| |
| |||||
| Kayıt ol | Arama | Bugünki Mesajlar |
| 06.08.07, 17:51 | #1 |
| | ..:::Arşivimden::... 1453...İSTANBUL... bir kaos şehri burası hücumbotlar hücum ederken karadan gökte ateş toplarıdır çaylak sürüsü coğrafyası alımlı kültürü bakımsızdı o zamanlar surlarda ulubatlı bayrakları haliçe zincir takılmış ne yazar içimize faklar kurulmuş ey Fatih! sen Kuran''ın bir alametiydin Peygamber''in hadisiydin konstantin bir kaos şehriyken sen bize tarihin söz verdiğiydin ve ey istanbul! sen bir arkadaşın dediği gibi ''fethedilmesi güç, fethedeni tek'' idin. NISI OLMALI Bu anın, Bu kısacık zaman aralığının, Bir anısı olmalı. Bakışındaki anlamın Gözyaşımı kurulayan rüzgarın O anda düşen tüm yaprakların bir anlamı olmalı. Ve arkana tekrar tekrar dönerek gidişinin… Bakışlarıma bulaşan saçlarının renginin Ve koklama duyularımı delirten kokunun O an öylece Akşam esintileriyle yüklü Bir boşluğun soğukluğunda bırakılmışlığımın Bir anısı olmalı! Terkedilmişliğimin Bakmakla yetinişimin Bende bıraktığın adın Ve en son bakışındaki Ayrılık vedasının bir anısı olmalı Anısı olmalı güzel ölmelerin bile! ESKİ SEVGİLİYE Sen öldün Sen hala öylesin Sen bırakıp gitmemişsin beni Sen cesedisin taze bir ölünün Sen hala öylesin Sen hala benim sevdiğimsin Sen benim eski sevgilimsin Sen benim bakışlarıyla azarlayanım Gözyaşlarıyla küfredenim Beni benden utanca doyurarak Özür diletenimsin. Sen benim eski sevgilimsin! EN OLMAZ ZAMANLAR sevda kendince yanarken soğuyan cehennem mi hayır! hayat en olmaz zamanlarda işe yaramaz. bir ömrün hasadı bir ömrün tregedyası mı? evet! hayat en olmaz zamanlarda mayasız. sevda kendi ateşiyle kavrulurken tenine banarak doyan dudaklarım mı? evet! güneş görmemeli bacımın saçı. kendine izdüşümdür nokta aynada toz yastıkta domuz tüyü saklı hayatta ise tesettürlü sır... hayır! hayat en olmaz zamanlarda şantaj ve morg odası. İMGELEM Bu şehir Bu manzaranın azgın ışıkları Bu en sevdiğim an Bu günün Bu gecenin kapıları Bu sümüklü böcekler ve kelebekler Bu gecenin üstünde koşan dört nala yıldızlar Bu çakıl taşı rengindeki nehirler… Bu çıplaklık Telesekreterlere yüklenir gece yarısı ölüm haberleri… Bu içimde kara taş gibi oturan özlem Bu cani tonları alaimisemaların Metresliğini yapmak acının Bu çiçeklere baharı haber veren kelebekler Bu tabiatın mafyası insan yiyengiller Saçlarını taraması gibi parmak uçlarımın Bu karanlık Bu cinayet Parmak izlerinden tanırlar karanlıkların işlediği cinayeti Bu yüzün bir pencerenin içinde Bu hayallerim gökkuşağını altından geçmekte… Ve bu gözlerin: KOKAK PAPATYA Sevgimizin en güzel coğrafyası Bu sen Bu en güzel iklim olan sen Şiirimin en güzel dizesindesin Bir çiçeğin yaprağında Bu uçmaya hazırlanan bir uğur böceği Bu gözlerin hep yanımda Kalemimin yedeğinde Bu radyoaktif tensellik Bu yüreğimize düşen aşkın o kutsal cemresi Erir bir kutup sende Bu bir hüznün medeniyet sahibi alışkanlığı Bu yalnızlığımın öttürdüğü hüzün borusu Bu kalp atışı Nabız Soluklanışı durgunluk eyleminin Yalnızlığın kavgacı ve asabi olanı Bu kalemin ince uçlusu Bu gözlerin uykuya en çok direneni Bu mum ışığında şikayet etmenin bir şiiri Bu sen SEN. KOKAK PAPATYA… YATTIM yattım sen diye sarıldım bir yastığa yattım gözlerim bir tavanı kazmakta altımdan madenler akmakta yüreğine bedenim bir saldır su denen şu tabutta aslında kirpiklerin bir namazgah bana kıl şimdi bir im¤¤¤en cemaatin en arkasında aynı safta hani ama farklı camilerde.. yattım sırtım teneşir işte sırtım gök gözlerin gülüşün yıkasın şimdi son bedenimi biz çıkıp gidelim şimdi elele şu bahçeden çünkü hazırım şimdi senden sorgulanmaya hem cennetten hem cehennemden LİKÖR YAPTIM BÜTÜN KADINLARI Likör yaptım bütün kadınları Ama seni değil. Ellerim neden titrer ki Yada dudaklarımın bu anlamsız ve yersiz kuruması. Olmazlanıyorum sana Elimdeki kadehte kan yok! Eski bir kadının çözümlenmiş yalanı var! Ben bu yüzden likör yaptım bütün kadınları Ama seni değil! Uzaklar yakınlaşıyor korkma sen Yolları yeniletiyor belediyeler… Kapanmaz hiçbir mevsim senin gibi bir tabiata İçimi ısıttığı için içmiyorum likörleri korkma Öncesinde kendini yakalatan kadınların Sadakat borcunu ihanetle ödeyen kadınların Ve etinin tacirliğini yapan kadınların kanlarını içiyorum Likör yapmışım ben bütün kadınları Ama seni değil! Ellerim neden titrer ki Sen hangi meleğin suretisin? Ellerim diyorum neden titrer ki Ve soruyorum: Ama sen hangi meleğin suretisin? Hayır sen korkma Çünkü korkmaz likör yapılmayan kadınlar! Hayır sen korkma Sen benim kanımı çalmadın çünkü! Olmazlanıyorum sana Elimdeki kadehte hiddet mi saklı? Eski bir kadının doymuş yalanı… Ben bütün kadınları likör yaptım Ama seni değil! AŞKTAN ANIMSADIKLARIM Anımsıyorum Yarım bırakılmış sevişmelerimizi Ve kamyonlara yüklediğim En ağır hayallerimi anımsıyorum Bir de sünepe kelimeleri büyütmek zorunda kaldığım Ve ayrılın patikalarında düşürdüğüm o kıdemli sözcükleri. Ve bir de anonim sayfalara yazdığım Acemi kafiyelerin görevini anımsıyorum. Yazdığım hayatı yaşamayı Gecesi delinen uykuyu uyumayı Ve yine gözü yaşlı mendillere teselli sıçtığımı Gözlerinde unuttuğum dalgın bakışımı Bir de minimum karanlıklara Kocaman umutlar ısmarladığımı anımsıyorum Anımsıyorum sende bıraktığım aşkı! ALELADE YALNIZLIK Gözlerinin çarmıhına gerili bir intiharım Alelade bir yalnızlığın Kütlesiz boşluğundayım. Ve ben ayrılığın son nakaratını Ağırlığımca susarım… Alelade bir yalnızlığım… Tenine gurbettir şimdi elim Kalbim dudağında atmakta Asıl namus ruhta! Gidişine kurulur imansız saatler Sevdam ayrılığa ayarlı. Dalgalar tuzunu kusar kıyısızlığıma Özlemler yağdırıyorum Sus pus bir yalnızlığa! BU MEKTUBU SEVECEKSİN ... bu mektubu seveceksin çünkü içinde sen varsın! ... yavaşça oku hatta hecele... adını sakın arama çünkü hiç bir kelime ile seslenmek istemiyorum sana. yavaşça oku ister ağla okurken ister gül ama adını arama çünkü yazmadım hiç bir not satırların arasına. tarih de atmadım imza da. sevdiğimden bahsettim özet olarak. ama bir romanı nasıl özetleyebilirim? hayır hiç bir masal romana benzemez çünkü kırmızı başlıklı kız arzusuyla yattı kurdun altına. hayır sakın bana benzeme sen hayır aslında yavaş oku ister hecele ister altını çiz hatta okşa yazıyı parmaklarının ruhuyla ama sakın bana benzeme sen. ve adını arama bu mektupta çünkü yazmadım adını hiç bir beyazlığa. ... bu mektubu seveceksin çünkü içinde sen varsın! ... gözlerin bir isim arıyor biliyorum belki bir iz. ama hayır düşürmedim saçım telini hiç bir yazının başucuna. ama sakın bana benzeme sen. ama neden. önce yavaşça oku hatta dur. artık okuma ve arama adını yok diyorum sana anlamıyor musun yok işte ama seveceksin bu mektubu diyorum içinde sen varsın. ama sakın bana benzeme sen. ama seveceksin diyorum bu mektubu bu mektupta sen varsın gözlerin bir isim arıyor biliyorum hayır masala benzettiğim roman değil tamam haklısın kırmızı başlığı kandır o.rospunun ama sakın bana benzeme sen çünkü adın yok bu mektupta. ... bu mektubu seveceksin çünkü içinde sen varsın! ... bulamazsın diyorum -bulamazsın! işte dedim. hala gözlerin bir isim arıyor. ama yok! dur dudakların eşlik etsin kalbinin onayına yavaşla biraz lütfen hızlı okuma yalvarırım. bu acımasızlık olur yazının anlamına ama sakın bana benzeme sen aklını çıkarıp yerine aşk koymak cebinden elini çıkarıp geri cebine elini sokmak gibi ama dur yavaşla hatta okuma artık çünkü kırmızı başlığını düşürdü masallar. ama seveceksin bu mektubu biliyorum içinde sen varsın çünkü. ama dur sakın bana benzeme sen. nereye gidersen oraya gelen kendinsin sen hayır sakın bana benzeme çünkü adın yok bu mektupta ama seveceksin bu mektubu biliyorum ama seveceksin diyorum ama diye başlıyorum seveceklerine mektuba da öyle başladım çünkü içinde sen varsın sakın bana benzeme sakın bana benzeme çünkü yazmadım adını bu mektuba ve adımı bir mektuba yazmayı unutma! ... bu mektubu seveceksin çünkü içinde sen varsın... KÖTÜ BİR ALIŞKANLIK Bu alışkanlığım Ruj kokulu ayaküstü aşkların Vizite edilmiş ****** tenlerdeki aldatışı kadar Nabızlarda uğuldarken Arabesk konuşan profesyonel bedenlerin En ıslak En terli uzvundaki -yani- Avucundaki apalak memesi kadar Çizgi tutmaz bir saydamlığın Bedenlerinden rampa aşağı sallanması kadar, Homojenleşmiş bedenlerin -otoban itibariyle- kavşak etlerinin ve gecenin kılçıklı latifelerinin en anlamsızı olan anlamsız yoğun gündemi kadar tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir göğüslerin yükü “nedense içim dışım sen” deyişim kadar değersizdir … nedense içim dışım sen bu; içi dışı aynı olan bir gerçek! Şimdi sen Yirmi üçüncü yüzyılın Eflatun dağının Papatyalarıyla yıkanmış 24 ayar altın saçlı kızı! Ben senin doğuştan mavi gözlerini Ve boyalı olmayan saçlarını sevdim Sen Hiç gökyüzünün emaye kaplı Ay’ına da baktın da Ruhuna sana gösteren Bir göze bakabilmenin cesaretiyle… Pırlısını pırtısını toplayan Bir güneşin Gidişine benzer bir şekilde Gözlerini kapatabildin mi? Sende yaşadığını duyumsayan Bir yaratığın gözleri önünde Bu arada Yenildi yer çekimine Kendini beğenmişlik GÜL İMKANSIZDIR GÜL Gül imkansızdır Çünkü şirreti sever gece Çünkü körleme bakarsın sen göklere Kalçandaki huy; O yolun yolcusu bir kadına ait. Gül imkansızdır Sen kendinin değilsin Zaptedemez güneşi ufuk çizgisi Yıldızlar bir gecenin lüzumudur Gül geceyi sevmez Gül imkansızdır… SENİ BEKLESİN Beni beklesin dudakların Aynada güzelliğin Gecede aydınlık gözlerin Bir öpücük konduracak alnına Dudaklarımdaki istek bizzat Beni beklesin tablada sigaram Avuçlarında ter Teninde cennet kokusu Ayağında halhallar… Ve gökte sahipsiz yıldızlar Beni beklesin Bütün bozuk pusulalarım Ve en kestirme yollarım sana doğru Beni sana götüren Yollar beni beklesin En ücra hücrelerime değin işliyor sevgin Allahsız ihanet! Gizli ispiyon! Karanlık duvar! Ve yalnızlığın tanrı-tanır acısı Çatlar akciğerlerim En içteki kılcal damarlarına kadar Ve ben bıktım tekdüze sevmelerden Hayal-kırığı düşlerden Yüreğimdeki infilak seni beklesin Bir şeyler kımıldar içimde Galiba çiçekler Galiba ruhumda gezinen sen Son seslenmeyle gelir ölüm Er geç gelir Gelir! Sensiz bana gelecek ölüm beklesin Zıpkın gibiydim veletliğimde Erik çalardık Hanife teyzenin bahçesinden Maçlar yapardık okul bahçelerinde Sonra geçti o yıllar Eridi kol saatimin patavatsız kadranı Dursun bütün zamanlar Seni beklesin Seni sevmekte zaman kavramı yoktur Şimdi saat:seni daha fazla sevmek! Onyediyi devirdi yaşım Onsekizi,ondokuzu,yirmiyi devirmiş Sağar bir güvercin yüreğini İstanbul’a Gözleri özgür yeşili Gagası yalan karası Sana uçmayan kuşlar beklesin Maruzatım var Azrail bey Özür dilerim isyanım var Gelemedim randevumuza Yetişmek istedim yetişemedim Bilirsin bu şehrin trafiğini Sen de geleceksen eğer Azrail beklesin Bak dağlar kadar büyük seviyorum seni Denizler okyanuslar kadar geniş Çılgın nehirler gibi sapıyorum Adressiz yolculuklara Pusulasını yitirmiş meçhuller gibi Arıyorum gözlerinin kayıp şehirlerini Sen gelene dek bütün şehirler beklesin ******** ve ****lerle süslü Pahalı caddelerin kenarları… Yakasında ucuz karanfil takılı insanlar Rengine tutuklu paraların Ve konsomatris kadınların alkolik gülüşleri En ******sundan en namuslusuna kadar Bütün bir dünya seni beklesin KİR TUTMAYAN SİYAH VE HAMMURABİ YASALARI köpeklerin ısıra ısıra bitirdiği ankaraya rezil etti beni adeabı bozuk terkedilmişliğin kanser virüsü taşıyan kan-durmaz damarlarında içmek isterim hasta sevdanı ne pahasına olursa olsun sevmek isterim seni... dilinde sırrın kilidi bozuk kontratsızdır çingene sevdalarının, geçici tükrük bezinden ilişkileri. yedi rengini de siyahla korkutur ebemkuşağı... ağır tahrik suçu işler vucudun tembel kederlerin sınıfında kalır alamazlar yalnızlık diplomasını sabıka kaydında yalanın ismi yazılır o ismin yanına x tane çarpı atlır edepsiz yıldız yorganlarıyla örtülür gözlerin aşk muamelesi yapar bütün erkeklere gözyaşın kanımın çözündüğü su olur ölüm pahasına da olsa sevmek isterim seni... BAUDELAİRE İspirto ocağında yakılan gecelerde Baudelaire’nin kötü çiçeğidir dudakların Tablalarda sigara taşkınlığı yaşanmıştır Ekvatorda tropikal kişilik değişimleri… Anneannemin kınalı saçlarıyla beraber Uçuruma düşmüştür ölüm. Ölmek için yaşamayı göze aldım ben Çiçeği güzelleştiren sendeki iyilikti GİZEM küçük şeyler ve büyük şeyler! an ile sen arasındaki dönemdim ben. Bu gizem olmalı… Mutsuz aşkını bırak artık! Dilimin altında kelimeler beklemekte… Ben bir büyüyüm bir sihir Sen nasıl olmamı istersen ben öyle olurum. Yalansız mı? Sürekli mi? Mutsuzluksuz mu? Sigarasız mı? Bu gizem olmalı! Önemli şeyler ve önemsiz şeyler! Beyninde nasıl bir portre ister ressamın? Bu matematik seni sevgiye eşitler. Beni görmek gözlerinsiz Teninsiz dokunmak ister misin? Her an okşa içimdeki mimariyi… Sev beni… Öyle bir an ki bu Onu yakala! Yanaklarım utancımın allığıdır Bu gizem olmalı! Bir anlık gülümseme değilim ben! Acını bana sat ben alırım! Bir tebessümüne nice şiirler yazarım Bendeki mutlulukla mutlak et kendini Ben korurum seni… Bu gizeme sarıl! An ile sen arasındaki takvimde Anlamlıyım. Beni anla! Beni gör! dokun içimdeki voltaja… sevmek istersen... buralarda bir yerlerdeyim…! Bu gizem olmalı! GERÇEK SEVDA Gezdim Dolaştım Rivayet sandım seni Küllerini nehre akıtan cesetler tanıdım Kayboldum karanlıklarda Karanlıklarda sakladım kendimi Gezdim Dolaştım Olmayışın yokluk mu? Kuru çayırlar Kahverengi tepeler Ve elektriksiz dağ köyleri… Kendi yalanına inanan çoban mıyım? Gezdim Dolaştım Kırık duvar diplerinde yattım sıvasız kentlerin Boşlukta resmin mi çakılı? Bak parmak uçlarımla sana dokunuyorum! Rivayet sandım seni Seni bulmak güzel! NE YANDASIN NE YANDASIN? Kibrit çöpünün alametiyim Sen ne yandasın gülüm? Bilmem ki… Ben üşümekteyim Ekvator coğrafyasında içimin… Karanlığa küfür eden Konfüçyüs Üçgen zihinli Dekart Biten aşk mı? Bilmem ki… Kimyevi duygular etilalkol Yarama pamuk Sen hangi ecza dolabında tutsaksın? Bilmem ki… Yalanın işaretiyim Dilimin ucunda kendini ele verir sözcükler! Bir bekçinin düdüğünde yanarım ben Hangi çivi bana çarmıhtır? Bilmem ki … Seni severken tanrıya nasıl küfredebilirim? Göle dalan yeşil bir ördektir türkülerde Ağzımda biriken hüzün köpüklü sığ bir delta… Ama sen gülüm ne yandasın? Bilmem ki… BİR SUSU PAYI SUSUYORSUN bir sus payı susuyorsun yine arttı kalbimin tansiyonu gittin ihanetini unutarak bende kangren yaptın sevdamı canına ot tıkadın yalnızlıklarımın gidişinle... biliyorum yalnızca teninde yapılan pike yasak değil kızardı utancımın yüzü bak bak yine ramak kaldı dudaklarına sokuluyorum yakınına susuyorsun bir sus payı iki yakası biraraya gelmiyor giydiklerimin kabul olmuyor her daim yatağa girerken ettiğim dualar... ulaşmıyor mektuplarına postalanmış mektuplarım... üstsüz bir ayrıntıda yadediyorum düşsel bir sevişmeyi... ardından bir harf düşüyor aynama -ayna kırılıyor- susuyorsun kendini bir sus payı bir zifaf borçlanıyorsun geceme saçlarını erken dökmüş bir mazinin kabartalı kitabesi oluyorsun bir sevdanın ihanete uğrama ihtimali ... kirpiklerime yağdı ağladığın gece sağnakları bir yalan alabildiğine uçurumlaştı miladi takvimler yazıldı gidişinden sonraki tarihe gece sabahı, akrep de yelkovanı kovaladı sırf susmaman için, çığlıklar armağan ettim kulaklarına, ama sustun sen hem de mastar halinde... YAĞMUR YAĞSA Keşke yağmur yağsa Ve gökkuşağı çıksa eskisi gibi renkli Şöyle bir ıslansa iliklerim Sigaram tütse buram buram Ağırdan bir nefes alsam eskisi gibi derin Keşke yağmur yağsa Ben ağlasam… Gökyüzü açılsa mavimtırağa doğru Sokaklar temizlense Karanlıklar arınsa günahlarından Güneş daha bir parlak olsa eskisi gibi Ay omzuma yaslasa başını Selam verse yıldızların ışıkları Secdeye kapanır gibi Pencerenin buğusuna dayayıp başımı Uzaklara doğru dalsa gitse bakışım Yolunu kaybetmiş bir yağmur tanesiyle tanışsam Onunla arkadaş olsam eskisi gibi Sonra yağmur yüklü bulutlarla karşılaşsam Keşke yağmur yağsa Ben ağlasam… Biliyorum Eskiden yağmur yağardı Eskiden ben ağlardım biliyorum Çocukluğum sevdiğimin adını yazardı Buğulu camlara… Ve ıslak nefesim çalardı yağmurun ıslığını Biliyorum Sen de şu an, Damla kalabalığı minik pencerene Dayayıp başını Beni düşünüyorsun… Çünkü bunu görüyorum. Keşke yağmur durmasa Ben hep ağlasam Karşı camda seni görme pahasına… Ve her yağmurda seni hatırlasam Toprak kokusu sinse bedenime Gözlerime yansısa gökkuşağının renkleri Ve yatağım ısıtsa tenini eskisi gibi Ve ben Yine dayamış olarak başımı buğulu camlara Seni düşünsem… Adını yazsam buğuya Çocukluktan kalma alışkanlığımla Seni ve beni düşünsem bir şemsiye altında Yürüyor olarak ıslak sokaklarda Eskisi gibi… Ah ulan! Eskisi gibi yağmur yağsa Ve ben ağlasam dolu-dizgin. Sen gülsen eskisi gibi Derin derin gülsen gamzeli… Derin dondurucularda sakladığım Anıları çıkarıp ortalığa. Hatırlasam seni taze taze Karanlık sokaklarında Ankara’nın Devriye gezsem sessizce Sigara içsem Hüzün içsem tonlarca Yalnızlık çeksem aile boyu Belediye ışıklarının altında Yine seni beklerken Yağmur yağsa Yada altıgen dolu. Keşke Ben ağlasam! yağmur yağsam! |
| 06.08.07, 17:58 | #2 |
