HarbiForum  

..:::Arşivimden::...

Şiir Pınarı bölümde ..:::Arşivimden::... konusu, 1453...İSTANBUL... bir kaos şehri burası hücumbotlar hücum ederken karadan gökte ateş toplarıdır çaylak sürüsü coğrafyası alımlı kültürü bakımsızdı o zamanlar ...
HarbiForum > Hayata Dair > Harbi Aşk > Şiir Pınarı

Kayıt ol Arama Bugünki Mesajlar
06.08.07, 17:51   #1
..:::Arşivimden::...

1453...İSTANBUL...

bir kaos şehri burası
hücumbotlar hücum ederken karadan
gökte ateş toplarıdır çaylak sürüsü
coğrafyası alımlı
kültürü bakımsızdı o zamanlar
surlarda ulubatlı bayrakları
haliçe zincir takılmış ne yazar
içimize faklar kurulmuş
ey Fatih!
sen Kuran''ın bir alametiydin
Peygamber''in hadisiydin
konstantin bir kaos şehriyken
sen bize tarihin söz verdiğiydin
ve ey istanbul!
sen bir arkadaşın dediği gibi
''fethedilmesi güç, fethedeni tek'' idin.


NISI OLMALI

Bu anın,
Bu kısacık zaman aralığının,
Bir anısı olmalı.

Bakışındaki anlamın
Gözyaşımı kurulayan rüzgarın
O anda düşen tüm yaprakların bir anlamı olmalı.

Ve arkana tekrar tekrar dönerek gidişinin…

Bakışlarıma bulaşan saçlarının renginin
Ve koklama duyularımı delirten kokunun

O an öylece
Akşam esintileriyle yüklü
Bir boşluğun soğukluğunda bırakılmışlığımın
Bir anısı olmalı!

Terkedilmişliğimin
Bakmakla yetinişimin

Bende bıraktığın adın

Ve en son bakışındaki
Ayrılık vedasının bir anısı olmalı

Anısı olmalı güzel ölmelerin bile!


ESKİ SEVGİLİYE

Sen öldün
Sen hala öylesin
Sen bırakıp gitmemişsin beni
Sen cesedisin taze bir ölünün
Sen hala öylesin
Sen hala benim sevdiğimsin
Sen benim eski sevgilimsin
Sen benim bakışlarıyla azarlayanım
Gözyaşlarıyla küfredenim
Beni benden utanca doyurarak
Özür diletenimsin.
Sen benim eski sevgilimsin!


EN OLMAZ ZAMANLAR

sevda kendince yanarken
soğuyan cehennem mi
hayır!

hayat en olmaz zamanlarda işe yaramaz.

bir ömrün hasadı
bir ömrün tregedyası mı?
evet!

hayat en olmaz zamanlarda mayasız.

sevda kendi ateşiyle kavrulurken
tenine banarak doyan dudaklarım mı?
evet!

güneş görmemeli bacımın saçı.

kendine izdüşümdür nokta
aynada toz
yastıkta domuz tüyü saklı
hayatta ise tesettürlü sır...

hayır!
hayat en olmaz zamanlarda
şantaj ve morg odası.


İMGELEM

Bu şehir
Bu manzaranın azgın ışıkları
Bu en sevdiğim an
Bu günün
Bu gecenin kapıları
Bu sümüklü böcekler ve kelebekler
Bu gecenin üstünde koşan dört nala yıldızlar
Bu çakıl taşı rengindeki nehirler…
Bu çıplaklık
Telesekreterlere yüklenir gece yarısı ölüm haberleri…
Bu içimde kara taş gibi oturan özlem
Bu cani tonları alaimisemaların
Metresliğini yapmak acının
Bu çiçeklere baharı haber veren kelebekler
Bu tabiatın mafyası insan yiyengiller
Saçlarını taraması gibi parmak uçlarımın
Bu karanlık
Bu cinayet
Parmak izlerinden tanırlar karanlıkların işlediği cinayeti
Bu yüzün bir pencerenin içinde
Bu hayallerim gökkuşağını altından geçmekte…

