Forumun en büyük Korku arşivi hiçbir yerde yok

Konusu 'Garip Olaylar' bölümündedir ve musisi1963 tarafından 20 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    KORKMAKTAN HOŞLANMIYORSANIZ BU BAŞLIKTAKİ MESAJLARI OKUMAYINIZ!

    Çok da korkunç bir şeyler yazmayacağım kendi adıma, ama sizin ne yapacağınız belli olmaz. Bir uyarı koyalım, kimseyi korkutmayalım

    İnsanlığı en çok korkutan şeyin bilinmeyen olduğunu düşünüyorum.

    Öykü değil ama bir kurgu yazayım. Örnek olabilecek nitelikte kısa bir anlatı:

    Gece saat 2. Tek başınıza tv izliyorsunuz evde. Aileniz tatilde, 1 saat önce konuştunuz annenizle, haftaya geleceklerini söyledi. Salondasınız. İçerdeki odalardan birinin kapısının kapandığını duyuyorsunuz. Dikkat kesiliyorsunuz. Salonun kapısında anneniz beliriyor. Üzerinde günlük kıyafetleri var. Gözleri parlıyor sanki. "Daha yatmadın mı oğlum?" diyor sakin, vurgusuz, tek düze bir sesle...

    Bunu hayal edin...Ölmüş bir yakınınız da olabilir söz konusu kişi. Ama o zaman hayalet olduğu bellidir. Hemen çığlık atmaya başlayabilirsiniz. Ama o anda orada bulunması olanaksız olan anneniz, babanız, sevgiliniz olduğunu hayal edin karşınızdakinin. Kimdir bu? Uzaylı mı? Öldü de hayaleti mi geldi? Delirdiniz mi? NE OLDU!?! Ben ağlardım sanırım görsem böyle birini, "neler oluyor sen kimsin annem misin niye geldin" filan diye

    Beni en çok bu tip kurgular-öyküler korkutur. Cin-hayalet öyküleri ve güzel kabuslarım da var anlatacağım. Ama siz de yazın bir şeyler...Gerisi gelir

    BANA İLGİNÇ GELDİ Bİ OKUYUN BAKALIM.
    Bundan bir yada iki ay onceydi. Mersinde oturdugmuz icin Mersinin yerlileri olarak yaz geldimi yaylaya giderizki serin havalarda rahat olalim diye. Bu yaz yine yaylaya gitmistik. Bizim ev Namrun (Camliyayla) da ve en guzel yerinde. Yalniz tek kotu yani evin yaninda bir mezarlik vardi ve bazi geceler mezarliga bazi insanlar gelirdi. Bu olaylari yazarken su anda meazrliga burdan iki kisinin girdigini rahat gorebiliyorum. Olaylar soyle baslamis... Bundan yillar once bir araba dolusu genc surat denemeleri yaparken onlerine bir iki cocuk cikmis e bunlara carpmislar. Fakat ani manevra yaptiklari icin hem couklar olmus bunlarda yol disina cikip bir agaca carpmislar. Bu gencler birer yil arayla olmusler ve her yil her ay kazanin gerceklestigi gun ve saat vakti gelince mezarliga gelirlermis. Bunlari bana koyun imami anlatti. Yine bir gece onlari izliyordum. Ve birinin bana baktigini hissettim. Perdeyi hemen kapadim ve yatmak icin Karimin yanina gittim. Ertesi gun arabamin caminin kirik oldugunu gordum. Ama hicbir yerde cam parcasi yoktu. Ertesi gece yine izledim ve bu sefer iki tanesi bana bakiyordu. Cok korkmustum . Olenlerin ruhlari icin Fatiha okudum dua ettim olmadi. Sabah kalktigimda arabamin ustunde bir hirka buldum. Bu ogun kazada olen cocuklardan birine ayitmis. Aradan bir kac gun gecti ve mezarliga gittim. Ve mezarlarin uzarinde iki tane kutu vardi. Birinin ustunde benim arabanin kirilmis camlari birisinde ise benim saclarim. Bu olayi hocaya anlattim. 'Oglum sen buyuk gunah islemissin bu yaptigina kizmis olacaklar' dedi. Eve gittigimde gorduglerim beni dehsete dusurdu. Arabamin elfreni cekilmis ve mezarlarin uzerine itilmisti. Kapilarin kilitli oldugundan adim gibi emindim. Anahtarlar cebimde ve camlarida yaptirmistim. Arabam ise o iki cougun mezarlarinin ustunde duruyordu. Ogunden sonra bir daha ailemle oraya gitmedim. Ve siz siz olun asla olulerin islerine burun sokmayin.

    GÖZLERİME İNANAMADIM.
    Bu olay Bursada oldu. 17 yaşında bi genç kız aniden öldü. Aile perişan .

    Aradan bikaç gün geçtikten sonra Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyor ve Çok üşüyorum baba. Yalvarırım üstümü ört diyormuş. Adam sabah kalktığında rüya aklına gelince hüngür hüngür ağlamış. Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyama giricek tabii diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiç bişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hep aynı rüya: Çok üşüyorum baba. N'olur üstümü ört!

    Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kan ter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, Nereye bey bu saatte? demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızının mezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığını bilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o an gördüğüne yürek dayanmaz& Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer bu aşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunu yapıyormuş...



    Mezarlık bekçisi tutuklanmıştı ve olay gazetelerde de yeralmıştı. Hatta bayağı ayrıntılı bir şekilde, ölülerin üzerine sıcak su dökerek ısıttığı gibi şeyler yazılmıştı. Burada olan olayda fark, rüyayı kızın nişanlısı görmüştü.



    KORKUNÇ İŞTE.OKURKEN KORKMADIM DESEM YALAN OLUR.TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU.
    Zamaniyle bizde ruhlara cinlere meraklıydık. Aslında bunu yazmak istemiyodum ama paylasmak istedim...