| | BAŞLIĞI OLMAYAN ŞİİRLER BAŞLIĞI YOK Mürekkep! Karıştı gözlerin maviye Kağıt! Ellerin bulutlara değdi Şiir! Sen bulutlarda gezindin Ve mavi mavi yağmur yağdın Bendeki bulutsuz çöle! BAŞLIKSIZ ŞİİR Ne Allah’ın belası bir şey bu -aşk- 13.08.2002 Ankara BAŞLIKSIZ ŞİİR 2 Ayrılmak senden Ölmek gibi Gülmek sensizken Ağlamaklı… Sonra gittin sen Niye gittin? Sen uzakta Ben enkazdayım… Bit şey kaldı bende Sana dair Gözlerin mi desem Elvedan mı? Kulağımda sesin İçim hasret Bir düşün yalnızca Dışım mutlu. Sen yoksun yanımda Yanım bomboş Haki bir sevda bu Aşk kıvamlı. Bekliyorum seni gelmesen de seviyorum seni sevmesen de. BAŞLIKSIZ ŞİİR 1 Soyunuyorum yalnızlığıma dek Kederlendiğim her şeyi… 3 EKİM 2004 KONYA BAŞLIKSIZ ŞİİR 2 Seni o kadar düşünmeliyim ki Sonunda beyin zarım kavlamalı Seni o kadar sevmeliyim ki Sonunda ben ölmeliyim! 17 AĞUSTOS 2004 KONYA BAŞLIKSIZ ŞİİR 3 Yağmur; Gök avuntusu… Enfarktüs! Gözyaşları bir timsaha ait! Denizaşırı. Hangi hukuk infazımı verebilir, Böylesine sevmek üzerine? Asansör kokuyor tarla faresinin yalnızlığı. Neşter ısısıyla yak hayallerini! Seviştim bak bile bile aldatmadan seni Metal bıçaklarla elektrik kestim BAŞLIKSIZ ŞİİR 8 Yosun tutmuyor kuzeyi görmeyen kaya Göktür gavur kıblesi… Kavruluyor çorak yürekli insanların susuzluğu. Ve ben çıkmak istiyorum artık Bu yalnızlıkoğluyalnızlıktan… Yok etmek zor aymandaki iptilayı! Medeni bir aşk seçiyorum İlkel zihniyetli kadınlara. Hepsine birer tane vibratör hediye! Hep nefret etmişimdir Devamlı sevişmek isteyen kadınlardan YAŞAMAKMIŞ Bir çok kişi birkaç yalnızlık eder Cesedim bile dimdik ayakta kalmalı Anlamalıyım ölümün esprisini Ve yaşamak fark etmemeli Göç etmek dümdüz ovalardan dağlara doğru En çok da direnmek güzel ölüme… Bir sevda en çok hüzün eder Gitgide çoğalır içimde ölümün virüsleri Göz göze gelirim yaşamakla Ve hiç gizlemem bakışımı Bil ki hafta sonları yaşamayı daha çok seviyorum Her halde her gün seviyorum Bil ki her şeyi seviyorum Bil ki her zaman ki tavrımla seviyorum Hiçbir ıstırap vazgeçiremez beni sevmekten Sevmek zaten bir ıstırap… Yaşamak adına bütün içgüdülerim emrimde İlk kez yaşamanın inkılabı idame ediliyor içimde En azından ölene kadar yaşamalıyım Gözü pek olmalıyım Hammaddemi işleyen birini sevmeliyim Birkaç kişi bir çok gözyaşı eder Hangi insan sevdasında muvaffak Seni dudağından öperler Bu hangi naçizane müsamahadır? Oysa ki nam ü hesabına mustaribim Bak çok pahalılaştı bir hayatın her parçası Panjur, plan, mozaik ve şatafat. Yaşamak miladî, randımanlı Muhatap alıp birilerini Ölüme resmi kabul misali Azrail ki bir melektir sonuçta Muteberdir Ne denli yalamalı ki hayatı Ne kadar severek yaşamalı O anki duygulara da inanarak Ola ki hüzünlü yaşamak Ömür boyu plak ritminde Sarf ederek, kendimi sana sevk ederek Bir çok kişiyle birkaç yerde! Kapına dayanmışken koca bir engel Yaşamak teneffüs ederek sevgiyi Salim, sıcakkanlı Şu an suni ama Tuval gibi, lavanta gibi, banaz gibi Terk ederek zulmü, iadesiyle canın Bir tenle üst üste yaşamak Ölüm yaşanırken yad edilecek! Zaman şiirlerin teması Yarın ki; daha gelmedi Henüz yaşanamaz. Herhangi bir kişiyle herhangi bir yerde Yaşamak Gizlisiz ve saklısız gerçekle Aynandaki saltık. Gözlerindeki gömütle yaşamak. Şu an suni ama. Pir sultan abdal gibi sehpalarda Günaydınsız dudakları reddedip Tadından yenmez bir öpüşmeyle Koca bir ansiklopedi oluşturup hayallerinden Severek, ölerek yaşamak. Birkaç kişiyle Yada bir çok yerde… UNUTMA ADIMI Yaz bir yere unutma adımı Öpüşüm dudağında pay Ve kanım teninde gazap olsun Yüz karası bir mazi Hepten ziyan Ve aramadığın meymenet olsun Yaz bir yere unutma adımı Şiirimdeki hissi hegemonya Bedelince sev beni Sevemediğin kadar değersizsin Sözcüklerimin mezhebi geniş Bak günahımın yaşına girdim Yaz bir yere unutma adımı İçimdeki milada gömdüm ben Sevdamın uygarlıklarını Bavullarım toplu durur. Acemice sevdim Hüzünden başımı alamadım Gece yılansı…gece çıyansı… Anın zamanın dışına çıktığı anlarda Yaz bir yere unutma adımı… ARKA BAHÇE İçimin arka bahçesinde Oynar çocukluğum Seninle oturur diz dize Armut ağacının dibinde Sen bende olursun Ben sevide… İçimin arka bahçesinde Bir ceset durur Kararı alınmamış mahkemelerin sanığı Ve çok bilinmeyenli bir denklemin bilinen yanı Yanıtını içinde saklayan soruların zaafı durur İçimin arka bahçesinde Gamsız bir hayat Balığına düşman bir deniz durur Kuşu palazlanan bir gökyüzü Örtbas edilir otların ölümü Ben sende aykırı bir düş dururum Sense metli cezirli bir özlemi… İçimin arka bahçesinde Bahçıvanlar cinayet işler Gül keser Gözlerin kapanır Gider mehtap Deniz gider Yerin merkezine çekilirim Şiire vururum kendimi içselleşirim YÜZLERİN DİKSİYONU İnsanlar ne anlatır yüzlerinde? Korkan yalnızlıklarını Korsan görünüşlü bir şehri Hijyenik bir kalbin görüntüsünü Küçük sevinç parçalarını Anlık gülüşlerini Ufak kırıntılarını mutluluklarının İnsanlar ne anlatır yüzlerinde? Yorgun bir memuru Yılgın bir işçiyi Avucu patlamış bir oduncuyu Kekik kokan bir köfteciyi Be-Me-Ve’li bir hayali İnsanlara acımışlığı Acınmışlığın acısını Şairlerin intiharını Sevincini yaşamanın Çirkin kederleri Bohem hayatları Alayları Gerçek gibi görünen yalanları Ruhta can çekişen namusu Hapishanelik azabını vicdanın İnsanlar ne anlatır yüzlerinde? Yaşının deliliğini Kırışıklığını bunamışlığın Çağıl çağıl gözyaşlarını Lirizmini iç dünyasının İçlerine yağan asit yağmurlarını Bir limonun ekşiliğini Hayatla kavgalaşan sıkıntısını İnsanlar ne anlatır yüzlerinde? Yüzsüzlüklerini Onurlarını delikanlılıklarının Yitirdikleri ömrü Acıyı,kederi, Sevinci,mutluluğu Gülün rengini Yaşamanın tadını İnsanlıklarını Ne demekse insanlık! ŞUH Kurşun hızıyla ayaklanır hüzün Söner bütün ateş böceklerinin götlerindeki ışık Gidişine birkaç tütün sarılır Demini alır tüm ikindi vakitleri İçine çeker beni İçinden çıkamadıklarım… Şimdi bütün sessizlikler sağır Uğultular tüner kulak mememe Bir kaynana zırıltısı şu klaksiyonlar Hadi vur vurabilirsen hayalin gözüne Bak çarşafüstü bir aksiyon Sahih bir sevişme stili ihanet Ne! Sevdadan mı hemşehriyiz Yalandır mutlak İntiharlanan düşünceler şuhken Kral yemini gibi asildir Sözümdeki muğlak Esnek güven Vurdumduymaz kolejli çocukların ergenliği Talimli bir yalnızlık Buhurumeryem tak hadi saçlarına Damıtılmış bir tas gözyaşı gözlerinden Ve tentürdiyot gerektiren büyük acılar Bak tefe koyup çaldım Bütün memleket meselelerini Ne! Sevdadan mı hemşehriyiz Olamaz. Vakit yok şimdi rahatça dertlenmeye Sarı saçlı lakin mavi gözlü Bir gökle sarmaş dolaş… Asılsız yere unufak yeminler edildi. Ne! Babam şiiri mi yasakladı? Çalışılmayan dersler Sevilmeyen kızlara mı benzer? Tüm beyinlerde fabrikasyon hatası Cezayir menekşesi gibi mahur Lakin buluta su yakışır Sana ucuz toka. Şimdi nerden çıktı bu dize; “likralı bir hayat yaraşır ******ya” en hızlı yerinde gecenin pes eder baykuşlar… ne! Ölüm mü eli öpülesi? ben ne zaman ve nerde aynadakiyim? Ölüm sürmanşet! En çok uçurtması olan çocuk ölüm Ölmeyi en bilmezlerin şehit edildiği Sarı saçları suçlu ve aziz Nanelimon ve kenevir Aşk ateşinin şişe çekmesi… Karanlıkta gece metrosu Bir gecenin sesi düdüğün bekçisinde Bekçinin düdüğünde bir sessizlik Bekçide ıslık geceye düdük Ev sahibesi gece… Tıkıştırıldığımız kadar genişiz Hayat bir maket bıçağı Lakin neşter uçlu… Mizansen malum Giyotin meşhur Salının alameti pazartesi… Kum saatinde kum sayısı belli En hızlı ölümü sayar Kaplumbağa kronometresi… Adları büyük harflerle yazılır Sağa çark eden siyasetin Ütüsüz bir yüze sahibtir Sevda hem-şehirsizleri Ne? boğulur mu bir deniz balıkta! Kele döner mi bitki örtüsü Zamansız bir sonbaharda… Gece düdüğü bekçinin ıslığıysa Ne idüğü belirsiz keyifler Neden hala uzanmıştır şezlonga! Tamam artık şuh kahkaha! Yaşanacak o kadar zor için Ölmek kolay! Sonsuz değil baş başa eğlenmek… Bir an,bir kez ya da bir tane Arz edilir yeryüzü yaşamaya… Bir daha ki yer-üstü sürpriz! Çoktan beri bir yalıtkanlık Akılalmaz bir sütliman… Susmanın amfisi bozuk… Standartlar bile standart adı altında. “asgari müşterek” ne demek? Ne! Sevdadan alıkonulmuş muyuz? Şiir beni ayırt mı etti? Denk gelmek bir minval üzere yalana Bambaşka bir yer başlı başına bir şey Ben kendimde bir kiracıyım Ve hep gece bastırır doğum sancılarım Düdük çalınır Islık üflenir Bekçi kaçar gider mesela Yusufçuklar resmi geçitte Ve kırılmış olsun büyük İskender aynası Biz cebren ve hile ile devam edelim Sevmeye; sevilmeye! Yitirildim Kendi sevgimce aldatıldım bir balıkçıyım ben Oltama taktım kendimi… Yitirildim Bütün kum tanelerini sayın Onlar benim hüznümdür Ya kuşlar onlar umudumdur. Fotoğrafına o kadar yakınım ki sana bu kadar uzakken. Yitirildim. Büyük yangınlara kelebek uçurdum Ateş benim kalbimdir Dudaklarındaki öpüş izi benim olmalı. Ya parmakların… Onlar bir vapurun mendireğindeki martılardır Yitirildim Zannımca yalanı yazdım Uçuruma yelken açan çılgın benim Sokak aralarında yürümeyi severim Yalnızlığımı aramak kendimi almak için onun elinden yitirilmeden… kendimi bir yalana satamam seni kazanmak için… seni bir yalanla alamam kendimi satarım o zaman şeytana… yitirildim. Kendi sevgimce aldatıldım Dimağımı çatlatana kadar ıslıklar çalarım Hangi Paris sevdama moda olabilir? Karanlıklar da bir masal kahramanıdır. Ben kendimi sende mi yitirdim? Hüviyetimi kaybedebilirim kendimi bulmak için! Yitirildim Beni bulmak ister misin? DE BANA de bana koltuk altları kokuyor bu şehrin yıkayayım bu pis şehri gözyaşlarımla aşk üreten termik santraller kurayım yalanımdaki bu jest yeter bu şehre vallahi bir tıklama ile imana gelir tertemiz olur bu şehir termik santaraller aşk üretir... de bana konuşmuyor aynalar güzelliğimle vallahi kırarım bütün aynaları tuz buz olur atomuna kadar her cam ve de su.... tarifsiz güzelliğini tarife ne hacet! belli ki uçurumdur kaşlarının arası. belli ki ışığın rabıtasını yapan seni bana yaşatan bu kokak şehrin termik sokak çıkmazları... de bana hangi şiir beni anlatır? vallahi avuçlarımla alırım sözcüklerin canlarını yakarım bütün harfleri -Ç harfi hariç- vururum yüreği sustalı şairleri avuntusuz bir ot gibi toprağı tepeleyen lakin yatakta kontes gibi sereserpeleşen aşkın timleri ve harekatı... hiçbir şiirin seni anlatmaması için ben şahsen kendime gizli bir suikast düzenlerim de bana sabahı utanacağız çıplaklığımızdan de bana seni seviyorum gibi laflar seni seviyorum gibi latifeler yap kulaklarımı sağır edene kadar dediklerin bir şey de bana birşeyler de! küllenmiş sevgilim! KABULÜMDÜR Ben birini sevdiğim vakit İtaliktir yazdığım şiir. Bir geceyi yakan kibrit çöpü Ölümle şarkılanan Ölümle ıslıklanan bir dal sigaraya aittir Ben birini sevdiğim vakit Mavi umurunda değildir büyük denizlerin Tatlı su balıkları için tuz önemsizdir Karanlıkları siyah ağızlarında köpüren Kuduz gecelerin delik deşik leşi Kavı ölümle mayalanan Tastamam sevda künyeli Lakin gümüş imameli Gitti gider bir gidişin cenazesidir. Ben birini sevdiğim vakit Çöle bir iklim çizer sam Ürkütülmüş güvercinleriyle gökyüzü Kalabalık antenleriyle şu şehir ağlar Dul hayatlar bayatlar Güneyli bir rüzgar suretleşir yüzümde Afyonlanır her çeşitten yalnızlıklarım Ben birini sevdiğim vakit Haram tüneğinde bakireler saktır Metrekaresi dertli Öznelliği çillidir sevdamın Kabulümdür hayalet kurgulamaları Yalan yanlış yazılmış Hiyerarşik bir gam sözlüğü Ve tersyüz edilmiş bir gidişatın Entelektüel sanlı baskı makineleri de Kabulümdür. SEN YEMİNİMSİN Sen; Çaresizliğimsin Suskunluğumsun yalandan Mutluluğumsun… … Sınavlardan beş alışım, Yabancılara karşı tavrımsın. … Sen; Bir kameraya el sallayan Çocuk sevincim… Kalemimsin… … sen yeminimsin! Beyaz kağıtlarda sakladığım Utangaç harflerin muhatabı sensin Saman yolusun gecemin … ağaçların kalbi üstüne kalemimin şekillendirdiği isimsin yalnızlığımda kustuğum “adını sen koy!”dediğim sevdamsın sen!!! ……….. sen yeminimsin! Bazen ağlardım sapmışlığımdan Çaresizliğimden, Ahmaklığımdan ağlardım… ……. “niçin”sorularına cevap bulamadığımdan … korktuğum için ağlardım sensizlikten işte ağlayışım sensin sevmişliğime … sen; canımsın kanımsın çocukluk anımsın çiçek saksılarını gözlerini rengini giyinen mikalarla dizişimsin! sen yeminimsin! Üstüme devrilen En ağır dizeli şiir! … bayramlık elbiseme kusulan acı! … yağmur yağarken sessizce ağlayışımsın sen! … sen; gölgemle barıştanımsın beni! Seviştirenimsin! … sen yeminimsin! Sen; Kavgamsın hayatla Davamsın… Balçık içinde gülleri büyütenim Rüyam, Mecaz denizlerin kızısın… Sen aşkımsın! … sen; bulutların üzerine kuracağımız evimizde -ölüm bile ayıramaz bizi- diyen yeminimizde fincan falımda ve şiirin utancında sen en derin soluğumda ‘of’umda, sevincimdesin sen yeminimsin! Sen ; Ellerimle sardığım bir aşkla vardın Yüreğimle sevdiğim bir aşkla… … sen sevginin adındaydın! … hüznümün ilkbaharı on yedi yaşımın ertelenmiş düşü gözyaşımın mendilisin! … sen yeminimsin! Bir kızın elini ilk tutuşum Bir kıza ilk defa çiçek çalışımsın -kendi bahçemizden- bir kızı ilk defa öpüşümsün -boynundaki benden- … bakışmalımsın İngilizce derslerinde … haz duyuşumsun şiirlere … sen yalnızlığın gezegenine göç edişimsin sen yeminimsin! Sen; Aklıma gelen şiirsin Adını anınca… … Sen; dudaklarımın sahibi Sınırsızlığımın hududusun. … Sen; geri dönsünler diye Kayan yıldızlara tuttuğum dilek! … sen eflatundan bahar sarhoşluğuma kadar ve bahardan vesaireye kadar her şeyimsin …. Sen yeminimsin! Sen; Yakalamam gereken gözyaşı dalgası Papatyanın beyazısın! sen; gün dönümüsün yaprak dökümü! Toprakla sevişmesisin emeğin En sarı yaprakların Toprağa gömülüşüsün sonbaharda! Çiçeklerin doğumusun baharda…. … sen; birinci, ikinci, üçyüzaltmışbeşinci günüsün yılın… sen; kaderimsin tanrının yazdığı sen yeminimsin! AŞKTANDIR Bu acılar Ve yalıtkan gece Bu mum alevi Gözlerde nem Elveda alfabesi Aldatmak Aldatılmak Sevişmek yağmurlu gecelerde İhanete uğramak apansız Aşktandır! Alır götürür Gözlerimin son bakışını Arsız bir elveda sesi Sütü çekilir köyümdeki incirlerin Feerik bir hayat çocuk uykularına Defnedilmiş bir ölü Zahir günah Yetimlik… Yalnızlığın yatılı okullarda öğrenilmesi Aşktandır! Ne zaman Ve hangi şehirde bir yıldız kaysa Sen o şehirde Ve o zamanda mavi bir gökyüzüsün Yıldızların kayması Aşktandır! Gözlerin aşk sözcüğünü tutuklamış Gözlerim sendeki aşka tutuklanmış Sendeki ikilem Yalnızlığa üye Ve mutluluktan istifa etmiş Sen gittin Ben ayna kırdım ardından Deri tutmadı taze yaralarım Lakin pıhtılandım ben Öç alamadım sahte ruhlu Formalite kişiliklerden… Tek kişilik bir yatakta ikili sevişmek Aşktandır! Kahırlarım,kederlerim seri üretimde Suyu da yaktı aşkının başlattığı yangın Sana dek alçaldı yükseklerin adamı güneş Ve söndü gözlerini gördüğümde Sen ki ölümüme eczaydın Kirpiklerine mevzilenen ölüm Aşktandır! Yalnızlığa küsüp giden Pos ve höyük Aşk humması… Sana yazılan şiirler özel olarak seçildi Harf atölyesinden. Tımarlandı içimizdeki pis hayvan Buharlaşıp gitti güvendikleri beton tanrı. Meçhul zamir Siyah sıfatlı ayna Mavisine boğulan deniz Tiraje Ve yoğun tömbeki Öpüşler öğrenmek dudaklardan Aşktandır! Mezar ki ölümün yatağıdır Ve gökler O mezara mavi bir çadırdır Ve gökler bulaşıcı bir hastalık çeşididir hüznün Kara sıtması sevdanın Aşktandır! Ölüm tarihi belli değil satranç taşlarının Şu üç metelik etmez hayatın Ecel saati belli değil Vakitsiz yaşamak Aşktandır! Hiçbiri kötü değil sana yazdığım şiirlerin Hiçbiri değil sevda şiiri Hiçbiri doğru değil Yalan hepsi,yalan hepsi… Tekmil silinir mazi Ve ağlaması doğaldır işlek tenli kadınların da Sevmesi de elbet tabidir Şiirin sarraflığını yapan şairleri Pörsük bir amerikyum simgesi Ve suzidilara bir şarkı giden için Aşktandır! GÜLÜM İçimdeki ateşi nemrut yaktı Nuh ‘un ağlayışı söndürdü beni Sen, seviştiğim sen,sevdiğim sen, Rüzgara yenik saçların gülüm. Seviş huylu kalçanla oynaştığım sen Ellerin,terleme seansı parmak aralarımda Gecenin karanlığını yenen Gözlerindeki ışık gülüm Kirpiklerine kurulan köprü Yıkan hain rimeldir. Yakılmalı akabinde sana yazılan şiir! Kırılmalı seni yansıtan ayna apansız! Denizler buharlaşmalı mavisini Denizler saydamlaşmalı. Gözlerin ki görünmez olmalı gülüm! Bütün kara parçalarında ben seni yaşatmalıyım Her dilde aynı seni tercüme etmeliyim Öz Türkçe’mle yalnızlıklar yaşamalıyım. İçimdeki suyu nemrut yaktı Nuh ‘un gözyaşlarıyla doldu İçimdeki Yusuf ‘un kuyusu Kırıldı akabinde firavunu gören ayna. Gözlerin saydam bir deniz gülüm! Kavruk dudaklarıyla çöl eriten rakkaselerin Saltanatı köleliktir. Kirpiklerine inşa edilen köprüyü yıkan Konsomatris bir kadının ödünç rimelidir. Hangi kara parçasında seni sevsem Kendimi bir adada buluyorum gülüm Öz Türkçe’msiyle konuşan yamyamların yalnızlıklarını! Bir ateş etrafında vals ediyorum Soprano’nun ıslığında… DELİKANLI BİR AŞKTI BENİMKİSİ Tüm hüzünlerinle benimlesin Hep benimle ol Zaman bitinceye kadar benimle kal Karlar eriyinceye kadar Hani şu karlar Etrafı beyaz bir karanlığa boğan Gözlerindeki çiçekler ve nem kokan geceler Baharla mevsimleşti Delikanlı bir aşktı benimkisi Hazin bir ayaz titretti yaşımı sensizlikte Unutma masallar yalan söyler Ama yalancı değildirler İşte sen de bir masaldın Mutlu bir son istiyordum Tüm masallar gibi Delikanlı bir aşktı benimkisi Kitap masal kitabıydı Hızla yapraklar çevriliyor Her sayfada ismin geçiyordu Ve sona yaklaşılıyordu Çocukluğumuz güzellikleri kaybolsa da Yaşlılığı ölüm korkusu bastırsa da Yaşamak ne kadar acı olsa da sensiz Ben tek boyutlu tiplere inanmadım Sana inandığım gibi Delikanlı bir aşktı benimkisi Nefretten sevgiye uzanan ne kadar uçurum varsa Ne kadar zirve Maytaplaşan