Türk Halk Edebiyatı Nazım Türleri

Konusu 'Edebiyat ve Kitap' bölümündedir ve yalnızlar rıhtımı tarafından 4 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

  1. Türk Halk Edebiyatı Nazım Türleri


    Kahramanlık şiirleri
    Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.

    Halk şarkısı
    En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.

    Koşma
    Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11''li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.

    Koşmaya örnek:
    Yiğidin eyisini nerden bileyim
    Yüzü güleç, kendi yaman olmalı
    Kasavet serine çöktüğü zaman
    Gönlünün gâmını alan olmalı
    Benim sözüm yiğit olan yiğide
    Yiğit olan muntazırdır öğüde
    Ben yiğit isterim fırka dağında
    Yiğidin başında duman olmalı
    Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
    Düşmanı görünce ayağa kalkar
    Kapar mızrağını meydana çıkar
    Yiğidin ardında duran olmalı
    Sâfi güzel olan, şol bazı kötü
    Yiğidin densizi ey''olmaz zati
    Gayet durgun ister silahı atı
    Yiğit el çekmeyip viran olmalı
    Karac''oğlan der ki çile çekilmez
    Hozan tarlalara sümbül ekilmez
    Sak yabancı ile başa çıkılmaz
    İçinden sıdk ile yanan olmalı
    Tecnis koşmaya örnek:
    Derd-i dilim arttı yârimin derdim
    Seksende doksanda yüzde seyr eyle
    Gonca güllerini yârimin derdim
    Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle
    Sel gelince yıkılırmış yar dedim
    Al hançeri vur sineye yâr dedim
    Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
    Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle
    Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
    El bağladım yâre durdum dîvâne
    Dedi var yıkıl git behey dîvâne
    Aşkın deryasında yüz de seyr eyle

    Çeşmi
    Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye ayrılır.

    Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem koşması, Kerem, kesik Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.

    Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre 7''ye ayrılır.

    Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür. Adi koşma olarak da adlandırılır.
    Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5''li koşma diye adlandırılır. 8''li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve yedek sayılan bend 4 dizelidir.

    Zülâlî
    Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.

    Örnek:
    Ey cemâli parlak kadi toparlak
    Lebleri bal kaymak sükker misin sen
    Boynuma lâle tak hele bir yol bak
    Bu kadar yalvarmak ister misin sen
    Lebler kırmızı la''l kaşları hilâl
    Gözler âhû misâl bulunmaz emsâl
    Bilmem bu ne hayâl bilmem bu ne hâl
    Bu ne parlak cemâl ülker misin sen
    Mir''âtî hem-vâre yanıktır yâre
    Yüreğimde yâre oldu bin pâre
    Gönül başka yere düşmez ne çâre
    Bir başka nigâre benzer misin sen
    Mir''âtî

    Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur. Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.

    Örnek:
    Ey benim cânânım can içre canım
    Şûh nev-civânım olma bî-vefa
    Rahm eyle bana
    Ben sana kurbanım gel kes gerdanım
    Dök yerlere kanım tek ol aşina olma bî-vefa
    Nar-ı aşkın serde düştüm yek derde
    Şeklin perilerde yoktur kişverde
    Ellerin hançerde zerrin kemerde
    Her gördüğün yerde gel bakma kıya can sana feda
    Sevdim sen dil-beri hûblar serveri
    Gördüm şeklin peri oldum müşteri
    Çeksen de hançeri kessen bu seri
    Gayri şimden geri sen şah ben Gedû Kul oldum sana
    Gedavî

    Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.

    Örnek:
    O ki yaratıldık turab-ı Tûr''dan
    Perverdigâr Hak Subhan''ı biliriz
    Turabın aslını yarattın nurdan
    Nurdan evvel bir mekânı biliriz
    Mekanda var iken nice bin şeher
    Anı ziynet kıldı murg-u meher
    Günde yetmiş kere eyledi teher
    Ekl ettiği rızk u nânı biliriz
    Rısk-u nâne visâl eyledi Hûdan
    Yoktan var edildi o zaman Âdem
    Cinandan cihana bassan da kadem
    Anı nisbet dü cihanı biliriz
    Du cihanda yer gök çarh u felekler
    Hesaba muntazır suda semekler
    Arş-ı Alâ Mühteha''da melekler
    Ne zikirde kelâm kânı biliriz
    Kelâm kânı zikir ederler gayet
    Yalan değil günü bugün bir hayat
    Altı bin altı yüz altmış âyât
    Emr-i haktan biz Furkan''ı biliriz
    Furkan''da nice âyet yerince
    Nice sinek nice murg u karınca
    Mağrip meşrik kûh-ı Kaf''a varınca
    Hükmeyleyen Süleyman biliriz
    Zülâlî şevketten ummaz hiç bac''ı
    İzhar eder günahkara ilacı
    Başına örterler mürüvvet tacı
    Fahr-î âlem şah sultanı biliriz
    Zulâlî

    Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenerek yazılır.

    Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmalardır.

    Türkü
    Türkiye''nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.

    Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk''e özge" anlamına gelir.

    Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu''da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede''nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11''li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.

    1. Ezgilerine Göre Türküler
    a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır.
    b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya''da oturak, Urfa''da kırık denilir.

    2. Konularına Göre Türküler:
    Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.

    3. Yapılarına Göre Türküler:
    a. Mani kıt''alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
    b. Dörtlüklerle kurulu türküler.

    Örnek:
    HAVADA BULUT
    Havada bulut yok bu ne dumandır
    Mahlede ölüm yok bu ne figandır
    Adı Yemen''dir gülü çemendir
    Giden gelmiyor acep nedendir
    Burası Muş''tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir
    Kışlanın önünde redif sesi var
    Bakın çantasına acep nesi var
    Bir çift kundurayla bir de fesi var
    Adı Yemen''dir gülü çimendir
    Giden gelmiyor acep nedendir
    Burası Muş''tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir

    Taşlama
    Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.

    Örnek:
    Bir vakte erdi ki bizim günümüz
    Yiğit belli değil mert belli değil
    Herkes yarasına derman arıyor
    Deva belli değil dert belli değil
    Fark eyledik âhir vaktin yettiğin
    Merhamet çekilip göğe gittiğin
    Gücü yeten soyar gücü yettiğin
    Papak belli değil Kürt belli değil
    Adalet kalmadı hep zulüm doldu
    Geçti su baharın gülleri soldu
    Dünyanın gidişi acayip oldu
    Koyun belli değil kurt belli değil

    Tekerleme
    Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz... saçma sapan söz... eşsesli kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. ..En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu''da döşeme, Güney Anadolu''da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati''t Türk''te bazı tekerlemeler yer alır:

    Örnek:
    Yağ yağ yağmur
    Tarlada çamur
    Teknere hamur
    Ver Allahım ver
    Sellice yağmur
    Evvel zaman içinde
    Kalbur zaman içinde
    Deve tellal iken
    Sinek berber iken
    Ben annemin babamın beşiğini
    Tıngır mıngır sallar iken
    O yalan bu yalan
    Fili yuttu bir yılan
    Bu da mı yalan...

    Tekerleme
    Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları. Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak adlandırılır. Bu kür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve yeni bir ayak açar. Örnek:
    Aceb ahîr-zaman oldu gaziler
    Büyük küçük birbirini beğenmez
    Her mü''min münâfık cennet arzular
    Tanrı nasib ettiğini beğenmez
    Kediler köpekler ile savaşır
    Miçik deyu çarşı çarşı dolaşır
    Mekbeti''si ehl-i ırz''a ulaşır
    ******lar kendi erin beğenmez
    Teklif ister bülbül güle konmağa
    Pervaneler düşüp şem''a yağmağa
    Oğlancıklar iştahından binmeğe
    Doru ister atın kır''ın beğenmez

    Mani
    Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa''dır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani''dir.
    Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.

    Örnekler:
    Akşamlar olmasaydı
    Badeler dolmasaydı
    Yâr koynuna girince
    Hiç sabah olmasaydı
    A benim bahtiyarım
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim
    Anne demeye geldim
    Kaymak yemeye geldim
    Meramım kaymak değil
    Yâri görmeye geldim
    Bağlarında üzüm var
    Mor şalvarda gözüm var
    Kaçma yârim uzağa
    Sana bir çift sözüm var

    Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.

    Örnekler:
    Karaca
    Aldım aşkın tüfeğin
    Vurdum bir kaç karaca
    Dünyada bir yâr sevdim
    Kaşı gözü karaca
    Dağ bana
    Bahçe sana bağ bana
    Değme zincir kâr etmez
    Zülfin teli bağ bana
    Ayağı
    Kuşlardan bir kuş gördüm
    Var başında ayağı
    Üstad manici isen
    Aç maniden ayağı
    Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.
    Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir. Örnekler:
    Ağlarım çağlar gibi
    Derdim var dağlar gibi
    Ciğerden yaralıyım
    Gülerim çağlar gibi
    Her gelen bir gül ister
    Sahipsiz bağlar gibi
    Tası yok tası yok
    Ne viran çeşme imiş
    Su içecek tası yok
    Yıkıldı viran gönlüm
    Yapacak ustası yok
    Şu vefasız dünyanın
    Ucu var ortası yok
    Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır. Örnekler:
    Adilem sen naçarsın
    İnci mercan saçarsın
    Dünya deniz olanda
    Gönlüm nere kaçarsın
    Ağam derim naçarım
    İnci mercan saçarım
    Dünya deniz olunca
    Ben kuş olup kaçarım
    Adilem sen naçarsın
    La''l ü gevher saçarsın
    Ben bir şahin olunca
    Yavrum nere kaçarsın


    Ninni
    Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati''t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir.

