nitelikte bir sanat anlayışını temsil eder. Bu ressamlar batı resim sanatından etkilenmekle birlikte bu etkileri kendilerine özgü bir doğaya yaklaşım biçimi içinde özümseyebilmişlerdir. Kendi aralarında gösterdikleri ortak üslup özelliklerinin yanı sıra sezgi ve içgüdünün yönlendirildiği bir arayışla biçimsel sorunları sınırlamada bir gerilimi yaşarlar. Böylece kendi kişisel üsluplarını yaratmada da başarılı olmuşlardır. Bütün bu özellikleriyle Çallı kuşağı Türk resminde kesin bir dönüm noktasıdır. Gerçekte Türk resminin gelişimi çoğunlukla tam bir kesinlik içermeyen ve bütünüyle tek bir görüş çerçevesinde toplanmayan gurup hareketlerinin birbirini izleyen sürekliliği içinde kurulmuş değildir. Çünkü Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve uzantıları ile onları izleyen müstakiller D Gurubu Yeniler ve benzeri guruplaşmalar arasında süreklilikle sonuçlanan bir etki-tepki diyaloğu yoktur. Müstakillerin baştaki kurucuları Refik Epikman Hamit Görele Şeref Akdik Nurullah Berk Hale Asaf Muhittin Sebati Zeki Kocamemi Avni Çelebi Mahmut Cuda ve heykeltraş Ratip Aşir'dir. Müstakiller tek bir bakış açısı çevresinde birleşen bir gurup değildir. Bu ressamlar herbiri aralarındaki üslup ortaklığı kadar üslup ayrılıklarında da birleşmiş bir görünüm sergiler. Buna karşılık amaçlarının Cezanne biçimciliğinin uzantısı olan bir tuş düzeni ile kübizm ve konstrüktivizm gibi akımların biçimsel kuruluşa tanıdığı önceliği bütünleştirmek olduğu söylenebilir. D gurubu 1933 yılında Cemal Tollu Nurullah Berk Zeki Faik İzer Elif Naci Abidin Dino ve heykeltraş Zühtü Müridoğlu tarafından kurulmuştur. Çoğunluğu Sanayi-i Nefisede Çallı ve arkadaşlarının öğrencileri olan D gurubunun kurucuları kendilerinden öncekiler gibi Avrupa'da resim öğretimi görmüşlerdir. D Gurubu Çallı kuşağının renkçiliğine desenin sağlamlığını katarak düzen ve kuruluşa ağırlık veren bir biçim anlayışı ile hareket etmiştir. |
| |
| | #12 |
| | Gerçi müstakiller de Çallı kuşağının izlenimciliğine karşı çıkarak kübizm ve konstrüktivizmde sağlam düzen kuruluşları aramışlardır ancak D gurubu ise müstakillerin yeni anlayışlarını daha aşırı bir boyut içinde vermişlerdir. Gurup üyeleri kendi aralarında farklı anlayışa sahip olmakla birlikte Türk resmine yeni bir entelektüel yaklaşım getirmek resimde tekniği düşünce ile birleştirmek gibi ortak bir amaçta birleşmiş görünürler. Gerek düşüncede gerekse uygulamada "akademizme ve körükörüne doğa kopyacılığına" aynı oranda karşıdırlar. Ancak sözcülüğünü ettikleri "Lhote" biçimciliği etkinlikleri doruk noktasına ulaştığı sıralarda Avrupa'da çoktan akademik sayılan bir boyut kazanmıştır. D Gurubunun Türkiye'de resim kültürünün yaygınlaştırılmasında katkıları çok büyüktür. 1940'larda etkili olan Yeniler Gurubunda ise Nuri İyem Agop Arad Selim turan Avni Arbaş Nejat melih Devrim Kemal Sönmezler heykeltraş Faruk Morel ve afişçi Yusuf Karatay bulunmaktadır. Yeniler kendilerinden önceki D Gurubunun aşırı Avrupa sanatı taraftarlığına ve biçimciliğine karşı toplumsal içeriğin önemini vurgulamak amacında birleşmişlerdir. Onlara göre sanat ve resim toplumun sorunlarına dönük olmalı gerçek yaşamı yansıtmalı insanların güncel uğraşlarını konu almanın yanı sıra onların sevinç ve üzüntülerini de belirtmeliydi. Ancak yenilerin tutumları kendi içinde kavranabilir bütünlüğü olan bir resim dili yaratmaya yetmemiştir. Çünkü Yeniler toplumsal konuların resimsel anlatımının gerektirdiği biçimlere yönelmek yerine