    Yaklasık 6 sene once ben 15 yasındaydım ve arkadaslarla her zamanki gibi evin onunde oturup muhabbet edecektik.Bende hemen assaga indim. Assaga indigimde bir cocugu korkutuyolardı.Bende buna katıldım ve bu apartmanda gizlice biri oldu ve bizde onu duvarların arasına gomduk dedik ve ruhunun hep gezindigini ve herkesin cok korktugunu solemistik. Tabi cocuk aklıyla inandı buna bizde bunu korkutmaya calısıyoruz. Bunlar evin arkadasında yururlerken ben dısarı cıkardıgım muzik setinin kolonlarıyla mikrofon dan cıkardıgım garip garip sesleri assagıdakilere dinletiyorum... Cocuk olesine korkmustuki bunu bilmeyen baska cocuklarda buna inanmaya baslamıstı. Bizde bunun devam etmesi icin yan blogun bodrum katına bir yer hazırladık ve sanki insan olusu varmıs gibi duruyodu arkadaslarda duvarların arkasından yerlere cam lar atıyoar icerde cıkan sesler yankılanıyodu...

    Artık butun mahallenin cocukları buna inanmıstı. Hepsi olamaz bole bir sey diyodu. Sonunda bir aksilik cıkmadan aksamı getirmistik. Bu arkadaslardan bir grubu yine assaga ineceklerdi. İnanmıslardı ama gece ne olacagını merak ediyolardı. Gece biz bunların buraya gidecegini ogrendik ve arkadaslarla bir sey yapamayacagımız icin kara kara dusunmeye basladık cunku oyunumuz ortaya cıkacaktı. Cardakta oturuyoduk o sırada kapkara bir sey onumuzden gecti biz ya kedi ya kopek dedik bunun icin. En sonunda karar aldık. Gizli saklanma yerimize gidecektik. Bu bos bir evdi apartmanın zemin katı panjurdan giriyoduk. Eve girmistik Isıkları acmaya calsıtık ama yanmadı ve birden onumuzden yine o siyah sey gecti.İnanamamıstık kedi degildi kopek olsa saldırırdı. Cok urkmustuk. O sırada cıglıklarla arkadasları bizi aramaya basladılar biz bize bir oyun oynadıklarını dusunduk. Fakat oyun degilmis Assaga indiklerinde bodrumun ısık alan camları kırılmaya baslamıs ve duvarların icinden sesler gelmeye baslamıs.Bizde buna inanmayıp assaga indik. Ve gordugumuz sey sonunda bizide korkutmutu.Orada bir sey ler fazla idi ve bunu bir insan bizden habersiz yapamazdı anahtarlar bizde idi.

    Oradaki masa ve bıcak.Resmen kanlıydı ve o sırada iceriden dısarıya yine o siyah sey cıktı. Artık altımıza dolduracaktık. kactık en iyisi herkezin evlerine gitmesiydi. Evlere gittik.Ben durmadan dua ediyodum. En sonunda anneannem bizde kaldıgı icin bende salonda yatacagımdan esyalarımı aldım ve salona gittim. Uyumak icin gozlerimi kaptıgımda bir ses duyuyodum. Bunlar sanki birinin bana dogru yurudugu sanki yaklastıgı gibi ayak sesleriydi gozumu actım ve sesler kesildi.Tekrar gozumu kapdıgımda yine bana bir sey ler yaklasıyo gibiydi ama cok hızlı sekilde gozumu actık. Dayanamıyodum cıglık atacaktım en sonunda bildigim butun dua ları okudum ve uyudum.Fakat cagre etmedi resmen icimden bir ses kesinlikle dua etme ve gozunu acma diyodu. Dayanamamıstım birden cıglıkla kalktım ve iceriye kostum. O gun abimin yanında yattım. Fakat oburgun uyandıgımda bulusma yerinde bir seyler olmustu. Sabah o ısık girmeyen evde onlarca göz ve insan golgesi sesler duymuslardı. Hepimiz delirmis gibiydik. İyilesene kadar cıkamadık bir yere. Sondan biz bu oyunu yaptıgımızda birilerinin ruh cagordıgını ogrendik. ve bir daha bole bir sey yapmamaya soz verdim...



    Bu olayı belki duyan olmuştur, kulaktan kulağa yayılan öyküler arasında cidden ürpentenler arasında benim listemde....

