Necip Fazıl Kısakürek Sözleri Şiirleri

Konusu 'Şiirler' bölümündedir ve sessiz3da tarafından 13 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. sessiz3da

    sessiz3da Üye

    Necip Fazıl Kısakürek'in Söylediği Sözleri ve Şiirleri
    Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür

    Sonum yokluk olsa, bu varlık niye…?

    Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
    ‘Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur’
    ” Necip Fazıl Kısakürek ”

    Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
    Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum

    Marifetli hokkabaz başını kaldır da bak
    Gökte bir oynayan var yıldızlarla kaydırak
    ÜSTAD

    Kadın ; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, islamda ise yol açıcı bir kanattır

    Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim
    Görevi olmasaydı, sol elimi keserdim

    Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir

    Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın
    Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın

    Fikir besler, siyaset öldürür Siyaset, fikrin kendisi değil; posasıdır

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya
    Alsa buz gibi taşlar, alnımdan bu ateşi
    Dalıp; sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi!

    imanın ticaretini yapanda, iman arama !
    1400 e bir yıl var, yaklaştı zamanımız
    Bu asırda gelir mi dersin kahramanımız

    Bir hadiseyi düşünebilmek için filozof olmaktan başka çare görmemek, düşünme hakkından vazgeçmek değil midir ?

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar
    Onu ‘İstanbul’ diye toprağa kondurmuşlar

    Bir tohumda ; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir

    Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı
    Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı

    Ruh, dal budak salmış bir ağaç gibi göz önünde bulunan hakikatlerde değil, en derin ve en gizli yerdedir Ruh, insanın tohumudur

    Ne hasta bekler sabahı
    Ne taze ölüyü mezar
    Ne de şeytan bir günahı
    Seni beklediğim kadar

    Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir

    Arı bal yapar, fakat balı izah edemez

    Beni kimsecikler okşamaz madem
    Öp beni alnımdan, sen öp seccadem

    Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır

    Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir

    Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan
    Dakika düşelim senelik paydan
    Zindanda dakika, farksızdır aydan
    Karıştır çayını zaman erisin
    Köpük köpük, duman duman erisin

    Biz hohlaya hohlaya buz dağlarını erittik; şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor

    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber( sav )?

    İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir

    Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu?
    Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?

    Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum

    Tutuşturanşlar lügat kitabını elime
    Bilsin, Allah’tan başka bilmiyorum kelime

    Olunmayacak herşeyle olabilecek herşeyin kefalet ve keyfiyeti islamda Herşey islamda

    Geçti, istemem gelmeni
    Yokluğunda buldum seni

    Bir kalbim var ki benim,sevdiğinden burkulurKahredenden ziyade,sevilenden korkulur

    Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse
    Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse

    Anladım işi ; San’at ALLAH ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış

    Dipsiz hasrete tuzak
    En yakınken en uzak
    Tadı zehrinde erzak;
    KADIN!

    Gençliğine güvenipte vakit çok erken derken;
    Bir bakmışsın elveda bile diyememişsin giderken

    ALLAH bir demektense, ecel teri dökerken
    Ölüversem, beklenmez bir anda ALLAH bir derken

    Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın
    Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın

    Bu yük senden Allah’ım, çekeceğim, naçarım
    Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım

    Annesi gül koklasa ağzı gül kokan çocuk
    Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk
    Çocukta uçurtmayla göğe çıkmaya gayret
    Karıncaya göz atsa niçin? Nasıl? ne hayret

    Ölenler yeniden doğarmış, gerçek!
    Tabut değildir bu, bir tahta kundak
    Bu ağır hediye kime gidecek
    Çakılır çakılmaz üstüne kapak?

    Sual = ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!
    Cevap = son anda nasıl olacaksa hep öyle!

    Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum
    Artık boş odalarda ölümü bekliyorum

    Bir anlık emanete ne türlü övünelim
    Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim

    Tel tel ve iple iplik dikseler de ağzımı
    Tek ses duyarlar, ALLAH..yoklayanlar nabzımı

    Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var
    Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var

    Ellerime uzanan dudakları tepeyim
    Allah diyen, gel, seni ayağından öpeyim

    Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık
    Anla ki yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık

    Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde
    Allah’tan nasıl korkmaz, insan onu sevse de

    Bal Sensin ( sav ), varlık petek

    Ben, haritada deniz görmüş boğulmuş
    Dokuz köyün sahibi dokuz köyden kovulmuş

    ” Nefis için yazdığı Şiir’i”
    Güneşle bir tutsam girmez hizaya
    Dar bulur sığmam der, dipsiz fezaya
    Kuyruk salar, sonra hırlar ezaya
    Benim nefsim, benim nefsim..ne köpek

    Nefsimin ardından koştum perişan
    Ondan bir kıl bile avlayamadım

    Her ağızda her telde fanilik dırıltısı
    Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı

    Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür
    Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür

    Tahtadan yapılmış bir uzun kutu
    Baş tarafı geniş, ayak ucu dar
    Çakanlar bilir ki bu boş tabutu
    Bir gün kendileri dolduracaklar

    Allah dostu odur ki nefsine tek pay biçmez
    Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez

    Cılız vücuduma tam görünse de
    İçim bu dar yere sığılmaz diyor
    Geride kalanlar hep dövünse de
    İnsan birer bire yine giriyor

    Eklense de başıma, dünyada kaç baş varsa
    Başım, onların hepsi için secdeye varsa

    Açı doyurmaksa kabirde meram
    Yemeğim fatiha, günde beş öğün

    Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim
    Bir delik gösterin de utancımdan gireyim

    Minarede ‘ölü var’ diye bir acı sala
    Er kişi niyetine saf saf namaz..ne ala
    Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala
    Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan

    Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam
    Alıp beni götürsün, tam 4 inanmış adam
    Son düzenleme moderatör tarafından: 14 Mart 2010