Kaside-i Bürde Arapça ve Türkçe Okunuşu

Konusu 'Dini Şiirler' bölümündedir ve Ömer tarafından 16 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Kaside-i Bürde Okunuşu, Kaside-i Bürde Arapçası, Kaside-i Birde Türkçe Okunuşu ve Makamı Bestesi Güftesi

    Öncelikle sizlere kaside'nin hikayesini anlatan yazımızı okumanızı tavsiye ederim. Burdan yazıyı okuyabilirsiniz. Bu duayı çok duyuyordum ve okunuşu ile ilgili bir kaç şey öğrendim. Öncelikle bu 300 küsür sayfa olan kitabı temin etmenizi ve orda yazan şekilde okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ben ne kadar şöyle okuyun böyle okuyun desem de, kaynağındaki tertip ve usulde okumanın daha iyi olacağı kanaatindeyim.

    Kitapdan hatırladığım kadarıyla, okumadan önce abdestli ve gusul abdestli olmamış şart.

    Daha sonra niyet için bir duası var o duaya ve diğer yapılması gerekenlere de Kaside-i Bürde kitabından ulaşabilirsiniz.

    Ve her kıtadan sonra aşağıdaki kıta okunmalı,

    Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
    Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi

    Ve bir usulle okunmalı ben sizlere Cübbeli hocanın okuduğu kaside-i bürde deki gibi okumanızı tavsiye ederim.

    Bu kadar biliyorum, lütfen kitabı temin edin ki bu kardeşiniz sizleri yanıltmış olmasın ve usulüyle okumuş olun.

    Kaside-i Bürdenin Arapçası
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    Kaside-i Bürdenin Türkçe Okunuşu
    E min tezekküri cirânin bi zî selemin,
    Mezecte dem'an cerâ min mukletin bi demin.

    Em hebbeti'r-rîhu min tilkâi kâzimetin
    Ve evmeda’l-berku fi'z-zalmâi min idamin

    Femâ liayneyke in kulte ekfüfâ hemetâ
    Ve mâ likalbike in kulte estefik yehimi

    E yahsebu’s-sabbu ennel-hubbe münketimun
    Mâ beyne münsecimin minhü ve muztarimin

    Levlâ’l- hevâ lem turık dem'an alâ talelin
    Ve lâ erikte zikri'l-bâni ve'l-alemi

    Fe keyfe tunkiru hubben bâ'de mâ şehidet
    Bihî aleyke, udûli'd-dem'ı ve's-sekami

    Ve esbete'l-vecdü hattay abretin ve danâ.
    Misle'l-behârı alâ haddeyke ve'l-anemi.

    Neam serâ tayfü men ehvâ fe-errekani
    ÜVe'l-hubbu ya'terizu'l-lezzâti bi'l-elemi

    Yâ lâimî fî'l-hevâ'l-uzriyyi mâ'zireten
    Minnî ileyke ve lev ensafte lem telümi

    Adetke hâliye lâ sırrî bi müstetirin.
    Ani’l- vüşâti ve lâ dâî bi münhasimin.

    Mehadteni'n - nusha lâkin lestü esmeuhû.
    lnne'l-muhibbe ani'l uzzâli fî samemin.

    İnnî e tehemtü nâsîha'ş-şeybi fî azelî,
    Ve'ş - şeybü eb'adü fî nushin ani't - tûhemi.

    Fe inne emmâreti bi's-sûi me't-te'azet
    Min cehlihâ bi nezîri'ş - şeybi ve'l- heremi.

    Ve lâ eaddet mine'l - fî'li'l -cemili kırâ
    Dayfin eleme bi re'sî gayre muhteşemi

    Lev küntü a'lemü ennî mâ uvakkıruhû.
    Ketemtü sırren bedâ lî minhü bi'l-ketemi

    Men lî bi reddi cimâhin min gavayetihâ
    Kemâ yüreddü cimühu'l-hayli bi'l-lücümi

    Felâ terüm bi'l-meâsi kesre şehvetihâ
    lnne't-teâme yukavvî şehvete'n-nehimi

    Ve'n-nefsü ke't-tıflı in tühmilhü şebbe alâ
    Hubbi'r-redâi ve in teftımhü yenfetimi

    Fasrıf hevâhâ ve hâzir en tüvelliyehû
    İnne'l-hevâ mâ tevellâ yusım ev yesımi

    Ve râihâ vehye fî'l-a'mâli sâimetün
    Ve in hiye's-tahleti'l-mer’â felâ tesümi

    Kem hassenet lezzeten li'l-mer'i kâtileten
    Min haysü lem yedri enne's-semme fî'd-desemi

    Vahşe'd-desâise min cûin 'le min şebiin
    Fe rubbe mahmasatin şerrun mine't-tuhâmi

    Ve'stefrigi'd-dem'a min aynin kadi'mteleet
    Mine'l-mehârimi ve'l-zem himyete'n-nedemi

    Ve hâlifî'n-nefse ve' ş-şeytâne va'sıhimâ
    Ve in hümâ mehadâke'n-nusha fet-tehimi

    Velâ tutı' minhümâ hasmen velâ hakemen
    Fe ente ta'rifü keyfe'l-hasmi ve'l-hakemi

    Estagfîrullâhe min kavlîn bilâ amelin
    Le kad nesebtü bihî neslen lizî ukumi

    Emertüke'l-hayre lâkin mâ'temertü bihî
    Ve me'stekamtü femâkavlî leke's-tekami

    Velâ tezevvedtü kable'l-mevti nâfîleten
    Velem usalli sivâ farzın velem esumi

    Zalemtü sünnete men ahya'z-zalâme ilâ
    Eni'şteket kademâhü'd-durre min veremi

    Ve şedde min segabin ahşâehû ve tavâ
    Tahte'l-hicâreti keşhan mütrefe'l-edemi

    Ve râvedethü'l-cibâlü'ş-şümmü min zehebin
    An nefsihi fe erâhâ eyyemâ şememi

    Ve ekkedet zühdehü fîhâ zarûretühû
    İnne'z-zarûrete lâ ta'dû alâ'l-lsami

    ve keyfe ted'û ile'd-dünyâ zarûretü men
    Levlâhü lem tahruci'd-dünyâ mine'l-ademi