    ÖLÜ TAMİRCİ

    Bir Ölüden Yardım: 17 Ağustos depreminde ve sonrasında meydana gelen bir çok olayı televizyon ve gazetelerden tanık olmuşsunuzdur. Ben de televizyonda seyrettiğim bir olayı size anlatmak istiyorum. Depremden sonra bir çok insan evsiz kalmış ,ailesini yitirmiş ve yardıma muhtaç hale gelmişti işte böyle bir durumda hayır severler hemen bölgelerdekilerin yardımına koşmuştu. İstanbul'da oturan orta halli bir ailenin çocuğu olan Mustafa babasının arkadaşının yardım göndermek istediğini bölgedeki insanların her türlü yardıma muhtaç olduğunu duyunca ve de babasının yoğun ısrarlarına dayanamayınca arabasının bakıma vermekten vazgeçip hemen yola koyulmak üzere hazırlıklara başladı fakat bilmediği bir şey vardı arabasının çok önemli bir kusuru vardı ve bu kusur onu ölüme bile ???ürebilirdi. İnsanlara yardım etmek için arabayı bakıma sokmadan gittiği için bu arızayı öğrenememişti. Ve yola çıktı hiç durmadan gidiyor ve içinde insanlara yardım etme hazzını hissediyordu. Yolda arıza gittikçe arttı fakat arıza arabanın tekerlerinde olduğu ve çok hissedilir olmadığı için farkına varamadı. Hava karamak üzereydi lastiğinin kabaklaştığının farkına vardı hemen indi arabasının arkasına gitti ve yedek lastiği aradı daha fazla yük alabilmek için çıkardığını hatırladı ve kahroldu kim bilir kaç insan bu yardımı dört gözle bekliyordu. Birden yolda tamirci elbisesi giymiş bir adamın geldiğini gördü ve de elinde bir lastiğin olduğunu adam az ileride lastiği patlamış birine ???ürdüğünü söyledi. Mustafa ona derdini anlattı adam istersen bu lastiğini sana verebilirim ben daha sonra yine getiririm dedi . Ve tamirci arabaya lastiği taktı arabanın tekerlerindeki hayati derecede önemli arızayı da görüp onardı. Mustafa isterse onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyecekti ki arkasını döndüğünde adamın olmadığını gördü hayretler için yola devam etti yaklaşık 5 dakika gitti veya gitmedi bir kazanın olduğunu ve içinden çıkarılan cesedin kendisine yardım eden kişi olduğunu gördü çevredeki adamlara sordu ve kazanın yaklaşık 1saat kadar önce gerçekleştiğini öğrendi adeta nutku tutulmuş kul sıkışmış ve Hızır yetişmişti.



    OTOSTOPÇU KIZ

    Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış,''Gece yarısı böyle ıssız bir yerde napıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır? '' demiş. Kız,''Uzun hikaye. Rica etsem beni evime ???ürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam'' diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş,''İşte geldik küçük hanım'' diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabi. Hemmen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla,''Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde..'' Yaşlı kadın adamı susturmuş,''Biliyorum, biliyoru'' demiş,''Sonra da ortadan kayboldu di mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo. Her cumartesi akşamı aynı şey olur..'' Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.



    İliklerinize kadar donacağınız bir olay daha ( şayet ben dondum ).... Kendine güvenenler ben hiçbişeyden korkmam diyenler... !!! Hikaye sizi bekliyor...

    TAVLA

    Genç bi kız ailesinin evde olmadığı bi akşam arkadaşlarını davet etmiş. Kız kıza yemişler, içmişler, derken içlerinden biri Hadi cin çağıralım demiş. Ev sahibi kız da hiç inanmazmış böyle şeylere ama arkadaşlarına ayıp olmasın diye kabul etmiş. Harfler kesilmiş, fincan ortaya konmuş ve elele bir masanın etrafında daire olunup cin çağırma olayına girilmiş. Cin gelmiş gelmesine ama bizim kız hala fincanı arkadaşlarının ittiğini düşünüyomuş. Bi ara fincan hızlı hızlı harflere giderek şöyle demiş: İçinizde bana inanmayan biri var. Yarın saat 4’te o kişiyle tavla oynamaya geleceğim! Kızlar feci tırsmıslar ama ev sahibi kız hala dalgasındaymış işin. Saat çok geç olmadığı halde seans hemen bitirilmiş ve kızlar evlerine dağılmış. Bizimki zaten o tür şeylere hiç inanmadığından cin olayını ertesi sabah unutmuşmuş bile. Öğlene doğru telefon çalmış. Arayan, kızın çok sevdiği, çok iyi anlaştığı teyzesiymiş, Bugün içimde bi sıkıntı var, evdeysen bi ara sana uğruycam. Dertleşelim biraz demiş. Kız da sevinmiş teyzesini görecek diye, Hemen gel, ben de seni çok özledim demiş. Kız, teyzesini hakikaten dertli ve solgun görmüş. Hoşbeş etmişler ama teyze hala dalgınmış. Kız, Teyzecim sen konuştukça daha kötü oldun, istersen başka bişey yapalım demiş. Teyzesi de O zaman tavla oynayalım. Ne zamandır seninle oynamadık. Kafam dağılır biraz demiş. Kız tavlayı almaya giderken bi gece önceki olay aklına gelmiş, Meğer benim teyzem cinmiş deyip gülümsemiş. Kızla teyzesi güle oynaya tavla oynarken bi ara teyze tuvalete gitmek için kalkmış. O içerdeyken telefon çalmış. Arayan kızın babasıymış. Adamcağız çok üzgün bi sesle konuşuyomuş: Kızım teyzen öğlen bi trafik kazası geçirdi. Durumu çok iyi değildi ama Allahtan ümit kesilmez deyip sana haber vermedik ama az önce teyzeni kaybettik, başımız sağolsun...



    Alttaki yazı Kalp hastaları, Çocuklar ve Yaşlılar için değildir !!!

    1999 Gölcük depreminden sonra ortalıkta bir sürü esrarengiz olaylar anlatılmakta. Ne kadar doğru bu söylenenler bilinmez ama hayret edilmeyecek türden de değil bu anlatılanlar...(Buradan 1999 Gölcük depreminde hayatını kaybeden insanlarımıza YÜCE MEVLAMDAN rahmet diliyorum.)


    OLAY-1=> O gece bayanın birisi doğum için eşiyle beraber bir taksiyle hastahaneye gidiyorlarmış.Taksi tam Eyüp şehitliğinden geçerken doğum sancıları tutan bayan kafasını sağa sola çevirmeye başlamış.İşte tam bu sırada bayanın gözü şehitliğe ilişmiş.Bayan gördüğü manzara karşısında dona kalmış.Bütün şehitler kabirlerinden kalkmış elleri semada dua ediyorlarmış.


    OLAY-2=> Aynı saatlerde Eyüp Sultan Camisinin önünde taksicilik yapan bazı kişilerin anlattıklarıda insanı hayretler içerisinde bırakıyor.
    -Taksinin içerisinde oturmuş müşteri bekliyordum.Gözüm birden Cami'nin duvarına ilişti.Duvarları nurdan varlıklar kaplamış tutuyorlardı.Mezarlıklarda yatanlar kalkmış hep beraber dua ediyorlardı.