    Örnek:
    Dandini dandini danalı bebek
    Elleri kolları kınalı bebek
    Benim oğlum nazlı bebek
    Uyusun yavrum ninni
    (Manisa yöresinden)
    Çaya vardım çay susuz
    Çadır kurdum yaylasız
    Benim yavrum pek huysuz
    Ninni yavrum ninni
    (Denizli yöresinden)


    Ağıt
    Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

    Örnek:
    Yurt yuva kıldığın tenli mereği
    Düzüp koşmak idin tepir eleği
    Şu kavdan yaptığın tecir tereği
    Divan-ı Bâri''ye yadigâr götür
    Elinde ördüğün çöpür ağını
    Kâhan eylediğin kelem bağını
    Şu kabal biçtiğin sap orağını
    Al ulu Tanrı''ya bergüzar götür
    Yetim gömleğini diken iğneyi
    Her gün yal verdiğin topal ineği
    Ayran topladığın şu ak küleği
    Mahşer yığnağına sakla, sar götür


    İlahi
    Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11''li kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk akla gelen Yunus Emre''dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre''nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin", Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye düzeni gazele benzer.

    Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir. Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler "cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla anılır.

    Örnek:
    Dağlar ile taşlar ile
    Çağırayım mevlam seni
    Seherlerde kuşlar ile
    Çağırayım mevlam seni
    Sular dibinde mâhiyle
    Sahralarda âhû ile
    Abdal olup yâhû ile
    Çağırayım mevlam seni
    Gökyüzünde İsâ ile
    Tûr Dağı''nda Mûsâ ile
    Elindeki asa ile
    Çağırayım mevlam seni


    Semai
    Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.

    Örnek:
    İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif diye
    Deli gönül abdal olmuş
    Gezer Elif Elif diye
    Elif''in uğru nakışlı
    Yavru balaban bakışlı
    Yayla çiçeği kokuşlu
    Kokar Elif Elif diye
    Elif kaşlarını çatar
    Gamzesi bağrıma batar
    Ak elleri kalem tutar
    Yazar Elif Elif diye


    Varsağı
    Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu''da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.

    Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir. Örnek:
    Bre ağalar bre beyler
    Ölmeden bir dem sürelim
    Gözümüze kara toprak
    Dolmadan bir dem sürelim
    Amen hey Allahım aman
    Ne aman bilir ne zaman
    Üstümüzde çayır çemen
    Bitmeden bir dem sürelim
    Bana felek derler felek
    Ne aman bilir ne dilek
    Âhir ömrümüze helâk
    Etmeden bir dem sürelim
    Karacaoğlan der cânân
    Güzelim sözüme inan
    Bu ayrılık bize heman
    Ermeden bir dem sürelim
    Karacaoğlan


    Selis
    Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19''uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.


    Nefes
    Dini temellere bağlı âşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11''li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

    Örnek:
    Biz Urum Abdallarıyız
    Maksadımız yârdır bizim
    Geçtik ziynet kabâsından
    Gencinemiz erdir bizim
    Dâim kılarız biz zârı
    Harceyleriz elden var,
    Dost yoluna verdik seri
    Mürkirimiz hârdır bizim
    Aşk bülbülüyüz öteriz
    Râh-i Hakka yüz tutarız
    Mânâ gevherin satarız
    Mürşidimiz vardır bizim

    Ayin
    Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatı''na da geçmiş Mevleviler''in sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

    Tapuğ
    Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.

    Cumhur
    Mevlevi ve Bektaşi dergâhları dışındaki dergah ve tarikatlarda topluca okunan ilahilere verilen addır.

    Hikmet
    Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.

    Devriye
    Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp, tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.

    Şathiye
    Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah''ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır.