geleneksel ve Cezanne kökenli biçim modellerinin birleşimi bir anlayışla hareket etmişlerdir. II. Dünya Savaşından sonra Batıda genel olarak soyut sanat özel olarak da soyut dışavurumculuk geniş çapta gelişmeler sağlamıştır. Batıdaki benzerleri gibi Türk resim sanatında da soyut eğilimler teknik ve biçim açısından iki temel davranış biçimi içinde sınıflandırılabilirler. Bunlardan ilki düzenli bir fırça işçiliğine ve yüzeysel geometrik bir biçim anlayışına dayanan akılcı kuralcı ve katı yaklaşımdır. Diğeri ise dağınık bir tutuş ve serbest fırça işçiliği üstüne temellenen lirik kendiliğinden disiplinsiz ve bir yere değin de ifadeci olabilen duyarlı organik yaklaşımdır. Sabri Berkel Halil Dikmen Cemal Bingöl Şemsettin Arel Arif Kaptan ve Hamit Görele daha çok geometrik kuruluşlara düz yüzeylere sert ve açısal biçimlerle çalışan soyutçular arasında yer alırlar. Öte yandan Şemsettin Arel Abidin Elderoğlu ve bir yere değin de Sabri Berkel'in hat sanatı ve kaligrafiden esinlenen yapıtları soyut biçime geleneksel bir bağlam kazandırma arayışlarının ürünüdür. 1970'ler Türk resminde evrensel ve yerel soyut ve somut gibi karşıt eğilimlerin berraklaşmaya dönüştüğü ve bazı sentezlere ulaştığı bir başlangıcı yaşar. Yaşlı kuşak sanatçıların bir kısmı giderek ağırlık kazanan yeni gelişmelere ayak uydurmaya çalışırken bir kısmı da kendi bireysel üsluplarını derinleştirmeye yönelirler. Genç kuşak içindeki tutarlı kişilikler ise geçmişe oranla daha belirgin bir biçim-içerik bütünlüğü ile yeni arayışlara girişirler. |
| |
| | #13 |
| | 1970'lerde resim sanatı beş temel anlayış doğrultusunda biçimlenmektedir. 1. Soyutçular 2. Soyut ya da figüratif biçimci yaklaşımlar 3. Soyutlanmış figüratif biçimde lirik arayışlar 4. Yerelci ve toplumcu eğilimler 5. İfadeci ve eleştirel figüratif yaklaşımlar Soyutçular : Sabri Berkel Adnan Çoker Ömer Uluç Burhan Doğançay Erol Eti Eral Alantar Adnan Turani Güngör Taner Hali Akdeniz Tomur Atagök. Soyut ya da figüratif biçimciler : Gürel Yontan Şükrü Aysan İsmail Saray Ahmet Öktem Serhat Kiraz Soyutlanmış figüratif biçimde lirik arayışlar : Özdemir Altan Turan Erol Orhan Peker son yıllarında Bedri Rahmi Şadan Bezeyiş Mustafa Esirkuş Nuri Abaç Erol Akyavaş Dinçer Erimez Burhan Uygun Zahit Büyükişleyen. Yerelci ve Toplumcular : Osman Oral İsmail Altınok Hüseyin Bilişik Duran Karaca Kayıhan Keskinok Mehmet Güler Yalçın Gökçebağ Veysel Günay Mehmet Başbuğ. İfadeci ve Eleştirel Yaklaşımlar : Alaettin Aksoy Mustafa Ata Neşe Erdok Mehmet Güleryüz Ergin İnan Kemal İskender Balkan Naci islimyeli Özer Kabaş Erol Kınalı Hüsamettin Koçan İbrahim Örs Kadri Özayten Gürkan Çoşkun Utku Varlık. 1970'lerle birlikte İstanbul Ankara ve İzmir gibi Türkiye'nin büyük kentlerindeki sanat etkinlikleri geçmişe oranla eşi görülmedik boyutlarda bir gelişme göstermiştir ve hala da göstermektedir. Galerilerin sayıları çok büyük bür artış göstermiş ve bu olgunun etkisiyle resme olan ilgi büyük ölçüde artmış kolleksiyoncu çevreler ve resme meraklı aydınlar daha çok resim toplamaya yönelmişlerdir. Heykel Cumhuriyet dönemi heykelciliği plastik ve estetik veriler açısından zengin bir geçmişin henüz çok genç mirasçısıdır. Anadolu'ya bakıldığında bu toprakların birbirinin üzerine kurulmuş çeşitli medeniyetlerden kalan farklı sanat anlayışıyla yapılmış heykellerle dolu olduğu görülür. Atatürk önceleri Arap ve Acem Kültürlerinin izlerini taşıyan daha sonra da Tanzimat'la birlikte Batıya yönelen Türk sanatının doğuya ya da batıya özenen değil de kendine özgü biçimini yaratan ve uygulayan bir şekle gelmesi için sanata ve kültüre inkilapların en başında yer vermiştir. Milleti yaşatmak çağdaş kültür düzeyine eriştirmek ona katkıda bulunmak için sanatın büyük düşünsel-itici gücüne inanan Atatürk güzel sanatlara öncelik tanımıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra heykel sanatının geliştirilmesi için alınan önlemler şöyledir : |
