Osmanlı Öncesi ve Sonrası ..

Konusu 'Memleketim' bölümündedir ve JokeR tarafından 14 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. JokeR

    JokeR Üye

    Osmanlı Öncesi Dönem..

    İslam Hakimiyeti Öncesi:
    Tarihçilerin ifadesiyle belgeli tarih M.Ö. 2000 yıllarında Hititlerin yazıyı bulmasıyla başlamıştır. Oysa insanlık tarihi bundan çok öncelerine dayanır. Bu dönemlere Yazılı Olmayan Tarih denir.
    Tarihçiler Bitlis tarihini değişik zamanlardan başlatmaktadırlar. 5000 yıllık, 7000 yıllık tarih gibi. Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ, Yenitaş veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem, Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3000 yıllarıyla 9000 yılları arasını kapsamaktadır.
    Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır.
    Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal cam yatakları), doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal camın yontucu, kesici, kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
    Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye (bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik – Maden Dönemi – yerleşme alanı olan Tilkitepe), batıda ise Diyarbakır il sınırlarına (Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü) dek uzanmaktadır. Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması, Van’dan Diyarbakır’a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında, Bitlis’in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir.
    Neolitik Çağ, M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis’in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000, Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500, Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5000 yıldan fazla olması, 5000 - 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.
    İslam Hakimiyeti Dönemi:
    639-640 Halife Hazreti Ömer (R.A) zamanında, İran Fatihi Saad bin Ebu Vakkas’ın emri üzerine El-Cezire fatihi İyâz bin Ganem, Anadolu’nun fethi ile görevlendirildi.
    Arap ordularının sol kanadına kumanda eden Hz. Halit bin Velit, Diyarbakır, Maden, Palu ve Kığı bölgelerini ele geçirmiş, İyâz bin Ganem ise Erzen (Garzan), Bitlis, Ahlat ve Muş dolaylarını fethetmekle görevlendirilmişti. İyâz bin Ganem 300 kişilik bir ordu ile Ahlat’ı aldıktan sonra 641 (Hicri 20) yılında Bitlis üzerine yürümüştür. Her yıl Bitlis patrikliğinden haraç almak kaydıyla (Ahlat patrikliğinde olduğu gibi) bir sulh antlaşması yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre Bitlis, İslâm devletlerinin himayesinde olacak, patriklik Bitlis’te bulunan Gayri Müslimlerin mal ve can emniyetini korumak için bir miktar vergi ödeyecektir.
    Fetihle beraber bazı Arap kabileleri Bitlis ve çevresine yerleştirilmiştir. Bu kabileler arasında daha sonraları bazı ayaklanmalar çıkmışsa da, Muaviye kumandasındaki ordular tarafından önlenmiştir.
    646 yılında Halife Hazreti Osman zamanında Suriye valisi Muaviye, Habib bin Mesleme’yi Doğu Anadolu’nun tamamıyla ele geçirilmesi için görevlendirildi. Erzurum’u ele geçiren İslâm orduları, dönüşte Bizans ordusunu bozguna uğratarak Ahlat ve Erciş’i de alarak bölgeyi tamamen İslâm hakimiyetine sokmuştur.
    657 yılında Hazreti Ali (R.A.) ile Muaviye arasında çıkan savaş nedeniyle, Muaviye, Anadolu’daki askerlerini geri çekmiş, dolayısıyla Bitlis ve Doğu Anadolu tekrar Bizanslıların egemenliği altına girmiştir.
    696 yılında Muaviye’nin vefatından sonra başlayan iç karışıklıklar esnasında Bitlis ve Van Gölü çevresindeki halk isyan ederek Bizans’a tabi olmuşlarsa da, Abdulmelik’in kardeşi El-Cezire valisi Muhammed bin Mervan tararafından şiddetli bir şekilde cezalandırılarak doğrudan doğruya El-Cezire valiliğine bağlanmış, ve gönderilen memurlar tarafından idare edilmeye başlanmıştır.
    Bitlis, yöredeki birçok şehir ve kasaba gibi El-Cezire valiliğine bağlı olan Diyarbakır memurluğuna tabi bir kale olarak kalmış ve bu idari teşkilat, Abbasiler döneminde de devam etmiştir. Bitlis, Abbasiler döneminde Diyarbakır’a hakim olan Hamdaniler ve Mervanilere bağlı olarak idare edilmiştir.
    Bu tarihlerde bölgede büyüklü ve küçüklü olarak 18.000 belde bulunmaktaydı. Bunlardan 1.000 adedi Aras nehri üzerindeydi. Önemli olan şehirler şunlardır:
    Dabil, Arzan Al-Rum (Erzurum), Arzincan (Erzincan), Malazcird (Malazgirt), Badlis (Bitlis), Hilat (Ahlat), Arciş (Erciş), Naşavva (Nahcivan), Ani ve Kars.
