Kuranı Kerimde Cennet ve Cehennemle ilgili Ayetler

Konusu 'Sureler ve Anlamları' bölümündedir ve deep tarafından 23 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    Kuranı Kerimde Cennet ve Cehennemle ilgili Ayetler, Kuranda cennet ve cehennem ile ilgili ayetler

    Kuranda cennet ve cehennem ile ilgili bir çok ayet vardır bunlardan bazıları sure ve ayet numaraları ile verilmiştir. Daha detaylı bilgi için Diyanet Meal sayfasına bakınız.

    İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır. (2/25)

    De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında içinde temelli kalacakları altından ırmaklar akan cennetler tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kulları hakkıyla görendir." (3/15)

    Yüzleri ağaranlar ise artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler içinde de temelli kalacaklardır. (3/107)

    İşte bunların karşılığı Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.) (3/136)

    Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır. (3/198)

    İman edip salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları ‘ne sıcak-ne soğuk tam kararında gölgeliğe' sokacağız. (4/57)

    İman edip salih amellerde bulunanlar biz onları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (4/122)

    Eğer Kitap Ehli iman edip sakınsalardı elbette onların kötülüklerini örter ve onları ‘nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (5/65)

    Böylelikle Allah dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu iyilik yapanların karşılığıdır. (5/85)

    Allah dedi ki: "Bu doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur." (5/119)

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (7/42)

    Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek. (7/43)

    Cennet halkı ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." (7/44)

    İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler ki bunlar henüz girmeyen fakat (girmeyi) ‘şiddetle arzu edip umanlardır.' (7/46)

    Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler. (7/47)

    "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız." (7/49)

    Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah bunları inkâr edenlere haram (yasak) kılmıştır." (7/50)

    İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/4)

    Rableri onlara katından bir rahmeti bir hoşnutluğu ve onlar için kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (9/21)

    Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah büyük mükafaat katında olandır. (9/22)

    Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)

    Allah onlar için süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/89)

    Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/100)

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder). (10/9)

    Oradaki duaları: "Allah'ım Sen ne yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (10/10)

    İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar' işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır. (11/23)

    Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (11/108)

    Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)

    Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel. (13/24)

    İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır). (13/29)

    Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur inkâr edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)

    İman edip salih amellerde bulunanlar Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır. (14/23)

    Gerçekten takva sahibi olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadır. (15/45)

    Oraya esenlikle ve güvenlikle girin. (15/46)

    Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (15/47)

    Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (15/48)

    Adn cennetleri; ona girerler onun altından ırmaklar akar içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah takva sahiplerini böyle ödüllendirir. (16/31)

    Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (16/32)

    Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır orada altın bileziklerle süslenirler hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)

    İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir ‘konaklama yeridir.' (18/107)

    Onda ebedi olarak kalıcıdırlar ondan ayrılmak istemezler. (18/108)

    Ancak tevbe eden iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. (19/60)

    Adn cennetleri (onlarındır) ki Rahman (olan Allah onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir. (19/61)

    Onda ‘boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam onların rızıkları orda (bulunmakta)dır. (19/62)
    O cennet; biz kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız. (19/63)

    İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu arınmış olanın karşılığıdır. (20/76)

    Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun." (20/117)

    Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)

    Onun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar. (21/102)

    Onları o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır. (21/103)

    Hiç şüphesiz Allah iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)

    Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (22/24)

    İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (23/10)

    Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır. (23/11)

    Dilediği takdirde sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne yücedir. (25/10)

    De ki: "Bu mu daha hayırlı yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır." (25/15)

    İçinde ebedi kalıcılar olarak orada her istedikleri onlarındır; bu Rabbinin üzerine aldığı istenen bir vaaddir. (25/16)

    O gün cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı dinlenecekleri yer çok daha güzeldir. (25/24)

    İşte onlar sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (25/75)
    Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. (25/76)

    (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. (26/90)

    İman edip salih amellerde bulunanlar; onları içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (29/58)

    Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde' ‘sevinç içinde ağırlanırlar'. (30/15)

    Kim inkâr ederse artık onun inkârı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini) döşeyip hazırlamaktadırlar. (30/44)

    (Ancak) Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır. (31/8)

    Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (31/9)

    İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise artık onlar için yaptıklarınıza karşılık olmak üzere bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır. (32/19)

    Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)

    Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz gerçekten bağışlayandır şükrü kabul edendir." (35/34)

    Ki O bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz. (35/35)

    Gerçek şu ki bugün cennet halkı ‘sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. (36/55)

    Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)

    Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (36/57)

    Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır). (36/58)

    İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. (37/41)

    Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. (37/42)

    Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. (37/43)

    Birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlar). (37/44)

    Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. (37/45)

    Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). (37/46)

    Onda ne bir gaile vardır ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (37/47)

    Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)

    Sanki onlar saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (37/49)

    Böyleyken kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: (37/50)

    Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı." (37/51)

    Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın? (37/52)

    Bizler öldüğümüz toprak ve kemikler olduğumuzda mı gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz? (37/53)

    (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" (37/54)

    Derken bakıverdi onu ‘çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. (37/55)

    Dedi ki: "Andolsun Allah'a neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." (37/56)

    Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. (37/57)

    Şüphesiz bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. (37/60)

    Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. (37/61)

    Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. (38/50)

    İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. (38/51)

    Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. (38/52)