| |
| | #14 |
| | a.Türk tarih Kurumunun önderliğinde arkeolojik çalışmaların genişletilmesi. Bu çalışmalar örneklemeyi çoğaltması ve ufku geliştirmesi açısından heykel sanatı için önemli birer kaynaktırlar. Anadolu topraklarında yapılan kazılarda M.Ö. 8 bin yılına ait pek çok taş ocağı bulunmuştur. Özellikle Yesemek bölgesi taş ocakları bugün dahi dünyada eşine az rastlanır heykel üretim yerleridir. Heykellerin stillerinde ekolleşme uzmanlaşma görülür. M.Ö. 2 bin yılından kalan Alaca Höyük Kalın Kaya Boğaz Köy ve Tilmen Atölyeleri Von der Osten tarafından 1926'da gün ışığına çıkarılabilmiştir. b. Dışarıdan öğrenci gönderme heykelci çağırma. 1924'ten itibaren sanatçıların gelişmesi ve eğitilmesi için bu konuda merkez olan Paris Münih gibi şehirlere burslu öğrenciler gönderilir. Ratip Aşir A. Hadi Bara Zühtü Müridoğlu Nusret Suman ilk giden heykelcilerimizdendir. Aynı zamanda heykel eğitiminde yabancı sanatçılardan yararlanılır. 1937'de Hitler Almanya'sından kaçan R. Belling Türkiye'ye gelir. Kendisi "Kasım Gurubu" nun kurucularından ve dünya sanat tarihine çığır açan "DREIKLANG" adlı eserin sahibidir. Resim ve heykel arasındaki farkın üçüncü boyutta düğümlendiğine inanan bir sanatçıdır. Belling plastik değerler yöntem entelektüel gelişim açısından Türk heykel sanatında çok önemli bir yer tutan bir öğretici olmuştur. Hüseyin Özkan Hakkı Atamulu Yavuz Görey Rahmi Artemiz İlhan Koman Zerrin Bölükbaşı Hüseyin gezer Turgut Pura Şadi Çalık Belling'in öğrencilerinin başlıcalarıdır. Ancak belirtilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Türk heykelcileri bu yıllarda ülkemizde çalışmış yabancı heykelcilerin idealize ya da abartılı anatomik yapılı heykellerini -bir kaç örnek dışında- benimsememişlerdir. c.Sanat ortamı yaratılması . Çeşitli gazetelerde yayımlanan makaleler çıkarılan dergiler basılan eserler iletişimi sağlarken sanatın gelenekselleşmesini sağlayacak onu benimseyerek destekleyecek izleyici topluluğunun gelişmesine yardımcı olmuştur. Heykel sanatını sevdirmek yurdumuzda yaygınlaştırmak amacıyla çeşitli ödüller konulmuş yeni okullar eğitim enstitüleri müzeler devlet sergileri galeriler açılmıştır. Atatürk'ün emriyle 1937 yılında Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesinin Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmesi 1939 yılından başlayarak her yıl düzenli Devlet Resim ve Heykel Sergilerinin açılması bu alanda Cumhuriyetten sonra sağlanan gelişmeyi göstermektedir. Güzel sanatları ülke düzeyine yaymak amacıyla Devlet eliyle 23 güzel sanat galerisi ve resim-heykel müzesi açılmıştır. Ayrıca son yıllarda büyük şehirlerde özel resim galerilerinde resim heykel çalışmaları ve sergileri çok yaygınlaşmıştır. 1986 yılı Mayıs ayında düzenlenen I. Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Bienali Türk sanatının geniş manada dünyaya açılışını sağlayan faaliyetlerden biridir. İstanbul ve Ankara'daki Üniversitelerin güzel sanatlarla ilgili fakültelerinde modern anlamda plastik sanatlar eğitimi yapılmakta ve geleceğe umut vadeden sanatçılar yetişmektedir |