    Örnek:
    YERİ GÖĞÜ İNS Ü CİNNİ YARATTIN
    Yeri göğü ins ü cinni yarattın
    Sen ey mimar başı eyvancı mısın
    Ayı burcu günü çarhı var ettin
    Ey mekan sahibi rahşancı mısın
    Denizleri yarattın sen kapaksız
    Suları yürüttün elsiz ayaksız
    Yerleri temelsiz göğü direksiz
    Durdurursun acep iskancı mısın
    Kullanırsin kanatsızca rüzgarı
    Kürekle mi yaptın sen bu dağları
    Ne yapıp da öldürürsün sağları
    Can verub can alırsın sen cancı mısın
    Sekiz cennet yaptın sen Adem içün
    Adın büyük bağışla anın suçun
    Adem''i çıkardın cennetten niçün
    Buğday nene lazım harmancı mısın
    Bir iken bin ettin kendi adını
    Görmedim senin gibi iş üstadını
    Yaşardirsin kurudursun odunu
    Sen bahçevan mısın ormanci mısın
    Cibril''e perde altından söylerdin
    İnub Beytullah''a kendin dinlerdin
    Bu ateşi cehennemi neylerdin
    Hamamın mı vardır külhancı mısın
    Hafaya çekilüb safaya durdun
    Aklı ermezlerin aklını urdun
    Kıldan ince köprü yaptın da kurdun
    Akar suyun mu var bostancı mısın
    Bu kışlara bedel bu yazı yaptın
    Evvel bahara karşı güzü yaptın
    Mizanı iki göz terazi yaptın
    Bakkal mısın yoksa dükkancı mısın


    Tevhid
    Allah''ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.


    Nutuk
    Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlerdir.

    Deme
    Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8''li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

    Duvaz
    Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze, imam da denilen duvazlar On İki İmam''ı öven nefeslerdir.

    Güzelleme
    Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar. Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek gibi unsurlar işlenir. Örnek:
    Nasıl vasfedeyim güzelim seni
    Rumeli Bosna''yı değer gözlerin
    Dünyaya gelmemiş eşin akranın
    İzmir''i Konya''yı değer gözlerin
    Kimsede görmedim sendeki nazı
    Tunus Trablus Mısır Hicaz''ı
    Kars''ı Kağızman''ı Acem Şiraz''ı
    Girid''i Yanya''yı değer gözlerin
    Yüzümde görünür Yusuf nişanı
    Yüzünü görenler çeker efganı
    Büsbütün Gürcistan Erzurum Van''ı
    Belh-ı Buhaça''ya değer gözlerin
    Ruhsat''ım eyledim senin de mehdin
    Al yanaktan bir buse ver himmetin
    Yüzbin sarraf gelse bilmez kıymetin
    Âhirî dünyayı değer gözlerin
    Ruhsatî

    Hoyrat ya da Horyat
    Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hâkimdir. Irak''ta Türkler''in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir. Benzer dizelerin başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir. Anadolu''da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, kesim mani adı da verilir.

    Örneğin:
    Dolandı gün
    Döndü gün dolandı gün
    Men sene daldalandım
    Sene de dolandı gün
    Güle naz
    Bilbil eyler güle naz
    Girdim dost bağçasına
    Ağlayan çok gülen az
    Yüz aya değer
    Hüsniv yüz aya değer
    Ay var bir güne değmez
    Gün var yüz aya değer
    Düşte gör
    Hayalde gör
    Hayalde gör düşte gör
    Düşenin dosti olmaz
    İnanmazsan düşte gör

    Kalenderî
    Halk şairleri tarafından aruzun mef''ûlü mefâ''îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır. Örnek:
    İçtin mi a cânım yine mestâne durursun
    Gamzen gibi âşıklara bîgâne durursun
    Kimden söz işittin ki celâ hakkına dâir
    Böyle güzelim hâtırı vîrâne durursun
    Geç şâhım otur başımın üstünde yerin var
    El bağlı efendim kime divâne durursun
    Bir çift idiniz vuslat-ı devlette geçen gün
    Nettin eşini ey peri bir dâne durursun
    Sen al ile başımdan alıp aklımı şimdi
    Ey rind-i felek-meşreb edibane durursun
    Öldürmek ise Nûri kulun kasdına böyle
    Çek hançeri öldür a paşam ne durursun
    Tokatlı Nuri


    Kavuştak
    Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir. Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır. Örnek:
    Keklikte gelek olmaz
    Sen boyda melek olmaz
    Gözünü sevdiğim yâr
    Her yerde henek olmaz
    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik
    Tüyünü döker gelir
    Ayağın seker gelir
    Yâri arzulayan da
    Dağları söker gelir
    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik


    Koçaklama
    Konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı şiirleri. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.

    Örnek:
    Benden selam olsun Bolu Beyi''ne
    Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
    Ok gıcırtısından kalkan sesinden
    Dağlar seda verip seslenmelidir
    Düşman geldi bölük bölük dizildi
    Alnımıza kara yazı yazıldı
    Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
    Eğri kılıç kında paslanmalıdır
    Köroğlu düşer mi hele şanından
    Çogunu ayırır er meydanından
    Kırat köpüğünden düşman kanından
    Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
    Köroğlu

Bu sayfa için etiketler:

  1. halk edebiyatı nazım türleri