    OLAY-3=> Enkazdan 4 gün donra çıkan bir çocuğa su ikram etmişler.Çocuk;
    -Su ve yemek ihtiyacım yok.Yaşlı bir amca bana suda yemekte verdi.


    OLAY-4=> Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.


    OLAY-5=> O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.

    Bu ve bunun gibi onlarca olay anlatıldı.Dediğim gibi bunlar ne kadar doğrudur bilinmez....

    (Ben deprem sırasında Göreledeydim.Bu olayları İstanbul'a geldikten sonra aldığım duyumlar neticesinde biliyorum.Bu olaylar ne kadar doğru asla bilinmez.Ya bir uydurmaca ya da bir gerçek.Takdir sizlerin.)




    Bu hikaye Efsane Hikayelerin sağlamlarından arkadaşlar... Okuyun derim...

    1974' teki Kıbrıs çıkarmasına katılan bir asker anlatıyor:

    '' Çok şiddetli bir taarruz vardı. Mermiler kulağımızımın dibinden geçiyordu. Siperde daha önce hiç görmediğim bir asker yanıma yaklaştı. Belli ki bizim birlikten değildi. Bir zarf çıkardı ve:

    '' Memlekete dönünce bu zarfı, üzerindeki adrese bırakır mısın? ''
    -''İkimiz de döneriz inşallah'' dedim.

    Israrla kendisinin dönemeyeceğini, benim ise memleketime ve aileme kavuşacağımı söylüyordu. Biraz isteksiz de olsa zarfı aldım. Ancak o çatışma sırasında birbirimizi kaybettik. Taarruz bitip memleketime döndüğümden bir iki yıl sonra eski eşyaları karıştırırken o zarfı buldum. Unuttuğum görevi, geç de olsa yerine getirmek için İstanbul' a gittim. Üzerindeki adres, Akasaray' da eski bir eve götürdü beni. Kapıyı yaşlı bir amca açtı.

    '' Merhaba amca. Ben Kıbrıs' ta savaşan oğlunuzdan bir mektup getirdim. Belki kendiside gelmiştir. ''
    '' Bizim Kıbrıs' ta savaşan oğlumuz yoktu ''

    Beni içeri davet ettiler. Eşi, bir fotoğraf albümü ile geldi. Fotğrafları gösterip:

    - ''Sana zarfı bu genç mi verdi? ''
    - ''Evet. Çok iyi hatırlıyorum. Buydu. '' ve işte o an beni şok eden ve hala aklımı başından alan şu cevabı verdi:
    - '' Bu çocuk benim oğlumdu. Fakat onu 15 sene önce Kore harbinde şehit verdik!!... ''





    Üst Kattaki Katil​


    Büyük bahçeli bi villada yaşayan genç bi çift, çocuklarını bakıcıya bırakıp dostlarının verdiği bi partiye gitmiş. Bakıcı kız çocukları yatırdıktan sonra televizyon seyretmeye başlamış. Bi ara telefon çalmış. Kızcağız telefonu açtığında karşısında hırıltılı bi sesle konuşan biri varmış: Şu an üst katta çocukların başucundayım. Sen de gelsene buraya. Kız feci korkmuş haliyle. Ama kendini Kesin salak bi telefon şakası bu diye düşünüp sakinleştirmeye çalışmış ve televizyonun sesini sonuna kadar açmış. Telefon tekrar çalmış. Aynı hırıltılı ses yine o histerik kahkahasını attıktan sonra, Çocukların yanındayım. Hadi sen de gel yukarı demiş. Kız daha da korkmuş ve santrali arayarak durumu anlatmış. Santralde iyi bi kadın varmış, Adam sizi aradığında bi’kaç dakika konuşturun. Numarayı tespit eder, sonra da polise bildiririz diyerek kıza yardımcı olmuş. Bakıcı kız telefonu kapatır kapatmaz hemen çalmış telefon. Aynı ses yine aynı sözleri tekrar etmiş. Kız konuşmayı uzatmaya çalışmış ama sapık anlamış bunu ve hemen telefonu kapatmış. Bi’kaç dakika sonra tekrar çalmış telefon, arayan santral memuresiymiş ve panik durumdaymış: Hemmen kaç oradan! Arayan numaranın da adresi aynı. Yukarıda bi telefon hattı daha var demek ki! Kız koşa koşa kaçmış evden. Bu arada santraldeki kadın, polisi olaydan haberdar etmiş bile. Polisler bi’kaç dak’kada adrese gelip eve girmiş. Gerçekten de üst katta elinde satır olan bi katil yakalamışlar. Üst kat pencerelerinin birinden eve giren sapık katil iki çocuğu öldürdükten sonra o telefonları etmeye başlamışmış.
    Son düzenleme moderatör tarafından: 3 Mart 2011
  2. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    Ölümcül Saç Modası

    1970'lerde, saçları dimdik, yukarıya doğru kalıp gibi yaptırmak moda olmuş. Buna uymak için insanlar saçlarını yaptırıyo, haftalarca da yıkamıyolarmış. Bir liseli kız, okulundaki en yüksek saç yarışmasını kazanmak için saçlarını bu şekilde yaptırmış. Eve dönerken saçları örümcek ağına takılmış ama farketmemiş. Okuldaki yarışmayı kazandıktan sonra saçlarını birkaç hafta yıkamamış. E havasını atacak ya, banyoya kafasına bi torba geçirip giriyomuş.