| |
| | #15 |
| | Tarihi heykel sanatı şematik kütle plastiği ile üsluplaşmış kabartma örneklerden oluşur. Osmanlılarda figürlü ve anıt-heykel yoktur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte bu sanat dalının geliştirilmesi önem kazanmıştır. Türkiye'de heykel sanatı Cumhuriyet devrinde Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerden başlayarak Anadolu şehir ve kasabalarının meydanlarına kadar yayılan Kurtuluş Savaşı ve Atatürk anıtlarıyla gelişmiştir. İlk anıt 1925 yılında İstanbul'da Gülhane Parkına dikilmiş bunu 1928 yılında Taksim'de yapılan Cumhuriyet Anıtı izlemiştir. İlk örnekler yabancı sanatçılar tarafından yapılmış 1930'lardan itibaren Ratip Aşir Acudoğlu Zühtü Müridoğlu Kenan Yontuç gibi heykeltraşlar yetişmiş ve anıt heykelciliğinde kendilerine has üslupla eserler vermişlerdir. Bu dönemde çok sayıda büst çalışmaları da yapılmıştır. 1950'li yıllardan itibaren Şadi Çalık Turgut Pura Kuzgun Acar gibi sanatçılar soyut form anlayışını zorladılar ve değişik eserler vücuda getirdiler. Ali Teoman Germaner Hakkı Baha Çavuşgil Sebahat Acuner Gürdal Duyar Tamer Başoğlu Namık Denizhan Saim Bugay Koray Ariş gibi orta kuşak sanatçıların yakın yıllardaki çalışmalarından kurallar yapılmış heykele çağdaş görünüm kazandırma çabaları farklı anlayıştaki sanatçılar tarafından paylaşılmıştır. Süsleme Sanatları Türklerde süsleme sanatları M.Ö. I. asırdan başlayarak günümüze gelmiştir. Çini minyatür telkari ebru vitray hüsn-ü hat teship oymacılık cam kakma gibi dallarda gelişen süsleme sanatlarının en güzel örneklerini Selçuklular ve Osmanlılar zamanında görmek mümkündür. Bütünüyle uygulamalı sanatlar olan bu tür çalışmalar sanattan çok zenaat olarak kabul görmüştür. Bu sebeple çok farklı üslupları olmasına rağmen sanatçılar eserlerinde imza kullanmamışlardır. Günümüzde bu sanatlardan büyük bir kısmı devlet desteği ile okullarda ve meraklı amatör sanatçılarla varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. a. Çinicilik Türk süsleme sanatları içinde önemli yeri bulunan dallardan biri de çini sanatıdır. Anadolu Türklerinde seramik sanatının çok eski bir geleneğe sahip olduğu bilinmektedir. Büyük Selçuklu Gazneliler ve Karahanlılar İslam dünyasında çini sanatının lideri durumundaydılar. Selçuklu döneminde iç ve dış mimaride kullanılan çiniler daha çok turkuvaz kobalt mor ve siyah renkliydi. Bu dönemde sade renkli çiniler yanında bitki desenli hayvan ve insan figürlü ve mitolojik karakterli olanları da vardı. Bu çiniler mozaik tekniğinde veya tek renkli levhalar halinde idi. Tarihte bilinen en eski Selçuklu çinileri Konya'da kullanılmıştır. Konya'daki Alaaddin Cami ve Beyşehir Gölü civarında bulunan Kubadabat Sarayı bu çinilerin en güzel örnekleri ile kaplıdır. Çini sanatı XIV-XVII asırlar arasında Osmanlı sanat ve mimarisinin en önemli unsurudur. Bu asırlarda çiniler medrese cami tekke imarathane hamam |
| |
| | #16 |