    Muhammmedün seyyidü'l-kevneyni ve's-sekaleyn
    Ve'l-ferikayni min urubin ve min acemi

    Nebiyyünâ’l-âmirü'n-nahi felâ ehadün
    Eberre fî kavlî lâ minhü velâ neami

    Hüve'l-habîbü'l-lezî türcâ şefâatühü
    Li külli hevlin mine'l-ehvâli muktehımi

    Deâ ilallühi fe'l-müstemsikûne bihî
    Müstemsikûne bi hablin gayrı munfasımı

    Faka'n-nebiyyine fî hâlkın ve fî hulukın
    Velem yüdanûhü fj ilmin ve lâ keremi

    Ve küllühüm min Resûlillahi mültemisün
    Gürfen mine'l-bâhri ev reşfen mine'd-diyemi

    Ve vâkıfûne ledeyhi inde haddihimi
    Min nuktati'l-ilmi ev min şekleti'l-hikemi

    Fehve’l-lezî teme mâ’nâhu ve sûretühü
    Sümme's-tafâhü hibîben bâriü'n-nesemi

    Münezzehün an şerikin fî mehâsinihi
    Fe cevheru'l-husni fîhi gayrı munkasımi

    Da'me'd-deathü'n-nâsârâ fî nebiyyihimi
    Vâ'hküm bimâ şı'te medhan fîhi va'htekimi

    Fensüb ilâ zâtihî mâ şi'te min şerafîn
    Vensüb ilâ kadrihî mâ şi'te min izâmi

    Fe inne fadle Resûlillâhi leyse lehû
    Haddün fe yu'ribe anhü nâtıkun bi femi

    Lev nâsebet kadrehû âyâtühû ızamen
    Ahyâ'smühû hîne yüd'â dârıse'r-rimemi

    Lem yemtehınna bimâ ta'ye'l-ukûlü bihî
    Hırsan aleynâ felem nerteb velem nehimi

    A'ye'l-verâ fehmü mâ'nâhü fe leyse yürâ
    Lil-kurbi ve'l-bu'di minhü gayru munfehımi

    Ke'ş-şemsi tezharu li'l-ayneyni min buudin
    Sagîreten ve tükillû't-tarfe min ememi

    Ve keyfe yüdrikü fî'd-dünyâ hakîkatehû
    Kavmün niyâmün tesellev anhü bi'l-hulumi

    Fe meblegu'l-ilmi fîhi ennehû beşerun
    Ve ennehû hayru hâlkı'llâhi küllihimi

    Ve küllü âyin ete'r-rüslü'l-kirâmü bihâ
    Fe innemâ't-tesalet min nûrihi bihimi

    Fe innehû şemsü fadlin hum kevâkibühâ
    Yüzhirne envârehâ li'n-nâsi fî'z-zulemi

    Ekrim bi hâlkı nebiyyin zânehû hulukun
    Bi'l-husni müştemilin bi'l-bişri müttesimi

    Ke'z-zehri fî terefîn ve'l-bedri fî şerefîn
    Ve'l-bâhri fî keremin ve'd-dehri ti himemin

    Keennehû vahve ferdün fî celâletihi
    Fi askerin hîne telkahu ve fî haşemin

    Keenneme'l-lü'lüü'l-meknûnü fî-sadefîn
    Min mâ'diney mantıkın minhü ve mübtesemi

    Lâ tıybe ya'dilü türben zamme a'zumehû
    Tûbâ lî munteşıkın minhü ve mültesimin

    Ebâne mevlidühü an tîbı unsurihi
    Yâ tıybe mübtedein minhü ve muhtetemi

    Yevmün teferrese fîhi'l-fürsü ennehümü
    Kad ünzirû bi hulûli'l-bü'si ve'n-nikamı

    Ve bâte eyvânü Kısrâ Vehve münsadi'un
    Ka şemli ashabı Kisrâ gayre mülteimi

    Ve'n-nâru hâmidetü'l-enfâsi min esefin
    Aleyhi ve'n-nehru sâhi'l-ayni min sedemi

    Ve sâe sâvete en gâdat buhayretühâ
    Ve rüdde vâridühâ bi'l-gayzl hîne zamî

    Keenne bi'n-nâri mâ bi'l-mâi min belelin
    Huznen ve bi'l-mâ; mâ bi'n-nâri min daremin

    Ve'l-cinnü' tehtifü ve'l-envâru sâtıatün
    Ve'l-hakku yazharu min mâ'nen ve min kelimi

    Amû ve sammû fe i'lânü'l-beşâiri lem
    Tüsmâ've bârikatü'l-inzâri lem tüsemi

    Min bâ'di mâ ahbâra'l-akvâme kâhinühüm
    Bienne dînehamü'l-mu'vecce lem yekumi

    Ve bâ'de mâ âyenû fi'l-ufkı min şuhubin
    Munkaddaten vefka mâ fî'l-arzl min sanemi

    Hattâ gadâ an tarikl'l-vahyi münhezimün
    Mine'ş-şeyâtîni yakfû isre münhezimi

    Keennehüm hereben abtâlü Ebrehetin
    Ev askerun bi'l-hasâ mln râhateyhi ramî

    Nebzen bihî bâ'de tesbîhin bi bâtnihimâ
    Nebze'l-müsebbihi min ahşâi mültakımı

    Câet li da’vetihil eşcâru sâcideten
    Temşî ileyhi alâ sâkın bi lâ kademi

    Ke ennemâ setarat setran limâ ketebet
    Fürûuhâ min bedîil hattı fil lekami

    Mislül ğamâmeti ennâ sâra sâiraten
    Tekıyhi harra vatıysin lil hecîri hamî

    Aksemtü bil kameril münşakkı inne lehû
    Min kalbihî nisbeten mebrûratel kasemi

    Ve mâ havel ğâru min hayrin ve min keramin
    Ve küllü tarfin minel küffâri anhü amî

    Fes sıdkı fil ğari ves sıddîku lem yerimâ
    Ve hüm yekûlûne mâ bil ğâri min erimi

