İstiklal Marşının Tarihçesi

Konusu 'Türkiyemiz' bölümündedir ve Ömer tarafından 23 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    İstiklal Marşımızın Tarihçesi

    Mehmed Âkif 10 yılı aşan uzun bir ayrılıktan sonra memlekete döner. (16 Haziran 1936). Gurbet illerinde sevgili yurdunun hicran ve hasreti onu yakıp, kavurmuştur. Ciğerleri şişmiş, vücudu bir külçe kemik hâlinde kalmıştır. Beyoğlu'nda Mısır Apartmanı'nın loş ve sâkin bir odasında son günlerini yaşıyordur. Sevdiği bazı arkadaşları kendisini ziyarete gelmişlerdir. Millî Mücadele günlerinden bahsedilirken, söz İstiklâl Marşı'na intikal eder.

    Marş, milletin malıdır

    İstiklâl Marşı denince Üstad Âkif'in gözleri büyür ve parlar. Hastabakıcının yardımıyla doğrulur, anlatmaya başlar:

    "- İstiklâl Marşı... O günler ne samimî, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir facia karşısında bunalan ruhların, ızdırablar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hâtırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..."

    Bunu söylerken Üstad Âkif yorulur. Başı yastığa düşer. O kemik külçesi yavaşçacık itina ile yatağına uzatılır. Misafirler veda ederler. Üstad Âkif gözlerini kapayarak sâkin, sessiz uyumaya başlar.

    Millî marş için açılan müsabaka

    İstiklâl Marşı'nın yazılış serüveni şöyle başlar:

    Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) memleketin bütün şairlerini millî marşın yazılması için dâvet eder. Bunun üzerine her taraftan güzel şiirler gelmeye başlar. Sonunda 724 parça şiir gelir. Bunların içinden bazıları seçilerek basılıp, bütün Meclis âzâlarına dağıtılır.

    Millî marş için ayrıca Vekâletçe mükâfat vaad olunur.

    Gelen şiirler incelenir. Fakat hiç biri istenilen ölçüde değildir. Buna karşın gösterdikleri hassasiyet ve duyarlılıktan dolayı Maarif Vekili, Meclis kürsüsünden bütün bu kıymetli şairleri takdir duygularıyla anar, onlara saygılarını sunar, teşekkür eder.

    Vekâlet yazılan 724 parça şiiri iftiharla, göğsü kabararak okumasına okur, fakat asıl aradığı, istediği şiiri bulamamıştır. Mücahedenin büyüklüğü nisbetinde kuvvetli bir şiir, gönülleri heyecana verecek heyecanlı bir ses istenmektedir.

    Bu öyle bir şiir olmalıdır ki, gelecek nesillere, her zaman, o kutsal mücadeleyi ve büyüklüğü terennüm etsin... Kalbleri o heyecanla doldursun... Yurdun bütün ufuklarını o heyecanla inletsin... Bütün seslerin fevkinde yükselsin, yükselsin... Arşın kapılarına yapışarak haykırsın.

    Bu ses, "ezelden beri hür yaşayan, kükremiş sel gibi bendini çiğneyip aşan, dağları yırtan, enginlere sığmayıp taşan, yurdun her taşı altında kefensiz yatan, her zerre-i hâkînden şühedâ fışkıran bir milletin, iman dolu bir göğsün" sesi olmalıdır.

    Bu ses, "al sancaklarda dalgalanan fazilet ve şehamet şâhikalarından bütün bir cihâna karşı: Hangi çılgın bana zincir vurabilir?" diye meydan okuyan; "Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın" hayâsızca akınlarına karşı kükreyen bir ses olmalıdır. Bu ses, elinden silâhları alınan, hürriyet ve istiklâl için dişiyle tırnağıyla boğuşan bir millete ümidler verecek, onu yeise, bezginliğe, yılgınlığa düşmekten uzaklaştıracak, önüne cennetler serecek, ona Hakk'ın vaad ettiği büyük günlerin, büyük zafer günlerinin yakın, pek yakın olduğunu söyleyecek* er yürekli bir ses olmalıdır.

    Büyük şaire müracaat

    Büyük Millet Meclisi'nin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver milletin hislerine, duygularına, ızdıraplarına kimin tercüman olacağını, milletin marşının kimin tarafından yazılabileceğini biliyordur. Fakat ne çare ki büyük şair Mehmed Âkif, marşı yazana para verilecek, diye müsâbakaya iştirak etmemiştir.

    Maarif Vekili bunu sezer ve müsâbaka hâricinde olmak, müsâbaka şartlarından âzade kalmak şartıyla şair Mehmed Âkif'e müracaat eder. İstiklâl Marşı'nın, onun yüksek ve ilâhî belâgatli kalemiyle yazılmasını şöyle rica eder:

    "Pek aziz ve muhterem efendim,İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstâdânelerinin matlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husûlü için son çare olarak kalmıştır. Endişenizin icabettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüc vâsıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.

    5 Şubat 1337 (1921) Umûr-i Maârif Vekili Hamdullah Suphi

    Büyük şiir

    Onun üzerine Üstad Mehmed Âkif, Tâceddin Dergâhı'nın odasına kapanır, o günkü heyecanlardan ilham alarak "İstiklâl Marşı"nı yazar. 17 Şubat 1337/ 1921 Perşembe sabahı "Kahraman Ordumuza" ithaf edilen bu muazzam şiir, Mehmed Âkif'in başmuharriri olduğu Sebilürreşad'ın baş sahifesinde [Sebilürreşad, XVIII/ 468, s. 305] yayınlanır.**

    "Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:

    Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;"***

    * Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Meclis'teki hitâbesinde Üstad'ı bu kelimelerle tavsif etmiştir.

    ** İstiklâl Marşı 21 Şubat 1337 Pazartesi günü de Kastamonu'daki Açıksöz gazetesinde neşrolundu. Mehmed Âkif bir nüsha kendi eliyle yazıp Açıksöz'e göndermiştir.
     

Sayfayı Paylaş