| |||||
| Kayıt ol | Arama | Bugünki Mesajlar |
| 03.02.08, 11:07 | #1 |
| | Asli İle Kerem Aslı ile Kerem'in hikayesi... ilk Bölüm 'Bi can bi canı sevse Alemi sancı tutar' Zamanlardan bir zaman, şehirler güzeli Isfahan'da, adalet ve mürüvvetiyle, dağdaki kurda kuşa bile hükmünü geçiren bir hükümdar yaşardı. Halkının talihi yaver olan Han'ın, olgunluk ve güzelliklerini yazmaya hiçbir kalemin gücü yetmezdi. Rüstem gibi yürekli, Herkül gibi bilekli Etbaının hukukunu korumada Ömer bin Abdulaziz kadar tedbirli Düşmanına bile merhamet edecek kadar sevgili Hem adil hem müşfik Hem de siyaseten temkinli idi. Hanlar hanının ülkesinde kurtla kuzu yoldaşlık eder, yağmur, masumun da günahkarın da üzerine eşit olarak yağardı. Her Allah'ın kulu kendi hali kendi melalinde yaşar giderdi. Ömür, Haccac'ın mülkündeki gibi kara bir kış şeklinde değil, her daim tazelenen bir baharla geçerdi. Alanın memnun satanın memnun olduğu bir çağdı O'nun çağı. Halkı baş üstünde tutar, öl dese ölürdü. Saçına sakalına yaşlılık güneşi doğmuş, bu deni dünyada göreceğini görmüş, devletine devlet, saadetine saadet katmıştı. Çiçeksiz bağ, dertsiz yürek olur mu? Hanlar hanının da onulmaz bir derdi vardı ki, ocaklardan ırak. Allah, her nimeti bağışlamış ne var ki, nimetlerin en tatlısını esirgemişti. Bebekken koklayacak, çocukken eğleşecek, erişkinken neslini sürdürecek bir evlattan nasipsizdi. Bu yüzden yürek dağına kara bir duman çökmüş, çehresi kararmış, mecali kesilmişti. Bir evlatcığa sahip olmak için başvurmadık hekim; adanmadık adak, kapısı çalınmadık büyücü kalmamıştı. Yerlerin ve göklerin sahibine gece gündüz yakarmış, 'herşeyimi al dilersen, yeter ki neslim kesilmesin, bana babalık payesini bağışla' diyerek eşiğine yüz sürmüş, bir türlü muradına erememişti. Ne demişler, herşeyin bir zamanı var. Mevla'nın takdiri erişmeyince sebep de bahane. Hanlar Hanı bunun bilincindeymiş lakin insanoğlu bu, sabrın da bir sınırı var. "Altı kızın biri melek Dünya döner çark-ı felek" Hanlar Hanı, derd ü gamıyla başbaşa dursun biz gelelim Keşiş ve evlad ü iyaline... Camiye mum, kiliseye bezir taşıyan bir Keşiş bu. Hanlar Hanı'nın hazine sorumlusu. Gerçekte bir, zahirde iki kitabın bağlısı. Eşi de sanki onun eğe kemiğinden yaratılmış. İriskin adında bir afet-i devran. Afet dediysek tam bir fitne ateşi. Adaleti ve kılıcının keskinliğiyle dört bir cihana nam salmış, dost düşman herkesin ittifakıyle hükümranlık tacına hak kazanmış olan Hükümdar'ın sarayına sızmış ve haylice mühim görevler edinmişti Keşiş'le karısı. Kimisi mal mülkle imtihan olunur kimisi evlatla. Keşiş'le İriskin de, Hükümdar gibi evlatsızdı. Günlerden bir gün, Keşiş, gam deryasına dalmış olan Hükümdar'ın huzuruna girdi. Onu, herşeyini yitirmiş gibi kara kara düşünür halde görünce, 'Han'ım' dedi, 'haddimi aşmış olmak istemem lakin sizi böyle derde salan nedir?' Hükümdar, gam kuyusundan çıkarak, boş bakışlarla yüzüne baktı Keşiş'in. Bir zaman sustu, neden sonra, bakışlarını ötelere salar gibi, içlenerek, 'sorma' dedi. Keşiş üsteledi, 'Efendim, dert bir yürekte mahpus kalırsa mutlaka durduğu yeri yakar, dağılırsa duman gibi savrulur