    Bi gün okulda sınav olurken kız aniden, şak diye bayılmış. Hastaneye kaldırmışlar, fakat maalesef kurtaramamışlar. Doktorlar ölüm nedenini anlamak için otopsi yaparken, kızın saçlarını aralayınca morgu binlerce örümcek basmış. Meğerse kızın takıldığı ağdaki örümcek, kafasının içine yumurtlamış ve o örümcekler sonraki birkaç hafta da kızın kafa derisini kemirip beynine girmişler. Bu olaydan sonra Amerika'da, saçlarını öyle havaya doğru yapmak yasaklanmış...
  3. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    KANLI GÖMLEK

    Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş. Dilek bi gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyomuş bu arada. Kızın önüne bi araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, ''Yanlış anlamayın n’olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bi yere kadar bırakayı'' demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk,''Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızland'' demiş, Dilek kabul etmiş taabi. Sohbet iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler.

    Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop etmiş, ''Ay benimki mi arıyo? '' diye telefona koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş,''Belki numaramı kaybetmiştir, n’olucak ki ben arasa'' deyip kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış. Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş. Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı. ''Keşke eve bıraktırmasaydım. Benim bunun sorumlus'' diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, ''En azından başsağlığına gideyim bar'' diye düşünmüş.

    Ziyaret ağlamaklı ve de yaslı geçmiş. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya giren kız, ''Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz? Onu gerçekten çok sevmişti'' demiş. Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü üzerinde olan gömlek varmış. Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı ve niye ona verildiği anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp, ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka, zır zır ağlamış. Sürekli de, ''Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdü'' diye tekrar ediyomuş kendi kendine.

    Artık ağlamaktan bi’tap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış. Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş. Ama yastığı kaldırdığında bi de görmüş ki gömlek yine kanlar içinde. İnanamamış bu duruma. ''Heralde dün o kafayla iyi yıkayamadım'' diyerek yeniden yıkamış gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş
  4. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    MEZARLIKTAKİ GELİN

    Bir akraba dügününden dönen Kemal ve arkadasi Recep, 20 kasim aksami, yaklasik 00.30 sularinda sehir mezarligindan otomobille geçiyorlardi.

    Her iki tarafi mezarlik olan dar bir yoldu geçtikleri. Aniden soldaki duvarin üstünden, arabanin önüne beyaz bir sey atladi. Iki arkadas bunun beyaz bir köpek olabilecegini düsündü. Ancak normal sartlarda ona çarpmalari gerektigi halde her ikisi de çarpma sesi duymamis ve çok sasirmislardi.

    Arabayi durdurup arkalarina baktilar ama hiçbir sey görmediler. Her ikisi de garip bir seyler oldugunu fark etmislerdi. Mezarliktan çikmalarina çok az kalmisti ki, araci kullanan Recep bir çiglik atti. Dikiz aynasindan bakiyordu.

    Bunun üzerine arkaya dönüp bakan Kemal arka koltukta oturan gelinlik giymis bir kadin gördü. Kadin sessizce iki arkadasi izlemekteydi. Büyük bir korkuya ve telasa kapilan arkadaslar, mezarliktan nasil çiktiklarini ve arabadan nasil indiklerini hala hatirlamiyorlar. Ön cama yapismis bir sekilde arabayi durdurdular fakat kadin artik orada degildi.

    Bunun üzerine olayi arastirmaya baslayan Kemal, ayni gün ölen bir kadin oldugunu ögrendi. Kadin yakin bir köyde yapilan dügününden dönerken trafik kazasinda hayatini kaybetmisti. Ve öldügünde üzerinde gelinligi vardi.

    Ölen kadinin yakinlarini ziyaret eden Kemal , kadinin ayni kadin olup olmadigini ögrenmek istedi. Gittigi evde kendisine bir fotografi gösterildi. Fotograftaki kadin o gece otomobilin arka koltugunda gördügü kadindi. Ölen kadinin yakinlari da olaya sasirdilar. Bir daha o mezarliktan geçemeyen Kemal ve arkadasi, olayi bir süre daha irdelemelerine ragmen, o gün ölen kadinin neden onlara gözüktügünü ögrenemediler.
  5. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    -ÖLÜMÜN KEHANETİ-

    Aldigimiz bir telefon üzerine hemen verilen adrese gittik. Olayi yasandigi yerde inceleyecektik. Bize kapiyi açanlar hala olayin soku içindeydi. Sesleri titriyor, hep bir agizdan bagirarak konusuyorlardi. Yasadiklarinin ne anlama geldigini bilmediklerini ve bunlara yanit verecek kimseyi bulamadiklarini söylüyorlardi. Bu evde tüm ev halkinin gözleri önünde garip bir seyler olmustu.

    Önce sessiz olmalarini istedik. Ve sirayla dinlemeye basladik: Hatice Kara babasi Ismail Öz'ün ölümünden sonra hasta olan annesini yalniz birakmamak amaciyla annesinin evine yerlesmisti. Esi ve çocuklariyla artik bu evde yasamaya baslamislardi. Annesi ise yalniz kaldigi her an, ölen kocasini gördügünü iddia ediyordu. Hatice Kara annesinin duydugu derin üzüntüden dolayi bazi görüntüler gördügünü düsündü.

    Bir gece Hatice Kara, esi ve çocuklariyla kaldigi odadan su içmek için disari çikti. Mutfak, uzun dar bir koridorun siralanmis odalarin en sonuncusuydu. Hatice Kara ve esi en bastaki odada kaliyordu.

    Hatice Kara mutfaktan dönerken önünden geçtigi annesinin odasina bakti. Gördügü sey karsisinda sanki dili tutuldu, kaskati kesildi ve hareketsiz kaldi. Babasi egilmis annesinin yüzüne bakiyordu. Hatice Kara'yi fark eden baba odadan disari çikti ve kizina bakarak, "Korkma simdi degil , iki yil sonra yanima gelecek" dedi.