    Zannül hamâme ve zannül ankebûte alâ
    Hayril beriyyeti lem tensüc ve lem tehumi

    Vikâyetullâhi ağnet an müdâafetin
    Mined dürûı ve an âlin minel ütumi

    Mâ sâmaniyed dehru daymen vestecartü bihî
    İllâ ve niltü civâran minhü lem yüdami

    Ve leltemestü ğıned dârayni min yedihî
    İllestelemtün nedâ min hayri müstelemi

    Lâ tünkirul vahye min rü’yahü inne
    lehû kalben izâ nâmetil aynâni lem yenemi

    Fe zâke hıyne bülûğun min nübüvvetihî
    Fe leyse yünkeru fîhi hâlü muhtelemi

    Tebârekallâhü mâ vahyün bi müktesebin
    Ve lâ nebiyyün alâ ğaybin bi müttehimi

    Kem ebraet vasaben bil lemsi râhatühû
    Ve atlakat eriben min ribkatil limemi

    Ve Ahyetis seneteş şehbae da’vetühû
    Hattâ haket ğurraten fil a’surid dühümi

    Bi ârıdın câde evhıltel bitâha bihâ
    Seyben minel yemmi ev seylen minet arimi

    Da’nî ve vasfî âyâtin lehû zaherât
    Zuhûra nâril gırâ leylen alâ alemi

    Feddürrü yezdâdü husnen ve hüve müntezamün
    Ve leyse yenkusu kadran ğayra müntezami

    Fe mâ tetâvele âmâlül medîhi ilâ
    Mâ fîhi min keramil ahlâkı veş şiyemi

    Ayâtü hakkın miner Rahmâni muhdesetün
    Kadîmetün sıfatül mavsûfi bil kıdemi

    Lemm takterin bi zemânin ve hiye tuhbiruna
    Anil meâdi ve an âdin ve an iremi

    Dâmet ledeynâ fe fâkat külle mu’cizetin
    Minen nebiyyîne iz câet ve lem tedümi

    Muhâkkemetün fe mâ yübkıyne min şühebin
    Li zî şikâkın ve lâ yebğıyne min hâkemi

    Mâ hûribet katta illâ âde min harabin
    A’del eâdî ileyhâ mülkıyes selemi

    Raddet belâğatühâ da’vâ muârıdıhâ
    Raddel ğayûri yedel cânî anil hurami

    Le hâ meânin ke mevcil bahri fî mededin
    Ve fevka cevherihî fil husni vel kıyemi

    Fe lâ tüaddü ve lâ tuhsâ acâibühâ
    Ve lâ tüsâmü alel iksâri bis seemi

    Karrat, bihâ, aynü, kârîhâ, fe, kultü, lehû
    Le kad zaferte bi hablillâhi fa’tesımi

    İn tetlühâ hıyfeten min harri nâri lezâ
    Etfâ’te harrâ lezâ min virdiheş şiyemi

    Ke ennehel havzu tebyazzul vücûhü bihî
    Minel usâtı ve kad câühû kel humemi

    Ve kes sırâtı ve kel mîzâni ma’dileten
    Fel kıstu min ğayrihâ Gin nâsilen yekumi

    Lâ’ta’ceben li hasûdin râha yünkiruha
    Tecâhülen ve hüve aynül hâzikıl fehimi

    Kad tünkirul aynü dav’eş şemsinin ramedin
    Ve yünkirul femü ta’mel mâi min sekami

    Yâ hayra men yemmemel,âfûne ,sahâtehû
    Sa’yen ve fevka mütûnil eynükir rusümi

    Ve men hüvel âyetül kübrâli mu’tebirin
    Ve men hüven nı’metül uzmâli muğtenimi

    Serayte min Haraminleyken ilâ Harâmin
    Kemâ seral bedrü fî dâcin minez zulemi

    Ve bette terkâ ilâ en nilte menzileten
    Min kâbe kavseyni lem tüdrek ve lem terumi

    Ve kaddemetke cemîul enbiyâi bihâ
    Ver rusülü takdîme mahdûmin alâ hademi

    Ve ente tahterikus seb’at tıbâka bihim
    Fî mevkibin künte fîhi sâhıbel alemi

    Hattâ izâ lem teda’şe’ven li müstebikin
    Mined dünüvvi velâ li müstenimi

    Hafadte külle makâmin bil izâfeti iz
    Nûdite bir ref’i mislel müfredil alemi

    Keymâ tefûzü bir vaslin eyyi müstetirin
    Anil uyûni ve sirrin eyye müktetemi

    Fehurte külle fihârin ğayra müşterakin
    Ve cüzte külle mekâmin ğayra mzüdehami

    Ve celle mikdârumâ vullite min rutebin
    Ve azze idrâkü mâûlite min niami

    Büşrâlenâ ma’şeral İslâmi inne lenâ
    Minel ınâyeti ruknen ğayra münhedimi

    Lemmâ deallahü dâıynâ li tâatihi
    Bi ekramir rusüli künnâ ekramel ümemi

    Râat Kulûbel ıdâ enbâü bi’setihî
    Ke neb’etin eclefet ğuflen minel ğanemi

    Mâ zâle yelkâhüm fî külli mu’terakin
    Hattâ hakev bil kanâ lahmen alâ vedami

    Veddül firâra fe kâdû yağbitûıne bihî
    Eşlâe şâlet meal ıkbâni ver ruhami

    Temdıl leyâlî ve lâ yedrûne ıddetehâ
    Mâlem tekün min leyâlil eşhuril hurumi

    Ke ennemed dînü dayfün halle sâhate hüm
    Bi külli karmin ilâ rahmil îdâ karimi

    Yecürru bahra hamîsin fevka sâhibatin
    Termî bi mevcin minel ebtâli mültetımi

    Min külli müntedi bin lillâhi muhtesibin
    Yestû bi müste’silin lil küfri mustalimi

    Hattâ ğadet milletül İslâmi ve hiye bihim
    Min ba’di gurbetihâ mevsûleter rahimi