| | köşk saray. Konak şadırvan sebil çeşme kütüphane kilise gibi binalarda geniş kullanma alanına sahiptir. Çini üretiminin en önemli iki merkezi İznik ve Kütahya'ydı. Osmanlılardan günümüze kadar gelen en eski çiniler İznik'te Yeşil Cami Minaresinde görülmektedir. Bu cami 1391-1392 yıllarında yapılmıştır. Osmanlı çinicilik sanatının başlangıç devrinde duvar çinilerinde renk ve teknik Selçuklu geleneğinin devamıdır. XV. asırdan itibaren Osmanlı çiniciliği kendine has tarzda gelişme gösterdi. 1420'de yapılan Bursa Yeşil Cami ve Türbesi'nde Selçuklu çinilerden farklı olarak sarı ve yeşil renkte çiniler kullanılmış bitki ve çiçek motifleri yeni bir zevk ve anlayışla daha zengin bir şekilde yapılmıştır. Bursa Muradiye Camii Osmanlı sanatında ilk defa olarak firuze ve beyaz duvar çinilerinin kullanıldığı en eski örnektir. Mozaik sıraltı ve renkli sır teknikleriyle imal edilen ilk devir çinileri Osmanlıların en önemli çini merkezi olan İznik'de yapıldı. İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan (1472) Çinili Köşk'de genellikle sarı renk hakimdir ve Selçuklu geleneğinin devamı olan mozaik çiniler kullanılmıştır. XVI. asrın ortalarına doğru İstanbul'da mozaik çiniler ve altın yaldızlı tek renkli çiniler tamamen kayboldu. Bunların yerini renkli sır tekniğinde yapılmış dört köşe levhalar halinde çiniler aldı. Rumiler ve Hatayiler arasında palmet ve rotüs motifleri olan çiçek ve üsluplaştırılmış yapraklardan meydana gelen süsleme bu devir çiniciliğinin özelliğidir. 1522'de yaptırılan Sultan Selim Türbesi ve 1548'de yaptırılan Şehzade Mehmet Türbesi bu özelliği gösteren örneklerdir. Yeşil sarı ve laciverthakim olmak üzere yer yer firuze ve uçuk kırmızının kullanıldığı bu çinilerde klasik rumi palmet motifleri arasında büyük nar çiçekleri güller yapraklar ve rozetler görülür. XVI. asrın yarısından itibaren çiniler sıraltı tekniği ile yapılmaya başlandı. Firuze mavi koyu yeşil açık lacivert ve beyaz bu dönemin hakim renkleri oldu. Mercan kırmızısı da bu dönemin özel renkleri arasındaydı. Üsluplaştırılmış motifler palmet ve rumilerin yerine çiçek ve yapraklarla şakayık narçiçeği gül lale ve sümbül motifleri aldı. Bu yeni üsluptaki çinilerin en güzel örneği İstanbul'da Süleymaniye Camii Mihrabının iki yanında görülür. Sultan Ahmet'teki Sokullu Mehmet Paşa Camii Kasımpaşa'da Piyale Paşa Camilerinde mercan kırmızısı çiniler hakimdir. Mercan kırmızısı çiniler Topkapı Sarayında geniş ölçüde kullanılmıştır. Hırkai Şerif Dairesinde tavus kuşlu çiniler Harem Dairesinin Altın Yol adı verilen koridorunda bulunan üç pano Üsküdar'da Valide Camii çinileri ve Edirne Selimiye Camii mihrabının iki tarafında ve Hünkar Mahfilinde görülen zengin çini dekorları bu devrin en güzel örnekleridir. XVII asrın başlarında çini sanatında bir duraklama görülür. Şehzade Camii avlusundaki Damat İbrahim Paşa Türbesinde uzun zamandır görülmeyen geometrik yıldız motifleri tekrar ortaya çıktı. Lale ve karanfillerle mercan |
| |
| | #17 |
| | kırmızısı kayboldu yerini soluk kırmızı aldı. Yine aynı yıllarda yapılmış III. Mehmet Türbesi (1603) ile Topkapı Sarayında I. Ahmet Kütüphanesi çinilerinde yeşil renk hakimdir. Topkapı Sarayından sonra çini bakımından en zengin eser olan Sultan Ahmed Camii'nde 20.143 parça çini vardır. Bu çinilerde yeşilve mavi renkler hakimdir. İrigül lale sümbül karanfil ve uzun yapraklı motifler görülür. Bu motifler arasında yalnız karanfil ve lalede kırmızı renk kullanılmıştır. Bu devrin öteki örnekleri Topkapı Sarayında Sultan İbrahim tarafından yaptırılan Sünnet odasının duvarlarında IV. Sultan Murad'ın yaptırdığı Bağdat Köşkü'nde görülür. Batılılaşma hareketleri XVII. Asırdan itibaren bu sanat dalının bir süre duraklamasına sebep olmuş Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında bu sanatı yeniden canlandırmak için Beykoz ve Yıldız'da sert fayans ve porselen fabrikaları kurulmuştur. Bu fabrikalar Batı tekniğini Türkiye'ye aktarmıştır. 