    Hatice Kara koridorda agir adimlarla bakan babasinin ardindan bakakalmisti ki; annesi çigliklar içinde uykusundan uyandi. "Baban geldi buradaydi" diye bagiriyordu.

    Ayni anda Hatice Kara'nin esi ve çocuklarindan da bagirislar yükseldi. Onlarda ayni anda odanin kapisinin önünden geçen kisiyi görmüstü. Tüm ev halki ayni dakikalari yasamis ve ayni görüntüyü tarif ediyordu. Ve hep bir agizdan söyledikleri, bu tarz olaylarin sahitlerinin söyledikleriyle benzerdi: Ismail Öz, en az 15 yas daha genç haliyle görünmüstü...

    Ancak olayin en ilginç yani biz arastiranlar için, iki yil sonra 1997'de yasandi. Hatice Kara'nin annesi Zeliha Öz vefat etmisti ve aile bize bu gelismeyi de bildirdi. Zeliha Öz , olaydan 1 yil sonra kansere yakalanmis ve 1 yil içinde ölmüs, öylece ölmüs esinin 2 yil önceki kehaneti gerçeklesmisti.
  6. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    KİLİSEDEKİ YÜZLER


    Mutlaka bilinenlerden cok daha fazla anlasilmaz hayaller vardir ama bunlardan soz etmeye kim cesaret edebilir? Bircok kimse gulunc olmaktan, ya da deli ve yalanci sayilmaktan cekinir. Bu olaylardan soz edebilmek icin yalniz emin olmak yetmez, ayni zamanda cesaret sahibi olmak da gerekir.
    Iste bu cesareti Bahama Adalari'nda, Nassau'da yasayan genc bir kadin gosterebildi. Bir kilisede vaaz dinlerken Rahip Paul Roberts'in sozunu kesip ayaga firlayarak Isa'yi gordugunu soyledi.

    "Iste orada! orada!" diye kilisenin yeni boyanan duvarini gosteriyordu.

    Herkes sadece bej rengi duvari goruyordu, ama Bayan Euna Lowe kendinden emindi. Baskalarinin inanmamalarina aldiris etmeden Isa'nin yuzunu acikca gordugunu ve onun yaninda da tanimadigi bir baskasinin durdugunu tekrarladi. Bayan Lowe iyi bir aileden yetismis, genc ve guzel bir kadindi. Onun bu kadar emin olduguna bakilirsa iddiasinda gercek payi muhakkak olmaliydi. Fakat ne rahip, ne diger kimseler butun cabalarina ragmen duvardan baska bir sey gorebildiler.

    Bayan Lowe'nin yarattigi karisiklik kisa zamanda Nassau'ya yayildi. Aksam oldugunda kilise tiklim tiklim dolmustu. Bu sefer kilisenin duvarinda beliren yuzleri bircok kimse gorebildi. Yuzler iki degil, uc taneydi ve bir tanesinin Isa'ya ait oldugu suphe goturmezdi.

    Chicago Daily News gazetesi hemen unlu muhabirlerinden Luther Evans'i oraya gonderdi. Gazetecinin niyeti duvar hakkinda alayli bir yazi kaleme almakti. Ama Evans kendisi de duvardaki siluetleri belirgin bir sekilde gorunce, butun tasarladiklarini unuttu. Isa'nin yuzunu tanimis, diger yuzlerden birisini de Buda'ya benzetmisti.

    Evans duvara yaklasinca yuzler kayboluyordu. Ancak belirli bir uzakliktan gorunuyorlardi. Gazeteci mesleginin yarattigi merak hissine kapilarak duvari boyayanlari aradi. Fakat onlardan fazla bir bilgi edinemedi. Adamlar duvarin boyanmadan once kirli ve renksiz oldugunu soyluyorlardi. Bunu sonradan baskalari da dogruladi. Zaten kilise o kadar eski olmadigi icin duvarlarinda eskiden kalma resimler yoktu.

    Bu olay 1963 yilinda oldu. Sonradan duvardaki yuzler yavas yavas belirginliklerini kaybettiler.
  7. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    ÖLÜMÜN GETİRDİĞİ KOLYE

    Norfolk Muzesindeki ofisimde bir Kasim gecesi yakin bir arkadasim ve meslektasimla hem kahve iciyor hem de biyoloji uzmani olarak ornek toplamak uzere ciktigimiz seyahatlerde edindigimiz tecrubelerimizden konusuyorduk.
    Derken zil sesi duyuldu... Biri sabirsizca kapinin zilini caliyordu.

    Geceleri bazi kimselerin calismak icin muzeye geldikleri olurdu. Ben de hep onlara kapiyi acardim; onlar bizce taninan kimselerdi. Tecrubeme dayanarak her kapi calinisinin kime ait oldugunu ogrenmistim.

    Fakat ben bu zil calinisini ilk defa duyuyordum... Cok kisa ve yavasti. Tereddut ederek arkadasim Roland Young'a baktim. Saat 23'u epey gecmisti. Kapiyi actim.

    Karsimda annem duruyordu. Ayaklari dort karis kara gomulmus, cevresinde ucusan kar tanelerinin arasinda ne kadar ufak ve bitik bir gorunusu vardi. Bir insanin annesinin gecenin 11'inde kapiyi calmasinda tuhaf bir taraf yoktur, ama ben annemin baska bir kit'ada oldugunu, Fransa'da, Paris'te bir hastahanede yattigini, kemik kanserinden olum halinde oldugunu biliyordum. Halbuki ben Amerika'da Norfolk Muzesinde mudur olarak gorev yapmaktaydim.