    Mekfûleten ebeden minhüm bi hayri ebin
    Ve ba’lin fe lem teytem ve lem teimi

    Hümül cibâlü fe sel anhüm müsâdimehüm
    Mâzâ raev minhüm fî külli müstademi

    Ve sel Huneynen ve sel Bedran ve sel Uhuden
    Fusûle hatfin lehüm edhâ minel vehami

    El musdıril biydı humran ba’de mâ veradet
    Minel ıdâ külle müsveddin minel lememi

    Vel kâtibîne bi sümril hattı mâ terâket
    Aklâmühüm harfe cismin ğayra mün’acimi

    Şâkis silâhı lehüm sîmâ tümeyyizühüm
    Vel verdü yemtâzü bis sîmâ mines selemi

    Tühdî ileyke riyâhun nasri neşrahüm
    Fe tahsebüz zehra , fil ekmâmi külle kemî

    Keennehüm fî zuhûril hayli nebtü ruben
    Min şiddetil hazmi lâ min şiddetil huzumi

    Târet kulûbül ıda min be’sihim ferkan
    Femâ teferrake beynel behmi vel bühümi

    Ve men tekün bi rasûlillâhi nûsratühû
    İn telkahül üsdü fî âcâmihâ tecimi

    Ve len terâ min veliyyin ğayra müntesırin
    Bihî velâ min adüvvin ğayra münfesimin

    Ehalle ümmetehû fî hırzi milletini
    Kellysi halle meal eşbâli fî ecemi

    Kem ceddelet kelimâtüllahi min cedelin
    Fîhi ve kem hassamel burhânu min hasımi

    Kefâke bil ılmi fil ümmiyyi mu’cizeten
    Fil câhiliyyeti vet te’dîbi fil yütümi

    Hademtühû bi medîhin estekıylü bihî
    Zünûbe umrin medâ fiş şı’ri vel hıdemi

    İz kalledâniye mâ tuhşâ avâkıbühû
    Ke ennenî bihimâ hedyün minen neami

    Ata’tü ğayyes sıbâ fil hâletyni ve mâ
    Hassaltü illâ alel âsâmi ven nedemi

    Fe yâ hasârate nefsin fî ticaretihâ
    Lem teşterid dîne bid dünyâ velem tesümi

    Ve men yebı’âcilen minhü bi âcilihî
    Yebin lehül gabnü fî bey’ın ve fî selemi

    İn âti zenben fe mâ ahdî bi müntekazın
    Minen nebiyyi ve lâ hablî bi mün sarimi

    Fe inne lî zimmeten minhü bi tesmiyeti
    Muhammeden ve hüve evfel halkı biz zimeni

    İn lem yekün fî meâdi âhızen bi yedî
    Fadlen ve illâ fe kul yâ zelletel kademi

    Hâşâhü en yuhrimer râcî me mekârimehû
    Ev yercial câru minhü gayra muhterâmi

    Ve münzü el zemtü efkâri medâyıhahû
    Vecedtühü lî halâsî hayra mültezimi

    Ve len yefûtel gınâ minhü yeden teribet
    İnnel hayâ yünbitül ezhâre fil ekemi

    Ve lem ürid zehrated dünyelletik telafet
    Yedâ züheyrin bi mâ esnâ alâ herimi

    Yâ ekramel halkı mâ li men elûzü bihî
    Sıvâke ınde hulûlil hâdisil amemi

    Velen yedika Rasülellâhi cahüke bi
    İzil Kerîmü tecellâ bismi müntekımi

    Fe in min cûdiked dünya ve Darratehâ
    Ve min ulûmike ılmül levhı vel kalemi

    Yâ nefsü lâ teknati min zelletin azumet
    İnnle kebâire fi ğufrani kel lememi

    Lealle rahmete Rabbi hıyne yaksimühâ
    Te’ti alâ hasebil ısyâni fil kısemi

    Yâ Rabbi vec’al recâi ğayra mün’akisin
    Ledeyke vec’al hısâbî ğayra münhazimi

    Veltuf bi abdike fid dâreyni inne lehû
    Sabran metâ ted’uhü ehvâlü yenhezimi

    Ve’zenli subhi salâtin minke dâimetin
    Alen Nebiyyi bi münhel in ve münsecimi

    Vel âli sahbi sümmet tâbiîne lehüm
    Ehlet tükâ ven nükâ vel hılmi vel kerami

    Mâ rannehat azâbâtil bâni rıyhu sabâ
    Ve etrabel îse hâdil bin neğami

    Yâ Rabbi salli ve sellim dâimen Ebedâ
    Alâ habîbike hayril halkı küllihimi

    Kaside-i Bürdenin Türkçe Anlamı
    Selem ağaçlarını mı, ordaki dostları mı andın ki birden
    Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı..

    Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden;
    Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede
    Şimşek mi çaktı?..

    Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen çoşar ırmak olur;
    Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı..

    Aşk gizli kalır mı kimseden, niçin aldatır kendini insan?
    Gönül yanıp dururken, gözden akarken çeşme gibi gözyaşı..

    Aşk olmasaydı döker miydin gözyaşını böyle taze toprağa?..
    Gözün uykudan kaçar mıydı, andığında Ban Ağacını, Alem Dağını..

    Âşık inkar etse ne çıkar, gerçek şahitler var:
    Yaşa batık gözler, sararmış yüz, zayıf ten ve göz çukurları...

    Aşktan değil de neden bu peki, bir yanağında kırmızı gül;
    Bir yanağında sarı gül döküntüsü, izi;
    Kızılırmak, Yeşilırmak yatağı..

    Evet, yârin hayali gelip beni birden uyandırdı;
    Sevgi, zaten gelir gamlarla, mahveder vücut hazlarını..

    Aşkım sebebiyle bana dil uzatan, utanır mıydın ki bilseydin,
    Yanık aşklarıyla meşhur Özr oymağı gençlerinden daha mazurum, beterim hakçası...

    Gizlenir gibi değil ki bu sır, işte sen de öğrendin;
    Şimdi, de diyeceğini, kat by derde bir dert de sen..
    Zaten yok sonu yok başı..

    Öğüdünü esirgemedin sağol benden ama;
    Tutamadım onları, çünkü tutuktur zaten sevenin kulakları..