1919 yılında Sanayi-i Nefise mektebinde açılan seramik atölyesi eski ile yeni arasında bağ kuran yeni sanatçıların yetişmesine yardımcı olmuş daha sonra güzel sanatlar akademisi bu sanat dalının çağdaş örnekler vermesine yardım etmiştir. 1960 yılından itibaren seramik sanatı gerek yurt içinde gerekse yurt dışında orijinal eserlerle varlığını hissettirmektedir. Osmanlıların ilk devrinden itibaren İznik'ten sonra ikinci çini merkezi olan Kütahya bugüne kadar bu sanatı devam ettiren tek merkez haline geldi. Kütahya'da eski renk ve desenleri taklit eden çini sanatı vazo duvar tabağı kül tablası gibi dekoratif eşyaya ağırlık vererek devam etmektedir. b. Minyatür Türklerde biçim çizgi ve rengin temel örnekleri ve figürlü sanatın ilk eserleri minyatür sanatı şeklinde gelişti. Türk minyatürcülüğü Orta Asya'dan Selçuklulara Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan İstanbul'un fethine ve Lale Devrine uzayan asırlar içinde değişik akım ve anlatım şekilleri kazanmıştır. Türk minyatür sanatı islamiyetten sonra kitap süsleme sanatı olarak değiştirilen kitap çapına uyacak özellikler göstermektedir. Işık ve gölge yerine düz veya kuyruklu çizgileri örten saf veya parlak renkler kullanılır. Minyatür milli sanat niteliğini Selçuklular döneminde kazanmış bu dönemde Nakışhane ve Nigarhane denilen resim okulları kurulmuştur. Bu dönemde İran ile minyatür sanatçısı değişimi yapıldığından Türk-İran minyatürleri birbirlerini etkilemiştir. Ancak Türk minyatürleri başlangıçtan itibareb daha gerçekçi bir anlatıma sahipti ve günlük hayatı aksettiriyordu. Minyatürde Osmanlı üslubu XV. asırda belirginleşmiş klasik örneklerini XVI. asırda vermiştir. XV. asırda Fatih Sultan Mehmed şairlere ve nakkaşlara rahat çalışma imkanları hazırlatmış tanınmış İtalyan ressamları saraya davet ederek bir anlamda batı resminin Türkiye'ye girmesini sağlamıştır. İtalyan ressamlardan Matteo di Pasti ile Constanzio di Ferrara Fatih'in tasvirini taşıyan madalyalar yapmışlardır. Ünlü ressam Bellini de Fatih Sultan Mehmed'in portresi |
| |
| | #18 |
| | yanında İstanbul'un çeşitli görünümlerini resmetmiştir. XVI. asırda klasik eserlerini veren minyatür sanatına Fatih Sultan Mehmed devrinde sarayda çalışan yabancı ressamların da tesiri oldu. Kanuni Sultan Süleyman devrinde imparatorluğun çeşitli bölgelerinden özellikle doğudan gelen sanatçılar sarayda Türk nakkaşlarıyla birlikte çalıştılar. Bu dönemde edebiyatı konu edinen yazmaların yanında tarihi konular da resimlendirilmeye başladı. Bu durum sanatçıların değişik kompozisyon denemelerine yardım etti ve klasik üslubun doğmasına yol açtı. Klasik üslubda en değerli minyatürler II. Mahmud'un zamanında yapıldı. Bu dönemde padişahların savaşlarını seferlerini başarılarını hünerlerini düğünlerini anlatan yazmaların resimlendirilmesiyle gerçekçi bir üslup ortaya çıktı. Türklerde XVIII. asırdan önceki tasvir sanatının temel özelliği iki boyutlu oluşudur. Minyatür yaşanan çevreden etkilenmekle beraber nesneye bütünüyle bağlı kalmamış süslemeye çok önem verilmiş düz ve parlak renkler tercih edilmiştir. Osmanlı minyatüründe İran minyatürünün romantik peyzaj anlayışı sadeleştirildi ve peyzaj bütünüyle fon olarak kullanıldı. İnsan figürleri mimari yapılar konunun esas unsurları minyatürde ön plana çıktı. Klasik Türk minyatüründe çizgiler düz renkler canlı üslup hikayecidir. Bu gerçekçi ve hikayeci üslup XVIII asra kadar devam etti. Osmanlı minyatür sanatının en belirgin özelliği sağlam yapılı kahramanları sadeliği