    İşte hesap günü size va'dedilen budur. (38/53)

    Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok (38/54)

    Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez. (39/20)

    Rablerinden korkup-sakınanlar da cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (39/73)

    (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir." (39/74)

    Rabbimiz onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen üstün ve güçlü olansın hüküm ve hikmet sahibisin. (40/8)

    Kim bir kötülük işlerse kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler. (40/40)

    Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın size vadolunan cennetle sevinin." (41/30)

    (O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)

    Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız. (43/70)

    Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (43/71)

    İşte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. (43/72)

    Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz. (43/73)

    Muttakilere gelince; muhakkak onlar güvenli bir makamdadırlar. (44/51)

    Cennetlerde ve pınarlarda (44/52)

    Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler karşılıklı (otururlar). (44/53)

    İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (44/54)

    Orda güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar; (44/55)

    Orda ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. (44/56)

    Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi) ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)

    Cennet de muttakiler için uzakta değildir (o gün) yakınlaştırılmıştır. (50/31)

    Ona ‘esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu ebedilik günüdür. (50/34)

    Orda diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası da var. (50/35)

    Şüphesiz muttaki olanlar cennetlerde ve pınarlardadırlar; (51/15)

    Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı. (51/16)

    Hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde ve nimet içindedirler; (52/17)

    Rablerinin verdikleriyle ‘sevinçli ve mutludurlar'. Rableri kendilerini ‘çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur. (52/18)

    Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için. (52/19)

    Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. (52/20)

    Onlara istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik. (52/22)

    Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki onda ne ‘boş ve saçma bir söz' ne günaha sokma yoktur. (52/23)

    Kendileri için (hizmet eden) civanlar etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) ‘sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.' (52/24)
    Kimi kimine dönüp sorarlar; (52/25)

    Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık." (52/26)

    "Şimdi Allah bize lütufta bulundu ve ‘hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu." (52/27)
    Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır. (53/15)

    Rabbin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır. (55/46)

    Çeşit çeşit ‘inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. (55/48)
    İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır. (55/50)

    İkisinde de her meyveden iki çift vardır. (55/52)

    Astarları ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır. (55/54)

    Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/56)

    Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler. (55/58)

    İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır? (55/60)

    Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var. (55/62)

    Alabildiğine yemyeşildirler. (55/64)

    İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır. (55/66)

    İçlerinde (her türden) meyve eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (55/68)

    Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır. (55/70)

    Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar. (55/72)

    Bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/74)

    Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar. (55/76)

    Yarışıp öne geçenler de öne geçmiş öncülerdir. (56/10)

    İşte onlar yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. (56/11)

    Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; (56/12)

    Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden (56/13)

    Birazı da sonrakilerden. (56/14)

    ‘Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler. (56/15)

    Karşılıklı yaslanmışlardır. (56/16)

    Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (56/17)

    Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler (56/18)

    Ki, bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (56/19)

    Arzulayıp-seçecekleri meyveler (56/20)

    Canlarının çektiği kuş eti. (56/21)

    Ve iri gözlü huriler (56/22)

    Sanki saklı inciler gibi; (56/23)

    Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur); (56/24)

    Orada ne ‘saçma ve boş bir söz' işitirler ne günaha sokma. (56/25)

    Yalnızca bir söz (işitirler:) Selam selam. (56/26)

    Ashab-ı Yemin ne (kutludur o) Ashab-ı Yemin. (56/27)

    Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları) (56/28)

    Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları (56/29)

    Yayılıp-uzanmış gölgeler, (56/30)

    Durmaksızın akan su(lar); (56/31)

    Ve (daha) birçok meyveler arasında (56/32)

    Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). (56/33)

    Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (56/34)

    Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. (56/35)

    Onları hep bakireler olarak kıldık (56/36)

    Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt (56/37)

    Ashab-ı Yemin olanlar için. (56/38)

    (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden (56/39)

    Birçoğu da sonrakilerdendir. (56/40)

    Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise (56/88)

    Bu durumda rahatlık ,güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (56/89)

    Ve eğer, Ashab-ı Yeminden ise (56/90)

    Artık, Ashab-ı Yeminden selam sana. (56/91)

    O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (57/12)

    Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister babaları ister çocukları ister kardeşleri isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar öyle kimselerdir ki (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

    Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı ‘umduklarına kavuşup mutluluk içinde olanlardır.' (59/20)
    O da sizin günahlarınızı bağışlar sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş' budur. (61/12)

    Sizi, toplanma günü için bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş (fevz)' budur. (64/9)

    İman edip salih amellerde bulunanları, karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (65/11)

    Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (66/11)

    Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. (83/23)

    Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır" derlerdi. (83/32)

    Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur. (85/11)

    O gün öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (88/8)

    Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur. (88/9)

    Yüksek bir cennettedir. (88/10)

    Orda anlamsız bir söz işitmez. (88/11)

    Orda ‘durmaksızın akan' bir kaynak vardır. (88/12)

    Orda ‘yükseklerde kurulmuş tahtlar da vardır; (88/13)

    Konulmuş (içecek dolu) kaplar, (88/14)

    Dizi dizi yastıklar, (88/15)

    Ve serilmiş yaygılar. (88/16)

    Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis (89/27)

    Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. (89/28)

    Artık, kullarımın arasına gir. (89/29)

    Cennetime gir. (89/30)

    İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır. (98/7)

    Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu Rabbinden ‘içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (98/8)