    9. yüzyılın sonlarına doğru Bitlis, Diyarbakır’da bulunan Mervanoğulları’nın eline geçmiş, Mervanoğullarıyla Bizanslılar arasında bir sınır kenti olmuştur.
    Selçukluların Anadolu’ya gelmesiyle Mervanoğullarının hakimiyeti sona ermiş, Bitlis ebedi bir Türk yurdu olarak Selçukluların egemenliği altına girmiştir.
    Selçuklular Dönemi:
    Selçuklular, 23 Mayıs 1040 yılında Gazneliler’le yaptığı Dandanakan Meydan savaşından zaferle çıkmış, başkenti Nişabur olmak üzere Horasan’da bağımsız bir devlet kurmuşlardır.
    Gerek Dandanakan Meydan Savaşını Selçukluların kazanması ve gerekse Selçukluların bağımsız bir Türk devleti kurması, Türk ve dünya tarihi açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu önemli olaylar Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine sebep olacaktır.
    Anadolu’ya Türk akınları başlamadan önce Bizans İmparatoru II. Basilius, 1021 yılında Bitlis’i kendi sınırları içine katmıştır.
    Bitlis 1047 tarihinde ilk defa olarak Selçuklu hakimiyetine geçmişse de bu durum uzun sürmemiş, kısa bir süre sonra tekrar Mervanilerin eline geçmiştir.
    Emrindeki birliklerle beraber Van Gölü havzasının fethine çıkan Tuğrul Bey, 1054 tarihinde Malazgirt kalesini kuşatmaya başlamıştır. Vasil ismindeki komutan tarafından yönetilen Malazgirt kalesi, oldukça sağlam bir yapıya sahipti. Kuşatma günlerce sürmüş, kale bir türlü düşmemiştir. Kalenin altından açılan lağımların da sonuçsuz kalması üzerine Tuğrul Bey, Bitlis’ten getirdiği büyük mancınıkla kale surlarını dövmeye başlamıştır. fakat ücretli bir Frenk fedaisinin, kalenin fethini kolaylaştıracak olan bu mancınığı neft yağı ile yakmıştır. Bunun üzerine Tuğrul Bey kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.
    1060 yılında Çağrı Bey vefat ettiğinde oğlu Alparslan Horasan da vali olarak bulunuyordu. 1063 yılında ilk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in vefat etmesi üzerine Selçuklu tahtına Alparslan oturdu.
    1064 yılında Aras nehrini geçen Alparslan Anadolu topraklarına girmeye başladı. Gürcistan ve Nahçıvan’ı alarak Ani şehrinde Bizans ve Ermeni birliklerini bozguna uğrattı. Van Gölü havzasına inen Sultan Alparslan, Van, Bitlis ve Muş çevresinde bulunan Türkmen beylerini de zorlamaya başlayınca bunlar, Selçukluya tabi oldular. Bu bağlılığa rağmen şehrin yönetimi Mervanoğulların da bırakılmıştır.
    1070 yılında tekrar Doğu Anadolu topraklarına giren Alparslan Erciş ve Malazgirt kalelerini fethetmiştir.
    Aynı tarihte Selçuklu tâbiiyetini kabul eden Bitlis ve çevresi Türk boy, oymak ve beylerinin uğrak yeri olmuştur.
    Anadolu’ya büyük bir sefer yapıp Selçuklular tarafından alınan Ahlat, Malazgirt ve Erciş’i geri alarak Türkleri bu topraklardan çıkarmak isteyen Bizans kıralı Diogenes, Tarkhaniotes ve Ursel ismindeki kumandanlarının emrindeki Bizans öncü kuvvetlerini Bitlis ve Ahlat üzerine göndermiştir. Anadolu savaşlarında şöhret kazanmış olan ve o tarihlerde Ahlat’ta bulunan Emir Sanduk komutasındaki Selçuklu öncüleri Bizans kuvvetlerini bozguna uğratmış, Malatya taraflarına kaçmaya mecbur etmiştir.
    1071 tarihinde Mısır seferine çıkan Sultan Alparslan, Romanos Diogenes komutasındaki Bizans kuvvetlerinin Anadolu’ya geldiğini duyunca Mısır seferinden vazgeçerek Halep’ten geri dönmüştür. Ağustos ayında Bitlis boğazından geçen Sultan Alparslan komutasındaki Selçuklu birlikleri Ahlat’a intikal etmiştir.