konuların gerçek hayattan seçilişi ve renk anlayışıdır. Önemli niteliklerden biri de Osmanlı minyatürlerinin birer tarihi belge oluşur. XV asırda Nigari XVI asırda Nakkaş Osman XVII asırda Nakkaş Hasan XVII asırda Levni minyatür sanatının en belli başlı temsilcileridir. Cumhuriyet sonrasında minyatürcülük konusunda en önemli çalışmaları Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver gerçekleştirmiştir. Araştırmalarının yanısıra kendi de minyatürler yapmıştır. Günümüzde minyatür konusunda bazı bireysel çalışmalar haricinde üretime yönelik bir çaba söz konusu değildir.Mimar Sinan Üniversitesi Türk Süsleme Sanatları bölümünden Mihriban Sözen ve Neşe Duyar minyatür çalışması yapan sanatçılardır. c. Telkari Orijinal Türk Maden sanatlarından olan Telkari işçiliği büyük bir sabır titizlik hayal gücü ve incelik gerektirir. Bu ince Türk sanatı ile Tespih Köstek Küpe Yüzük Bilezik Broş Kemer Tütün tabakaları Mücevher kutuları gibi süs eşyası yapılmaktadır. Bugün Diyarbakır'da gümüşle Trabzon'da altınla yapılan telkari işleri bulunmaktadır. |
| |
| | #19 |
| | d. Vitray Vitray denilen renkli camlarla daha çok pencereler süslenerek mimariye zerafet ve güzellik kazandırılmıştır. Osmanlı döneminden günümüze ulaşan dini ve sivil mimari eserlerinde ilgi çekici vitray örnekleri görmek mümkündür. Cam eşyayı süsleme sanatı da Türkler arasında gelişmişti. e. Cam İşlemeciliği Çeşm-i Bülbül denilen cam işleme tarzı bütünüyle Türklere has bir sanat ürünü olarak ün yapmıştır. İlk olarak 1848'de İstanbul'da Çubuklu semtinde kurulan bir cam fabrikasında Çeşm-i Bülbül tarzında eşyalar yapılmağa başlandı. Özel bir cins camdan yapılan bardak sürahi vazo ve gülapdan gibi eşyaya Çeşmi-i Bülbül denmesinin sebebi üzerindeki çizgilerin bülbül gözündeki tahrirlere benzemesindendir diye bilinmektedir. Çeşm-i Bülbül adıyla anılan eşyada en çok kullanılan renkler süt mavisi koyu kırmızı ve zümrüt yeşilidir. Altınlı kabartma çiçekli ve tespihli olanları da vardır. f. Ebru Kağıt süsleme sanatı olan ebru çiftçilikte kaplama işlerinde hüsn-ü hat (güzel yazı) pervazlarında teship cetvellerinde ve üzerinde yazı yazmakta kullanılmaktadır. Türk ustaların elinde en güzel örneklerini veren ebru sanatının Türkistan'dan ipek yolu ile İran'a oradan Anadolu'ya geçtiği tahmin edilmektedir. Osmanlılarda kitap ve yazıları süslemekte kullanılan ebru sanatı çok gelişmiş ve güzel örnekler vermiştir. En eski ebru örnekleri Topkapı Sarayındaki XV. asra ait süsleme kağıtlarıdır. Eski ustalar dalgalı ebru yanında süslü şekiller ve çiçeklerde yaparlardı. Bu şekillerden ebruları kimin yaptığı anlaşılır ve bu sebeple ebru çeşitleri özel isimlerle anılırdı. Ebru sanatı resim sanatı içinde bugün de devam etmektedir. g. Teshib Osmanlılarda kitap süsleme sanatlarından olan teshib saray nakkaşları elinde hat sanatıyla birlikte gelişti. Fatih Sultan Mehmet devrinde teshib sanatında zengin motif düzenleri yapılmaya başlandı. Nilüfer ıtı yaprağı çeşitli matayi ve goncalar ayırma rumilerle yapılan kompozisyonlar üsluplaştırılmış lale karanfil yaprak bulut gibi motifler değerli eserleri süsledi. Bu dönemin Teshib'in de kullanılan hakim renkler sarı ve yeşil altınla birlikte açık mavi siyah beyaz yeşil karmen ve turuncudur. XVI asırdan itibaren lacivert siyah açık mavi de Teshib renkleri arasına katıldı. Bu asırda zevk teknik ve kompozisyon çok gelişti. Motif olarak sıralama rumi narçiçeği lale karanfil haseki küpesi mine ve üsluplaştırılmış çiçekler kullanıldı. Renkli cetveller çeşitli geçmeler orta bağı tepelik denilen motifler Teshib'de önemli yer tuttu. XVII asırdan itibaren bu sanatta gerileme batılı anlamda resim sanatında gelişme başladı. |