    Aptallasmis kalmistim. Anneme o an soylediklerimi neden soyledigimi bilmiyorum. Belki yuzundeki garip ifade, belki mutlu olan insanlarin yuzunde gorulen gulumseyis, hayir belki de gozlerinin bos bakisi, gozlerinde yanip sonen tarif edemeyecegim fosforlu bir isik beni oyle konusturdu. Ruhunun baska bir aleme uctugunu anlamistim. O konusmadi.

    "Ne zaman oldun?" diye birden sordum. Utanarak gulumsedi ve "Benim oldugumu nereden biliyorsun?" diye sordu.

    "Ne iyi ettin de beni gormeye geldin."

    "Sana bir gun Amerika'ya donecegimi soylememis miydim?" dedi ve ekledi; "Iste geldim!"

    Roland birden atildi, "Allahaskina durun. Bana ne yapmak istediginizi bilmiyorum ama bu sacmaliklara inanmayi kesinlikle reddederim" diye haykirdi.

    "Fakat karsindaki annem Roland, nasil inanmak istemezsin?"

    "Annen hasta... buraya kadar nasil gelebilir?"

    Ilk defa olarak aklimla dusunup yavasca mirildandim: "Annem oldu," dedim.

    Bundan sonra annemle eski gunleri konusmaya basladik; kisa zaman sonra eskiye o kadar dalmistik ki Roland'in odadaki varligini tamamen unuttuk. Muzenin ici cok sessizdi. Tavanda asili martilar sanki ucmak uzereydiler. Doldurulmus her cins hayvan her koseden sanki bize bakiyordu.

    Daha sonra annem "Vakit gec oluyor oglum, Kentucky'deki kizkardesine gidecegim yola cikmam gerek," dedi.

    Ayaga kalkti ve elime bir sey verdi. Onu kapiya kadar goturdum ve tam gule gule diyecegim zaman baktim birden kaybolmus. Roland'a dogru dondum. O, annemin bir iki saniye once durdugu yere gozlerini dikmis saskin saskin bakiyordu.

    "Sana ne verdi?" diye sorunca birden aklim basima geldi. Avucum actim. Icinde ufak bir kolye duruyordu. Bunu anneme cocukken alip hediye etmistim. Ustunde "Annesine Roger'dan sevgiler" kazinmisti.

    Roland'a gosterdim.

    "Bu kadari bana fazla. Ben korkutuk sarhos olmaya gidiyorum!" diye bagirdi.

    "Ama seninle gercek ve tabiat disi seylerden uzun uzun konusmustuk. Bu her tarafimizi sarmis gibidir. Bilim onun pesinden uzun zamandir kosmasina ragmen yanina bile yaklasamamistir," dedim.

    Annemin olum ilanini okudugum gunun ertesi Paris'teki babamdan su mektubu aldim:

    "Sevgili oglum,

    Bildirecegim haberin sana ne kadar aci verecegini biliyorum, cok metin olmalisin. Sevgili annecigin dun, 5 Kasim aksami aramizdan ebediyen ayrildi.

    Onun son defa gozlerini kapadigini gormek beni kedere bogdu. Emin ol ki bu son kendisi icin cok hayirliydi. Olmeden once cok aci cekti. Olumu beni sonsuz acilara bogmasina ragmen kurtulmasina sevindim, cunku hastaliginin caresi yoktu. En nihayet biliyorum ki bundan sonra aci cekmeyecek. Tanri rahmet eylesin.

    Butun kalbimle annenin aramizdan ayrilisinin verdigi kederi olgunlukla kabul etmeni temenni eder, benim de kendimde ayni kuvveti bulmami Tanri'dan dilerim.

    Seni her zaman seven Baban."

    Annemin hayaletini bir hayli sure sonra yine gordum. Amazon ormanlarinda kamp kurmustum. Agustos 1962'de bir gece cadirimin disinda otururken birden piril piril bir duman halinde gozuktu. Anlamadigim bir sey icin beni uyarmaya calisiyordu, benden epey uzakta durmustu ve fisilti halinde konusuyordu.

    Ertesi gun nehirden yukari dogru botlarla ilerlemeye basladik. Katil ruhlu bir rehber bizi tuzaga dusurdu. Yanimdaki arkadaslarim vahsi Aucas Kabilesinin elinden yaralanmadan kurtulabildiler. Fakat ben belkemigime saplanan bir zehirli okla yaralanmistim.

    Kendime geldigim zaman bir hastahanede yatagimdaydim. Oraya hemen getirildigimi ve bir haftadir kendimi bilmeden yattigimi ogrendim.

    Doktoru daha sonra gordugumde:

    "Bizi fena korkuttunuz. Yukardan biri sizi gercekten cok seviyormus. Umidimizi kesmistik," dedi
  8. musisi1963

    musisi1963 Yeni Üye

    KORKUNÇ HAYALET


    Gecen yuzyilda Kralice Victoria'nin en iyi siyaset adamlarindan biri olan Lord Dufferin'in asil adi Frederic Temple Hamilton Blackwood idi. Hindistan'i yonetmis, St. Petersburg'da, Roma'da ve nihayet Paris'te elcilik yapmisti.
    Lord Dufferin bir yazarin oglu idi, ayni zamanda uyanik bir zekasi vardi. Her seyi gercekci bir acidan gorurdu. Herhalde anlatacagim macera kendisinin basina gelmeseydi, etkisinde kalmak bir yana, bunun gercek olduguna bile inanmazdi. Lord Dufferin'in basindan gecen bu sasirtici ve esrar dolu olay hala Ingiltere'de unutulmamis, klasik bir hikaye halini almistir.