gider' Han, tavrını bozmayarak, 'Boşver' dedi,'benimkisi paylaşınca azalacak gibi değil, Rabbimin takdirini kim bozabilir' Keşiş, sinsi adımlarla yaklaştı Han'a, sesine alabildiğine güvenilir bir eda takarak, 'Yüce Han'ım' dedi,'sizin derdiniz, kulunuzun derdi. Sizi böyle kederli gördükçe bize de gülmek haramdır, bağışlayın tasanız nedir?' Han yumuşamıştı, Keşiş'in yüzüne baktı tekrar, kederli bir sesle, 'Mevlam'dedi, 'bana herkesin gözünü diktiği devlet ve serveti bağışladı, beni nimet deryasına daldırdı, ne var ki, yine dünyanın en tatlı bağışını esirgedi benden. Yıllardır bu derdin ateşiyle yanar dururum' Keşiş'in gözleri ışıldadı, 'Ulu Han'ım' dedi,'ölümden gayri her derdin çaresi vardır. Kulunuz hizmetkarınız haddimi aşmış olmak istemem lakin, Mevla'nın takdirine boyun eğmekten başka elimizden ne gelir ki! Duvarı nem, yiğidi gam öldürürmüş. Bu dert sizi yaka yaka kül eder korkarım.' 'Doğru söylersin' dedi Hanlar Hanı, 'gel gör ki akıl kalbe söz dinletemiyor. Bazen oluyor ne yapacağımı şaşırıyor, yüreğimdeki ağır yükü nasıl hafifleteceğimi bilemiyorum.' Keşiş, avına iyice yaklaşmış bir avcının dikkat ve iştihasıyla, 'Yiğitler yiğidi Han'ım' dedi,' 'size akıl vermekten Allah'a sığınırım fakat, yüreğinizdeki kederi dağıtacak bir şeyler yapmalısınız' 'Daha açık konuş' dedi Hükümdar. Keşiş, ballandıra ballandıra anlatmaya koyuldu, 'Öyle bir bağ yaptırın ki Han'ım, ne gözler görmüş, ne kulaklar duymuş ne hayallere gelmiş. Güllerin gülüşlerini bir an kesmediği, sümbüllerin asla boynunu bükmediği, zümrüt tahtlar üzerine konmuş bülbüllerin nağmelerinin, billur suların çağıltısına karıştığı bir bağiçe. Öyle ki, kalbinizdeki kasavet uçup yitsin, ruhunuz huzura ersin' Keşiş amacına ulaşmıştı. Hükümdar buyruk verdi, cennetülfirdevs misali bir bahçe kuruldu. Bülbüller en neşeli şarkılarını şakımaya, güller en büyülü tebessümlerini takınmaya başladı. Görenlerin aklı başından uçuyor, gözleri kamaşıyordu. 'Keşiş bahçesinde bir güzel gördüm Aklımı başımdan aldı neyleyim' İnsan, kaderinden yine ancak kaderine kaçabilir. Hükümdar da, kendisini bir kara gölge halinde izleyen derdini dağıtmak için cennet bahçesine gittiğinde, yüreğindekini de birlikte götürüyor, dışı cennet-i ala, içi cehennem-i kübra oluyordu. Bir an bile başından uçmuyordu gam kuşu. Çiçekler gülümserken Han'ın gönül gözü ağladı; sular çağıldarken, göz pınarları durmadı aktı. Yüreğindeki ateş bir an bile sönmedi. Güller gülümser bülbüller şakırken Han'ın virane gönlünün göğü kararmaya devam ediyordu. Dertten yana şansı açıktı çünkü. Dert yağmuru yüklenmiş bir bulut göğünden eksik olmuyordu. son Bölüm 'Çöz Aslı'm Çöz Göğsün Düğmelerini' Kara Cübbeli Keşiş'in bu sözlerini bir herşeyi gören, bilen ve işiten duydu bir de omuzlarındaki melekler duydu Eve varınca durumu bildirdi, Han Aslı'nın gülmez yüzünü güldürdü Düğün hazırlıkları başladı Gerdek günü, Aslı hanı kenara çekerek, 'ey benim canımdan aziz kızım' dedi, 'sana gelinlik armağanı olarak kendi elceğizimle sırmadan ipekten şallar fistanlar diktim. Lakin ille de şu al fistanı gerdeğe girince giymeni dilerim. Eğer babanı bahtiyar görmek