bahar uçlarında yanan gülse Ve gözlerin; Göz alabildiğine uzanan güneşi Ve dalgasız bir deniz kadar mavi Duygu yüklü şimşekler çakar iletken gözlerime Gözlerim yaş dolu yorgun bulutlar Gözlerim yakamoz Keşmekeşli samyeli Delikanlı bir aşktı benimkisi Küçüğüm yüreğim büyük olsa da Yalnızlığı, Sendeki bir bakışı senle bile sensizliği yaşasam da küçüğüm işte yüreğim büyük olsa da sen gidiyordun laleler boynunu büküyordu umutlar ağlıyordu utandım gitme diyemedim ama sen de kalmayı istemedin hep kırmızı kaplıklı defterlere yazdım ismini delikanlı bir aşktı benimkisi hani söz vermiştik avuçlarımızda bir başka avuç olmayacaktı gözlerimizde bir başka bakış dudaklarımızda başka bir buse filizlenmeyecekti hani saçlarına gizlemeyecektin hüznünü hani hep sevecektik birbirimizi sen bana unutmayı yakıştırdın bense unutamadım seni delikanlı bir aşktı benimkisi ben merhabalaşırken hüzünle sen yoktun ben bir fırtta içiyorken yalnızlığı üç çekimlik sigaramın tellerinde besteledim yalnızlığın şarkısını… üçüncü gün bitiminde bir Çarşamba akşama batarken kapanırken bir film kapanırken gözlerin yalnızlık göz kırparken eyvah çekerken yüreğim her şeye rağmen cebimde büyüttüm hüznü yüreğimde özgür sevgimi delikanlı bir aşktı benimkisi yaprağı her yağmur tanesinde üşüyen esmer menevşem telaşım sensin benim şiirim sensin duygu yüklü uykum gecem sabahına özlemim sensin mutlu yarınların her sokak bir ayrılık aşkı tattığım akşamımsın sen gözlerinden topladığım avare yıldızlarla süsleyecektim yaldızlı sabahını şiirim aşk diyor buna ben çıkmaz sokak senin sevgin ise yemyeşil çöllerde kurak acı ağlayacaktı ilk defa duygu sevinecekti delikanlı bir aşktı benimkisi sevgimse dünyalar kadar küçük değildi…. ÖZLEYEN GECE Oksijen alevi dudaklarını Özleyen bir geceydi Ben sende yalnızdım Sende kalabalık bir başıboştum Ben sende el değmemiş bir umuttum Bir kez daha acıda derin yaram Karın tokluğuna kapını bekledi Yüreğimin sadık sevgisi Avucumdan su içen Bir güvercin ürkekliğiydi Günübirlik aşkımız Kapkaççıydı yaşamın acıtan yılları Namuslu bedenlerin Selamını getiren bir geceydi Ben sende yalnızdım Sende kalabalık bir başıboştum Ben sende uçmayı öğrenen bir kuştum Dilime dolalıydı dilimdeki şarkılar Tenime sarılıydı tenimdeki elbise Ve dudakların bir z¤¤¤tı Sensizlik emzirdi hüznün peydasını Bir rüzgar sürükledi hayallerimi uzaklara Kabuk bağladı acısı dinmez yaralarım Issızlaştı kalabalıklar Sessizliğin tüm elemanları örgütlendi Adının sesimde Şekil aldığı bir geceydi Ben sende yalnızdım Sende kalabalık bir başıboştum Ben sende durgunluğumu coştum Tüm görüntüler ters düştü retinama Hüzne direndi Yalnızlığımın laf yapan ağzı Kök saldı bataklığın çekim gücü Gözlerinle örüldü gökyüzünün hakiliği Gözlerinle lacivertleşti denizler Günümüz gözlerinle doğdu Değer bilmez ufuklarda …. Hünerbaz bir şiir Punduna getirip ağlattı bizi Gözlerinin şiirle ifade edildiği Sen yüklü bir geceydi Ben sende adamdım Sende yaşıyordum Ben sende çeşidi bol bir yokluktu Derdimi ayla hizaya getirdim Ve şeytana bestelettim ıslığımı Gecenin mimarı yine hayallerim Yalanını sırtında taşıdı dilimin altı Uzun boylu bir gidişin krizantem cesedi Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik Gerisi iyilik güzellik…! Cennetimi bir kafire sattım Sen cehenneme gidiyorsun diye. Islığımla çağırdım ifritler başını Sen melekleri sevmiyorsun diye. Bir tabla şu yer küre Silkinen bir sigara külü mazi Bir asadır sevgilim hurma ağacında Künde künde gam şamarı iniyor enseme Bir yumuşak buse… Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik Gerisi; iyilik güzellik. Saklanır bir sobe saklambaç potasında Bir ıslık ıslanır iblisiyle beraber Sevincinden donar bulutta su Yüreğimde sensizliğin kanseri. Hangi sigara ağzımdaysa, Parmaklarım hemen sarımtırak leke… Ve doğmayan güneş cezaya bırakılmış çocuk! Kallavidir son kullanma tarihi geçmiş kadın. Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik Gerisi; iyilik güzellik. Azrailsiz kabzedilir tespihi tükenmiş böceklerin ruhu Rağbeti mehtaplı gecelerdir düşlerin Olsun be, gözler bir sevmek birimi olsun Hüzünle ebelenen lakin yalnızlığa yumulan sevdalarda Herkes kendi bedenine göre kefen. Her çekim zaman kiplerince müstağni… Hava da tam sigara havası ha! Her şey var da bir sen yoksun bu hiçlikte Gerisi vallahi billahi sahte: İyilik ve güzellik. TÜMLEÇ ya yalanı ellerimde tutuyorsam? saçlarına dokunduğumda boyası dökülürse aniden? dudaklarını öptüğümde ruj tadındaysan ya? ağzımda kuruyan bir ıslık, hiçbir türkü tatmin etmez sılamı. ya bileklerini keserse yalnızlığım? ellerini tuttuğumda terlemiyorsa parmak araların? kurguladığın hayat devrik bir hayal kırıklığıysa ya? kulaklarımda akislenen bir sözcük, hiçbir gramer bulamaz sevdamın tümlecini. ya ihanetini koynumda sakladıysam? sana baktığımda kırık bir aynaysa yüzün? düşündüğümde seni Olmadığını anlarsam ya? kara parçalarına koşan balık, hiçbir okyanus yargılayamaz kulaçlarını. ya mezarlara taşırsam suskunluğumu? tesadüf geldiğimde düşüyorsa gerçek masken? elimde kalan son kasveti de uluorta harcıyorsam ya? ipe dar gelen boynum, hiçbir imam tekmeleyemez sandalyemi. ya kendimi kaçırırsam kendimden? bir gecekondu semtinde vergiye bağlanırsa çocukluğum? öptüğüm ilk kız gibi ansızın ağlamaya başlarsam ya? içimde hüznün su birikintisi, hiçbir çarşamba kaldıramaz selimi. ya sen yoksan bu sevda yoklamasında? ismin anıldığında başkası tarafından seslendiriliyorsan? imzan taklit ediliyorsa haybeden bir anın hayali ihracıysan ya? ölümü kendi elinden olacak azrail, hiçbir metal erimez bu soğukta! ya neşter bir ihanetle mesul tutulursam? aklımla sarmalaşan kurvatörün denklemi çözülemiyorsa hangi mefhun beni kandırabilir? aparat muhabbetlere stabilize edilemez kan grubum! nerde portatif bir ay ışığı görsem ben hemen orada küçük bir gel git oluyorum. sonrasında yalana tutuluyor dilim ellerimde bir yanlışın kelepçesi… sen yanımda ne kadar yoksan ben o kadar sensizim SEVDA TAMLAMALARI... Sen tamlayandın eksiğimi Ben eksiğime tamlanan Ben tamamlanandım. Ağzımın kurduğu eksiltili bir cümleydin sen Sen tamamlanandın bende Ben kendime sütliman Sen sevdamla ilgili bir iyelik ekiydin. Gemi çoktan kalkmıştı limandan Mendiller hala sallanmakta… Kurşun namludan çıkmıştı Söz ağızdan… Bir kere olsun sevmedin sen Sevseydin bile Yalandan… Sen tamlayandın eksiğimi Ben eksiğime tamlanan Sen sevmektesin şimdi Ben sevilmekte. Mürekkebi utangaç şiirlerin Şairleri toy olurmuş Ve yeminlerini tutamazmış şarap içenler Sevdalarını hemen yıkarlarmış! Dili susar kadının Eti konuşur birkaç çeşit lisanla Islığım ulaştırır geceyi anlama Sevdam tamlanmakta… Eski bir tablodan yazılır şiir Şeytan kiralayıp da gidilir gidilirse cehenneme Günaha girmem kadınlarla sen gidince. Çocukluğuna döner yaşlılar ikinci kez Evini gözler kamyon şoförleri. Onarılır intihar uçurumları Derinliği artırılır. Sen tamlayandın eksiğimi Ben eksiğime tamlanan Karşılığı olmayan bir çek gibi Ağlatan bir türkü gibi Naçar bir kurşun gibi Çözük düğmeleri arasından Göğsü görünen bir kız gibi Sen… Karıncalar çalışarak ömür tüketir Şair şiir yazarak… Of of! Kıyamet rengine bürünürüm yine Sevdamla aynı saftayım, Ama farklı camilerde… Sen tamlayansın beni Ben kendime tamlanan Ucuz bir bahaneyle Çaldım imansız bir dileği Bir darağacından… Sevdam tamlandı Tamamlandı. ŞEYTAN İLE GÜNAHKARIN DUBLAJI Yatağın içinde bir kadın Beklemektedir. -şeytan! Ödevini iyi bilen bir kadın Yatağın içinde -şeytan! İki tane salak göğsüne güvenen Bir kadın çırılçıplaklığını sergilemektedir -şeytan! Topuğu hiç yere değmemiş Eski asaleti yer çekimine yenilmiş Seyyar bir kadın -şeytan! Kırmızı lambaların Sorumsuz ve ortak kadını -şeytan! Yatağın içinde ödevini çok iyi bilen İki salak meme… -şeytan! Ve kadının karşısında İki gözü de gören bir kör… -günahkar! |
| 06.08.07, 18:02 | #3 |
| | kavi kelimeler Kalışa mühürlü sus Adımıma törpü kaldırım Ne gönye,ne pisagor bağıntısı Caydıramaz hayatı nefesimden Gerilim hatlarına konan serçe ey! Temize çektim bak günah defterimi. Salakça kalışa Zemberek gidiş. Bir şair bekleyişi Bu genetik sevda… Kayalık kıyılarda dalgalar tokatlıyor Yalnızlığın kum tanelerini. Islık dudağımın karantinasıdır Sevmek: ölüm-kalım. Yalnızlığın müfredatı hüzün, Deja vu. Dudakta yalan sarmal nakarat. Gözlerin zincirleme ölüm. Bir derdin baz istasyonu.. Camın komşuluğunda Parlak yıldızla ham sohbet. Sarhoş bir dumanda Bulanık bir dalgınlık. İntihar saatinde Siyah humma, Ve mega keder… Denizde batık ufuk Bir kapan kurulu sözcüklerde Ayrılık sebep belirgin ihanete Bozuk bir yemin kanser virüsü bu aşkta. Yasa olanak veriyor göç… İçmeden yanınca sigara, Sıkıntıya giriyor sokak. Çiş sırası var umumi evlerde. Fişi kesilmiş yargıların. Her şeyin bir hiçlik imkanı var Sen –üstü bir sen kurgulamasının Ayrılık şarkıları tokuşuyor Alkol servisi yapılan masalarda… Tavernalarda bilinçsizlik dansöz Saz arkadaşlığı yapıyor Dimağı çatlak lüzumsuzluklara.. Gri düşünmek sabah sabah Enfiye çekmek zulüm. Unutmak hatırlamanın gereği. Yıkılan iskambil kale Prezervatif ilişkiler Alelade tanışıklığa. Kara kaplı kalın kitap Süslü cümleler cinsel etüt Uyku hapı,sek inanç Yalan üzere bir sevda Ruhun ihanete doygunluğu Formalite kelimelere bina edilen aşk Sinir sistemi bozuk kişilik İğrenç bir küfür çatlak zarda Dudaklarda ; Yere batası bir elvedanın anonsu… <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< BİTEN KİFAYET... Bitti. Gamzenin batması gönlüme Halüsinasyondu. Seni sevmişliğim kavlendi Her yıldız eksantrik bir düşüncedir bende Alelacayip bir dürtü Gökler kara bir bulut Kuşlar manik depresif…: -bizim babamız Darvin! Bitti. Bütün poligraflar yalancı Oral bir itiraftır sözümdeki illüzyon Yalnızlığın çımacıları hüznü teşhir ediyorlar Vasatı tartışıyor kütleşmiş homeostatis Ve diyor ki: -ben androjene boğuldum! Bitti. Rekabeti sever kargalar ve çakallar Ve çekirdek çitlemeyi dedikoducu karılar Ebucehil karpuzu yedirmeli Frengistan’a Şeytan tembihi: -günahtır etme! Bitti. Garazın kime ey histerik ecrâm? Kasemi boşuna mı bonmarşedeki satıcıların? -giyotin bir infaz aletidir.! -televizyon şizofrendir! -ve ilaçlar sizi paranoidleştirir! Ve makine diyor ki: -insana yapay zeka yüklemeyi başardık! Bitti. Konuşan çiçeklerle yaşamak istemiyorum Bana kaderimi verin ,onu okumak istiyorum Babam şizoid değildir ibrânice de bilmez Ama ben kehkeşânda yürüyen bir teraneyim Tarihim ulûfesini genelevlere harcayanlarla dolu Adını senge yazdıranlar da var Tarih öğretmenim diyor ki: -savaş bir arbededir! Bitti. Hurrem,içimdeki melal denizinde bir makberdir ‘nilüfer çiçeğinin içindeki mücevher’’e yemin olsun sergüzeşt dediğim çöl fırtınasında savrulan firuzeyi bulmaktır. Ağlamam bir feyezandır Sevdiğim bir gül endamdır Kirpikleri balabandır öpüşü dudaklarımdan temyiz edilen firkat, Itırdır. Boynuna gerdanlaşan köstek nevbahardır Ölüme meftun oldum Ölüm diyor ki: -benim mahiyetim kem değildir! Bitti. Serkeşim ben Kasâvetliyim Yaşamak muntâzır değildir Tînetim sevmektir Sevmek olmadığı da zâhirdir Dudağımdaki hırsızlama varsağı Bir ıspazmozun kalibresidir. Hercai aşk diyor ki: -ben korkunç bir şeyim! Bitti. Bitti <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< FİİL ÇEKİMİ Senden başka ağırlık yok içimde Boşluğun bile bir ağırlık bende Sonra bir kibrit çaktım geceye Yandım… Yandın.. Yandı. Karanlık odamda ateş böcekleri Niye parlıyorlar bilmiyorum Ve ışık onların firari hayalleri mi? Gördüm… Gördün.. Gördü. Sadece Allah’ı sevdim ben Seni de. Şiirin ahlakıyla sevişmeni sevdim. Doldum… Doldun.. Doldu. Sadece Allah’ı sevdim ben Seni de. Gün geldi ölümü sevdim. Bıktım… Bıktın.. Bıktı. İyileşmedi bendeki yara Ruhum otopside… İdam iplerim çürük çıktı, Şanssızdım senden önce. Koptum… Koptun.. Koptu. Beyaz bir kağıda dönüştü ağarmış gece Kafiye doğurdu buluğ çağına erişmiş şiir “Nem var?” derler ya “senden başka?” nem var söyle. Öldüm… Öldün.. Öldü. Pamuk ipliğiyle bağlıydım hayata zincirle değil! Çaldığım ıslıktı sokaklarda ekmek değil! Ve yazdığım şiirdi geceleri hikaye değil! Yaşadım… Yaşadın.. Yaşadı. Unutamadım ilk öptüğüm kızın dudağını Erkenden yattım çocukken uykusuz kalmadım Kağıtlar tükettim, geceler tükettim Yılmadım… Yılmadın.. Yılmadı. Kendimi sorguladım hep aynaları değil. Kırdım bütün sağlam pusulaları Çöpte buluştuğum şiir müsveddeleriyle, Yırttım… Yırttın.. Yırttı. Bir kibrit çaktım mazime Yaktım bütün delillerini seri aşklarımın Hiç özenmedim briyantinli hayatlara Sürdüm… Sürdün.. Sürdü. Geçiciydi hayatlar, geçiyordu da. Her doğan büyüdü, öldü sonra. Yerde toprak kaydı, gökte yıldız. Düştüm… Düştün.. Düştü. Hep bir soru sordum, cevapsız kaldım Postacılarını öldürdüm sevdamın. Ve yaktım bütün boş mektuplarını. Okudum… Okudun.. Okudun. Gökyüzüne gömdüm bütün pilotları Ve gözlerine indirgedim zift gibi bir geceyi Şeytan kiraladım cehennem için Acı çektim … Acı çektin.. Acı çekti. Sadece Allah’ı sevdim ben Seni de. Gün geldi yalanı sevdim. İnandım… İnandın.. İnandı. Sen anlama diye Yabancı bir dille elveda derim sana Ve isimsiz şiirler yazarım Kanarım… Kanarsın.. Kanar. Adını intihar koydum yalnızlıklarımın Sen benden gittikten sonra. Kanamak üzereydi sanki bulutun yağmuru Yağdım… Yağdın.. Yağdı. Bölük pörçüktü denizde yosun yeşilleri Ve mum ateşi masamda duygusaldı. Saatinde satılan bir randevu gibi Bekledim… Bekledin.. Bekledi. Sadece Allah’ı sevdim ben Seni de. Gün geldi yalnızlığı sevdim. Ağladım… Ağladın.. Ağladı. Ağlıyorum! DAN DIN DUN VÖRP AY EN Cİ <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< YILDIZLARLA KONUŞMAM ONDANDIR!!! Yıldızlarla konuşmam ondandır! Sen yüzlüdür ayna Ve sahtekârdır gözlerin Sonbaharı olan şehirlerde büyür çocuklar Arkasına bile bakmaz giden adam Hiçbir idam ipi uymaz boynuma Ölümler tekilleşir Pişmaniye yer pişmanlıklar Elektrik direği altında birini beklemenin Hazsal yalnızlığını yaşarım. Ve aşk için bir bağıntı ararım gözlerinde Bir kahırdır sensizlik Çöker üstüme ardından Yağmurlar sağanak yağar sensizliği Sensizlik ayazla birdi… Yıldızlarla konuşmam ondandır! Denizden deniz kızları çalınır Gökyüzünden yalancı yüzsüzlük Sende hapis olur benliğim Verevlemesine öperim dudaklarını Gözlerinin en küçük ayrıntısında sevişirim seni. Yada gölgenin yere çizdiği seni bende! İçimde sensizliğin devleti kurulur Ve hiçbir hüzün beyliği yıkamaz bunu Pis bir rüya görür uykusuzluğum Ve gözlerine ışık çalarım yıldızlardan Seni senden inşa ederim Kendimi ayna kırıklarından… Yıldızlarla konuşmam ondandır Bağlayıp da çözemedim kendimi sana Tek heceli bir şiirdi aşk başlı başına İçimde sayamadığım kadar sen var Yıldız var lakin kaydılar yalnızlığıma Seni aminoasitlerine ayırtır hücrem Ve gözlerindeki ağılla boyar karanlık geceleri. Vurursa gözlerindeki en karanlık gece vurur beni İçimde ince bir gergef dokunur sana dair Hasretini yorarım özlemekten Anıların aşınır Çoğul bir sevişmeye dönüşür ahlaksız partiler Yapışkan bir kedere yüzümde ayrılığın Volkanik bir olay yaşar yüreğim Yanar ruhum Konuşmaz olur sesim! Yıldızlarla konuşmam ondandır! Dudaklarından sızan öpüşle yıkanır benliğim Soğuk karanlıklar büyüttü çocukluğumu Olsun! Ben çarpık kentleşmelerin çocuğuyum! Yıldızlarla konuşmam ondandır Seni sevmişliğimin şimdiki zamanı Yoğun ve aylak! ******larla yatmışlığımın geçmiş zamanı Pişman. Aynadaki görüntüme sorarım kendimi! Ararım kendimi… Aylarca Aynalarca! Kalp ağrım,kalp sızım,kalp atışım! Bir hadise var kimseler bilmiyor: “gözlerin göklerin çocukluğudur ve benim katilim yokluğundur” Yıldızlarla konuşmam ondandır! Kendi amel defterimi yırttım Denge sağlayamadı hayata içimin momenti. Ben yaralıların en yaralısıyım Ağır yaralısı… Umulmaz bir sonrayı bekleyenlerin sanrısızı… Ölümü sanmazı… Çabucak yıkıldı seks üzerine bina edilen aşklar! Birden aklıma geldi anılar, -okul bahçesinde gazozuna yapılan maçlar- kendi sonumu gördüm ve öçsüz geçirdim aşklarımı siz bilmezsiniz! Sen de bilmezsin! Şehir Gözlerin Yalnızlık; Aynı şiirin çocukları… Yıldızlarla konuşmam ondandır! Dudağında estetik çilek fantezisi Hırsızlama seviş genliği Aslen denizin ressamı gözlerindi. Adı sancıydı aşkımızın, Sabrı musalla! Parmak hesabı yetmez günahlarıma Karanlıkta 100 adım atarım Bıçaklanır babamdan dayak yemişliğim… Bir idam ipinde bulur beni ölüm Korkunç kırmızı bir sevdayı bulur Yıldızlarla konuşmam ondandır! Yalnızken yenik düşemem düşüncelerime Oynaşırım,sevişirim,elinden tutarım kelimelerin Gönülce vurgun yerim Yüzyılımın bestenigâr şarkılarından İçini döker ay kente Ki ay yıldızların babasıdır Ve şiire yakışır gözlerin satır satır. Salaklığımın tanığıyım ben Yağmalanır hoptirinamlı neşem Konduların damları karlı ve manzaralı Bacaları ekmek yanığı dumanlı! Ayazcık biraz. Biraz karanlık, Konduların sokakları… Yıldızlarla konuşmam ondandır! Seni sevmişliğimin şimdiki zamanı Yoğun ve aylak ******larla yatmışlığın geçmiş zamanı Aynadaki görüntüme sorarım kendime Diş fırçalamazken… Ararım kendimi Aylarca Aynalarca… Kalp ağrım! Kalp sızım! Kalp krizim! Kalp atışım! Bir hadise var kimseler bilmiyor! Gözlerin göklerin çocukluğudur Ve benim katilim yokluğundur. Yıldızlarla konuşmam ondandır Kendi amel defterimi yırttım Denge sağlayamadı hayata içimin momenti Ben yaralıların en yaralısıyım -ağır yaralısı- umulmaz bir sonrayı bekleyenlerin sanrısızı… ölümü