Hürrem Sultan Mektupları

Konusu 'Osmanlı' bölümündedir ve MAKSUD tarafından 21 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. MAKSUD

    MAKSUD Üye

    Hürrem Sultan Mektupları, Hürrem Sultanın Kanuni'ye yazdığı mektuplar, Hürrem Sultan'ın Kanuni Sultan Süleyman'a mektupları

    Hürrem Sultan'ın yazdığı meşhur mektupları, buru padişahıyla yazdığı mektuplar bulardır.

    Hürrem'in 7 aşk mektubu

    Topkapı Sarayındaki Harem dairesi dışardan o kadar iyi saklanmıştır ki Tarihçilerden M. Çağatay Uluçay (1910-1970) meslek hayatının önemli bir bölümünü, bu zor işe, yani Harem'in ve Osmanlı hanedanının araştırılmasına ayırmıştır.

    M. Çağatay Uluçay'ın 1950 yılında yayımlanan ‘‘Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları’’ adlı kitabından derlemeler..
    Kitapta Hürrem Sultan'ın Kanuni'ye yazdığı 7 mektup bulunuyor. Kanuni'nin sevgili eşine yazdığı mektuplar elimizde yok; ama Hürrem'in, ‘‘Canım paresi sultanım, biçare, aşkınız ile mübtela, Ferhad ile Mecnun'dan beter şeyda çakeriniz’’ dediğine bakılırsa, ikisi arasındaki aşk bir halk efsanesinden ibaret değil. Nitekim savaştaki Sultan Süleyman'ın da ona para, mücevher, kolonya ve bazen sakalından bir tel gönderdiğini öğreniyoruz.

    PADİŞAHI YALVARTAN CARİYE

    1. Abdülhamid, idari hayatta olduğu gibi aşk hayatında da yenilgisini kabul etmiş, ıstırap çeke çeke, felçli öldü. Padişah, geziye gitmediği günlerinde Harem'de okuyor, kadınlarıyla konuşuyor ya da üç cücesi ve yedi dilsiziyle vakit geçiriyordu. 49 yaşında padişah olmuştu. Yakışıklı değildi. Dindar, saf ve kadınlara düşkündü. Yüzlerce cariyesi vardı. 12 yılda 17 çocuk babası oldu. Yazılı kaynaklarda başkadınları Nüket Seza ve Hümaşah'ın adları geçiyor. Ancak 1. Abdülhamid, aşk mektuplarını başka bir kadına, Ruhşah'a yazıyor.

    Bir kusur ile beni unutma

    Abdülhamid, Ruhşah'ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum toprak oluncaya kadar senden vazgeçersem, Allah bana layık olduğumu versin. Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen bana götür demiyorsun. İnşallah-u Teala ömrümüz oldukça birbirimizin oluruz. Canım efendim ben ayağına yüzümü sürerek senden rica ediyorum. (4. Mektuptan).

    Hamid'in sana kurban olsun

    Efendim sana bağlanmış bir köleyim. İster döv, istersen öldür. Bu gece gelmen arzumdur. Aksi halde vallahi hastalanmama ve belki de ölümüme sebep olursun. Ayağın altına yüzümü, gözümü sürerek rica ederim. Allah için kendimi durduramıyorum.

    (2. Mektuptan).


    HÜKÜMDARI KÖLE EDEN KADIN

    O, başkadındı, Süleyman'ın herşeyiydi. Yabancı kaynaklarda Roxelana, Osmanlı kaynaklarında Hürrem (Hurrem) adıyla biliniyor. Çerkez, Fransız, Rus, Leh asıllı olabilir. ‘‘B’’leri ‘‘p’’ şeklinde telaffuz ediyor. Hürrem Sultan kendisinden söz ederken ‘‘zayıf, fakir cariye, çirkin yüzlü, ben fakiri yerden kaldırdınız’’ diyor. Bize kalan yedi mektupta Hürrem Sultan padişaha olan aşkını süslü cümlelerle anlatıyor, savaştaki Süleyman'ın kalbini teshir, asabını teskin, gönlünü feth ediyor... İki oğlunu, sevgili sadrazamını öldürtürken, savaşırken gözünü kırpmayan Muhteşem Süleyman, bu mektuplarla mest oluyor. Öyle ya, her zaman hükümdarlar kölelere hakim olmazlar. Bazen de köleler hükümdarlara hakim olurlar.

    Canum Paresi Sultanum

    Öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet artırıp saçar, öyle selam ki gönül kapan şeker dudaklıların kavuşması gibi, öyle dualar ki aşıkların avazı gibi yanık, öyle övgüler ki deruni arzuların ve kalbin meyillerinin sözleri gibi ateşi şulelendirir. (...) Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, latif, nazenin sultanım, Allah dergahına yüzüm süpürge kılıp bir derecede niyaz ederim ki; sizi benden ömren ayırmak sözü haram olsun, mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstere. Eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi bu ayrılığın açıklamasını yazabilirler mi? (...) Benim sultanım, 'Eğer yazımı okumuş olsaydın daha çok hasretler yazardın' demişsiniz. Şimdi benim sultanım, bu kadar yeter, canıma tesir ziyade oldu. (1. Mektuptan).

    Hazret-i Sultanum

    Yüzümü yere koyup mutluluk sığınağı ayağınızın toprağını öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve saadetimin sermayesi sultanım, eğer bu ayrılık ateşine yanmış, ciğeri kebap, sinesi harap, gözleri yaş dolu, gecesi gündüzü belirsiz olan, hasret deryasına gar biçare, aşkınız ile müptela, Ferhat ile Mecnun'dan beter şeyda kölenizi sorarsanız; ne zamandır ki sultanımdan ayrıyım, bülbül gibi ah u feryadım dinmeyip ayrılığınızdan dolayı öyle bir halim var ki Allah kafir olan kullarına dahi vermesin. (3. Mektuptan)
    Son düzenleme moderatör tarafından: 22 Ocak 2011