| |
| | #20 |
| | h. Tahta Oyma Türkler tahta oymacılığı sanatı ile çeşitli eserler meydana getirmişlerdir. Özellikle oyma suretiyle yapılan mihrab minber mahfel ve merdiven korkulukları çeşitli mobilya rahle cüz muhafazası gibi eşyalar değişik sanat eserleri niteliği kazanmışlardır. i. Kakma Masif veya kaplamalı yüzeylere renkli kaplama sedef fildişi metal gömerek yapılan kakma sanatı Türklerde daha çok ev eşyalarına uygulandı. Özellikle sedef kakmacılığı kakmacılığın en yaygın şeklidir. Tabureler beşikler çekmeceler sedirler takunyalar sedeflerin kenarına gümüş tel kakarak işlenirdi. Gümüş veya pirinç eşya üzerine kakma altın veya gümüş tel ve çubuklarla yapılırdı. Kakma yapılacak satıh üzerinde istenen şekilde yuvalar açılır ve yuvalara tel veya çubuklar yerleştirilirdi. Gümüş kutular tabakalar mangallar tepsiler kılıç kama bıçak tabanca tüfek kabzaları ağızlıklar çubuklar bu suretle süslenirdi. Tahta üzerine yapılan kakmalar ya bir başka cins ve renk tahta ile veya ana tahtanın bünyesine uygun başka maddelerle yapılıyordu. Kakılacak tahta parçaları geometrik şekillerle kesilir minberlerde kapılarda rahle kutu gibi eşyalarda bu parçalar oyuklarına yerleştirilerek süslemeler yapılırdı. Kuyumculukta kakmacılık kıymetli taşları yine kıymetli madenler üzerine kakarak uygulanıyordu. Hünkar koşumları pabuçlar değerli kutular fincan zarfları kitap kapları gibi eşyalar bu yolla süslenmişti. Osmanlı mimarları özellikle Mimar Sinan ve öğrencileri kakmacılığa önem vermişler Topkapı Sarayı Has Bahçesinde kakmacılığı geliştiren bir atölye kurulmuş yapı sanatının bir kolu olarak taş ve tahta üzerine kakmacılık metodları geliştirilmiş ve öğretilmiştir. Osmanlılar dönemine ait gerçek iç ve dış mimarinin çeşitli bölümleri yazı levhaları tahtlar minber arhle kitap muhafazalı kutu ve çekmeceler dolaplar takunya kaşık beşik gibi kakma sanatını sergileyen pek çok eser mevcuttur. j. Hat Yazı kompozisyonlarında kompozisyonun kullanılmasıdır. Köşeli harflerle çivi yazısını hatırlatan "kufi" yazı türü geometrik süslemeye çok uygun olduğundan çok sık kullanılmıştır. Ahşap oymalarda binaların cephelerinde ve kapılarında camilerde Kur'an'dan alınmış hadis ve ayetler ana süsleme öğesi olarak kullanılmışlardır. Kur'an' ın daha seri yazılması gerektiğinde ise daha akılcı bir yazı karakteri olan "nesih" doğmuştur. Önemli yazı türleri : Küfi sülüs muhakkak reyhani nesih celi tevki rit'a talik nestalik divani ve siyakattır. Osmanlı döneminde ünlü hat ustaları Şeyh Hamdullah Ahmet Karahisarı Hafız Osman Mustafa Rakım Derviş Ali Mustafa İzzet Hattat Sami Şevi ve Niyazi beyler'dir. |
| |
![]() |
| Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet |
| Etiketler |
| dili, edebiyati, turk |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| TÜrk Edebİyati | P®€ñ§£$ | Edebiyat ve Kitap | 0 | 05.04.08 19:12 |
| TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI DERSİNİN TANITIMI | SaMeT46 | Edebiyat ve Kitap | 0 | 31.12.07 22:51 |
| Yenİ TÜrk Edebİyati | yalnızlar rıhtımı | Edebiyat ve Kitap | 0 | 01.08.07 14:43 |
| Ii.meŞrutİyet Sonrasi TÜrk Edebİyati | yalnızlar rıhtımı | Edebiyat ve Kitap | 0 | 30.07.07 15:01 |
| Eskİ TÜrk Edebİyati | yalnızlar rıhtımı | Edebiyat ve Kitap | 0 | 30.07.07 15:00 |