Ve bu gözlerin:
KOKAK PAPATYA
Sevgimizin en güzel coğrafyası
Bu sen
Bu en güzel iklim olan sen
Şiirimin en güzel dizesindesin
Bir çiçeğin yaprağında
Bu uçmaya hazırlanan bir uğur böceği
Bu gözlerin hep yanımda
Kalemimin yedeğinde
Bu radyoaktif tensellik
Bu yüreğimize düşen aşkın o kutsal cemresi
Erir bir kutup sende
Bu bir hüznün medeniyet sahibi alışkanlığı
Bu yalnızlığımın öttürdüğü hüzün borusu
Bu kalp atışı
Nabız
Soluklanışı durgunluk eyleminin
Yalnızlığın kavgacı ve asabi olanı
Bu kalemin ince uçlusu
Bu gözlerin uykuya en çok direneni
Bu mum ışığında şikayet etmenin bir şiiri
Bu sen
SEN.
KOKAK PAPATYA…



YATTIM

yattım
sen diye sarıldım bir yastığa
yattım
gözlerim bir tavanı kazmakta
altımdan madenler akmakta yüreğine
bedenim bir saldır su denen şu tabutta
aslında kirpiklerin bir namazgah bana
kıl şimdi bir im¤¤¤en cemaatin en arkasında
aynı safta hani
ama farklı camilerde..

yattım
sırtım teneşir işte sırtım gök
gözlerin gülüşün yıkasın şimdi son bedenimi
biz çıkıp gidelim şimdi elele şu bahçeden
çünkü hazırım şimdi senden sorgulanmaya

hem cennetten
hem cehennemden




LİKÖR YAPTIM BÜTÜN KADINLARI

Likör yaptım bütün kadınları
Ama seni değil.

Ellerim neden titrer ki
Yada dudaklarımın bu anlamsız ve yersiz kuruması.
Olmazlanıyorum sana
Elimdeki kadehte kan yok!
Eski bir kadının çözümlenmiş yalanı var!
Ben bu yüzden likör yaptım bütün kadınları
Ama seni değil!

Uzaklar yakınlaşıyor korkma sen
Yolları yeniletiyor belediyeler…
Kapanmaz hiçbir mevsim senin gibi bir tabiata
İçimi ısıttığı için içmiyorum likörleri korkma
Öncesinde kendini yakalatan kadınların
Sadakat borcunu ihanetle ödeyen kadınların
Ve etinin tacirliğini yapan kadınların kanlarını içiyorum
Likör yapmışım ben bütün kadınları
Ama seni değil!

Ellerim neden titrer ki
Sen hangi meleğin suretisin?
Ellerim diyorum neden titrer ki
Ve soruyorum:
Ama sen hangi meleğin suretisin?
Hayır sen korkma
Çünkü korkmaz likör yapılmayan kadınlar!
Hayır sen korkma
Sen benim kanımı çalmadın çünkü!
Olmazlanıyorum sana
Elimdeki kadehte hiddet mi saklı?
Eski bir kadının doymuş yalanı…
Ben bütün kadınları likör yaptım
Ama seni değil!


AŞKTAN ANIMSADIKLARIM

Anımsıyorum
Yarım bırakılmış sevişmelerimizi
Ve kamyonlara yüklediğim
En ağır hayallerimi anımsıyorum
Bir de sünepe kelimeleri büyütmek zorunda kaldığım
Ve ayrılın patikalarında düşürdüğüm o kıdemli sözcükleri.
Ve bir de anonim sayfalara yazdığım
Acemi kafiyelerin görevini anımsıyorum.
Yazdığım hayatı yaşamayı
Gecesi delinen uykuyu uyumayı
Ve yine gözü yaşlı mendillere teselli sıçtığımı
Gözlerinde unuttuğum dalgın bakışımı
Bir de minimum karanlıklara
Kocaman umutlar ısmarladığımı anımsıyorum

Anımsıyorum sende bıraktığım aşkı!



ALELADE YALNIZLIK

Gözlerinin çarmıhına gerili bir intiharım
Alelade bir yalnızlığın
Kütlesiz boşluğundayım.
Ve ben ayrılığın son nakaratını
Ağırlığımca susarım…

Alelade bir yalnızlığım…
Tenine gurbettir şimdi elim
Kalbim dudağında atmakta
Asıl namus ruhta!

Gidişine kurulur imansız saatler
Sevdam ayrılığa ayarlı.
Dalgalar tuzunu kusar kıyısızlığıma
Özlemler yağdırıyorum
Sus pus bir yalnızlığa!



BU MEKTUBU SEVECEKSİN

...

bu mektubu seveceksin
çünkü içinde sen varsın!