sanmazı… çabucak yıkıldı seks üzerine bina edilen aşklar kendi sonumu gördüm ve öçsüz geçirdim aşklarımı siz bilmezsiniz sen de. Şehir-gözlerin-yalnızlık Aynı şirin çocuklarıdır. Gözlerinin avlanan bir ceylanın gözleriydi. Yıldızlarla konuşmam ondandır! Sessizlikler iliştirdim çığlıksı sevdalarım ve yelkenini açtım yüreğimin bütün okyanuslara… seni sevmek anlık bir hata mı? Bir bayağılık, ayrıcalık mı yoksa? -kısır bir döngü seni baştan sevmeler- verimsiz bir ömür sürme belki seni sevmek akrep ile yelkovanın yıllanan günübirlik süreci bir nazım hikmet şiiri bir ilahi… seni sevmek bir ezan sesi bir cami deseni… Nasrettin hoca esprisi Süpürgesi olmayan bir cadının komikliği Yıldızlarla konuşmam ondandır Haznesi geniştir yüreğimdeki dağarcık hanenin Sessiz sedasız bir hırsız adamıdır gözlerin Ruhum depresyondadır bazı Ve bazı sürgündedir aklımdaki sen… Eski bir şarkı çalar kemancı Raks eder gecemde kayan yıldız Sende mahsur kalır sevdam Yalanım sende doğrulanır Bir çakmak taşı gibi ışır gözlerin karanlığıma Özlerin avlanan bir ceylanın gözleriydi Senden postalanır bana Mektup arası bir uçurum yüksekliği Mecnunum ben Geceler siyaha seyrekti Gözlerin avlanan bir ceylanın gözleriydi. Yıldızlarla konuşmam ondandır! Cazip bir gülüşe tav olurum Ve inanırım arabulucu bir dostun yalanına Acırım çaresizliğine bir sokak yetiminin. Ve ben ayakkabılarının arkasına basan bir şairim. Severim de suya özlemini ev menekşelerinin Henüz sevmişliğimin zindeliğindeyim Uyuz edilmiş bir yaşamın kaşınmışlığı. Fanatik bir sevdayım ben Basit bir şeye indirgeyebilirim ölümü Yada cırtlak bir sesle yankılatılabilirim. Ve yenilebilir aklım Aklımı başımdan alan bir başka akla…. Yıldızlarla konuşmam ondandır! Büyük boy bir sevda deviririm yine Esrikliğe mahkum olurum Bir çiçek gibi sularım seni Ve bütün yalanlarına kefil olurum Kifayetsizleşir hayatım Zamansızlaşır. Vazgeçilmek olur birden gözlerin Gidişin bir itirazı sunar aşka karşı. Bir intihar imkanı yaratır! Sen gönlümün herhangi bir yerinde İkamet edersin. Affolmaz bir ihaneti hediye edersin bana Mavi bir sesle konuşturursun gökyüzünü Yıldızlar dahi susar senin yanında Vuslatı aratır doyumsuz hasretin Kaymış bir yıldızı aratır. Yıldızlarla konuşmam ondandır… <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< o love you I LOVE YOU buda sana bir garip his bu sonu gelmeyen kuşku uyan artık uyumaktan korkma sevgiliye koşmaktan alırsın sevgiliden bir ödül sevgi ırmağında akarsın gürül gürül inkar sayma seviyor deli gönül sevgi hakikatini dışlama gururunu artık kayırma kalbine kulak ver dinle sonra pişman olup inleme bunuda siğneye çektim deme söyleyeceğin bir tek kelime I love you!.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< ÜLKEMDİ can verilesi ülkeme NÜKSEDER YÜREKDE FIRTINA CİĞERİ DAĞLADI KASIRGAYDI OKAN’I FERMAN OLDU ALP, HİMALAYA YANKILANDI, KARASI ZİFTİ TAŞIYAMADI, AKITTI TAŞTI, TAŞTI, UMMAN OLDU KARADENİZDE COŞKUYDU, AHENGİ MAKİ SÜSLEDİ ADI ÜLKEMDİ AYIRAMDI HİÇ BİR GÜÇ, GİZEMİNİ O ÜLKEMDİ <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< KALINCA gece yine sinsiliğe boğuldu erkan çoktan şekerlemeye daldı san ki ben de bir tek ben kaldı sayması bitmeyecek yol oldu soracak kadar yalnızım soldamıyım sağdamı olmalıyım sordum bile diyemiyorum soru sorulanı bulamayınca meçhul gönül ebedi yalnızlığa gebe kalınca!.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< YALNIZLIK SENFONİSİ ahenkli aşklara bu bir yalnızlık melodisi tekil benliğin armonisi belkide makamı belirsiz musikisi notaları oluşuyor oluşabilir bu ahenkle coşabilir tutuşabilir sever sevilir sevişir veya bir senfoninin yönetimine tutsak olur bir sevgi hakikati var sol anahtarında başlıyor bir şarkıda bin öyküsü yatar çaresizliği yıkılmışlığı anlatır konusu adımı yalnızlık senfonisi!. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< ÖZLEDİM ömür arkadaşıma ÖZLEDİM SENİ HER ANIŞDA SENİ DÜŞÜNDÜREN KIPIRTILAR AVUTUR SAVRULUR GÖNLÜM SANA BİRAZ DAHA İSTERİM SUSKUNLUĞUNU KESMEK OLMAK SENSİZ ZOR DEMEK İÇİN AMA NAFİLEDİR TÜM DİRENİŞLER OLMUYOR OLMUYOR ÖZLEDİM <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< UNUTAMADIM MEMLEKETİM Trabzonuma Ey gdi memleketim Geride kalan bağım bahçem Özlemine varamadığım sılam Neyi sana kılsam rahat olsam En güzel mozağimsin hamsimde Sini sini gelsen kuymağım da Sana hiç doymasam da Ebedi kalsın damak da!.. Ey gidi memleketim Ayağımda çarığın olmuştun Tarla da oldun orağım Şimdi daralır yüreğim!.. Sürmene de bıçağım oldun ayırdın Akçaabat da kıymalım oldun Yedim yedim unutamadım!. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< PAŞA LİMANINA yıllardan 92 mevsim hazan böyle bir andı kasan bir tesadüfler silsilesiydin umarsızca girdin hayatıma çayın mektebi yokdu paşa limanı öncesi demler damak da acı elemlerin ucuz alkolü idi idilere çok takılmıştım voltalarım attı bu sahile tüm ihtimaller seni göstermiş paşa limanı paşa limanı caddesinde düş perilerimin aşk-ı ilhamı kopan gönlümdeki gelgitlerin freni derdim rahmi amca çay çek ızdırablarıma ilaç olurdu sevgi sirenleri çalardı umutlar yolunda bu gidişat epey gitti çayın ötesi kadar niceleri tanıdım hoşbeş diye çok zaman hiçdi onlarsız demler toyluğumun hazanın da rastladım size osman, emniyetin özgün sentezi oğuz, asi dalgaların yosunları ezen gücü yavuz, milenyumun altarnatif gönül adamı emrah, acıların aristosu sevil teyze, kahkahaların ana kraliçesi ve akla gelmeyenler hepiniz bir bütünde en güzel hatıralarım oldunuz hakkınızı helal ediniz! Ve sen rahmi amca sen Çatık kaşlarında ki kasırgada ezildiğim sen Anlıyamadım çok an seni hakkını helal et! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< BİR YETER YILMAZ HİKAYESİ(ADAM OLDUM 2) koca çınarlara hey gidi hey kalan Osmanlıdan naçizane yadigar karadenizin hırçın dalgalarından esinlenen bıçağı gibi sürmene ağzı keskin kaymağı kadar kuymak gibi yüreği yumuşak atlatacak kadar yaşadığı badireleri fedakar ve de anaç… hey gidi hey!... engin vadilerin yamacından çıkıp Trabzon erdoğdu mahallesinde yerleşip Oldun tüm zorluklara siper Olalım var diye biz… Yandı zaman zaman ormanları ülkemin Belki de Karadeniz de bile Ciğerlerimiz alamaz oldu nefes Ama Bir başına sen Bir sokak mahalle semt şehir ülke Ve hatta Oldun ormanımız… Karbondioksitli mekanlarda Havanı ettik teneffüs… Çalan tenefüs oldun zillerden sonra Erdik feraha Hey gidi hey.. Çamlarda devrildi Selvildi fidanlarda büyüdü yine devrildi İhtilallerle başlayışlarda devrildi Bir sen devrilmedin Hey gidi hey… Değimliydin sen Edilen haklar uğruna Törpülenmiş parmağını basıp arzuhallere Var-yok deyip ankarayı aşıp Olamazda olmazı yapıp Maaşı alamanyalardan bağlatıp Meydana getirip nurteni okan’ı Ailem bu diyecek kadar Elin keskin oraktan Karıncadan ezik yüreğin O insan Değimlisin sen Hey gidi hey!... Bilmem dedim olsun şiir Olmuşsun ama gönlümde esir Çıkmam zor esaretinden Olur ki her daim o zor asaletim Hey gidi hey… Seni belki bir daha yazmayacağım Ama anacağım daima Sen değilsin ki bir roman Seni satır satır yazayım Ama Tozlu kitap sayfalarında esir edeyim Sayfa sayfa okuyamayız seni Naçiz kalır seni okuyamıyan Oysa sen şelalesin yüreğimden çağlayan Damlaların her yere düşer Hey gidi hey <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< RAHMETLİSİ annelere ve anneme GEÇENDİR BİR ÖMÜRDÜR BEDBAHT TANINAN YOLLARINDA GİRDAPLI HEZAYANLARA BİLE SARILASI GELİR BÜTÜN UMUTLAR HALKA HALKA SERİLİR YANİ UMARSIZ MEDET VE ANI GELİR BİTER UMUT YANAKDA DEĞİL YÜREĞE YAPIŞIR TOKAT GELDE UNUTABİLİRSEN UNUT DERKEN O GELDİ RAHMETLİSİ İKİNCİ BAHARIN SOLMAYAN ÇİÇEĞİ FANİ DEĞİLSİN ÇÜNKÜ BAKİSİN BIRAKTIĞIN HELALİN YAŞATIR SENİ RAHMETLİSİ!... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< BİR AVUÇ HÜSRAN BİR AVUÇ HÜSRAN varılmayana bir doğruda başlangıç olduk sonunda yine ayrıldık kalben birlikte söyledik aşkımızı her yere dinlettik kırmızı bir güldük zaman geldi yanaklarda buselendik biz demedik yemedik zaman oldu içmedik önceden sevmedik leylakları sümbülleri koklayamadık(kokladık) adı kara sevdaydı hani yaman sevdaydı nerede kaldı aşk her derde devaydı yalan yalan yalan ne oldu kalan bir avuç hüsran!.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< TEK GERÇEK beklenmedik yanılmalara yalanmış var olan sevgiler ya da var olduğunu sandığım beklentiler yüceliğini kaybetmiş sevgiler sadece adı kalmış güzelliklerin geride kalanlar ise sevip de sevildiğini zanneden masum aşıklarmış!.. aşıklarmış aldatılan kandırılan onlarmış bu oyunda kaybeden umut ettiği aydınlığa varamayan bu aşklar içinde umutsuz seven aşıklarmış!.. nice karşılıksız aşklar içinde kaybolan yiten aşıklarmış tek gerçek ise sevgileriymiş oda kahpe zaman içinde eriyip gitmiş <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< TUTAMAM rüya sonralarına AN VE ANDIR TALAN EDİLEN APANSIZCA BAĞRIDA YANAN SENİ HATIRLATIR AKAN HER KAN İŞTE SANA BİR CAN PUSUDA NÖBETİNİ TUTANIM ARPACIKLARDA MİĞFERİNİM BELKİ AKIL SELİM DEĞİLİM DEĞİL SANA BAĞLAYAN NASIRLARIM HELE HİÇ DEĞİL HATIRALARIM DÜŞÜNÜNCE HEP KAHROLURUM TENDE BAŞLAYAN HÜCREDE BİTENSİN KADAVRA DA HEP SEN VARSIN RAPSODİ Mİ MELANKOLİ Mİ APANSIZ DERYAMI!.. DUYMAZMIYIM SANIYORSUN FERYADI DEĞİLSİN ARTIK DOSYA KAĞIDINDA Kİ!.. AŞTIN MÜREKKEBİ TUTABİLİRMİYİM AKAN SELİ TUTAMAM!.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< BİÇarem Benİm Ne Kadar Zaman GeÇtİ HatirlayamadiĞim Tek GerÇek Oldu AŞkinla YandiĞim Senİ Sevİyorum DedİĞİn SÖz Oldu KandiĞim!.. Apansiz Bİr Hayir Gİrdİ Aramiza Sankİ Bİr VİrÜs Oldu Gİrdİ Kanina Her An İstİyorum Senİ Yanimda BİÇaremsİn Benİm! Kararan DÜnyami Aydinlatan Daralan Ufkumu AÇan Sevgİ Tohumlarini YeŞerten BİÇaremsİn Benİm! Unutmak İstedİĞİm Anlarda Bİle Hatiranla AŞkimizi Canlandiran BİÇaremsİn! Sevmek İstesem Senİ Sevmeye Doyamiyorum Öpmek İstesem Öpmeye Kiyamiyorum Papatya Edasi GÜzellİĞİnİ Bozamiyorum Senİ Tarİfİ MÜmkÜn Olmayan GÜzellİĞİnle Sevİyorum Bu GerÇeĞİ Unutmadan Senİ İstİyorum BİÇarem!.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< SAVRULUYORUM anlamsız esintiye AŞIP KOŞSAM DAĞLARI VE SONU OLMAYAN BAYIRLARI BİLMİYORUM GİDER Mİ BU BAŞ AĞRILARI GİDER Mİ KARAMSARLIK DAĞLARI YOKSA BİTİREMİYECEKMİYİM SATIRLARI AMANSIZCA KARALAYACAKMIYIM SAYFALARI NEYE SIĞDIRACAĞIM HATALARI HEP BAĞLAYACAKMIYIM KARALARI YARINLAR YAKIN BEN Mİ GÖREMİYORUM GERÇEĞİM NERDE BULAMIYORUM BULSAM UÇABİLECEK MİYİM YALAN MI TÜM AVUNTULARIM AYAKTA MI TUTUYOR KALINTILARIM!.. BİLMİYORUM HEP SAVRULUYORUM!. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< |
| 06.08.07, 18:14 | #4 |
| | YALNIZLIĞI YALNIZLIK DA SORGULAYAN GECE ani ürperişe bu akşam yalnızlık hakim istanbul’a sokaklar fırtına sesleriyle inliyor insanlar kovuklarına çekilmişler bende kovuğumdayım içimi sorgulayıştayım elektriklerim kesilmiş alatarnatiflerim azaltılmış sohbetime iyice daldım dayanamadım ona sarıldım meğer neymiş düşüncelerim bir komedi gibi gelsede televizyonun radyom uyutuyormuş hep bir şok etkisindeyim öyle ki geçmiş dizelerimde ki tezlerimi bile sorguluyorum bunu kesilen tellerde anıyorum!.. bu kesinti ki dizelerime bir boyut getirdi unutulanları unutmak istediklerimle beni yalnız bıraktı kısacası katlandı üstelik istanbullu son iki günüm bu kent çoğu zaman haşimliğini üzerime salsa da herşeyimle alışmışım ona elveda demek zor kerataya!.. içimdeki mana karanlığı madde karanlığıyla birleşti istanbulla helalleşmenin zorluğunu vurguluyor belki de herşeyi biraz çeşitli his demetlerinde yaşayacaktım ama bu çok hızlı oldu birden tutuldum dolusuna!.. eklenmedik yanılmalara yalanmış var olan sevgiler ya da var olduğunu sandığım beklentiler yüceliğini kaybetmiş sevgiler sadece adı kalmış güzelliklerin geride kalanlar ise sevip de sevildiğini zanneden masum aşıklarmış!.. aşıklarmış aldatılan kandırılan onlarmış bu oyunda kaybeden umut ettiği aydınlığa varamayan bu aşklar içinde umutsuz seven aşıklarmış!.. nice karşılıksız aşklar içinde kaybolan yiten aşıklarmış tek gerçek ise sevgileriymiş oda kahpe zaman içinde eriyip gitmiş Bu şehir bu kadar mı havasız Bu kadar mı dar gelir insana İhanet sonrası Göçük altı göğsüm Gözlerin düşer Gecenin cilveli yıldızlarında Bu kadar mı yalnız dünya Bu kadar mı sahipsiz saatler İki düzine zaman var elimde O da sıfırlayacak kendini Tek adım o, tek adım ben Sensiz nasıl yenileniriz biz ? Şehrin karanlık çatısında Kocaman bir kar topu... Bak nasıl sarıya boyarım Karşılasa sabahı bir günaydının Portakal çiçeklerini toplarım bulutlardan Beş sütun gölgesinde terler aşk Mutluluğum çalıntı zamanlarında Sıcaklığı senden alır bedenim Oysa ağır gelirsin düşüncelerime Varlığın mı ağır yokluğundan Yokluğun mu düşüme, bilmedim Dedim ya, ihanet sonrası göçükteyim On üçün adından değil uğursuzluğu Yoncanın dört yapraklısı da yalan Papatyalar oldum olası aşk kurbanı Ve gelin telleri hep kör düğüm Tüm batıl inançlara sarıldım bu gece Bir şeyi kırk kere söyleyince olur derler ya... e..yor..yor..yor..yor..yor..yor.... E.... beni seviyor E.... beni seviyor, (iç sesim) Dört milyon oldu adını analı Ki ; ihanete bulanık ellerin Bir uzansan, tüm kirini siler gözlerim. Sesin gelse, inan...inan affederim. Bu sevgi benden de büyük çıktı gönlümde. İrem su bekler düşlerimde, düşler bizi bekler Hadi çık da gel, unuttum her şeyi. İstanbul sensiz çok dar sevdiğim.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Yorumsuz(um) acımdır sadece. Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün... Sesim çığlık çığlığa ki; ben bunu istemiyorum. Kilit vurmak istiyorum dudaklarıma ve kanatmak dişlerimi. Cam bardak tuz buz dilimde, ondan kanatır sözlerim. Acın çok biliyorum, acım da çok En az pişmanlıklarım kadar. Öfkemi dindiremiyorum, acılarını da. Yüzünden düştü güneş ki ; Sen dört mevsim ağustos sıcağımdın Bedenin hep kıvraktı, rüzgara teslim başak boylarıyla Ve ellerin yuvaydı nilüferlere Sesinde hiç bilmediğim şarkılar vardı Ama hepsi ninni tadında. Can veremiyorum sana kendime kızgınlığım bundan Bu kadar teslim etmezdin kendini / ki ; yıllardır Güçlüydün. Dokuz ay, dokuz boğum nefesimde. Gönül almak için bahçeler sermesem de önüne Tek gülümsememde affedersin biliyorum Ama ben affedemiyorum kendimi. Her dokunduğumda yarana O pişmanlıklarım kıvranır her saç telimde Başım dolanır, dualarım düşer içime Dikenli tellere sararım yüreğimi İçim nasıl acır. Tüm öfkem Hayata tutunmayışına / ki ; bunlar geçecek derdin bana Şimdi kolum kalınlığında bacakların Bedenin, yarım kadar Dokuz ay bu kadar mı bitirir insanı / ki ; sen değil miydin Dokuz ayda beni ben yapan / ben neden güçsüzüm karşında Benden akan her gözyaşını helal et anne Ama bağırışlarım elimde değil Dedim ya tüm öfkem... Cam bedeninle seni tutamayışıma. Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün. / diyorum da; Bağırıp bağırıp da gözlerindeki yaşlarda sustuğumda Defalarca ölüyorum. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Bu gece de... O gecelerden biri daha… Tek kişilik uyku bekler beni Oysa tüm şehir sen… Şehirdeki tüm sesler Seslerdeki tüm dudaklar, yine sen Anlayacağın ana baba günü ortalık. Düşlerin çıplaklığında Üşür parmak izlerin Ben üşürüm… Arzularım kan ter içinde ayazım sen. Anlayacağın, sana titrer gece. Kirpiğimde intihar eder gülüşler Gönül kıyılarıma vurur kendini İhanetinde bir hançer çıkar kınından Delik deşik aşk Pişmanlığın ben. Anlayacağın iç çekişlerimdesin. Şişe dibi öfkelerim Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden Başımda döner, başım da döner Birini üflesem sen soluğumla Karanlığın ben. Anlayacağın o gecelerden biri daha Tek kişilik yağmurların efendisiyim Gel gör ki gölgene kul köle. Sensiz, ana baba günü yalnızlığım Sen kaç kişilik uykudasın ? yine sen...yine... Anlayacağın bu gece de Kendimle sevişteyim. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Karanlıktan önce ölmeli Saat duvara Gün saate çakılı Gölgesi düşer mevsimin Gelincik dibine Dillenir papatya Aşk sağır ve kör Sahipsiz mezarlar doğrulur Şehir ayak altı Ben İstanbul’a İstanbul sana yazılı Aşiyan’ da martı peşi Tevfik Fikret şiirleri Yıldız bahçesinde Ağaçlar saplı, kör güneş Anılar demlenir Vapurlar süzülür Kesilir boğazı şehrin Kanı yitik mavi. Erguvan yağmış yedi tepeye Eteklerimde, çamurlu bahar Topraklar kana susamış Can üstüne can. Gün sökülecek saatten yine de duvarda zaman Karanlıktan önce ölmeli Gün, düne Dün tarihe Tarih utanca kazılmadan <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Bir çocuğun uçurtmasını delmeden mermiler Bir kızın çığlığına karışmadan sapık salyaları Bir bebeğin parmakları kopmadan anasının memesinde Bir baba gömmeden teröre lanetiyle oğlunu Açlıktan köşe başında bir adam ölmeden Bir kadın yalvar yakar yardım istemeden Havlıyor diye köpekler öldürülmeden Akımlara kanıp yakılmadan kediler Satılmadan genç bir kızın eti, hayalleriyle Emekli kuyruğunda krizi geçirmeden bir dede Aç, bi-sefil ölmeden yeşilçamın kararmış fidanları Satılmadan toğrağı yurdumun Bayraklara gölgesi düşmeden menfaate açılan ellerin Karanlıktan önce ölmeli. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Utandı şiir... Altmış iki yıl önce... Toprak kokardı dizlerim Ellerim çamur Koştuğum top kadardı dünya Yorgunluğum, oyunlarım kadar. Mızıkçılığı, köşe kapmacada öğrendim İlk göz yaşım tele dolanan uçurtmaydı En uzaklar, yorgun adımlar sonrası Babamın omzunda biterdi En yakın sevgi, kardeşimin avuçlarında Anamın göğsü. Ben boylarda dokuz kişiydik Aynı gün batışında kulağı çekilen Saklambaç oynasaydık Bulunur muydu sokak suçlarımız ; Sadece bir cam kırmıştık.... Bağrış sonrası sustu kahkahalar Bir saksı sardunyaya çarpmıştı körebe Neden onca yaygaralar Başka sokağın çocuklarıyla yedik dutları Bahçeleri yıkmadık, ağaçları da çalmadık Sanki hiç onlar çocuk olmadı. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Ağustos altı Yıl bin dokuz yüz kırk beş Sabah sekiz on üç Annem çamaşırları sererken güneşe Gerdanı akça pakçaydı Babam taşocağı yolunda Sırıtırdı mavi gözleri kuşlara Sütten bıyıklarım saklamazdı buruşuk yüzümü Kardeşim kundağında, rüyalardan habersiz. Gök patladı... Sonrası Onca ağırlık kirpiklerimde Karanlığımda çığlık üstü çığlık Herkes kayıp, sol yanım dahil Yıl iki bin yedi Parçalarımız birleşti mi çocuk gülüşlerinde ? Burası mı çok derin Sesiniz mi kısık ? <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< İzin ver gideyim! Karanlık, tek adım ilerlerler gölgesiyle Şehir sus pus baykuş gözlerinde Ve daha süpürülmemiş kaldırımlar Tüm tozları eteğime toplayıp gideyim. İstemek yeterli değil gülüm Bir avuç güvercin yemi dolu cebimde Serptikçe doyacak kuşlar Ve kanat açacak kafesimden minik serçeler Tüm çığlıklarım sesinde, gideyim. Çöpçüler döküldü caddelere, Gece sessizliğindeki korkuya inat Çalı süpürgeleri çalar kaldırım kenarı kemanları Şehir gamlı çıtırtıda Bakışlarında duyarım acılarını ayak izlerinin, susarım! İzin ver gideyim! Karanlık, dans ederken sokak lambası etrafındaki küçük sineklerle Pisliklerini düşleyeyim insanların Ve bencilliklerini Kaybolayım başkent sokaklarında. Yarasalar kesiyor, sokağa düşen balkon ışığını Hem de defalarca kesiyorlar… Uykusuzum da kirpiklerim mi vuruyor yoksa ışığa Çizgi içinde bir dört yol gözlerimde Çalı süpürgelerinin son dokunuşları, süpürüleyim Ve saçlarım…koparayım Dokunacağın, koklayacağın tüm telleri sana bırakayım Öptüğün tenimi gerdireyim bulutlara Her sabah çiy düşsün sol yanında tomurcuğa Sevda doğsun güneş, sen ıslan, ben kuruyayım Çatlasın bedenim…un ufak dağılayım. İzin ver gideyim! Yıldızlar tek tek gömülüyor sabaha Toplamamalıyım satır aralarında göz yaşlarımı İzin ver ! Yarım kalsın dilimdeki balkızın öyküsü Yazılmamış şiirlerim kalsın hatıra. Kirpiklerindeki kilitlerimi çöz Sen uyanırken güneş uğurlasın beni Ümitsizim. Dudaklarında prangalı ismimi kır Göğsündeki parmak uçlarımı dağla Korkma geçer acısı. Çaresizim İzin ver gideyim Yoksa yutacak beni Başkent sokakları Yoruldum nefes almaktan. Türkü tadında kal sevdiğim <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Çalıntı zamanlardan Saatler mi takıldı Ya da gece mi çok uzun Yalnızlığım katıksız Yüzüm üstünde hüzün Acelesi yok yıldızların Kelimelerin de öyle Boğazıma takılı onca şiir Sesim üstünde hüzün Ay önünde ağaç dalları Çatlak bir gece duvar üstünde Yönü muamma uzar gider… Adaklar dizilir duvar dibinde Sensiz yaşarım diye Nisandan bir gece çaldım başucuma En fazla birkaç saat daha dayanır Sonrası yine güneşimde küfür, küfür üstüne. Şarkılar mı takıldı Ya da öyküsü mü çok uzun başka aşkların Yalnızlığım katıksız Tenim üstünde özlem Acelesi yok öpüşlerin Sevişmelerin de öyle Bedenime takılı onca keşkeler Dilim üstüne di’ ler Ay önünde çıplaklığın gölgesi Yırtılmış utangaçlık sesimde Rengi muamma akar gider sevginin Karalar bağlandı kirpiklerime Seni sensiz yaşadığım Çalıntı zamanlardan anılarlayım Az değil, bir ömür yaşatırım Sonrası yine ay üstünde sen…dilimde ayy, ayy üstüne. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Bugün de özledim seni ... Bakma öyle ! Böylesi sabahlardır bende yansıyan Bulutlardır gülüşümde renk Tenimde sıcak güneştir Denizdir bazen ilimde umut Dikenli tellerde çocuk yanımdır suskunluğum Durma öyle ! Gülünce sen Aralanır şehrin üstünde sis Güneş düşer yedi yamaçtan Süngerleşir göğsüm, tenim çeker Ellerimde izmarit Dumanında hayalin Tütsülenir dudakların, canım çeker...susarım Bakma öyle ! Sandık arasından çıkarıp anıları Fırlatırım kağıt uçağımla Ha gözlerimden düşmüş kağıda Ha kağıt çakılmış toprağa Aynı batar sancısı uzağında Yasaklı yolların yedivereni Yaprağında kelebekti aşk Hangi mevsimindeyim söyle Durma öyle ! Göğsünde yedi mevsim dikenim belki de Her battığımda sevda açar kırmızı Yorgun yıllar yara bere sözler içinde Kadınım... Tek sensin sığındığım O zaman ! Çık da gel gözlerimdeki karanlıktan Çatlak duvarların ardında Toz duman anılardan Çık da gel ! Sessiz çığlığımdan Bir tını düşsün lal yemiş düşlerime Üşüyen ellerimi tut sadece... Gerisi bana yeter. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Söyle Sarkıtlar vardı kirpiğimde İki ateş arasında Kadehten mi Bu kırmızı kalemimde Tenimde ayaz akşamdan mı Yokluğundan mı Kızıl kıyamet kopsa Suskun yüreğinde Kim duyar Kim bilir Kim anlar Söyle.... Duymak istediklerimi söyle Sesinde düşlediğim sözleri söyle Sahte gülüşlerim batar canına Her dokunuşu diken açar yüreğinde Harfleri kırık sevdaların Rengine buladım kağıdı Bir kesik var elimde Bıçak bıçak vurduğum gecelerden Kanayan ne Kanatan ne Kanan kim Söyle! Durma söyle İki kelimede Ya ömür ver Ya ölümü ver Yüreğime Her suskun bakışın Kurşun yarası Üşüdüğün kadar üşüyorum... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< İki ateş arasında Bu kırmızı kalemimde Yokluğundan mı Suskun yüreğinde Kim anlar Sesinde düşlediğim sözleri söyle Her dokunuşu diken açar yüreğinde Rengine buladım kağıdı Bıçak bıçak vurduğum gecelerden Kanan kim Söyle! Yüreğime Kurşun yarası sustuğun kadar ölüyorum <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Hoş Geldim Ben Hoş geldim ben... arzum çiçek açtı yeni bir aşk mı yoksa bu? savruldum, sendeledim, yenilendim.. dolunayın yansımasında kırıldı soğuk düşler unuttum ya da bitti işte ege’den kalan ne varsa nefesim tutuldu zemheride küllendim kavruldum yenilendim pencereye düşen güneşin saçlarına sakladım uykusuzluğun saman yolunu karanlığa gömdüm kardelenlerin gölgesine çok ağladıydım işte yeniden gülüyorum arzum çiçek açtı -vaftiz edildi düş kırıklarım- hoş geldin yeni aşk! hoş geldim ben! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< İki ucu... Ben kadar yorgun Başak tarlalarında ayak izlerim. Ardımda ölüm Sırtımda korkunun terleri Anılarımda pranga Dört duvarımda çentik. Hep hayaller biriktiriyorum Küçük bir fare deliği girişinde Anahtarı kör. Kaçıyorum... Sıcak bir şarkı güneşten yana Önümde özgürlük Gözlerimde başak tarlaları Dudaklarımda uçurtma gülüşleri Mayıs çığlığında yarınlar Duvarları yok. Tıka basa umutlar Mavi bir koku ciğerlerimde Kilitler yok <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Bana özel-sin Sevgili ben ; Kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım. Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım, çünkü ; her yanım dört duvar yalnızlık. Oysa; sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de. Akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi. Kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim, an gelir öfkem olurdu, yeri gelir en büyük çığlığım... her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi... her şey susardı sanki, her şey donardı. Renkler silinirdi, bilinirdi sebebi... Siyah beyaz resimler, keşkeli cümlelerle süslenirdi. Ne kadar saklasam da, ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini. Uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme, bilirdim ama yapacak bir şey yok. Erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı ve mavilerin buz kesikleri. Ne bedenim, ne ellerim...yüreğim titrerdi, yüreğim tir tir. Herkese bir aşk düşer mi ? cevabını kim bilirdi ? Tek korkum y a l n ı z l ı k... Kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum. Sıcak, sadece bana özel Ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için. Gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama gelişler önemliymiş asıl, biliyorum. Turuncuların içinden kırmızıları çektim, mevsim sapsarı... Tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe. Temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun. Batak gülleri süslerken yaz düşleri, lacivertler hep kıskançsa, kime n e ! Aşk; kaç yıldır suskunluğumsun, bir ben biliyorum bunu. Sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa benim suçum değil bakıp da görmeyişleri. Aşk ; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde...renklerime sırdaş. Oysa ne kadar da net ortada duruşum, ne kadar da kollarım savruk hangi yana çekseler giderim zannedenler, ne kadar da haksız. Kilitleri vurmuşum bir kez, ne öncesi ne sonrası; hep o andayım... sana tutsağım a ş k, sana niyetli... ama sen y o k s u n. Aşk; Tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha . Rengin kırmızı... utanmak mı gerekir ki koynunda uyurken Ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri. Dar sokaklarda düşer yasaklı adın Ya ihanettir gölgen, Ya da gölgende ihanetler. Her türlü yapış yapışsın. Ama her türlü kapış kapış. Sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum. Ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin, git gide yamacıma geliyor ayrılık... Ötesinde zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım. Bir ben yakınım kendime, sonra... Yine ben, yine ben. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< En çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne. Bu sabah yabancı olsam aynaya, hiçbir kıyafet olmasa üzerime, adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri. Çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle, günleri harcıyorum elim açık. Avucumca o kadar çok bozuk günler var ki Var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı ? Üstü sizde kalsın, nasılsa aşk herkese lazım “Her Nisan’ da hayata küsecek bir şeyler bulurum, hatta kendime acımak için bahanelerim bile hazırdır. Ömrün otuz yedinci basamağına geldiğim nisan otuz, yüksekliğinden korkmuyorum. Her basamakta ayrı gözüküyor yaşam ve her basamakta aynı kişilerin ne kadar da ayrışabildiği. Sanki her yıl , her mevsim, her an için kullanılabilir maskeleri var... isimler aynı, isimler ezber.” Yalnızlıktan başka korkum yok... Aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Hadi gel bu gece Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle Ne tütsü sarısında olsun mevsim Ne anasona karışsın ah ulanlar. Kırıkları toplansın aşkın Öyle ki; batıklarında açsın gelincikler. Bir sen de, diyeceğini, bir de ben. …önce sen başla, ben başlarsam Sus gelir şiire, Bilirsin; en sonu hep en başta söylerim. Bir şarkı çalsın fonda, Gözlerimize bir yıldız takılsın ama kaymayanı Ne mumlar yakılsın loşta kalalım diye Ne deniz vursun ayaklarımıza Aşk zaten vurmuş… deniz sadece tuz olur yaraya. Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle Ne şu yutkunduğum yaşlar dizilsin boğazıma Ne karnımda zili çalsın açlığın Güvercin kalabalığı aklım Öyle ki; bir anda boşalır avuçlarım Bir sen de diyeceğini, bir de ben …önce sen başla, ben başlarsam Kör kütük olur şiir, Bilirsin; gülerken sarhoş olurum. Bir yaprak düşsün…yaz sonu müjdecisi Yaslayalım sırtımızı bir ağaca Var gücümüzle sallayıp tüketelim mevsimi Bir yazı daha edelim ayak altı, kime ne… Sıcak zaten vurmuş…. Yapraklar tutuşsa da ışık olur geceye. Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle İçinde aşk geçmesin, içinde sen-ben olmasın Şiirin içinde şiir saklayalım Şiir bile kendinden anlamasın Öyle ki; anası satılan memlekette Yazanı da bir, okuyanı da Bir sen de diyeceğini, bir de ben …önce sen başla, ben başlarsam Ana avrat dökülür heceler Bilirsin; ya hırsımla didişirim ya hısmımla sevişir… İkisi de bana zarar, çok da tın! Kadehe sen dök şişeyi Ben şişeye içimdeki zehri Tokuşsun şarap ve aşk Öyle hızlı vuralım ki kırılsın, hatta kanasın parmaklarımız Ki; bir daha şiir yazmayalım. Önüne gelen şair olmuş memlekette. * "Hadi gel be… son kez … Son kez bu gece bir şiir yazalım yazalım da koyalım noktayı. deriz de… Ne nokta biter Ne şiir Erteleriz mutluluğu Aşk.. hep yarına Hep yarına… Bak dedim sana şiir yazalım diye Her yanıma bulaştı anason kokusu Gökte ne yıldız kaldı Yaprak ne ağaçta ...Kadehler mi! ! ! “lingo lingo şişeler” aşk bu ; hayatı piç eder. hadi gel içimdeki ben, dışım zaten günden güne yabancı ! ben şiirden vazgeçtim şiir de benden. gece kaldı güneşaltı ! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Savaşan Büyüklere Gök gürültüsü duruşunla Utancı vurma yüzüme... Soğuk gülüşümde depremler var ve yarınlarımda yıkıntılar. Küçük bedenin daha güçlüydü benden korkusuz ! Ben koca gövdemle aciz, korkak ! Yüreğin kadar büyük olmak isterdim ah şu utançlar yok mu? size sunulan dünya yok mu? Ellerimle durdurmak isterdim çocuk yap-boz oyunlarıyla vermek isterdim savaşları. Küçük bir fırçanın gökkuşağından kovası olmalı Ağıt yerine kahkahalarınız boğmalı sokakları Güneş gözlerine hapsolmuş oysa soğuk bedeninde saklar sıcaklığı. Aç gözlerini çocuk !! Kurşun çiy olup düşmüş gül tenine Bedenin, gömleğin, kaşın, dudağın kireç beyazı Saçlarında, yıkılan duvarın tozları. Bir nefes çek barış çiçeğimden Zeytin ağacımın dalına kur salıncağını Çıkmaz sokaklarımda aç kurtuluş tünelini Kurşun rengine inat misketlerini yuvarla, gözün mavisi. Ses ver çocuk !! Bir ananın çığlığına kar gülüşünü Bir babanın yangınına dök, üç tekerlekli bisikletteki terini Okul bahçesinde öğrendiğin şarkılarını söyle Kardeşlerin için, mermi seslerine inat Kalk çocuk ! Ağır gelir o kurşun sol yanına Kan yerine boya de gömleğimde ki Şaka yaptım de,..konuş çocuk. Hesabını sor bedava hayatların. Kapalı gözlerin. Soluksuz göğsün. Beyaz görüntünde, kırmızı kırmızı sızmakta ölüm Hayat ağır gelecekti belki ama ölüm daha da fazla gelir kimsesiz düşlerine. Sen küçük melek Elinde ki elma şekerinin ucuna Kuyruklu yıldızı takıp Dünya uyurken gümüş tozlarını serp ‘Barış Pırıltısı’ dolsun nefsimize Hadi kalk çocuk Topacın hala dönüyor başucunda Köşebaşında bir top kalmış, kan lekeli Sahipsiz oyunlar Üç taş kimsesiz. Ağlama çocuk; Toprağına serpiyorum her akşam yıldızlarla, ninnileri... Sabahlara seriyorum yanan yüreğimi Ah be çocuk... ah Hadi kalk ; Tüm yaramazlığınla Şaka yaptım de... Ses ver çocuk. Savaşan büyüklere hatırlat ‘ ÇOCUK OLMAYI’ |
| 06.08.07, 18:17 | #5 |
| | Sesim sana Tutsak kaldığın bedenimde, Tel kafesin olacak ellerim ve dudaklarım, bir kuş serinliğinde Gölgesinde Yitip gidecek gönlümün anahtarı ve gece susacak. Gün gelecek İdam sehpasında asılacak şiirlerim ve bir resim düşecek bulutlardan Yedi renge bulanmış olsa da sevişlerim, en çok kırmızıyı severim adından yana. “adını kırmızıyla yazınca, kiraz oluyor” Rüzgar, bir şarkı getirecek peşi sıra, Sen ağıt sanacaksın oysaki bil; tutsak kaldığın her gün bir kat daha aşık oluyorum sana. Bizden haberi yokmuş Asaf''ın... Aşkı tek O bulmuş sanki. Halbuki daha yazılmamış şiirlerde ipek tenin. Ben çoktan besteledim güneşi sen sıcağında. Kimse duymamış...duymasın da! Tek sen gör isterim sevişme saatlerinde kapalı gözlerimi. Tek sen duy terleyen çarşaflarda aşk sesini Beni sen gibi bil derken, yalan değil hiç bir harf. Asıldığım bakışlarından kopar kirpiklerimi. Sesi çoktan kısıldı ihanetlerin Sen varken...söyle! Aşk ne yana düşer? <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Soyun da gel... Güneş her renge banmış fırçasını Rüzgarda haylaz çocukluktan kalma bir ıslık... Ayaklarımdaki son sızısı kırılgan yolların gözlerimde özlediğim yağmurlar. Zaman kül rengi duvarda Mavi öncesi is kokulu son uykularım. Bir kaç güne kadar kuşlar dolar şehre, Tembelliğe çağırır penceremde uçurtmalar. Senden önce boy verdi düşlerimde laleler ve gelincikler benimle bekler yolunu... Hadi tozlu yolları süpürerek gel Eteklerinde saklansın ayaz yalnızlığım. Bir yaprak düşümünde beni bekler aşk Yemyeşil gözlerine inat... Kirli beyaz elbisenden Hadi soyun da gel ! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Eylül Bakışlım Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Kalmamı ister misin ? yıldızlar bir bir gömülürken sabaha... dokunmamı ister misin ? ayaz düşen tenine... Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde, yanında olmamı ister misin? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim. güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna. kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. ‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle. Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime. Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum. Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında. Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim. İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak, sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım... ‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım? Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın, Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım. Seni seviyorum eylül bakışlım. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Saklamam Yorgun ve küçük adımlarıyla Köşesine çekildi Bildim bileli konuşmaz Çentikler arasına sinmiş gözlerinden Şimdiden düşmeye başladı Birkaç damla Saatler ilerledikçe Göğsündeki kafese Küt küt çarpar Beyaz güvercinlerin kanatları -bilmez ama duyarım- Titremeye başladı elleri Yarına çıkınca Açılacak genç kızlığından Hercailer işlenmiş Çeyiz sandığı -yeni gelin heyecanında, anlarım- Sararmış mendilde Uğurlarken yarısını, Kestiği bir tutam saç Hala barut kokar Rengi akmış Nerdeyse silinmiş resimler Rutubetle yapışmış Yıllardır gire çıka Maziyi gömdüğü Karanlığa -özlemler canını yakar, sezerim- Derin bir nefes çekiyor işte Duvardaki resme baktıkça Hele ki radyoda Çalıyor ya böyle günlerde Kahramanlık türküleri Yanık-yanık -içinden de olsa mırıldanışı, duyarım- Dizlerine başımı koydum Yıldız yağmurlarında Ruhlara açtığın ellerini Dolaştır saçlarımda Hayallere sarılırken Tütsülediğin Al yazmanı çıkar göğsünden Ser AYYILDIZın gölgesine Kanı kurusun şehidinin Döksen de koca bir ömrü Takvim yapraklarıyla Her yıl bir kez daha ölürsün 18 MART’ta -SAKLAMAM... sen gibi ağlarım NİNEM... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Hoşçakal Dün gece, tüm ben’i topladım bavuluma Koca şehiri katlayıp. Lacivert akşamı doldurdum kalemime. İlk yazdığım alfabeyi gömüp satırlara Çocukluğumu, Tozlu ayakkabılı fotoğrafımı aldım duvardan. Çerçeve hizası sararmış -ortası temiz badanalı yoldaşım- ortada kaldı Bazan gözlerim dalardı leylak avucuna Bazan öfkem inerdi bir yumrukta taş göğsüne. Beyaz beyaz kanadı gözlerim Toprağına bıraktığım canlarımı İşimi, dostlarımı, yatağımı, masamı Beni ben yapan tüm yanımı Sıkıştırdım sol yanıma. Eski bayramlardan kalan mendilimin arasına Öptüğüm elleri koydum. Avucuma sıkışan paraların terini kokladım Yılların çizgilerinde Koca gövdemin ne kadar da çelimsiz ruhu varmış Çocuk olmak istiyorum.. Büyümenin gölgesinde Sobelenmek istiyordu göğsüme sıkışan çığlık Eteklerine saklansaydım annemin. Günün yorgunluğunu anlatan babama özenmeseydim keşke Misket yuvarladığım arnavut kaldırımlarını düşünüp Mırıldanmaya başlıyorum radyoda sabah 7’de Köyümüz köylümüz programının türküsünü Arkasını yarını beklerdik kahvaltı sofrasını hazırlarken Siyay beyaz ekrandaki insanlar beni görüyor mu acaba diye Dibine kadar yaklaştığım televizyonsa kimbilir hangi hurdalıkta. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Dün gece tüm yıllarımı topladım bavuluma Yazdığım şiirleri astım yıldızlara. Kırdığım kalplere yandım, Sevildiği halde yanımda olmayanları yerdim. Çekmecede naftalin kokuları arasında bulduğum Nakış işli gömleğimin üzerinde Bizi biz yapan parçalarını yapıştırdım Yırtılan geleneklerin Ne kadar lime lime olmuş oysa. Çatısı çatlamış memleketimin. Ninnilerimi duymak istedim küçük beşiğimi görünce Büyüdüğümü hatırlattı bana masamda ki diplomalar Sahi nerden mezun olmuştum Hayat okudum oysa Diploması olmayan… Mezuniyet kıyafeti -kefen paramı- saymak istedim Rafta eski bir kitap arasında biriken. Derin bir nefesin soluğunda farkettim ki En iyi dostum, en kötü düşmanım yine benmişim. Sırlarımı, acılarımı, sevinçlerimi kattığım kağıtları aradım Özlemleri, tükenişleri Sabah olmadan toplamalıydım herşeyi Beni ben yapan ‘ben’i. İşte başladı İstanbul uyanmaya Ezan sesleri içinde son huzurum koca şehirde Göğüne yandığım koca şehir Ben mi fazla geldim sana Yoksa sen mi çekemedin beni. İşte gün ağrımaya başladı solmuş perdeler ardında. Birazdan beni uğurlayacak ezanlar Sırf seni uzaklarda yaşamak için ektiğim tomurcuklara Düşecek gözyaşların. Ve ben uzaklarda gözlerimi yıkayacağım Son vedamı yapacağım bahçemde ki güllere Onlar koca göğüne bakacak ömrünce Ben göğe bakıp seni yaşayacağım başka kıyıda Gül kokusunda ki yanımı sana bıraktım İyi bak İstanbul’um tüm kalanıma Gölgemi cebime koydum, Bavullar kapıda Her gün hoşgeldin diyen anahtar sesi Son uğurlamasında…. Hoşçakal … <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Çok değil... Türkülerden düştüm, Şiirler dilimden düştü bu gece. Çok değil…. Birkaç dakika oldu Geceye tutulan yıldızlar Tek tek söküldü kirpiğimden. Mor bir menekşe, bıraktı kendini saksı kenarına Kimse duymadı intiharını. Gözlerimde nisan Sırtımda sonbahar Ve avuç avuç kar vardı saçlarımda Bir “sen olan yanım” sıcaktı. Mevsimlerden düştüm Takvimler yüzüme düştü bu gece Çok değil… Birkaç dakika oldu Hece hece diziliydin sesimde İlmek ilmek söküldün boğazımdan Işıkları vursa da Karanlıktı suları denizimin Bilirdim mavisi sende saklıydı Gözlerimde yıldızlar Ve avuç avuç boşalırdı ay kırıkları Bir “sen olan yanım” kırmızıydı <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Renklerden düştüm Gece düşlerime düştü bu gece Çok değil… Birkaç dakika oldu Gölgeler arttı penceremde, seslerse uzaklaştı Gam gam söküldün ezberimden Bir “ben olan yanın” vardı O da uçtu gitti fark etmeden. Şimdi çok uzak sabah … Tam da yangın yeri bu şiir Mürekkebi isli Yüreğinde paslı çivisi Balkız’ın Gönül çerçevesinden düştü Aşkın resmi Ve düştü şiirinden hikayesi Bir “ben olan yanım” vardı Çok değil… Birkaç dakika oldu O da meçhule karıştı. Türkülerden düştüm, Şiirler, Şiirler dilimden düştü bu gece. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Küçüğüm Bir ayrılık rüzgarı esti ...toz duman arkası. Eşikte tozları süpürdü kadın ...tozlarda tuz buz aşkını. -Git, beni sevme küçüğüm... her bahar sonrası gelir güz / dedi ...gitti... bahardan denize karşı yuvarlanarak, Peşi sıra götürdü sıcak heyecanı. Mevsim hep ayrılıktı aslında Takvimler hep düşürürdü yalnızlığı. Kaç kez yıldızlara serpti bu acıları Kaç kez sızılarıyla uykusuzluğu sıvazladı. Yorgundu kadın, Yolun daha başındaydı adam. ...Git, beni sevme küçüğüm... her sarılışın bir parça daha koparır canımı / derken Sessiz harflerinde saklıydı GİTME.. KAL / deyişleri. ..... Bir kürekte toplandı aşk kırıntıları Kapı kapandı. Gözlerinden ilmek ilmek geçti Şeffaf yalnızlığı. ..... Git-me küçüğüm -Dinle! Maviye giderken adımların Köpüklerinde bulursun çocuk yanını Oysa bilmelisin O dalgalar aşındırır en sert dediğin kayaları Mavi bir kuş aslında ölüm Beyazsa çırpınışı, sakın kanma. Her gülüş saklar nice acıları Baktığın aynanın da vardır arkasında siyahı Gümüşünde kara düşer belki yarına Oysa baktığın gibi yansırsın kendine Sen hep güneşi tut ya da güneş ol sabahıma... Git dediysem, sen bana bakma Kal diyemediğim için -i m k a n s ı z bu s e v d a – Anla k ü ç ü ğ ü m. |
| 06.08.07, 18:19 | #6 |
| | Aslında Yıldızlar ne kadar yakınmış aslında. Gece… gece hiç de karanlık değil. Korkmak değilmiş kalabalık içinde yalnız kalmak Ürperten, ölmek kadar, yalnızlıktan da yalnız olmak Denizler hiç uzak değilmiş. Suya mürekkep damlatınca Okyanusları sığdırdığınızı düşündünüz mü? Elinizdeki bardağa. Ne ağaçlar kalabalık, Ne yollar karmaşık. Ne de çocukları masum yetiştiriyoruz aslında. Hayat ne sunduysa, onu katık ediyoruz Açlığımız sunamadıklarına. İsyan ne kadar basit aslında. Bir çığlık dolusu küfürler Bir yumruk sıkımı izler duvarlarda, Ya da bir kurşun hızında bitişler. Konuşmak ne kadar kolay Bildik harfler yan yana, İsterse noktasız olsun cümlenin sonu Anlayan anlar nasılsa. Sevişmek de kolay değil mi İki ten olduğunda. Zamane içinde ister kadın kadına İster adam kadınla Adam adamaysa, yine de aldırmaz oldu dünya. Her türlü kahpelik kolaylaştı Dünya ağırlaştıkça. Kalabalıklaştıkça yabancı oldu insanlar Ne anlamı kaldı arkadaşlığın Ne derinliği şerefin, namusun Gurursa zaten ayak altında. Yükseklerde dalgalanır oldu Yalancı ülkelerin alaca bulaca bayrakları Yeşil parkede sızarken bilmediğin kan grubu Bir şehit ağacı daha dikildi dört duvarın ortasına Vergiler ödedi asgari ücretli Midesine indirdi kara para aklayanlar Madencinin elinde beyaz güldü ekmek Alkışlarsa, gülleri sahnelere atanlara. Önüne gelen şarkıcı, Önüne gelen sanatçı olmuş yurdumda Önüne gelen şair, entel dantel ayakları Kravatı takan beyefendi, Kırıtıyorsa mini etekli olmuş hanım efendi. Sahi kimin umurunda? Sınırları değişiyorken yurdun Çalınıyorsa çocuklar anıt mezarda Satılıyorsa organlar Bulunuyorsa kalbi, gözü olmayan cesetler Kayıplar listesine ait Kimin parmağı kıpırtıda? Yarışırcasına hazırlanıyorsa çocuklar yarınlara Ve bilmiyorlarsa köpük dondurmanın tadını Bir misket bile yuvarlamamışsa uzanıp toprağa Beyaz yakası kirlenmemişse iki örgülü saçlarının altında Duyulmazsa teneffüs zilindeki küçük çan Megafonik son şarkılar yerine. Büyükler mi yaşamıştır çoculuğu, Şimdikiler daha şanslı denilen çocuklar mı? Hanginizin burnunda tütmez ki Sokak kavgası sonrası Eve dönüşteki ter kokusu! Minik kilimleri toplayan eller yerine Klavyede yazışır küçük parmaklar. Kırılan oyuncak sepetinde Bekler kolsuz bebek Tekerleksiz araba İpi kayıp topaç Kuyruksuz kağıt uçurtma Komşular gelse gece oturmasına İlk ortaya çıkandır o sepet Aman sussun çocuklar diye. Sonra tavlada aranır dübeşler, yekler Danteller örülür, çeneler nakış işlerken Kulağımda hala çınlayan ezgisiyle Radyo başında yapılırdı kahvaltı Yeniyi bulmak kolay aslında Eskiyi yaşayabiliyor muyuz? eski tadında! ! ! Üç mahalle aşağıda ölüm olsa Yas tutardı simasını bilenler bile. Şimdi aynı apartmanda, Bulunmaz komşunun ölüsü, kokusu yayılmasa. Sahi kapılar neden eskisi gibi çalınmaz? Arap sabunu kokusunu özleyen kaç kişi var? Ya da mabel cikletindeki zenci kadının küpesini hatırlayan? Leblebi tozlarını yerken tıkanmaya razıyım Her şeyi bol şimdiki zamanda Ama hiç birinde yok anneannemin kahve değirmenindeki Çekirdeğini öğüttüğüm kırk yıllık dostluğun tozları. Çizgili pijamalarda kaynamış suyun kokusu Bayrama birkaç gün kala hazırlanan bayram yerleri Hadi geç oldu sabah okul var diyen annelerin sesleri Bakkal önü mahalle yaşlılarının sohbetini Üzerinde İş bankası amblemli çelik kumbarasındaki Büyük hayallerin küçük paralarını Hiç özleyen yok mu? Yıldızlar ne kadar yakın. Uzak olan yaşadığımız günlerimiz Ölüm bile başucumda beklerken Gönülde kalmak ne kadar zor A s l ı n d a.... yaşamak mı zor ölmek mi farkına vardığımızda geç kalmamış olsak y a ş a n m a m ı ş l ı k l a r a <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Döngü Bir keman, Bir de ney ağlar ... ben gibi Bir demlik, bir de göz yaşı sızar İçimdeki sen misali... Birikir de birikir. Kuru gürültüdür yağmur ve gereksiz bir kurşun olur şimşek Düşlerim kaç renk taşısa da Kaybolur gecenin nankörlüğünde Dökülür de dökülür. Takılır türkü peşine savaş Acıya yakılır da, aşka yakılmaz ağıt Lâl yer kalem, kör olur güneş Suskun ve karanlık bir dünya kalır Döner de döner. Bir bayrak Bir de bebek yanar...ben gibi Bir şehit düşer, bir ocak söner Ha evlat acısı, ha vatan sancısı İkisi de aynı yangın Tüter de tüter. Kuru küfürdür şiirler Ve gereksiz bestelenmiştir onca marş Dua gibi tekrarlasak da Kaybolur bunca teneke sesi içinde Vurdum duymazlar içinde Özgürlük de bir gün biter. - Bir keman - Birikir de birikir. - Kuru gürültüdür yağmur - Dökülür de dökülür. - Takılır türkü peşine savaş - Döner de döner. - Bir bayrak - Tüter de tüter. - Kuru küfürdür şiirler - Özgürlük de bir gün biter. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Desen ki! Sarhoş bir keman, rüzgar Yalpalıyor yol boyu. Uzakta mavi bir ıslık Dalgalarda ağıt. Tangoda tek bacak Kavalyesiz yıldız. Ve parmak izinde Bir kalp kumlarda Yalnız yüreğimin ritminde, Dallarda Eylül melodisi. Tek tek düşüyor Sararmış hüznün bestesi. ...alkışta bulutlar. Mevsimsiz yalnızlığımda Gönlümde bir tını adın. -Gel desen, Bak gör nasıl mevsimleri süpürür eteklerim Saçlarım nasıl takar güneşi Göğsümde desen al basan buselerin Ve ellerin Ellerin ten olsa bedenime Gel desen...sadece gel desen Bir yanımda parçası kalmış baharın Avucumda mayıs çiçekleri Aşk merdivenini saldım Gözlerimden gözlerine Dokunuşunda çiçekleri Ser desen, Bak gör nasıl sererim laciverti gecene Kalemim nasıl toplar sessizliği Serimde binlerce yıldız kıpırdanır usulca Ve gözlerin Gözlerin ay olsa gözlerimde Sen desen, sadece “sen” desen Ürperen bedenin kıvrımlarında Yakar düşleri aşk kıvılcımı Ayaz keser uykularımı Penceremde yoksul şehir Üstü açık açık caddeye Düşer gölgesi sokak lambasının Kim kime bekçi bilinmez Tedirgin aşk Titrek gölgeler üstünde Tek başına zaman Her adımda birini takar koluna An olur, Çığ olur, bir güne toplanır özlemin Buz keser sevdam Üşütür sessizliğin Dön desen, dönermiyim bilmem Uyuşmuşken yüreğim. Desen ki....? -Sarhoş bir keman, rüzgar Bir kalp kumlarda Yalnız yüreğimin ritminde, Gönlümde bir tını adın. -Gel desen, Gel desen...sadece gel desen. Bir yanımda parçası kalmış baharın Dokunuşunda çiçekleri. Ser desen, Sen desen, sadece “sen” desen. Ürperen bedenin kıvrımlarında Kim kime bekçi bilinmez. Tedirgin aşk Her adımda birini takar koluna. An olur, Buz keser sevdam Üşütür sessizliğin Uyuşmuşken yüreğim. Döner miyim sence! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Olabildiğince aşk Olabildiğince uzak / varlığın Alabildiğimce içimde /yokluğun Sukunetimde duyabildiğince / isyanım Duyurabildiğimce özlemim / aşka Varlığın Yokluğun İsyanım Aşka. Kalabildiğince düşlerimde / gece & gündüz Dokunabildiğince sensizliğime / tut Düşebildikçe düşsün dudakların tenime / bırakma Yok olabildiğimce tüket beni / aşkta Gece gündüz Tut Bırakma Aşkta Olabildiğince / sen Olabildiğimce / ben İki bedende / tek Aşk / aşk S e n B e n T e k A ş k Aşk Aşkta Yok olabildiğince B i z A ş k t a Olabildiğimizce A ş k b i z d e Kalabildiğince V a r m ı s ı n? <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Üç x -Sen istedin diye yağmur vardı İstiklal’de- I Birikmiş şımarıklıklarıyla Saklandıkları odadan çıkmış Üç kız çocuğu vardı masada Yaşanmışlıkları kaldırıp Çocuk oldular... birkaç saat Gözlerinde yaşlarıyla En son ne zamandı bu kahkahalar Çıt-kırıldım konuşmalardan uzak Ne zamandı Alabildiğince hovarda konuşmaları Konuştular Güldüler Gül-düler Çakıllı yıllarda Dört mevsim açan Yağmurlu saatlerde Cadde üstü bir mekanda Mavi bilyelerini yuvarladılar Rengi yitik yarınlara Üç kadın Üç çocuk Üç taştılar Hayat oyununda II Kırık umutlarıyla Saklandıkları odadan çıkmış Üç kız çocuğu vardı masada Gece on iki olduğunda Yıldız yağmurlarında Sönecekti pembe bulutları Büyümek değil Zor olan çocuk olmaktı III Basit olmalıydı soluklanmak Halbuki Anlamını yitirirdi -yaşam- büyük düşününce Çar-çamur içinde gelip Ellerini yıkarsın ya hani Öyle temizlenmeliydi yaralar Büyüdükçe Küçülen yanlarımız vardı Sevgi, merhamet gibi Yaşlandıkça Yaslandığımız bahanelerimiz arttı Hayatı ertelemek için Sahi biz olmasaydık Güneş doğmaz mıydı? Dalgalanmaz mıydı denizler? Kuşlar göçüp gitmez miydi? Durur muydu mevsimler? IV Birikmiş şımarıklıklarıyla Saklandıkları odadan çıkmış Üç kız çocuğu vardı masada Yaşanmışlıkları kaldırıp Çocuk oldular... birkaç saat yemek bittiğinde Biri kahkahaları topladı Kızının küçük kırmızı çantasına İkincisinin kahve telvesinde kaldı aklı Üçüncüsü zaten alışıktı Büyüse de çocuk sayılmaya -boyu kısaydı- hayat da kısaydı ya V büyümek zorunda kalan üç kadındı üç ayrı renk üç ayrı tad Üç taştılar Hayatta oysa taşlar da ufalanırdı ! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Dilsiz bekçileriydi şehrin Kolsuz ve bacaksız uzuyordu Eski mezar taşları gecede Tek baş Tek beden …yürek yok! Düzleşen toprağın çiçeklerinde Veda yaşları dolunayın Her yer soğuk… Her yer ıssız …çıt yok! Ayak sesi duyuldu Arnavut kaldırımlı yokuştan Bir kürek sürttü Süpürüyordu adam şehri… Namusu düşmüştü belki bir kızın Belki bir ayyaşın salyası Gidip de dönmeyecek ayak izi belki de Dünyaya göz açan bebeğin bağrışındandı Yaprakların korkup düşmesi Ekim’in saçlarında Eylül’ün yaşları rengi yok! …kasım gülleri eşikte Karanlığa teslim edilen ne varsa Süpürüyordu adam Uzuyordu gecede Eski mezar taşları Kolsuz ve bacaksız. Dilsiz bekçileriydi şehrin... ve yansıtmayan ayna geçmişi. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Kanlı düğün Mayın döşeli yollardan geldik Dikenli tellerde sıyrıklarımız Toprağın kızılında gözyaşımız Boğazımızda yumrukla geldik. Namluda karanlık noktada ölüm Bayraktır kefenimiz cehalet zulüm Ellerimiz açıktır güçsüze gülüm Açız, aşımızı böldük de geldik. Canlar verdik bilmedik sarpa kayalarda Kanlar döktük umut ekilen kuru toprağa Suslar birikti geceleri pusuda Sol yanımıza taş basarak geldik. Ey vatan! uğruna kaç ocak söndü Hainler pusuda kaç baba öldü Sarıldı tabutlar ufuklar söndü Gözümüzde yaşları tuttuk da geldik. Ey bayrak! Dalgalan bulutlar senin Gölgene yemini verdik de geldik. Dökülen her damla senindir, rengin Rengini toprağa kararak geldik. Teröre lanet duamız oldu Sınıra direkler bedenler oldu Ana baba özlemi bir yana durdu “Vatan bölünmez, şehitler ölmez” Şehitlere düğün yaptık da geldik. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Ben izsiz şiirler kalır geriye Kokusuna yüklü hasretler taşır Her teli karışır gümüş sırçalara Kah duman olur vapur üstünde Kah martı , duman üstünde. Aşiyan’dan yuvarlanır rüzgar Savrulur Tevfik Fikret şiirleri Mevsimler kalır dudak kenarında Yıkar Marmara gece-i sevişleri Kurutur Üsküdar’da bir mendil Şahittir Kızkulesi sessiz duruşuma Yıldızlar toplanır, Masalardan iskambil Biter kumar, yiter gece Siz bilmezsiniz Anason çoktan sinmiştir çiy damlasına Güller sarhoş, mevsim alkolik. Bir şarkı yalpalanır güneş kızın sesinde Serilir güne saçları Saçları kadar savruk İstanbul. Kirpik örgüsünde giyinirim şehre Şehir bana çıplak Doğumlar düşer sancılarıma Ölümler sarılı, doğumlar çıplak Saçları örülür Boynunda nefesim Biter kadınlığı şehrin, yiter gece Bekaretinde tükenir sanırsınız kelimeler Siz duymazsınız İstiflenir ıslığa yalnızlıklar Şiirler birikir Öfkeler dizilir berduşların başında Çelimsiz gövdelerin gölgesinde Çapraz adımlarla dolaşır caddeleri Adressiz rüzgarlar. Zaman, gümüş kurşun hızında Gel gör ki ; Yaprak düşümü sessizliği. Mevsimler dökülür, çizgiler düşer Mısrası saklım Biter ömür, yitip gider şair. Ben izsiz şiirler kalır geriye. ___________Sen izsiz değildir düşlerim <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Adın ne! Sabah telaşı içinde Bir karga kadar olamadım Çalım sata sata dolaşamadım şehrin göbeğinde Kuş bakışında düşüremedim alaylı duruşu Küçük cüssemde kocaman baş taşıyamadım; Korkak ama gururlu! Oysa; Nereye gitsem ben kokabilmeli şehir Üzerimden geçerse bulutlar Yağmurlar beni yağdırmalı Hangi denize girsem Dalgaları saçım sarısı Kıyıları tenim tınısı olabilmeli Her neye uzatsam elimi Koparmalı ve basmalıyım göğsüme En güzel şiiri ben yazdım demeliyim Evet, evet şair olmalıyım Sazın çıplak akordunda aşık da olabilirim Aslında her şey olabilmeliyim Takvimlerde gülüşüm Saatlerde öpüşüm olabilmeli Sevdiğimin odasında Hatta odamda olabilmeli sevdiğim Başucu kitabımın arasında Küfür yazdığım notları saklayabilmeliyim Nereye yanaşsam Ben kadar uzaklaşmalı kötülükler Acılar yıkanabilmeli gözyaşımda En güzel aşk benim gönlümde En sıcak seviş benim bedenimde olabilmeli Ama dindirmeli de yumruğum savaşları Her rengi saklayabilmeli gülüşüm Gözyaşımda yaşam kara bağlamalı Ve tek sözümde çözülmeli kördüğüm Tüm yollar istediğim yere gitmeli Ve güneş her gün bana doğmalı Haftanın yedi günü ‘ben’ Ve akşamlar... Tüm düşleri benden çalmalı Yıldızlar sönük kalmalı yanımda Dönüyorsa dünya eteğimde Birikiyorsa mevsim saçlarımda Ve susuyorsa aç bir çocuğun çığlığı Çantama yapıştırdığım kağıdı Ulu orta açıp okumalıyım -Ya Sabır! ! ! ..... Sabah telaşı içinde Çalım satan karga kadar olamadım belki Ama; karganın da olamayacağı kadar Z a v a l l ı y ı m A d ı m İ N S A N. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Neyse... I Çıkmaz bir sokağın girişinde Duyuyorum Fısıldayan arnavut taşlarını Meydan okuyor asırlık çınar İlgisiz gözlere Yılların üzerine kına yaktığı tulumba Başı eğik destek alıyor Kuruyan kuyunun beton gövdesinden Sonu yok diye insanlar girmiyor sokağa Hepsi yaşam kavgası içinde Oysa arada soluklanmak gerekir hayatı II Köşe başında Ahşap bir duvara yaslanmışım Elimde simit Siyah beyaz seyre dalmak güzel bu şehri. Küçük insanlar olta atıyor Galata Köprüsü’ nde Yaklaşsam balıklar kaçar …………Büyür insanlar En iyisi burada kalmak III Suskun sokak lambası Altında semt delikanlıları Bir hayal… Ve gitgide teslim oluyor yıllara Rum evlerini saklayan Balat… Fener Yolu Eski resimlerdeki katipler geliyor aklıma Sular ud sesiyle oynaşırken Haliç’ten bir kayık geçiyor Küreğinden düşen damlalar Hatırlatıyor kaybolan laleleri Yok olan huzuru Misketlerin gölgesinde Yuvarlanıyor teneke kutular Karışıyor yoğurtçunun çıngırağına Kapı eşikleri süpürülüyor Akşam çökecek ve çekirdek çıtlatacak komşular Sular dökülüyor çökük kaldırımlara Gün temizleniyor. |
| 06.08.07, 18:23 | #7 |
| | Tahta boynuzlarıyla köprü üzerinde beliriyor tramvay Cadde-i kebir de fötr şapkalı adamların kolunda İnce belli bardak çizgisinde hanımların topukları eşlik ediyor Kapalıçarşı’da bakırcıların tak-tuk’larına Süt güyümlerini taşıyan zayıf atın soluğu Karışıyor Haydarpaşa’da ki ağlayışlara Sallanan eller ve mendillerle Oyun oynuyor beyaz güvercinler Uçurtmalar takılı Mihrabad Korusu’nda Yedi tepe omuz omuza horonda Beşibiryerdem düşmüş gerdana mavi taşlı Marmara ve Haliç Eminönü’nde balık ekmek dumanından boğuluyor martılar Kaçıyor Kız Kulesi’ne Üsküdar’da bayram havası Selamsız Yokuşu deseler de kulak asmayın Selam alıp vermeden geçmez insanlar Yüzler hep tanıdık, eller hep dost VI Sabah sabah ahşap kapı üzerindeki kilit açılıyor Sarıyer'' deki börekçinin Cankurtaran’da kahvehanede demleniyor çay Salmatomruk’ta galeta fırınından yayılıyor anason kokusu Ve Kanlıca eteğine topladığı kar tanelerini boşaltıyor kaselere Kırmızı geçmiş süzülüyor şerbetçinin semaverinden Ardında Sultanahmet Yankılanıyor ezan Şehirse içli içli akıtıyor yaşını Yerebatan’da Ayasofya ibadette VII Yeni cami önünde insanlar geçiyor ellerinde file İçinde Vakıf zeytini Mısır Çarşısı’nın o gizemi ardına sakladığı büyük kapısı aralanıyor Ve süzülüyor şehir Küçük bir çocuk fırının camına yapışmış Üşüyen ellerini ısıtıyor Yüzünde yalnız gecenin kiri Bilmem kaç numara büyük ayağındaki takunya Kenarı telle sarılı Cebinden ha düştü ha düşecek ezdiği kibrit kutuları Asfalt yatağında kabuslarını taşladığı sapanı Boynunda asılı Sarı damalı taksiler düştü yola Bir de at arabaları Ve bir kadın al basmış gerdanıyla Savurarak şalvarı Yürüyor hızlı hızlı... Kümesten yumurtaları alıyor büyük kızı Eşi kaç yıllık sokak berberinde sinek kaydında Bu gün bayram sabahı.. Ve bir curcuna başlıyor kentte Kadın 25 kuruşu koyuyor tezgaha Sıcak ekmek veriyor fırıncı Çocuk hala camda, Geçiyor yanından ….Çocuk başını eğiyor Kadın durup, geri dönüyor Ekmeğinden bir parça veriyor Sıcak ekmek… Kara ellerinde Beyaz köpükler gibi Dumanında İstanbul tütüyor.. …….. düşlerimde eski bayramlar… ……………………Çocukluğum geldi aklıma işte… <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Kına kokarak gelmek isterdim Şiir gözlüm Yüzümü çeviremem yüzüne Kına kokusundan bakirlikle gelmek isterdim Kaybolmak isterdim denizi yutan gözlerinde Dutlara uzanan parmaklarını öpmek isterdim Denizin tuzunu almak isterdim teninden Utançlar çarpar yüzüme… Süzülür göbeğimden aç bir köpeğin salyaları Gözlerimden akar, bacağımdan süzülür kırmızı damlalar Canım çekilir de kimse bilmez, Tene aç birinin hırsızlığına şahit kalır bedenim Tir tir titrerim, yüzümün yarısı yerde, Ay vurur suyun üstüne, ben gibi titrer ay mı, su mu? bilmem Sesimi boğar gece Hızlı hızlı gidip gelir üzerimde sarhoş bir nefes Dünya nasıl durur bu anda? Geceyi sesim nasıl yırtmaz? Bu kadar kör mü olur bunca yıldız? Bu şehir bu kadar başı boş mu sahi? <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< İptali mümkün mü İptali mümkün mü bu hayatın! Sordular mı gelmek ister misin dünyaya diye! Yaşamak ister misin? Kadın ya da erkek. Cebine para ister misin dediler mi? Rengin sarı ya da siyah olsun diye...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Şehit kanı düşen toprakta dalgalanırken bayrak Tırnak söker gibi çalarken cumhuriyeti Esaret ister misin dediler mi? Sınırlar çizilsin, toprağın satılsın mı diye...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Bir yanıma yaslatırken ağlar başı Yüreğinde aşk ister misin dediler mi? Bir evlat sevdasında aramak hayatı Gurbet acısı çekmek ister misin koşullar uğruna...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Manşetlerde sona erişler Görmek ister misin? Kurşun, eroin, alkol, cehalet. Küfür etmek ister misin dediler mi? Kahpe sabahların, kalleş gecelerin şahitliğine...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Körpe bedenlerde akarken sapıkların salyaları Kör bir kurşun saplanırken penceredeki kadına Devrik şişeden sürülünce lastik izleri Ölmek ister miyim yol kenarında...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Taş taş üstüne koyarken işçi, yıkılacak duvarlar diye Depremlere bırakmak ister misin canlarını dediler mi? Sular altında kalırken evler, ormanlar kavrulurken izmarit peşinde Tabutum olurken bir uçak dağın eteğinde...sormak geldi mi akıllarına! İptali mümkün mü bu hayatın! Bir kalemde kırılırken hayat, asalım mı keselim mi diye, Ağlayışıyla duyuruyorsa terk edilmiş bebek varlığını, nereye dediler mi? Vitrin camlarına yapışırken kol bacak, koparılırken gül dalından, Yolunurken papatya sevda uğruna...sormak geldi mi akıllarına! Var; yaşamdan alacağım, biliyorum! Nasılsa sormadılar gelirken İzin almama da gerek yok gitmeye Ama bir şans varsa hani öğrensem diyorum Iptali mümkün mü bu hayatın! ! ! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Usul usul Yıkılıyor, bir duvar, çığlığında. Adımlarım örümcek misali Arkamda karman çorman izler. Çöküyorum dizlerimin üstüne İşte! nefesimin son doluşu göğsüme Ve Siyah beyaz başlıyor hayat Ve git gide Alaca bulaca renklere boyanıyor Yaşam denilen şamata. Ve git gide uzaklaşıyor masumiyet Süzülüyor asma yapraklarında. Yıkılan duvarın parçalarında Yüzler görüyorum kabartılı En az göğsüm kadar. Ürküyorum. Bir kedinin bakışları kesiyor korkaklığı Soluklanıyorum. Ey hayat! ya verseydim seni Geri almamacasına… Ruhsuz bedenden başka Geriye ne’m kalırdı! Bereket Şiir gibi soluksuz Şarkılarım gibi söz-süz Gidiyorsun sendelesen de, düşsen de Tutunuyorsun daha kuyruğu takılmamış uçurtmaya Her şeyi sende gizlediğim bir gecede Susuyorsun. Deliliğe vurmak varmış yaşananları Ya da yaşananları düşünüp delirmek. Gülmek bile zor bu denklemde Oysa hayat tek solukluk kadar basit Tek soru – tek cevap kadar belki Ölüm nedir? O’ nsuz kalmak… aynanın diğer yanında ölümün panzehiri. İşte minareler vuruyor, ışıltılı, karanlık Marmara’ya İşte İstanbul yine sularda, tepe taklak Sessiz titreyişlerinde Kaç beden düşer yorgun Kaç beden düşer cansız Kaç bedene can olur saatler Bilir misin? Ben bilmem…nerden bileyim ki; İstanbul’un bilmediğini. Gözlerini kapatmış yosma şehrim Bacakların yorgun iki yaka uğruna Göğsünde yedi kitle, kanserli! Ölürken öldüren şehrim. Ben acı çekerim de Sen neden umarsızca bakarsın hala Ben ağlarım da Utanmadan nasıl güler gecelerin rengarenk Ben giderim de Neden kapanmaz sur kapıların Ben ölürüm de Neden açarsın önüme çıkmaz sokakları İşte dört yol ağzında durmuşum Birine giriş yok Birine sağdan Diğerine soldan dönüş - Yasak! Karşımda tek yön tabelası Sen olsan gider misin? bilmediğin bir yöne Üstelik dönüşü yok. İstanbul, kes önümü! An’lar kalsın yaşandığı yerde Ağaçlar gibi… Baktıkça görülsün Yeşersin, her biri farklı. Bir kız olsun şiir, adı deniz Bir oğlan olsun gece, adı toprak Ne deniz kaybolur gecede Ne de toprak olur şiir. Kartallar yuva kurarken Zirvede soluksuz kalırmış insan Ben artık yüksekten korkar oldum Suçlusu sen! Derinlerde kayboldum Sebebi aşk! Yıkılıyor, bir duvar, çığlığımda. Adımlarım örümcek misali Arkamda karman çorman izler. Çöküyorum dizlerimin üstüne İşte! nefesimin son doluşu göğsüme Bak, yükseklerden düşerken veriyorum. Toprakta topladığın her parçamda Bir şiir gizli, baş harfi s e n olan. İ s t a n b u l, sessiz kal Ölümüme baktığın gibi. O''na gidiyorum usuldan usuldan Arzu Altınçiçek Not: Çirkinliğimi İStanbul gecesiyle kamufle ettiğin için teşekkürler ŞİİR YÜREK. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Çırılçıplak karşıla beni Acı bir fren sesiyle kaçtın yanımdan Oysa karşılamak istedim seni her köşe başında Uçurum kenarında açıp kollarımı Süzülürken kar tanesi gibi tut istedim Küçük şişelerden devirdim avucuma Gökkuşağı elimdeydi ve bulutlar yanımda Bir siren sesinde karanlılardan döndüm İzin vermeseydin de gelseydim Tutuşturup perdeleri aydınlatmak istedim geceyi İspirto rengi düşlerden çırılçıplak gelecektim Ya da mavilerin en koyulaştığı yerde En soğuk yerinde kabarcıklarla bırakacaktım yorgunluğumu Her defasında bir adım kalmıştı sana Ya benden önce geçiyordun Ya ben geç kalıyordum Bilmedim.... Eğlencede sıkılan mermi bulsaydı beni Yüksekten bir cam düşseydi başak saçlarıma Tavanda asılı kalsaydı boynum Ya da duvarlar çökseydi uykumda İçimi kemirseydi bilinmeyen varlıklar Damarlarımda ara ara pıhtılaşsaydı kan Kapansaydı gözlerim, nefesim dursaydı Öpüşseydim seninle, kimsenin görmediği yerde Gözyaşları yıkasaydı üzerimdeki çamuru Açılan her el dindirseydi acımı Kaldıramadığım bedenim uçsaydı yanında Ya sen gel ya ben geleyim...ey ölüm! ! ! G i t g i d e a ğ ı r g e l i y o r n e f e s a l m a k... hem de çok ağır! Çırılçıplak döneceğim sana Geldiğim gibi karşıla... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Düş-üm Bir düşün içinden düştü, avuçlarıma yüzüm. Bu yüzdendir, yastığımdaki ıslaklık Bu yüzdendir, dudağımdaki tuzlu sabah Boğazımda yutkunmam, bu yüzdendir. Bir düşün içinden düştü, dilime veda şarkısı Bu yüzdendir, kemanımda hüzün Bu yüzdendir notamda es, neyde hazan İnce bir lâ’ da, lâl yemem bu yüzdendir. Bir düşün içinden düştü, gönlüme yara Bu yüzdendir, elimdeki titreyişler Bu yüzdendir, yaşamın ağırlığı Ölümü sevmem, bu yüzdendir. Bir düşün, kendi düşünden düşsen Neler bağlıdır pamuk ipliğine Keşkeler nasıl taşar ağız dolusu Ve o hep bitmeyen -yazık oldu-lar Bir düşün, peşinde nelere gebedir gidişler... Bir düşün! Ben düşümden düştüm de... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Kaybolan bir çocuk içimde Kaybolan küçük bir çocuk içimde Onun gözleriyleyim gecede, korkak Ne zaman sessiz bir sokaktan geçsem Onun yerine duyarım gölge adım seslerini Döndüğüm her köşe başında Kocaman köpekler O’nu bekler sanki Kalbi çıkacakmış gibi göğsümden Derin derin soluklanırım, boğulmasın diye. Kaybolan küçük bir çocuk içimde Kaldırım kenarında kibrit kutuları Toplayıp oynamak isterim İşaret parmağımda sektirmek gazoz kapaklarını Ama kiminle! Durduğum her okul önünde Yakasını düzeltir, mendili cebinde Yazamadığı kara tahtalara erişirim Rengarenk suluboyasını sürerim saçlarıma Kaybolan küçük bir çocuk içimde Bedenim yorgun olsa da İki tekerlekli bisiklet peşinden koşarım Sadece o istiyor diye Şişmiş ayaklarımı çıkarırken Küçük parmakları kalır yüksek ökçe içinde Bekler, seslenir -hadi parka gidelim yaaa! ! ! Ah küçük çocuk Bilsen senin düşlerinden daha yorgunum Senin gözlerinden daha küçük bu dünya Ve ellerin daha temiz sokaktaki simitçiden Hadi gidelim, deyip çıkmak isterim Ama hep o, “elalem nedir korkusu” Bilmezler içimde hapsolduğunu Tahtaravalli de inen çıkanın sen olduğunu Bilmezler… Ayıplarlar hatta, Deli mi ne, kazık kadar olmuş Hala çocuk bahçesinde Vah vah, üşüttü galiba. Bilmezler… Çocukluğunu yaşamadan içinde kaybedenleri Dallara takılı bir uçurtmanın ipini dolar hayat Çeker durur, hatta savurur ordan oraya Büyük olmak kolay da, çocuk kalmakta mesele Kaybolan küçük bir çocuk içimde Ve yarın cumartesi Sabah uyandığımda “sen” olacak Spor ayakkabılarımla, kısa pantolonum içinde <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Benim Her gün yelken açarsın Gözüm mavisinde Gölgesinde martının Süzülürsün ya hani Güzellik benim! Yaralı bir kuşu Sarmalarsın ya göğsünde Ağındaki küçük balığa Parlar içinde hüzün yakamozları Yansımasında sevgi benim! Ters dönen yengecin Kururken hayatı Bir dalga yükselir aniden Yakalar tekrar yaşamı Yan yan gülüşünde mutluluk benim ! Bırakırken yaprağını toprağa Yaşlı ağaç Köklerinde salar son mevsimi Kuşlar kalkar dallarından ya hani Ardı sıra akıttığı yaştaki ayrılık benim ! Çatlayan kabuğundan Çıkarken minik serçe Bir karga gagasına Takılır ya boynu O çizgide Hayat da benim Ölüm de! Her şey tesadüf mü sanırsın! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Seyrine daldım Siyaha teslim oluyor ortalık... Orman saklanırken sislere Yeşil etekleri sıyrılır ağaçların Uzar bacakları Gölge raylar belirir Hayalet trenin seyre çıktığı Usulca dizilir vagonlar Kirpiklerime Bir şeyler geçer içimden Bir şeyler gider... Rüzgarda şarkı söyleyen dalların Esleri düşer yapraklara Sus pus olur yeşil Uyur gün dalıp sulara Aç kurtların uğultusunda Seyre dalar yaşlı baykuş Yarasalar gölgesini bırakır toprağa Toprak uykuda Bir şeyler geçer üstünden Bir şeyler gider Gümüş pullu Lacivert bir örtü serilir üstüne uykuların Kim bilir hangi yorgun kuşun kanadında Bekler rüyalar Küçük bir yıldız çalsam gök yüzünden Saçların için Delinir mi gece Boşalır mı üzerimize güneş Bir şeyler geçer mi gözlerinden Bir şeyler gider mi.. Uyanır mısın bensiz uykundan? Gözlerin benden uzaktayken Karanlıktayım... Korkum karanlıktan da öte Yokluğundan Uyanmasan da boş ver Gölgesi olup dolunayın Seyrine daldım Düşmediğim teninin Bir şeyler gitmez Bir şeyler geçmez artık. Uyuyalım. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Utanıyorum Ordasın biliyorum... Yaşın kaç Tenin ne renk Kız mısın, erkek mi? Farketmez! Ama oradasın biliyorum. Gözünde dehşet Kulağında bomba sesleri Titreyen bedenin büzülmüş bir duvar kenarına Yanağında barut sonrası binaların karası Göz kapaklarına çivilenmiş Ölümün kareleri Mevsim beyazında Utanç lekesi -kırmızı- Kaç cansız beden gördün bu sabah? Kaç kişi yaşıyor mu? diye dipçiklendi yattığı yerde ! Kaç kol, kaç bacak gövdesizdi! Kaç bebek anasız babasız kaldı! Ahh çocuk! Benim gözlerimden bak, isterdim Şehrimdeki güneşe. Lekesiz maviye bırak umutlarını Çırpsın yüreğindeki beyaz güvercin kanatları. Kan kokan ellerinle Avuçla isterdim Uçuşan kar tanelerini. Çıplak ayaklarla yere basıp –titriyor- derdim Çok korkmuş! demek yerine Ordasın biliyorum, Kaç kişi seni düşünür Kaç kişinin içi yanar, bilmesen de Sana ağlayanlar var, biliyorum... Ve utanıyorum gözlerine bakarken Büyük olmaktan! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< |
| 06.08.07, 18:38 | #8 |