    Sultan Alparslan, öncü birliklerinden bir süre sonra Ahlat’tan hareket ederek Ahlat-Malazgirt arasında bulunan Rahve (Rahva) ovasına gelerek burada ordusunun su ihtiyacını karşılamıştır (Rahve veya Rahva ovası günümüzde sadece Bitlis-Tatvan-Ahlat arasındadır. Ahlat-Malazgirt arasında bu isimde bir ova bulunmamaktadır. Ahlat ve Malazgirt arasında Ahlat ve Malazgirt ovaları bulunmaktadır. Rahva ovasının Bitlis’te olması, muhtemelen öncü birliklerin ilk çatışmasının burada olduğu, Alparslan’ın su ihtiyacını karşıladığı yerin bu ova olması büyük bir ihtimaldir).
    Malazgirt Meydan Savaşı Selçukluların mutlak zaferiyle sona ermiştir. Bu zafer aynı zamanda şimdiki vatan topraklarının ebedi Türk yurdu olmasını sağlamıştır. Müslüman Türk’ün Anadolu’ya giriş kapısı, Malazgirt Meydan Savaşıdır.
    Bitlis, 1070 yılında Mervanilerin idaresine bırakılmıştı. Sultan Alparslan’ın vefatından sonra yerine geçen oğlu Sultan Melikşah, kısa bir süre sonra komutanlarından Diyarbakır Emiri Fahr Al Davla Muhammed B. Cehir’i (Cuhay) Bitlis yöresini fethederek buradaki arazileri Türk emir ve beylerine dağıtmıştır. Bu arazileri alanlardan birisi de Dilmaç oğlu Mehmet Bey’dir. Bu kişi Bitlis’in yerli halkı olduğundan Bitlis’in idaresi yerli halka geçmiştir. Böylece 1084 tarihinde Bitlis tamamen Selçuklu İmparatorluğu’na katılmıştır.
    1092 yılında Sultan Melikşah’ın vefatıyla Selçuklu İmparatorluğu içersinde karışıklık ve saltanat kavgası başlamıştır. bundan faydalanan Suriye Emiri Tacüddevle Tutuş, Doğu Anadolu ve Diyarbakır bölgesini kontrolü altına almıştır. Gerek bu kişinin hakimiyet zamanında ve gerekse ondan sonra Anadolu’da Beylikler devri başlamış, Bitlis’in yönetimi Dilmaçoğulları (Demleçoğulları) Beyliğine geçmiştir.


    Osmanlı Dönemi..

    Osmanlı İmparatorluğunun Bitlis üzerindeki hakimiyeti 1481 yıllarından itibaren sıklaşmıştır. Özellikle İdris-i Bitlisi’nin Gerek II. Bayezıd’e ve gerekse Yavuz Sultan Selim’e yaptığı iyiliklerin karşılığı olarak Bitlis’e fazla dokunulmamış, hatta diğer vilayetlerden fazla tolerans tanınmıştır. İdris’i Bitlisi’i Şah İsmail’e karşı Mardin’den Erzurum’a kadar olan ve içlerinde Bitlis Şeref Han beyliğinin de bulunduğu 25 aşireti Osmanlı Devleti’ne bağlamış, karşılığında Yavuz tarafından bu beyliklere ayrıcalık tanınmıştır. Her ne kadar Bitlis Osmanlı topraklarına bağlanmışsa da, bağımsız bir birim (yurtluk-ocaklık) olarak yönetilmiştir. Böylece 1514 yılında Bitlis, Osmanlı Devleti’ne bağlanmış oldu.
    Teke (Antalya) doğumlu olan ve II. Bayezıd döneminde (1481-1512) Şahkulu Baba Tekeli ayaklanmasına katılan, daha sonra İran’a kaçmış ve Azerbaycan valiliğine yükseltilmiş olan Ulama Paşa, İran kralı I. Tahmasb ile arası açıldığından Osmanlı Devletine sığınmıştır.
    Payı Tahttan Emir IV. Şeref’e bir mektup gönderilerek Ulama Paşa’yı karşılaması ve İstanbul’a göndermesi istenmiştir. Bu karşılama ve uğurlama sırasında Ulama Paşa ile Emir Şeref arasında bazı sürtüşmeler çıkmıştır. İstanbul’a gelen Ulama Paşa, Bitlis Emiri Şeref’i padişaha şikayet etmiş, Emir Şeref’in Safeviler’e eğilimli olduğunu ve ayaklanma hazırlığı içerisinde bulunduğunu bildirmiştir.
    Sonunda Ulama Paşa Emir Şeref’i Bitlis Beyliğinden uzaklaştırmış, onun yerine kendisi Bitlis Beylerbeyi olarak atanmıştır. Her ne kadar Emir Şeref, İstanbul’a hediyeler göndererek bağlılığını bildirmişse de yararlı olamamıştır. Bunun üzerine Bitlis’i terk eden Emir Şeref İran’a gitmiş, I. Tahmasb’a bağlılığını bildirmiştir.
