Yeni nesil Türk sineması: Derviş Zaim 
Derviş Zaim

sinemamızın yüz akı yönetmenlerinden biri. İlk olarak “Tabutta Rövaşata” filmiyle tanıdığımız yönetmen

bu filmi takip eden diğer filmleriyle de çizgisini koruyarak sulu komediler yapmadan da izleyiciye ulaşılabileceğini kanıtladı. “Filler ve Çimen”

“Çamur” filmleriyle de sinemanın toplumsal olaylara duyarlı olabileceğini gösterdi.
1964 Kıbrıs doğumlu yönetmenimiz

Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme okuduktan sonra İngiltere Warwick Üniversitesi’nde Kültürel Çalışmalar alanında master yaptı. Yönetmen

Boğaziçi Üniversitesi’nde geçirdiği yılların

arkadaşlık ilişkilerinin

üye olduğu kulüplerin ilerideki yıllarda sanat hayatına önemli katkıları olduğunun altını çizmeden geçemiyor. İşletme mezunu yönetmen

sinemaya geçişini ise şöyle anlatıyor. “Öyle bir günde olan bir şey değildi

çok uzun bir süre zarfında oldu. Deyim yerindeyse damlaya damlaya birikti. Önce kısa film senaryoları

sonra uzun metrajlı film senaryoları. Edebiyatla böyle haşır neşir olmak sinemayla olan ilişkimi pozitif etkiledi. Yüzme öğrenmek gibi bir şey bu. Nasıl ki yüzme öğrenmek için suya girmeniz gerekiyor

bizim de sinemayı öğrenmek için film yapmamız gerekiyor. Biz de hantal video kameralarla film çekmeye başladık; sinema kulübünde çektiğimiz orta metrajlı bir film vardı. Kendime ait deneysel filmlerim oldu. Denemek istediğim birçok şeyi o platformlar altında denemeye çalıştım

kendimi geliştirme şansım oldu. İngiltere’den dönünce de baktım yapımcılara götürdüğüm projeler pek ilgi çekmiyor

acaba ben kendi göbeğimi kendim kesebilir miyim diye düşünmeye başladım. ‘Tabutta Rövaşata’nın yapım serüvenine başlamış olduk.”
Derviş Zaim

daha ilk filmi
Tabutta Rövaşata ile izleyiciye farklı olduğunu

farklı bir sinema anlayışına sahip olduğunu kanıtlamıştı. 1996 yılında vizyona giren ve Ahmet Uğurlu’nun başrolde yer aldığı filmde İstanbul’u ve dünyayı farklı bir gözden izlemiştik. Kleptoman bir şarapçının gözüyle... Filmin başarısı biraz da buradan geliyordu. Hayata bir kere de düşkünlerin gözüyle bakmıştı seyirci. Filmin bir güzel yönü de Yansımalar ve Baba Zula gruplarının filmin ruhu ile bütünleşen müziklerinin en güzel sahnelere eşlik etmesiydi.

O dönemde Türk sineması “Eşkıya”

“İstanbul Kanatlarımın Altında”

“Hamam” gibi filmlerle üzerindeki ölü toprağını atacak ve kitleleri yeniden sinemaya çekmeyi başaracaktı. “Tabutta Rövaşata” da bu filmler arasında en farklı yerde duranıydı. Bu arada filmin Ahmet Uğurlu tarafından canlandırılan başkarakteri Mahsun

gerçek hayattan bir karakter. Yönetmen filmin hikâyesini şöyle anlatıyor. “Boğaziçi’nden mezun olduktan sonra Hisarüstü’nde uzun yıllar yaşadım. Orada gördüğüm bir insandan çok etkilendim. Adı Dursundu

araba hırsızı. Boğaziçili birçok insan onu tanıyordur muhtemelen çünkü birçok insanın arabasını çalmıştı. Enteresan bir insandı. Ne yazık ki vefat etti. Sokakta yaşıyor

araba çalıyor ama arabaları bir süre sonra çaldığı yere bırakıyordu. Kimi zaman arabada yaşıyordu

yağmurdan çamurdan korunmak için. Onun hikâyesini temel alıp biraz da başka şeylerle destekleyerek bir senaryo yazmaya çalıştım. Tabutta Rövaşata böyle çıktı.”

Yönetmenin 2000 yılında vizyona giren bir sonraki filmi “
Filler ve Çimen” ise ülkemizin yakın geçmişine politik pencereden bakan kurgusal bir filmdi. Küçük küçük hikâyeler iç içe geçiyor

karakterlerin hayatları ortak bir çizgide kesişiyor ve ortaya karmaşık bir tablo çıkıyordu. Film

işlediği konunun doğası gereği içerdiği aksiyon öğeleriyle

yönetmenin filmografisinde ayrı bir yerde duruyordu. 2002 tarihli
Çamur’da ise Ahmet Uğurlu bir kez daha Derviş Zaim’in kamerasının karşısına geçmişti. Kıbrıs’ta çekilen film

aynı coğrafyada yaşayan

benzer kültürel özellikleri paylaşan

aynı müzikleri dinleyen iki toplumun neden barışamadığını sorgulamıştı. Savaşın ve düşmanlığın anlamsızlığı bir kez daha beyaz perdeye yansımıştı. Zaim’in filmlerinde mekânın büyük önemi olduğu ortada. Diğer Derviş Zaim filmlerinin arasında görselliğiyle öne çıkan filmin mekân seçimlerini de

kendisi de Kıbrıslı olan yönetmenimizden başkası yapamazdı herhalde. 2006 yılında ise son Derviş Zaim fimi “
Cenneti Beklerken” vizyona girdi. İşlediği konuları genellikle günümüzden seçen yönetmen

bu kez bize 17. yüzyıldan bir minyatür ustasın hayatından bir kesiti izleyiciye sunuyordu.
Derviş Zaim için Türk Sinemasının en duyarlı yönetmenlerinden biri dersek yanlış olmaz. Kendisi de sinemasını anlatırken “Ben filmlerimi zenginleşmek için yapıyorum. Bundan başka benimle birlikte

filmlerimi seyreden insanların da zenginleşmesini bekliyorum naçizane. Hem kendimi değiştirmeye hem de başkalarını değiştirmeye çalışıyorum. Bu da benim sinema sanatından niye zevk aldığımı açıklamaya yetiyor sanırım.” diyor. Bol ödüllü yönetmenimizin ayrıca “Ares Harikalar Diyarında” isimli bir romanı bulunmakta. Okumayı seven arkadaşlarımıza duyurulur.
Kaynak: istegenc.com.tr