| | Bir ney sesine değişmişim Bir kudüme, tambura Yapmacık alkışları İlahine değişmişim Dans ederken söylenen şarkıları Beni de kaldır ya Mevla’m Çar çamur topraklardan Arındırıp sun diğer elinde Savurdukça bırak Yorgunum inandıklarımdan Sığındım sessizliğine Bak ellerim iki göğsümde çapraz Eteklerim yırtık da olsa Başım eğik karşında El et de yavaş yavaş açılsın Saçlarımdaki kara yazma El et de açıldıkça uçuşsun Döndüğümde etrafında Göğsümde saklı kelebekler Yara bere de olsa İki yumruğumun içinde Vurdum pişmanlıkları başıma Parmak aralarımda saçlarım Sahte güllerin dikeni batık ayaklarımda. Kabuk tutmuş dudaklarımda Dua ettiğim isimler… Yolmak için güç ver bana. Çift kişilik uykuların Çıplak düşlerinden uyanmam için El ver Mevla’m bana “Hamdım, piştim yandım” Geldim bedensiz ruhumla kapına… Mülteciyim aşk diyarından. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Sevişmek mi! Susuz ve sessiz sevişiyorlar! Bedenini olduğu gibi teslim etmiş Bedeni ki kırmızı! Düşünür; Alıp götürse beni gittiği yere İstediği her an Dokunsa. Ne kimse duyar, Ne anlar ağladığını. Eğilir sevdasından Yükü ağır. Çiy serinliğinde Arınır karanlıktan. Çıplak kalır kırmızı, Bir de öpüşler kalır. Giden gitmiştir. O yine boynu bükük, -Bekleyeceğim, der Umutsuz sesle ve bekler Rüzgar her geldiğinde, Bedenini serer gül. Gül düşlerde, Rüzgar keyifte. Bilmez ki Hovarda rüzgar Her gülde sevişte! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Yağmur kokulum Bir ıhlamur çiçeği düştü saçlarıma Ellerinin kokusunu hatırlattı Ve şefkatini Fransız sokağından geçerken Pencerelerde hercailer Gülüşünü hatırlattı Çakmak çakmak sırıttı arnavut taşları İtalyan yokuşundan şöyle boğaza karşı Nargilesi tüttü yaşlı şairin Susan yanımı çağırdı O kadar renkliydi ki yaşam Ve herşey yerli yerindeydi ki Düşünmek gerekmezdi yazmak için Çiçeği, denizi,sevgiyi, ölümü Sunulmuş kaleme noktalar, virgüller Yeşildi bahar Şarkılar güzeldi Aşklarsa hep tadımlık Saatler hep tek başımalık Siyah beyaz olmalıydı fotoğraflar Sabahı istediğim renkle dolmalıydı Taş plaklar bestelenmeyeni çalmalıydı Sadece benim için anlatılmalıydı masallar Kum saatinden kelimeler akmalıydı Birikmeliydi şiirler Kırılan aynanın parçalarında Büyüdükçe çoğalan sevgiler yeşermeliydi Çoğaldıkça büyüyen... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Giyinirken Bluzumun ilk düğmesinde söndü karanlık, Eteklerime süzülürken güneş. Saç örgümde saklı kadınlığım, Yırtmacında çocukluğumla gel git. Yüksek ökçelerimde telaşta zaman Aynada süslü püslü bir yüz. Ben bu muyum? Diz altına inmiş mavi desen Gözlerimde acı kahve… Dudaklarımda pırıltısı akş¤¤¤i buselerin Yanaklarım gece kadar solgun Çözüldükçe saçlarım Kördüğüm kirpiklerim Bu ben miyim? Bu sabah da yabancı şehir Bu sabah da yabancıyım şehre. Sahi gülüşümdeki kim? Gölgemdeki gülüşe sahip kim? Ellerim yumruk, gözlerim iri İçimde buruk yanım, dipdiri Kayboluşuma sebebim miyim ? ! ! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Soyunurken Güneş düşer omzumdaki askıyla Sıyrılır tozum, telaşım. Bir fermuar çizgisinde Açılır hayal tüneline demir yolları. Ölüm kadar çıplak kalır beden Gölgesine bile savunmasız. Beyaz mendilde, çıkar kırmızı ruj Bir su akımıdır yorgunluk. Yüzümde onca iz bakışlardan Sesim bile yabancı yankısında Gözlerimde yanıp söner yeşil Saçlarım gün karmaşası İğne iğne işlenen Sağ omzumdaki çiçek bitkin <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Topuk seslerinde saklı Kadınlığın -dayanılmaz ağırlığı-(1) Şehir ayak altı koca gün Ben, gezgin adımları Önünde dilencileriyle Vitrinler neyin aynası? Bir su akımıdır yorgunluk… Derindir ve uzundur gece Yastıkta bekler düşler Tavanda onca kabus Düşer pencereden duvara Bir çam ağacının dalı Dikenlerinde tararım saçlarımı İnce askılı gecelik yatak üstü “Ölümler çıplak gelir” (2) Bu gece de Bekleyeceğim çırılçıplak ölümü Şu fermuar bir açılsa Ve döşense rayları sonsuzluğa… Hayat kadar yorgun kadınlığım. ''var olmanın dayanılmaz hafifliği''nden esinlenme Ölümler çıplak gelir / Düş Sokağı Sakinleri''nin yorumladığı şarkı. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< GÜLÜM Suların çağlayan akan sesine hülyalı gözlerle daldın mı hiç, ızdırap yelinin inlemesine kendini kaptırıp, soldunmu gülüm. kalbimde daima sızı ve acı elemler sanki başımın tacı: bulunmaz aşkın hiç bir ilacı, hayattan payımızı aldıkmı gülüm. coşkun şelaleler gibi çağlardık üzülüdüğümüzde gölgelerde ağlardık, dertlerle başbaşa kalıp dalardık gülüm, yüreğimizi bin bir gamla dağlardık be gülüm.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< SANA GELDİM Aylardır ben senin aşkınla yanıp biçare gönlümü dağladım da geldim sevginden yanlız sana inanıp bütün ümidimi bağladım da geldim. Şu kalbim hicranla yanmasın diye gönlümdeki tek gülüm solmasın diye korkularım seni bir başkası almasın diye bilemezsin hiç sevdiğim nasıl ağladım geldim. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< FARZET Kİ Bomboş odada oturmuşum yazıyorum düşünerek seni, uzaktan çok uzaktan geliyor kulaklarıma bir acı siren sesi. yanlızlıklarımın karanlık gecesinde tren uğultuları sessizliğimi bozuyor, mutluluk üzerine kurduğumuz hayaller terli avuçlarımda son buluyor. dönüyor dünya çılgın gibi rüzgar esiyor korkuyorum, neredesin sevgilim çekinme gel farzetki bu gece ben yokum <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< İKİMİZ Solmayan demetler ellerimizde çiçekli bir yolda yürüyen bizdik. görenler sanırdı senle biz ikizdik bir koyda birleşen iki denizdik. unutulmazdı bu yoldan geçen bir damla umuttu gönlüme düşen kimdi sevda pinarından kana içen içtikçe kanmayan biz ikimizdik biliyorum sevgilim biliyorum bırakıp gideceksin sende beni birgün uzaklara meçhüll olup kaybolacaksın ve.. sadece senin dönmeni düşüneceğim <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< |
| 06.08.07, 18:41 | #9 |
| | BEKLEYİŞ Gözlerim hasretle yanıp bedenim tekliğini hatırlattı bana kapılar gürültüyle kapandı pencereler esnedi zamana. dudağımda ilk öpüşün hazzı hayalın gözlerimin önünden gitmez uğramazsan yanıma arada sırada bazı sana hasretliğim inan hiç bitmez. bak sensiz ağardı yine gökler gözlerim yine yolda seni bekler geleceksin diye uyanırım sabaha karşı güneş batti ağardı yine gökler. sıgaram kül oldu dudaklarımda artık gelmez dedim sevgilim bu gün seni beklediğim kadar hiç bir şeyi beklemedim... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< ____ BekleyeceĞİm ____ GİttİĞİn Yollari Yakin Sanarak Hasretİn AteŞİnde Her GÜn Yanarak GÖzlerİm Her Yerde Senİ Arayarak GÜnlerce Yolunu BekleyeceĞİm. Kirlarda ÇİÇekler BÜsbÜtÜn Solsada Gecelerİmİ Karanliklar Sarsada Kalbİme HanÇerler Saplansada Aylarca Yolunu BekleyeceĞİm. Mevsİmler Bİr Bİr Erİyİp Aksada YÜreĞİme Acilar Yer Bulsada Ne Çikar Bu Can Bedenle ÇekİŞsede Yillarca Yolunu BekleyeceĞİm. GÜneŞle Ay DoĞmadan Batsada Yazlar KiŞlara KÜsÜp Ayrilsalarda Sevdalar TÜkenİp Hayaller Bİtsede ÖlÜnceye Dek Yolunu BekleyeceĞİm <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< GECE VE SEN Otursak bir gece denize karşı Ay dökülmüş olsa serin sulara göğsümde dağılsa esen rüzgarlar uzaklar söylese aşk şarkımızı doğrular söylesen yalan kadar hoş inansam bunlara bütün kalbimle seviyorum desen en çok seni aşkından böyle gibiyken sarhoş kuşlardan söz açıp göğe yükselsek, yıldızlar beğensek ikimiz için uzak olanlari bir bir ayırsak yan yana olanlar bizimki desek farkına varmadan sabah olsa heyecanla boynuna sarılsam senin doğan güne dalıp geceyı ansak her gecemiz böyle aydınlık olsa. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< ANLADIM GELDİĞİNİ Anladım geldiğini yeşilliklerinden.. Anladım geldiğini kuşların ötüşlerinden.. Anladım geldiğini insanlarin gülüşlerinden.. Anladım geldiğini ağaçlar dibinde oturmuş çiftlerden.. Anladım geldiğini cama vuran yağmur sesinden.. Anladım geldiğini gök yüzünden kayan yıldızından.. Anladım geldiğini güneşin doğup batışından.. Anladım geldiğini ya sen sevgilim anladınmı baharın nasıl geldiğini.. <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< RÜYA Yer yüzünde yanlız.. bir yer bildiğim... taşıyla toprağıyla.. bir olduğum.. bütün hazları.. orada duyduğum.... bir yer var biliyorum.. canımla sevdiğim sen... varsın orada.. bende seninleyim işte.. yan yana can cana ama.... gözlerimi açmaktan.. elimi uzatmaktan.. yanında kıpırdamaktan.. korkuyorum,sabah olursa.. sensiz uyanacağımdan.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< MEKTUP Bir gün... hatırlarsan eyer, ağaçların yapraklarına bak. Çimenlerin ıslaklığında... Göğün maviliğinde yeşeren yaprakların. seni gördüğümde ... sen baharın, Gecesinde gündüzünde, sen vardın düşüncelerimde. sıgaram tabakta... sen gözümde tüttün. bulutun sarısında saçlarını... denizin mavisinde gözlerini gördüm. sevdim söyleyemedim... ama..sen biliyordun, yaprak gibi... döküm dökümdü anılarım senin için. bir gün.... beni hatırlarsan eyer, ağaçların yapraklarına bak... yapraklar yolunda ayaklarında. yapraklarda bir ses.... hatırladığın müddetçe, bir hikaye seni sevdiğim günlerden... artakalmış..yaprakların dökümünde.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< DAMLALAR Gecelerin koynunda.. esen rüzgar durmuyor.. esiyor savuruyor.. dağıtıyor topluyor.. ayrılan bulutları.. Gökyüzü kararıyor.. müjdecisi yağmurlar . yaklaşıyor bulutlar.. ses verir gibi oluyorlar.. seslerini duymuyorum.. Onları görmüyorum... ben içime gömülmüş.. yolumda yürüyorum.. damlalar uğraşmayın ben zaten ağlıyorum... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< ASLA VEDALAŞMAYALIM Bu gün seni son defa göreceğim... Tam vaktinde gelmelisin... Saçların dağınık olmamalı... En güzel elbiseni giymelisin... Dikkat etmeli hiç ağlamamalıyız... Çok neşeli olmalıyız... Son defa seni gülerken görmeliyim... Elinde solmamış bir gül olmalı... Mutlaka bir hatıra vermek istiyorsan... Bana bir roman getirmelisin... Eğer: ''-İsmi ne olsun'' diyorsan sevgilim... '''' Asla vedalaşmayacağız, olmalı... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< O AĞACIN ALTINI Bu gün yine çamlıca daydım.. bir çınar ağacının altındaydım.. oturduğumuz yine aynı o masada.. değişen hiç bir şey yoktu senden başka.. bak garson çocuk bile hatırladı beni.. ama sen hatıraları çoktan unutmuşsun bile.. yudumladıkça buğulu çay bardağından... sen beliriveriyorsun hemen karşımda.. yanımdakı sandalye bom boş ... gözlerimle getiriyorum seni masama.. avuçlarımdasın çay koyuluğunda... seni yudumluyorum yapayalnızlığımla... etrafım hep senle doluyor çayım soğuyor... sandalye masa demli bir çay ve sıgaram... birde garson cocuk bir şarkı tutturuyoruz... O ağacın altını , şimdi anıyormusun.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< KORKUYORUM karşılaşan gözlerime... geceler uzun ve sıcak... karanlıklar gölge ile doldu... ateş dansı etmez oldu ... Korkuyorum... gecelerimde şeytanı yaratıklar... rüyalarımı sarmıyor artık... geceler inlemiyor şarkılarımda... bıçaklar gömülüyor uykularıma... korkuyorum yanlızlığım sarıyor bedenimi... atamiyorum avuçlarımdan... rüzgar parçalanıyor damarlarımda... şeytanlar üstüme üstüme geliyor.. korkuyorum rüyalardan....! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< |
| 06.08.07, 18:43 | #10 |
| | HAYALİN İnce bir kar, keskin bir soğuk.. ve..camdan bakan bir ben.... karanlıklarda titreyen.... sevgilim silik ve dönük... girsin diye pencere acık kalmış... Karanlıklar beyaz ve sessiz.... sevgilim hareketsiz unutmuş gülmeyi.... soğuktan pencereye asılı kalmış.... Saçında kar yüzünde soğuk.... Hangi sisli pencerelerde.... hayalin mi kimbilir nerde.... umutsuz kalmış gün ışığından.... solgun yüzü ve konuştu, dün geceki gelen konuk...! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< Bir gün... hatırlarsan eyer, ağaçların yapraklarına bak. Çimenlerin ıslaklığında... Göğün maviliğinde yeşeren yaprakların. seni gördüğümde ... sen baharın, Gecesinde gündüzünde, sen vardın düşüncelerimde. sıgaram tabakta... sen gözümde tüttün. bulutun sarısında saçlarını... denizin mavisinde gözlerini gördüm. sevdim söyleyemedim... ama..sen biliyordun, yaprak gibi... döküm dökümdü anılarım senin için. bir gün.... beni hatırlarsan eyer, ağaçların yapraklarına bak... yapraklar yolunda ayaklarında. yapraklarda bir ses.... hatırladığın müddetçe, bir hikaye seni sevdiğim günlerden... artakalmış..yaprakların dökümünde.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< GÖZLERİN DE Huzur dolu bir dünya, vardı orada... rastladım aradığıma, hep orada... Nihayet buldu özlemim''de, yine orada.... gülümseyen bir dünya, vardı orada.... aydınlığa ve zamana kavuştum, işte orada.... hakiki aşka inandım ve yaşadığıma, tam orada...G ÖZLERİNDE....! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< AYRILIK Ağlıyorum bilmeden.... durmadan düşünmeden.... hıçkırıklar boğuyor.... niçin neden demeden.... . »-(¯`v´¯)-» içimdeki üzüntü .... kalbimi bitırıyor.... Anladım sebebini .... ayrılık hiç bitmiyorr.... .»-(¯`v´¯)-» ayrıldım ağlamadan.... ağlayıp sızlamadan.... ya ayrılık birleşsin.... ya tamamen yükselsin.... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< AĞLIYORMUSUN ANAM Anam dün dayı oğlu geldi yanıma, çok sevindim onu karşımda görünce... çektım bir kenara dedim anamı anlat bana... ne anlatayım bilmezmisin oda her ana gibi bir ana. anladım sen hala ağlıyorsun değilmi anam. neden anam neden hala ağlarsın bana... anam bilmezmisin sen böyle ağlarsan... günler dahada uzar hasretim dahada büyür. ağlama ne olur canım anam.. hasret çeken yüreğimi dağlama... zaman çabuk geçsın diye unutmaya çalışsamda.. ama olmuyor be anam rüyalar engel oluyor buna... anam sensiz geçecek ilk anneler günüm, sıgaramı nefes nefes içime çekiyorum.. ciğerlerim yaniyor ..siğaradan değil ha anam.. hasretln yakıyor burnumda tütüyorsun ondan anam....! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< VEDA ZAMANIN' DA Bir sessiz akşamın ayrılığında, ve sen... Hayır diyemiyeceksin ozaman, Uzayacak yollar.. Gümüş gümüş sağanağında gözlerin, uzayacak peronda... Hazin bir tren düdüğü, Gitme sevgilim diyeceksin. »-(¯`v´¯)-» Olumsuz takılar kalkacak kelimelerden, Bir sessiz akşamında ayrılığın, Yıldızlar dökülecek avuçlarına yay burcundan... »-(¯`v´¯)-» Ağlayacaksın... Bir katiliktir başlayacak gözlerinde... Karanlıklara karşı;, gündüzlerden çok uzak... gözlerde yaş mahzun bir bakış... yapış yapış tutacaksın ellerimeden... ellerimi ellerine alacaksın gitme kal ... diyeceksin veda zamanın da...? <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< HÜSRAN Bırak güneş doğmasın sabah olmasın Annem... Zaten gözlerim görmez hayatın nurlarını... Kırlardaki çiçekten, tabiattan bana ne... Kalbim tutamaz oldu aşkımın sırlarını... Nasıl da inandım nasıl da aldandım Annem... Biliyor musun ilk defa sevildim sandım... Şimdi ne olacak bende kalan aşkım... Üzülme bekletirim ta şuramda bir köşede… Bu hayat Izdıraba üzüntüye az gelir Annem... Sen niye küstün ne için bana dargınlığın... Niçin görmedin beni nedendir dalgınlığın boş ver… Sevdiğim saadeti sadaka diye verir! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< bİrtanem ]senİ Bana YazmiŞsa Mevlam Bu YÜrek Senİn İÇİn Çarpiyorsa Her Yerde Senİ Arİyorsa GÖzlerİm,, Bİr Nedenİ Vardİr Elbet Şu YeryÜzÜnde. Şİmdİ Kalbİm Neylesİn SÖyle Bİrtanem,, Senİ YazmiŞ Mevlam Bİr Kere Kaderİme,, Yok BaŞka Bİr SeÇenek Bozulmaz Bu DÜzen, Sende BÖyle Kabullen Çare Yok Bİrtanem. Bİlİyorum Çok Zor Olacak SevdİĞİm,, Kİmbİlİr Neler Neler Hayal EtmİŞtİn,, DÜŞÜnmeden KarŞina ÇikmiŞsam Eyer Affet,, Sen ÜzÜlme Bİrtanem Beklerİm ÖmrÜmÜn TÜkendİĞİ Yere Kadar Bİrtanem... <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< SÖYLE NEYE YARAR Öldünmü ne.. Yıllar geçti yoksun ben hala ağlıyorum.. Seviyorum.. Seni çok arıyorum, avunamıyorum. Görüyorum... Daima karşımdasın,bakıyorsun mahzun.. Anladım.. Yine benimlesin .ayrılmadın ayrılamazsın.. söyle neye yarar... Konuşmuyorsun, hiç gülmüyorsun; Görmeye alıştığım yerde de yoksun.. Durduğun mahallede , bile yoksun artık. söyle Neye yarar... Ben seni özlediğimi , anlatamiyorum sana; Sen bir sesini bile duyurmuyorsun bana.. Sadece sadece karşımda duruyorsun .. Söyle neye yarar... Beni kollarınla sarmadıktan sonra; Ben seni doya doya öpmedikten sonra... Hep karşı karşıya olmuşuz ; Söyle neye yarar... Aramızda kocaman kalın bir bulut... Etrafta sessizlik,daimi bir süküt... üstelik biliyorum az sonra uzaklaşıp kaybolacaksın... söyle neye yarar... Büyüyüp silikleşen bulutla beraber sen de dağılacaksın. İşte o zaman dolu dolu yağacak yağmurlar... Ve ben üşüyor titriyor olacağım, Söyle neye yarar... Giden hayalinle birlikte ben de eriyorum. Hıçkırıklar boğazımda düğümlendi yine; Ollmayacak bu böyle,ne olur dön gel bana....! <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< DUY SESİMİ Şimdi....Dışarda yağmur, camları döğüyorsa Anla ki. Benim de gözyaşlarım, kalbimi döğüyordur. Ben şimdi uzak sahillerde Ruhum gibi isyan eden Denize bakıp bakıp, hep seni düşünüyorum.. Denizin derinliklerinde bakıp ta, Bana gözlerini hatırlatacak. Bir ışık arıyorum bana parlayacak, kulağima suların sesi name olacak.. maziye karışmış belki de, unutulmuş bir şiirin son kıtası . ;Ah bunları oku...yaşıyorsan, bu şiir hasret gecelerimin .. özlem olan hislerimden sana, senin o ilkbahar kokan hatıran . kuruyan dudaklarımdan çıkan, hıçkırıklar la beraber duy sesimi...! |
| Cevap Yaz |
| En Popüler Etiketler
Etiketler
|
| pusulaları var gelin değil suda bulunur kayık değil, eflatunu aratır, sevgili istanbul gibi zor fethedeni tek olmalı, |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Komik resim arşivimden | ibiramcan | Komik Resimler | 1 | 21.10.07 19:35 |
| Benim Resimli Şiir Arşivimden | perilice | Şiir Pınarı | 25 | 20.08.07 10:55 |