    Bitlis’i İranlılar ve Şeref Hanlar sülalesinden geri almaya karar veren Diyarbakır Beylerbeyi Fil Yakup Paşa ile Ulama Paşa 1531 yılında Bitlis’i kuşatmışlardır. Kalenin tam düşeceği sırada I. Tahmasb’ın ordusuyla Bitlis’e yaklaştığı haberi üzerine Osmanlı birlikleri kuşatmayı kaldırarak geri çekilmişlerdir.
    Osmanlının Bitlis’teki bu başarısızlığı, Kanuni’nin I. Tahmasb’a olan kaygılarını artırmıştır. Sonunda İran üzerine bir sefer düzenlenerek Bitlis’in geri alınmasına karar verildi.
    Bu karar üzerine Ulama Paşa daha güçlü bir ordu 1533 yılında Bitlis üzerine yürümüştür. Tatik kalesi önünde yapılan savaşta Emir IV. Şeref ölmüş, Osmanlı ordusu galip gelmiştir. Bu galibiyet üzerine Ulama Paşa durumu bir mektupla Konya’da bulunan Kanuni’nin veziri İbrahim Paşa’ya bildirmiştir.
    Emir IV. Şeref’in ölmesi üzerine Rojki aşireti Akdamar adasında bulunan Emir Şeref’in oğlu III.Şemseddin’i Bitlis’e getirerek beyliğe oturtmuşlardır.
    Bu gelişmeler üzerine Bitlis üzerine yürüyüşünü sürdüren İbrahim Paşa, Bitlis Emiri III. Şemseddin Bey’e bir haber gönderek; “Bitlis’i savunacak durumda değilsiniz. Boşuna direnmeyin” demesi üzerine, şehri savunamayacağını anlayan Emir Şemseddin, Diyarbakır valisi Uzun Süleyman Paşa aracılığıyla İbrahim Paşa’ya haber göndermiştir. Haberinde; bağışlanmasını, Bitlis Beyliği’nin kendisinde bırakılmasını istemiştir. Bu isteği kabul eden İbrahim Paşa, 1534 yılında Bitlis’i Osmanlı topraklarına bağlamış, emirliği de söz verdiği gibi Ulama Paşa’dan geri alarak III. Şemseddin’e vermiştir.
    İbrahim Paşa ile Tebriz seferine katılan Emir Şemseddin, Kanuni’nin izniyle Bitlis’e geri dönmüştür. Ulama Paşa ile İbrahim Paşa aynı yıl içerisinde Ahlat, Adilcevaz, Erciş ve Van’ı kan dökmeden barış yolu ile aldılar.
    Tebriz seferinden dönen Kanuni, Ahlat’a konaklamıştır. Kanuni’nin konaklaması sırasında Bitlis yeniden Ulama Paşa’ya verilmiştir. Bunun sebebi ise; Türk ordusu Tebriz seferiyle meşgulken durumdan faydalanan I. Tahnasb, Doğu Anadolu’ya girmiş, buralarda bulunan bazı beyler Tahmasb tarafına meyletmiştir. I. Tahmasb tarafına geçen ilk bey ise yine Emir Şemseddin’dir (Şeref Han sülalesinin her halükarda İran tarafını desteklemesinin bence nedeni, asıllarının İran soyundan olmasıdır).
    Emir Şemseddin bu hatası üzerine annesi, 18 Eylül 1534 günü (bu tarih Nazmi Sevgen’in Türk Beylikleri kitabıyla Wilhelm Köhler’in Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bitlis ve Halkı isimli kitaplarda bu tarih 1535 olarak geçmektedir) Ahlat’ta konaklayan Kanuni’nin yanına gelerek Bitlis kalesinin anahtarlarını sultana sunarak ona sığınmış ve III. Şemseddin’i affetmesini istemiştir. Bundan dolayı Kanuni Bitlis Beyliğine Ulama Paşa’yı ikinci defa atamıştır.
    III.Şemseddin’in Osmanlı’ya bu ihanetine rağmen Kanuni onu Malatya (Maraş’ta dahil) beyliğine atamıştır. Ama Emir Şemseddin Malatya’ya gitmeyerek I. Tahmasb’a sığınmıştır (bu konulara Şeref Hanlar döneminde değinilmiştir). Böylece Bitlis bu tarihten titbaren tamamen Osmanlı yönetimine ocaklık-yurtluk sistemi içerisinde girmiş, Osmanlının önde gelen vilayet merkezlerinden birisi olmuştur.
    Bu tarihten I. Dünya savaşına kadar Bitlis’in Osmanlı hakimiyeti döneminde kayda değer fazlaca bir olay olmamıştır.