8. SINIF FİİLİMSİLER

Konusu 'Edebiyat & Türkçe' bölümündedir ve Mr.Jackson tarafından 17 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Mr.Jackson

    Mr.Jackson Sagopa Kajmer

    FİİLLER


    Seyredilecek bir şey ve dinlenilecek bir hikâye yoksa, hayat çoğu zaman bir sıkıntıdır. Çocukluğumda bu sıkıntıya karşı ya radyo dinlenirdi ya da pencereden dışarıya, sokağa, gelip geçenlere, karşı apartman dairelerinin içine bakılırdı. O zamanlar, 1958'de Türkiye'de daha televizyon yoktu. Ama "yok" denmez, tıpkı İstanbul sinemalarında gösterilmesi üç-beş yıl alan Hollywood'un efsane filmlerinden söz ederken yapıldığı gibi "daha gelmedi" denirdi iyimserlikle.
    Pencereden bakmak öylesine temel bir alışkanlıktı ki, televizyon Türkiye'ye geldiğinde ona pencereden dışarı bakar gibi bakılmaya başlandı. Babam, amcam, babaannem pencereden bakarken yaptıkları gibi, televizyon seyrederken de birbirlerinin yüzüne hiç bakmadan konuşup kavga ederler, tıpkı pencereden dışarı bakarken yaptıkları gibi gördüklerini birbirlerine anlatırlardı.
    "Bu gidişle bu kar iyice tutacak." derdi meselâ halam, sabahtan beri atıştıran kara pencereden bakarken.
    "Yine o kâğıt helvacı geldi Nişantaşı'nın köşesine!" derdim ben de öteki pencereden tramvay caddesine bakarken.
    Pazarları amcamlar, halamlar ve biz aşağı katlardaki dairelerden yukarıya, babaannemin katına çıkar, öğle yemeklerini hep birlikte yerdik. Pencereden bakıp yemeğin sofraya konmasını beklerken, orada annemler, yengemler, amcamların kalabalığı içinde olmaktan öylesine mutlu olurdum ki gözümün önünde, arkamı döndüğüm büyük salon, hazırlanmakta olan uzun yemek sofrasının üzerindeki kristal avizenin soluk lambaları canlanırdı. Babaannemin salonu bütün öteki katlar gibi yarı karanlık olurdu, ama bana bizim katlardan daha da karanlıkmış gibi gelirdi. Hiç açılmayan balkon kapılarının kenarlarından korkutucu gölgelerle sarkan tüller ve perdeler yüzünden belki. Belki de sedef kakmalı paravanalar, eski sandıklar, lenduha masalar, sehpalar, üzeri çerçeveli fotoğraflarla dolu kuyruklu bir koca piyano ve diğer eşyalarla tıkış tıkış doldurulmuş havasız odalar sürekli toz koktuğu için öyle gelirdi bana. (Orhan Pamuk; Pencereden Bakmak)
    Tanım

    Yukarıdaki parçada koyu yazılmış kelimeler, kök itibariyle fiil soylu kelimelerdir.Bunlardan bir kısmı hangi şahsın ne zaman ne yaptığını, yapmakta olduğunu ya da yapacağını göstermektedir.
    denirdi, başlandı, tutacak, çıkar...
    İşte bu şekilde, varlıkların yaptıkları veya etkilendikleri işleri, hareketleri, oluşları, kılışları, durumları zamana ve kişiye bağlı olarak anlatmada kullanılan kelimelere fiil denir.
    Fiiller dilin temel kelimeleridir.
    Fiiller mastarları ile isimlendirilirler. Mastar fiil kök veya gövdesinin “-mEk, -mE, İş” eklerini almış hâlidir. Bu ekler atıldığında geriye sadece fiil kalır. Bu fiiller artık zamana ve şahsa göre çekimlenmeye hazırdır.
    Fiil kök ve gövdelerinin, kısaca fiillerin zamana ve şahsa göre yargı bildirecek hâle getirilmesine de fiil çekimi denir.
    Geldim, okumuş, yazıyor, düşünmez, biliriz, sormalısın, dinle, konuşalım...
    Fiile çekimleri ikiye ayrılır:
    Basit (yalın) zamanlı çekimler ve birleşik zamanlı çekimler
    Basit çekimlerde sadece zaman ve şahıs ekleri vardır; ama birleşik çekimlerde zaman ekleriyle şahıs ekleri arasına birleşik zaman eki getirilir. Biz şimdilik basit zamanlı çekimleri göreceğiz. Fiil kipleri bittikten sonra birleşik zamanlı çekimleri de öğreneceğiz.
    Her fiilin bir adı vardır. Fakat bu adlar, şahıs ve zaman kavramı taşımazlar. Fiillerin sonuna “-mE, -mEk, -İş” ekleri getirilerek yapılan fiil adları, bu ekler çıkarılarak çekimlenirler.
    Sevme › sevdik
    Kalkış › kalktı
    Hoşgörmek › hoşgörelim
    Fiilimsiler


    Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle türetilerek isim, sıfat ve zarf olarak kullanılan kelimelerdir.
    Bunlar artık fiil olarak kullanılma özelliğini kaybettikleri için fiil çekim eklerini (olumsuzluk eki hariç) alamazlar; isim çekim eklerini alabilirler, isim sıfat ve zarf (tümleci) olarak kullanılırlar; yancümlecik kurarlar.
    Fiilimsiler üçe ayrılır: İsim-fiiller, Sıfat-fiiller ve Zarf-fiiller
    1. İsim-fiiller


    Fiillerin adıdır.
    Fiillere (basit, türemiş, birleşik) getirilen “-mE, -mEk, -İş” ekleriyle yapılır. Türetilen bu kelimelere mastar; türetmede kullanılan eklere mastar eki denir.
    Bakmak, okumak, yazmak, konuşmak, derlemek, eleştirmek, araştırmak...;
    Bakma, yüzme, seslenme, tamamlama, yarım bırakma, kovalama...;
    Bakış, geliş, gidiş, serzeniş, sesleniş, tükeniş, kurtuluş, çıkış...

    *İsimlerin tüm özelliklerini gösterir, cümlede isim gibi kullanılır.
    Kitap okumayı çok seviyorum. Nesne
    Okumak en faydalı eylemdir. Özne
    Sinirli olduğu gelişinden anlaşılıyor. Dolaylı tüml.
    *Olumsuzları mastar ekinden önce olumsuzluk eki getirilerek yapılır.
    Okumamak, yazmama, seslenmeyiş...

    *Bu kelimeler tek başlarına (eksiz) kullanıldıklarında mastar eki vurguludur.
    Okumak, yazma, danışma, sesleniş...

    *Eğer “-mE” ile yapılan isim-fiillerde bu ek vurgusuz, bundan önceki hece vurgulu okunursa yanlış anlaşılma olur: Olumsuz emir çekimi zannedilir.
    Danışma fiilimsi danışma olumsuz emir
    Kaynaşma fiilimsi kaynaşma olumsuz emir
    Dikkat: “-mE” eki olumsuzluk ekiyle karıştırılmasın.
    *Kimi isim-fiiller kalıcı nesne, yer, iş veya kavram adı olabilirler. Bu durumda artık isim-fiil olarak kullanılmazlar. Bunlar olumsuzluk eki de alamazlar.
    Dondurma, danışma, kavurma, kızartma...;
    Çakmak, yemek, ekmek...;
    Alış veriş, gösteriş, direniş...

    *“-mE” ekiyle türeyen mastarlardan bazıları sıfat olarak kullanılabilir.
    Süzme bal, asma köprü, yapma çiçek...

    2. Sıfat-fiiller (Ortaçlar)


    Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle yapılmış sıfatlardır.
    Tanı-›tanıdık (adam) kırıl-›kırılası (eller)...
    “-En, -Esİ, -mEz, -r, -dİk, -EcEk, -mİş” ekleriyle türetilirler
    *Sıfat görevinde kullanılırlar. Niteleme sıfatı sayılırlar.
    gelen araba, öpülesi el, dönülmez yol, koşar adım, tanıdık yüz, gelecek zaman, olmuş iş...
    *Daha sonra isimleşebilirler. İsimleştikleri zaman cümlede isim gibi kullanılırlar.
    Gelenler kimdi? özne
    Tanıdıklarımıza rastlayamadık. Dolaylı tüml.

    Aldıkları eke göre çeşitlere ayrılırlar:
    *Geçmiş zaman ortaçları :“-dİk ve -mİş” ekleriyle yapılır.
    Nesne ve kavramların geçmişte ortaya çıkan niteliklerini bildirirler.

    Koca şehirde bir tek tanıdık yok.
    Aramadık yer bırakmadık.
    Bugüne kadar görülmemiş bir haksızlık var ortada.
    Pişmiş aşa su katmak.

    *Gelecek zaman ortaçları:“-Esİ ve -EcEk ” ekleriyle yapılır.
    Nesne ve kavramların gelecekte ortaya çıkacak olan niteliklerini bildirirler.