    Paris'teki gorevine baslamadan once Irlanda'da Cork yakinlarinda oturan arkadaslarinin yaninda birkac hafta tatil yapti. Bir gece aniden anlasilmaz bir korku hissine kapilarak uyandi. Tekrar uyuyamayinca kalkarak odada gezinmeye basladi. Perdelerin arasindan ayin yusyuvarlak oldugunu gorunce pencereyi acti. Gece cok sessizdi. Ilerideki cayir ve agaclar gumus rengi piriltilar saciyorlardi. Birden bu agaclarin altinda bir sey kipirdadi. Lord Dufferin pencereden geri cekilerek bekledi ve sirtinda uzun bir sandik tasiyan bir adam gordu. Adam cayirdan gecti ve ilerideki bahce kapisindan girerek kumlu yolda eve dogru ilerlemeye basladi. Tam pencerenin onunde durakladi, basini kaldirarak yukariya bakti ve Lord Dufferin ile gozgoze geldi.

    Lord birden tarifsiz bir korkuya kapildi. Boylesine cirkin ve korkunc bir yuz omrunde gormemisti. Bakislari bir sure birbirine kenetlendikten sonra adam basini cevirerek ilerlemeye devam etti. Lord Dufferin onun omuzunda bir tabut tasidigini o zaman farketti.

    Ertesi sabah olayi arkadaslarina anlatti. Ama yabanciyi taniyan cikmadi. Kimse oralari ile ilgili bir hayalet ya da cin, peri hikayesi bilmiyordu. Zaten ev yeni yapilmisti. Lord ev sahiplerinin bu olaya inanmadiklarini gorunce fazla israr etmedi. Kendisi hayal ya da ruya gormediginden emindi.

    Birkac yil sonra - bu arada Lord Dufferin coktan Paris'te elcilik gorevine baslamis ve basindan gecen olayi unutmaya yuz tutmustu - Buyuk Otel'de bir konferansa davet edildi.

    Tam otelin asansorune binmek uzereyken gozu asansorcuye ilisti. Irlanda'da o gece gordugu adami tanimisti. Dehsetle geriye cekildi. Asansorcu de kapiyi kapatti ve asansor hareket etti. Lord Dufferin de merdivenlerden cikmaya baslamisti ki, cigliklar duyuldu ve kopan asansor korkunc bir gurultuyle ucuncu kattan asagiya dustu. Icindekilerden bir cogu bu kazada can verdiler. Asansorcu de bunlarin arasindaydi.

    Cesetler disariya cikartilirken Lord Dufferin adamin yuzunu bir kere daha inceledi. Evet, bu gercekten o gece gordugu yuzdu. Otel idaresine basvurunca asansorcunun o gun icin gecici olarak tutldugnu ogrendi. Kimse onu tanimiyordu. Adamin kimligini polis de tespit edemedi. Onu daha once gormus olan kimse de bulunamamisti.


    GİZLİ ÇEKMECE


    Koydeki komsumuz Elise, yeryuzunde kimsesi olmayan fakir ve yasli bir kadindi. Yatagindan kalakamayacak kadar hastalandigi zaman, en tabii insanlik gorevi olarak, doktor cagirdim ve hastaligi suresince ona baktim.
    Olume yaklastigi son gece yaninda bulunuyordum. Onun, uzerimde dolasan minnet dolu tatli bakislarini ve halsiz gulumseyisini unutamam. Sabaha dogru bana: "Sizin gibi bir kizim olmasini cok isterdim… Size, soyleyecegim…" ve sustu. Gozleri agir agir kapandi, solugu hafifledi, komaya girdi.

    Ertesi gun de, ogle uzeri ruhunu teslim etti. Seksen yedi yasindaydi.

    Cenazesinde sadece ben ve yakinlarim vardi.

    Aradan bir kac gun gecti…

    Ruya gorup gormedigimi, uyanik olup olmadigimi kesin olarak soyleyemeyecegim. Bir gece, yasli kadini gordum: Karyolamizin ucunda ayakta duruyordu… genclesmis gibiydi, uzerinde, o ana kadar hic gormedigim suslu bir elbise vardi.

    Gayet belirli bir sekilde, bana:

    "Yavrum!.. Senin sayende omrumun son gunlerini cok rahat gecirdim." Dedigini duydum. "Sevildigimi hissettim… Sana tesekkur etmek istiyorum yavrum… Bahceme git… Buyuk kestane agacinin dibindeki topragi kaz. Orada kucuk bir cekmece bulacaksin… Senindir… Bunun icin bana tesekkur etme kizim… Benim icin endiselenme… Simdi oyle mutluyum ki… Ara sira yasli Elise’yi dusun!.. Benim icin dua et… Hoscakal…"

    Sozler sona erince buharlasir gibi oldu, boslukta dagilarak gozden siliniverd!..

    Yanimda yatan esimin duzenli nefes alislarini duyuyordum. Elise gorundugu zaman uyanik miydim, yoksa o geldigi zaman mi uyanmistim, tekrar ediyorum, bu konuda kesin olarak hic bir sey soyleyemeyecegim…

    Ertesi sabah, geceki olayi anlattigim zaman kocam, sozlerimi supheci, hatta hafiften alayci bir tavirla karsiladi.

    Ama ben, her seye ragmen buyuk kestane agacinin altinda bir arastirma yapmaya karar vermistim. Sonunda israrlarim karsisinda, benimle gelmeye razi olan esimle beraber, gidip agacin yarim metre cevresini kazdigimiz zaman, kucuk bir celik cekmece bulduk. Cekmecenin paslanmis kilidini kolayca actik; icinde 30.000 altin ve Elise’in sararmis bir fotografi vardi!..

    Bu anlatilmasi guc, garip olay, uzerimizde bir sok etkisi yapmisti!.. Ben gunlerce etkisinden kurtulamadigim bir sinir krizi gecirdim.

    Paranin onemli bir kismi ile dostumuza guzel bir mezar yaptirdik.

    Bu garip, esrarli olayi nasil aciklayacagimi hala dusunuyorum