    Yaşlı adama, ağarmış saça, utanmadan; “yalan söylüyorsun” dedim..
    Nasıl inkâr, itham edilebilir oysa, ağaran saçın beyazlığı?..

    Günaha batık nefs, öğüt mü dinler!
    Kendi karanlığına gömülmüş ak saç, nasıl ışıtsın bu karanlığı?..

    Güzel fiillerle bir şölen hazırlayamadı nefsim;
    Misafirse sessiz, ihtişamsız apak çıkageldi, karşılayan bile olmadı..

    Bilseydim ki, yok bende bir karşılama gücü bile,
    Siyaha boyadığım bir panonun ardına saklardım kendimi ve bu sırrı..

    Kim çeker benim nefsimi bu hoyratlık alanından?..
    Çılgın atları zaptedip dört döndüren süvariler gibi tıpkı..

    Günah işleye işleye günahı bitireyim dersin belki içinden..
    Boş hayal! Yemek vücudu arttırır, günah da günahı...

    Nefs memedeki çocuktur, vaktinde kesmezsen sütten,
    Koca adam olur da, hâlâ emzik ister, arar sütü mamayı..

    Nefsine sen hâkim ol! O olmasın sana hâkim;
    Çünkü nefs neye hâkim olursa, onu ya öldürür, ya soldurur hâsılı..

    Nefs sürüsü bırakırsan yayılır her yöne; görmeli gözetmeli;
    Otu çok tatlı gelen yaylalara yaymazlar koyunları..

    Nefsin tattırdığı hazzın çoğu semm-i katildir;
    Ağuyu altun tasta bal içre sunarlar, bunlar onun suç ortağı..

    Açlığın ve tokluğun hilelerinden koru kendini,,
    Evet açlığın da.. Çok açlık, tokluktan da zararlı..

    Gözünden yaşlar boşalt ki, ne haramlar doldurmuştun vaktiyle..
    Ve sığın tövbe gölgelerine, odur en serin hurma altı..

    Şeytana ve nefsine uyma! Baş kaldır, isyan et!..
    En akla yakınmış gibi gelen sözlerini bile dinleme, deş ve bul püf noktalarını..

    Bazan hasım kılığındadır, bazan hısım, bazan hakem,
    Düpedüz hilekârdırlar, ne hakemi, ne hasımı, ne hısımı!

    Allah’ım sen affet bizi!.. Bizzat söyleyip te tutamadığımız sözlerden..
    Ki andırır kısırların nesliyle öğünmesini tıpkı...

    Sana “yap!” dedim ama ben yapmadım onu;
    Sana “yol işte bu yoldur” dedim ama nefs, beni o yola bırakmadı..

    Üstüme borç olan namazı kıldım, orucu tuttum; ama o kadar..
    Ölüm, evet ölüm göz önündeyken bir parçacık arttırmadım onları..

    Kendime zulmettim, ihmal ettim geceleri ihya sünnetini..
    Can verdi gecelere namazla O, öyle ki, şişerdi ayakları..

    Boş midesinin üstüne taş kor, derisini büzüp düğümler,
    Çekilen karnına kuşak bağlardı; yine azalmazdı açlığa sabrı...

    Altundan ulu dağlar nefsine sundular da kendilerini,
    Reddetti O, gösterdi onlara gerçek ululuğu ve gerçek altını...

    Zühd ve takvasını arttırdı, eksiltmedi o dağlarca zarûret..
    Ne denli olsa da yok edemez ihtiyaç, insandaki temizliği, pırıltıyı...

    Dünya ne oluyor ki, O ona muhtaç olsun..
    Dünya O’na muhtaç ki, onun için değil midir varoluşu, yokluktan çıkışı?..

    Bu dünyanın ve öte dünyanın, göze görünür- görünmez yaratıkların,
    Acemin, Arabın, bölük bölük bütün insanlığın Hz. Muhammed’dir başı..

    Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde;
    “Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı...

    Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden
    Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati...

    Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine,
    Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı...

    İçiyle ve dışıyla, ahlak ve yaradılışta üstündür,
    öbür peygamberlerden bile;
    Hiçbirinin ilmi, keremi O’nu geçemedi, O’nunkine ulaşamadı..

    Ve hepsi umar ve bekler, Allah’ın Resûlundan;
    Denizinden bir avuç su;
    Yağmurundan bir damla su yollamasını..

    Dururlar huzurunda hepsi yerli yerinde..
    Kimi ilminden bir nokta,
    Hikmetinden bir hareke bir kısmı..

    Peygamber ruhu alıp peygamber vücudunu,
    mükemmel peygamber olunca,
    O’nu Sevgili edindi seve seve insan yaratan, insan ören Rabbi..

    Üstünlüğünde eşit ve ortak yoktu O’na kimse;
    Güzelliğiyse parçalanmaz bölünmez bir bütündü, ne çıkacak,
    ne eklenecek bir şey vardı...

    Hristiyanların kendilerine gelen Resûl için dediklerini dememek şartıyla,
    Öğ öğebildiğin kadar.. Yücelt yüceltebildiğince O Hakk Kahramanını..

    Korkmadan istediğin ölçüde şerefi bağla O’na;
    İstediğin ölçüde O’nun değerlilik hakkını tanı..

    Erginliğine yok son ki, orada durup,
    Dil, cesaretini bulsun, O’nu anlatmayı..

    Mucizeleri bile gerçeğinin yanında sönük kalır;
    Yoksa ismi anılınca çürüyen kemikler bile canlanıp ayağa kalkmalıydı..

    Aklın yetişmeyeceği tekliflerle etmedi bizi imtihan;
    Bizi sevdiğinden elbet.. Biz de hemen inandık O’na..
    En ufak şüphe bize yaklaşmadı..

    O’nun gerçeğine ermekte cümle âlem âciz kaldı;
    Uzak âciz kaldı, yakın âciz kaldı, acz çepçevre sardı dört yanı..

    Güneş küçük sanılır uzaktan bakılınca;
    Göz dayanmaz amma, çıplak gözle bakıldı mı..