    Kırılası eller hep zalimin yanında.
    Memleketin o kadar çok görülesi güzellikleri var ki...
    Daha yapılacak çok iş var.
    Çözülemeyecek bir sorun yoktur.

    *Geniş zaman ortaçları: “-En, -mEz, -or” ekleriyle türetilirler
    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
    Koşar adım eve gitti.
    Hep bilinen şeylerden bahsetti durdu.
    İşe erken başlayan erken verim alır.

    Gelen adayların kaydını yapıyorlar. (şimdi gelen)
    Akan kanı durdurmalı önce (her zaman akan)
    Kaçan mahkûmları yakalamışlar. (kaçmış olan)

    Belirtme Ortaçları:“-dİk ve –EcEk” eklerinden sonra iyelik eki getirilerek yapılır.
    Okuduğum son kitap
    Okuyacağım ilk kitap
    Yapacağımız işler
    Yapılacakları belirledim.
    Geleceği varsa göreceği de var.
    Diktiğimiz fidanlar meyve vermeye başlamış.

    Dikkat: Bu eklerden “-mEz, -or, -dİk, -EcEk, -mİş” ekleri fiil çekim eki olarak da kullanılmaktadır. Zaten fiil çekim eki olan bu ekler zamana bağlı olarak sonradan sıfat yapmışlardır. Sıfat yaptıkları durumda artık çekim eki değildirler.
    Bu konu uzun süre tartışılacak (çekimli fiil)
    Uzun süre tartışılacak bir konu bulduk. (ortaç)

    3. Zarf-fiiller (Ulaçlar)


    -Fiillerden türetilen ve zarf tümleci olarak kullanılan kelime veya kelimelerdir.
    -Ulaçlar yapım ekleriyle türetilir.
    -İsim görevinde kullanılmazlar.

    Çeşitleri şunlardır.
    a.Bağlama Ulacı“-İp” ekiyle türetilir.
    Bu ek genellikle “ve” bağlacının yerini tutar.
    “-İp” ekinin getirildiği fiille onun bağlanmış olduğu fiilin öznesi ve zamanı aynıdır.

    Telefon edip hâlini hatırını sordum.‹ Telefon ettim ve hâlini hatırını sordum
    Bu ulacın tekrarlanması fiilin sıkça yapıldığını gösterir:
    Gidip gidip komşuları rahatsız ediyor.
    Bakıp bakıp gülüyor.

    b. Durum Ulaçları :“-erek, -e..., -e, -meden, -meksizin, -cesine” ekleriyle yapılır.Fiilin nasıllığını bildirir.
    Sınıfa gülerek girdi.
    Olayı adeta yeniden yaşıyormuşçasına anlattı.
    Gece karanlık sokaklarda düşe kalka ilerlediler.
    Dinlene dinlene gittiler.
    Gürültüye aldırmadan işiyle meşgul oluyordu.
    Hiç dinlenmeksizin yedi saat yürüdüm.
    Her şeyi bilircesine konuşuyordu.

    c. Zaman Ulaçları:“-İncE, -dİkçE, -dİğİndE, -ken, -mEdEn, -or, -mEz” ekleriyle yapılır.Bu ulaçlar fiilin zamanını bildirir.
    Gülünce gözlerinin içi gülüyor.
    Canım sıkıldıkça şiir okurum.
    Kar yağınca herkes sokaklara döküldü.
    İlk okuduğumda iyi anlayamamıştım.
    Uyurken hep sayıklar.
    Gün ağarırken düştük tarla yollarına.
    Uyumadan önce de yarım saat kitap okunabilir.
    Gelir gelmez seni sordu.

    d. Başlama Ulaçları:“-Elİ” ekiyle türetilir ve sonraki fiilin başlangıcını bildirir.
    Buraya geleli çocuğa bir hâller oldu.
    Seni tanıyalı hayatım değişti.

    e. Nedenlik Ulaçları:“-dİğİ, -EcEğİ” ekleriyle türetilir ve “-dEn dolayı, için, -dEn ötürü” edatlarıyla birlikte kullanılır.
    Çok yalnızlık çektiğinden (dolayı) buralarda kalmak istemiyor.
    Sizden ayrılacağı için üzülüyor.

    f. Bitirme Ulaçları:“-EnE, -İncEyE, -EsİyE” ekleriyle türetilir ve “değin, dek ve kadar” edatlarıyla birlikte kullanılır.Sonraki fiilin bitimini gösterir.
    Sen gelene kadar biz burada bekleyeceğiz.
    Yollar açılıncaya kadar bekledik.
    Öldüresiye dövdüler.
     

Sayfayı Paylaş