istersen bu dileğimi yerine getir' Aslı han, babasına sarılarak, 'benim ceylan yürekli babam' dedi, 'seni kırar mıyım hiç' Davullar zurnalar susup el ayak çekildi Gelinle damat gerdek odasında halvete girdi Dertlerin her türlüsünü görmüş geçirmiş olan Kerem, ay parçası sevgilisinin allar giyinmiş olduğunu görerek, 'benim yarim al giyinmiş al üstüne..' diye başlayan bir güzelleme koştu Han Aslı'nın al fistanı boydan boya düğmeliydi Tatlı bir utançla, 'keremim' dedi, 'düğmeleri sen çöz, babamın dileği bu' Dertli Kerem, 'sana el ile değil gül ile dokunmalı' dedi, 'söyle gülüm saz ile mi çözeyim söz ile mi' Aslı, utanıp sıkılarak, 'el ile' deyince Dertli Kerem, davrandı, davrandı ya ne görsün Düğmeleri çözüyor lakin kendi kendine yeniden düğümleniyor Çözdükçe düğmeler yeniden düğümleniyor Bir böyle iki böyle üç böyle O vakit anladı ki fistan büyülüdür 'Ocağın kurusun Kara Cübbeli Keşiş' diye ilendi, 'bana bunu da mı yapacaktın' Sabaha dek uğraştı zavallı Kerem, ama nafile Çaresiz boynun büküp aldı sazı eline Isfahan'dır bizim asıl ilimiz Sunam uçtu viran kaldı yurdumuz Ya böyle nice olur halimiz Çöz Aslı'm çöz göğsün düğmelerini Aşıp geldim nice dağlar belinden Neler çektim ben bu aşkın elinden Kurtulamam elalemin dilinden Çöz Aslı'm çöz göğsün düğmelerini Felek bizi ne günlere yetirdi Ömrümü günümü yedi bitirdi Süre süre bu diyara getirdi Çöz Aslı'm çöz göğsün düğmelerini Derdimi duyanlar cümle ağladı Beyler tuttu kollarımı bağladı Yüreğimi firkat odu dağladı Çöz Aslı'm çöz göğsün düğmelerini Söyledikçe derdi büyüdü, firkati arttı Kerem'in. Şafak sökmüş, ağaçlarda kuşlar sabahın şenliğine 'hu hu' diye öter olmuş lakin yıllarca izini sürdüğü saadete erişememiş, muradına nail olamamıştı. Çözdükçe düğümlendi düğmeler Çözdükçe düğümlendi Firkatin ateşiyle öyle bir ah öyle bir vah etti ki, ağzından kıpkızıl bir ateş fışkırarak herşeyi tutuşturdu. Kerem tutuştu, Aslı tutuştu, fistan tutuştu, dağlar taşlar tutuştu, gerdek odasından çıkan yangınla yanıp kül oldu varlık Kerem'in cayır cayır yandığını gören Aslı Han, 'ey yedi kat yer ile yedi kat göğü yaratan yüce Allahım!' diye feryat etti, 'Kerem'imin koruyla yak beni yak' Aslı'nın dileği yükselen alevlere karıştı Sırma saçları tel tel tutuşup yandı Badem gözleri alev alev yandı Ceylan yüreği yandı Bir gül koklayamadan kül olan Kerem'in varlığına karıştı. |
| 03.02.08, 12:23 | #2 |
| | Firkatin ateşiyle öyle bir ah öyle bir vah etti ki, ağzından kıpkızıl bir ateş fışkırarak herşeyi tutuşturdu. Eskiden ne güzelmiş şimdiye bakalım çok kolay olur olmuşş :S paylaşım için saol... |
| Cevap Yaz |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| KEREM BELİK AŞK ACISI | handesahin | Şarkı Sözleri | 0 | 26.06.09 16:49 |
| MrB ben kerem | rockkolix | Yeni HarbiForumcular | 4 | 10.05.09 11:46 |
| Kerem Tunçeri Rusya'da | bjk1903carsi | Basketbol | 0 | 21.06.08 16:47 |
| Yenİ AlbÜmÜyle Bomba Gİbİbİr ÇikiŞ Yapmaya Hazirlanan ÜnlÜ SÖz Yazari Asli Zen | bjk1903carsi | Magazin | 2 | 17.04.08 03:31 |
| Hakim, cinsel ilişkiye girmeyen kadını ’asli kusurlu’ bulup boşadı | ibiramcan | Güncel Haberler | 1 | 15.03.08 11:16 |