    İnsan nasıl bu yerde anlar O’nun gerçeğini,
    Ki rüyada görsen O’nu, sana yeter ömür boyu
    Bu mutluluk ve O’nun nurdan bakışları..

    İnsanlığın bilip bileceği şu, bilgilerinin sonu şudur ancak;
    O insandır ve yaratılmışların en iyisi, en güzeli, en hayırlısı..

    Ve Peygamberlerin halka gösterdiği mucizeler,
    O’ndandı, O’nun nurundandı, O’nun habercisi, O’nun öncü ışıklarıydı..

    Çünkü O erdemlik güneşi, öbür peygamberlerse yıldızlardır,
    O yıldızlar ki; Güneşten aldıklarıyla aydınlatırlar karanlıkları..

    Gel gör ki, Rabbim O’na neler verdi, nasıl süsledi O’nu..
    Ahlâkını güzellikle sardı, müjdeyle, güler yüzlülükle benek benek noktaladı..

    Latifliği bir çiçek, dolunay şeref ve değeri..
    Cömertliği bir deniz, yardımı zamandır tıpkı..

    Tek başına bir yerde, O’nu görsen, heybetinden
    Sanırsın arkasında asker, asker,asker.. bir ordu gizli, bir ordu saklı..

    O’nun tebessümünden ve konuşmasındandır sanki;
    Sedefte saklı inci, İnciler hep sedefte saklı..

    O’nun toprağının kokusundan daha güzel var mı koku?
    Ne mutlu o kişiye ki koklamış, öpmüş ola o toprağı!

    Doğuşu açıklar bize her yönden her açıdan O’nu..
    Başlangıcı da iyi O’nun, sonu da..
    Hoştur doğuşu ve batışı..

    O doğum günü ki, iyi farkına vardı İran, indiğinin
    Kendisi için korku, kendisi için ceza, kendisine cehennem âzabı..

    Göçtü, darmadağın oldu Kisra’nın saray duvarları o gece..
    Devleti de, bu duvardan başlayarak yarıldı, çatladı ve dağıldı..

    Son nefesini verdi, korkudan mecûsi meş’alesi..
    Ve Yahudi nehri, bilinmeyen bir yere alıp gitti,
    Dert yuvası başını..

    Ve sapık Save halkı, her günkü gibi
    Su aldıkları göle gittiklerinde;
    Bu da nesi?.. Kurumuş kül olmuş!
    Döndüler elleri boş,
    Kızgın kudurmuş ve çatlamış dudakları..

    Sanki doğmuştu ateşte su,suda ateş duygusu!..
    Tabiat, o gün yoldan çıkmışları, tabiatından çıkararak karşıladı..

    Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden;
    Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı..

    Cinler çığlık atarlar, Nurlar, saçarlarken havaî fişeklerini
    Hak böyle tantanayla çıkıyordu ortaya, Hakk’ın sesi ve ihtişâmı..

    Kör oldular, sağır oldular, felç oldular, muştuları duymadılar,
    Haberleri almadılar; görmediler korkutuş yıldırımlarını..

    “Bundan sonra o eğri dinimiz belini doğrultup ayağa kalkamaz”
    Dediler, haberini verdiler kâhinleri, ozanları..

    Gökte yıldızların aktığı görülürdü
    Ve aynı anda yerde putların devrildiği, yıkıldığı..

    Ve vahy yolundan çekilip gitti bozgun
    Şeytanların şahı; bozgun askeri yerinde kala kaldı..

    Nasıl ki, Ebrehe’nin ordusu dağılmıştı;
    İki avuçtan atılanla bir ordu kör olmuş, yere saplanmıştı..

    Allah dedikten sonra o taşların atılışı
    Rabbine yalvarır yalvarmaz balığın karnından atılanın çıkışını andırmıştı..

    Yemin ederim ikiye bölünen aya,
    O’nun kalbiyle ilgili aya..And içerim aya karşı!..

    Ve o hayrı, keremi içine alan mağaraya..
    And içerim ki, Kafirlerin gözleri içerdeki Işıktan kör oldu bakamadı..

    And içerim ki, Muhbir-i Sadık mağaradaydı ve Sıddık mağaradaydı..
    Görmediler ve sandılar ki, orda, kimsecikler yoktu ve olamazdı..

    Ne bilsinler ki, örümcek O’nun için örmüş ağını..
    Güvercin, O’nun için yuva yapmış, yumurta bırakmış uçup durmaktaydı..

    Allah isterse bir güvercin, bir örümcek ağıyla da korur,
    Kat kat zırhı ve yüksek kaleleri aratmaz,
    onlardan müstağni kılar insanı..

    Ve bir örnek daha:
    Çağırınca Peygamber, Ağaçlar geldi, eğildi huzurunda;
    Dallarıyla, kökleriyle yürüdüler; Çünkü yok ayakları..

    Çizgiler çekerek yol ortasına, yazılar yazarak
    Güzel yazılar yazarak; dalları budakları...

    O bulut gibi ki, O nereye giderse üstünde o da oraya gider,
    O’na, gün ortasında yakan güneşe karşı gölge yapardı..

    Dünyanın sıkıntısı binince boğazıma
    Hemen sarılır, sığınırım O’na..
    O hemen kurtarır bu zavallıyı..

    İki dünyaya ait hiçbir şey yok ki, o hayır saçan elden
    İstemiş olayım da almamış olayım, olmadı..

    Aklın ermeyince hemen inkâra kalkma rüya vahiylerini;
    Belki gözleri uyurdu O’nun ama, kalbi uyumazdı..

    Nübüvvetiyle O gerçeğin doruğuna çıkmıştı
    Nasıl inkâr olunabilir erginlerin rüya durumları..

    Allah’ın alanı bu. Ne vahiy çalışmakla olur
    Ve ne de bir suçtur Peygamberin gâibi çizip anlatışı..

    Bir dokunmakla nice hastayı iyi etti eli
    Nice çılgınlık zincirini kırıp mahkûmlarını kurtardı..

    Kara kıtlık yılları oldu, O’nun duasıyla canlı ve ak
    Sanki gecenin oratasında ansızın bir dolunay çıktı..

    Bulut akıttı durdu suyu öylesine ki, o kurak vâdilerde;
    Oldu her sel bir arim seli, her ırmak bir deniz ırmağı..

    Bırak konuşayım, anlatayım o mûcizeleri:
    Geceleri dağlarda yakılan şölen ateşleri gibidir âşikârlıkları..

    İnciyi işlersen değerlenir şüphesiz;
    Ama işlemesen de inci incidir; incilikte farksızdır işlenmişi, hamı..

    Ama nasıl uzanabilir hayali övüşün o yüceliklere
    Ki orda hüküm sürer o davranış ve ahlâkın hârikalar mantığı..

    Biri Kur’an Âyetleri: Haktır, Allah’tan gelmedir,
    Ezelî ve ebedîdir, sonradandır, fakat yoktur öncesi başı..

    Zamanla kayıtlı değil getirdiği kutsal haber
    Son saatten, Addan, İremden haber...
    Odur mutlak haberlerin saltanatı..

    Devam edip gidiyor O’nun hükmü. Üstündür
    Öbür peygamber mûcizelerine ki, tesirleri ve hükümleri ebedî olmadı..

    Öyle muhkemdir ki, hamlede yıkar inkârı ve şüpheyi
    Tartışma kabul etmez; hâkime hakeme yok ihtiyacı..

    Kimse karşı çıkamadı O’na. Yeltenmediler değil ama.
    Düşmanı, en düşmanı bile O’na sığınmakta buldu var olmayı..

    Belâgatı, düşmanının davasını uzaklara fırlatır:
    Kötü niyetlinin elini hareminden ırakta tutmaktır zaten yiğide yaraşanı..

    Kemmiyette anlamlar deniz dalgalarından büyük;
    Keyfiyetse, güzellikte ve değerde cevahirden üstün ve san’atlı..

    Madem okuyunca gözün, gönlün nur doldu, aydınlandı;
    Zafer buldun her vakit. Öyleyse bu sağlam ipe iyi yapış, sarıl sıkı..

    Okuyuşun, korkusundansa alev alev yanan cehennem ateşinin
    İtfaiyesi budur yalnız ateşin: Yanık yürekle çağırmaktır tek şartı..

    Sanki O şöyle bir pınar: Yüzü simsiyah olan
    Gelip bir yıkanmakla bembeyaz olur; budur nur pınarı..

    Ve O, adalette sırat gibi kıldan ince; hak ve eşitlikte de,
    Hassas ve ayarlı mizan gibi, insanlar ve kâinatlar arası..

    Bakma bilmezlikten gelişlerine, inkarlarına yüreği karaların
    Onlar öyle bilir, öyle anlarlar ki... Ama ya kıskançlıkları?..

    Eh! Öyleyse kalksın ağrıyan göz inkâr etsin, göremiyor ya,
    Güneşi, gün ışığını; yaralı ağız da, alamadığından suyu, suyun lezzetini, tadını..

    Çölde hızlı hızlı giden yoksullar; develeri
    İz bırakarak giden dilek sahipleri görürsün. Yön tektir; O Hayr kaynağının evi alanı..

    Sen ey, anlayanlar için, bizzat varoluşunla ne büyük işaret ve mûcize,
    Nimetin kadrini bilenler için ne büyük nimetsin, ne büyük Hakk armağanı..

    Ne hesabı mümkün, ne kitabı harikalarının
    Ve yine de usanmaz insan bir bir anmaktan onları..

    Kalktın bir gece, kutsal bir yerden kutsal bir yere gittin,
    Kapkaranlık gecelerde dolunay nasıl ilerlerse
    Alımlı alımlı..

    Çıktın, boyuna çıktın.. Yükseldin Kâbe Kavseyne kadar,
    Ki, daha önce ne kimse çıkmıştı oralara,
    Ne de hayal ve ümit etmişti; bırak çıkmayı..

    Seni öne geçirdi her yerde peygamberler, resuller,
    Seni öne geçirip arkada durdular kendileri, hizmet geleneği icabı..

    Delip yedi kat göğü geçip gittin Sen o üstün insanlarla alay alay;
    Başlarında Sendin, başlarında sallanan sancak Senin sancağındı..

    Öyle çıktın, yükseldin ki, yarışanlar kaldı yarı yolda;
    Yakınlıkta ilerisi, daha ötesi kalmadı..

    Bütün makamlar geride kaldı Makamından
    Çağrıldığın o an, Tektin artık nasıl tekse; gök ve kale sancakları...

    Devşirmek için yemişlerini gözlerden saklı
    Bir buluşmanın ve gizliden gizli sırrı..

    Topladın öğülesi gök çiçekleri, üstünlükleri tek başına;
    Aştın bütün menzilleri yalnız, ıssız kalabalıksız, hızlı hızlı..

    Tayin edildiğin iş nice ulu;
    İdrakse ne kutlu sana mahsus nimetler alanını..

    Günler geçer, geceler geçerdi; gün ne, gece ne bilmezlerdi
    Ancak haram ayı geceleri yaparlardı uyku bayramı..

    Yüzen atlar denizinin üstünden akar asker denizi,
    Atlar dalga dalga deniz ileri, çoşkun kahramanları..

    Onlar ki, koşar Allah’a doğru, yaşar Allah için;
    Mahveder, kökünden söküp atar küfrü, şimşekten kılıçları..

    Ne mutlu sana bana Ulu İslam Milleti, şuurların örgüsü;
    Bize Yaratan verdi o sağlam, o yıkılmaz yapıyı..

    Allah, bizi kendisine çağıranı, çağırınca kendisine,
    O Peygamberlerin oldu, bizse ümmetlerin başı..

    Bir arslanın nasıl ürkerse koyunlar sesinden, heybetinden,
    Öyle perişan etti. O’nun çıkış haberi, inkar yobazlarını..

    Peygamber terketmedi savaş alanını; düşman,
    Çevrilinceye dek göğdelere, kasap çengellerine asılı..

    Düşmanların gözü hep kaçışta olurdu savaşlarda;
    Kol ve bacakları kıskanırlardı, kargaların kapıp kaçtığı..

    Onlarla kurtuldu yalnızlıktan İslam Milleti, Dini;
    Sanki yadellerden döndü, yurdunu buldu, sıla yaptı..

    Allah, ordusuyla koruyacak, varlık var oldukça O’nu;
    O, dul ve yetim, babasız ve sahipsiz olmadı..

    Her biri bir dağdır savaşta, onlara çarpan, onlarla çarpışanlara
    “Savaş meydanında ne gördün?” diye sor, düşmanlarına sor onları..

    Bedire sor, Huneyne sor, Uhuda sor.. Sor bütün savaş alanlarına;
    Kesin sonuç alışta, zaferde onlar mı üstündü,
    yoksa kendi işinde veba mı?..

    Kıpkırmızı çıkaranlardır kapkara vücutlara sokup
    Yıldırımdan da çabuk, bunlar ak çelik kılıçları..

    Onlar sanki kâtip, süngüler de kalemleriydi
    Ve vücutlarda bir tek harfi bile noktasız bırakmazlardı..

    Silahla donanmışlardır ve yüzlerinden tanınırlar
    Seçilirken ilk bakışta nasıl hemen seçilirse ağaçlar içinde gül ağacı..

    Her biri silahları içinde saksı içindeki gonca gibi;
    Zafer rüzgarları sana armağan eder kokularını...

    Dağlarda fışkıran çamlar gibi birden zuhur ederler atlar üstünde;
    Kolanların ilmeklerin sıkılığı değil dimdik tutan onları, yüreklerin, bileklerin sağlamlığı..

    Kalpleri, dudakları uçukladı korkudan düşmanların
    Ayıramaz oldular kahramanı koyundan, kardan karanlığı,
    kargadan kartalı..

    Onlara bir ormanda rastlayan aslan bile uslanırdı,
    Çünkü beraberlerindeydi Peygamberin zaferi ve duası..

    Yok dostundan tek kişi yardımını görmesin,
    Düşmanından tek kişi yemesin tokadını..

    Dinin kanatlarını gerdi ümmet üstüne;
    Gözlerden saklar orman aslan yuvalarını..

    Ne felsefe, ne mantık durup dayanabildi,
    Kur’an’ın karşısında. Fikir gecelerini ışıttı aydınlığı..

    Yeter sana peygamber mucizesi, okumamışken bilgisi;
    O “cahiliyet” çağında, öksüzlük de üste, terbiye ve ahlâkı..

    O’nu öğer öğerim, yorulmam ve usanmam. Affa sebep umarım;
    Şairlikle, devlet memurluğuyla geçen ömrün bütün suçlarını..

    Boyna bir boyunduruk bunlar: Korkulu son hazırlar.
    Sürüklediler beni; sanki ben kurbanlık bir deve, onlar ipi halkası..

    Ah! Çocukluk etmişim; harcamışım kendimi bir ömür boyu:
    Bir ömür boyu, toplamış, devşirmişim suç ve pişmanlıkları..

    Bir de düşün nefsimin ticaret zararını,
    Bir an duraklamadan din satıp alan dünyayı..

    Ismarlama yerine hazır eşya düşkünü;
    Parayı peşin alıp yiyen, malı boyuna borçlanan imalatçı..

    Gerçi günah işliyorum ama dönmüş değilim O’na verdiğim sözden,
    Kopar cinsinden değil gönlümün bağı..

    Söz vermiştir kurtaracaktır, adıyla çağrılanı..
    Ve beni O’nun adıyla çağırırlar..

    Ve insanlık içinde kim olabilir, O’ndan çok sözünde duranı..

    Yarın hesap gününde tutmazsa O elimden:
    Sen benim için de: Vay sana!
    Hey sonsuz kayan adam, uçurumlar kurbanı..

    Haşa! O, mahrum etmez yardımından isteyeni;
    Koğmaz konu komşuyu, soğuk karşılamaz kendine sığınanı..

    Düşüncemi, şiirimi O’nu öğme yoluna koyduğum günden beri,
    O oldu benim için koruyucular koruyucusu, kurtarıcılar kurtarıcısı..

    Lütfunu esirgemez en dar elden bile O.
    Çünkü: Yağmur ihmal etmez çiçeklerle süslemekte
    su tutmaz yalçın dağ uçlarını..

    Gözüm yok, bu dünyanın parasında pulunda, zerresinde.Bu türlü zehirleri..
    İki avucunu açıp toplar ancak, Herem’in öğücüsü şair Züheyr takımı.

    Ey insanların en iyisi!. En üstünü! Yalnız sana sığınılır,
    Herkes için geçerli, kimsenin kurtulamadığı vakit kapıyı çaldı mı..

    Allah’ın Resûlü, beni de bürümeye, örtmeğe yeter kurtaran örtün..
    Göründüğü o gün, öç alan adıyla Yaratıcı..

    Bu dünya ve öte dünya, senin bağış bolluğundan örnekler;
    Levh ve kalem bilgisinin bilgindedir kaynağı..

    Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden..
    Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı..

    Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden..
    Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı..

    Günahların büyüklüğüne göre gelir, o ne kadar büyükse o daha da büyük olur,
    Umulur ki, dağıtılırken kullara Yaratanın acıyışı..

    Rabbim! Yalvarışlarımı döndürüp çevirme bana geri;
    Rahmetinden elverir bir rakam eklemeden, kapama hesabımı.

    Rabbim! Bu kuluna yardım et, bu dünya ve öte dünyada.
    Korkulu olaylar ve durumlarda yok bir parçacık olsun dayanıklığı..

    Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha..
    Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları..

    Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha.
    Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları..

    Ban ağacının yaprağını, göğdesini titrettikçe tiril tiril Bad-ı Sâba,
    Kızgın çöllerde ürpettiği sürece develeri devecinin şarkıları..

    Çeviri : Sezai Karakoç

    Ahmet Mahmut Ünlü Cübbeli Hoca Efendinin okuduğu makamla Kaside-i Bürde

Sayfayı Paylaş

Bu sayfa için etiketler

  1. kaside i bürde sözleri

    ,
  2. kaside i bürde duası

    ,
  3. kaside-i bürde sözleri

    ,
  4. kaside i bürde arapça metni,
  5. Kasidei bürde sözleri