...

yavaşça oku
hatta hecele...
adını sakın arama
çünkü hiç bir kelime ile seslenmek istemiyorum sana.
yavaşça oku
ister ağla okurken ister gül
ama adını arama
çünkü yazmadım hiç bir not satırların arasına.
tarih de atmadım
imza da.
sevdiğimden bahsettim özet olarak.
ama bir romanı nasıl özetleyebilirim?
hayır hiç bir masal romana benzemez
çünkü kırmızı başlıklı kız arzusuyla yattı kurdun altına.
hayır sakın bana benzeme sen
hayır aslında yavaş oku
ister hecele ister altını çiz
hatta okşa yazıyı parmaklarının ruhuyla
ama sakın bana benzeme sen.
ve adını arama bu mektupta
çünkü yazmadım adını hiç bir beyazlığa.

...

bu mektubu seveceksin
çünkü içinde sen varsın!

...

gözlerin bir isim arıyor biliyorum
belki bir iz.
ama hayır düşürmedim saçım telini hiç bir yazının başucuna.
ama sakın bana benzeme sen.
ama neden.
önce yavaşça oku
hatta dur.
artık okuma
ve arama adını
yok diyorum sana
anlamıyor musun yok işte
ama seveceksin bu mektubu diyorum
içinde sen varsın.
ama sakın bana benzeme sen.
ama seveceksin diyorum bu mektubu
bu mektupta sen varsın
gözlerin bir isim arıyor biliyorum
hayır masala benzettiğim roman değil
tamam haklısın kırmızı başlığı kandır o.rospunun
ama sakın bana benzeme sen
çünkü adın yok bu mektupta.

...

bu mektubu seveceksin
çünkü içinde sen varsın!

...

bulamazsın diyorum
-bulamazsın!
işte dedim.
hala gözlerin bir isim arıyor.
ama yok!
dur
dudakların eşlik etsin kalbinin onayına
yavaşla biraz lütfen hızlı okuma
yalvarırım.
bu acımasızlık olur yazının anlamına
ama sakın bana benzeme sen
aklını çıkarıp yerine aşk koymak
cebinden elini çıkarıp geri cebine elini sokmak gibi
ama dur yavaşla
hatta okuma artık
çünkü kırmızı başlığını düşürdü masallar.
ama seveceksin bu mektubu biliyorum
içinde sen varsın çünkü.
ama dur sakın bana benzeme sen.
nereye gidersen oraya gelen kendinsin sen
hayır sakın bana benzeme
çünkü adın yok bu mektupta
ama seveceksin bu mektubu biliyorum
ama seveceksin diyorum
ama diye başlıyorum seveceklerine
mektuba da öyle başladım
çünkü içinde sen varsın
sakın bana benzeme
sakın bana benzeme
çünkü yazmadım adını bu mektuba
ve adımı bir mektuba yazmayı unutma!

...

bu mektubu seveceksin
çünkü içinde sen varsın...



KÖTÜ BİR ALIŞKANLIK

Bu alışkanlığım
Ruj kokulu ayaküstü aşkların
Vizite edilmiş
****** tenlerdeki aldatışı kadar

Nabızlarda uğuldarken
Arabesk konuşan profesyonel bedenlerin
En ıslak
En terli uzvundaki
-yani-
Avucundaki apalak memesi kadar

Çizgi tutmaz bir saydamlığın
Bedenlerinden rampa aşağı sallanması kadar,

Homojenleşmiş bedenlerin
-otoban itibariyle- kavşak etlerinin
ve
gecenin
kılçıklı latifelerinin
en anlamsızı olan
anlamsız yoğun gündemi kadar

tahrip gücü yüksek
bir bomba gibidir göğüslerin yükü
“nedense içim dışım sen”
deyişim kadar değersizdir



nedense içim dışım sen
bu;
içi dışı aynı olan bir gerçek!

Şimdi sen
Yirmi üçüncü yüzyılın
Eflatun dağının
Papatyalarıyla yıkanmış
24 ayar altın saçlı kızı!

Ben senin doğuştan mavi gözlerini
Ve boyalı olmayan saçlarını sevdim

Sen
Hiç gökyüzünün emaye kaplı Ay’ına da baktın da
Ruhuna sana gösteren
Bir göze bakabilmenin cesaretiyle…
Pırlısını pırtısını toplayan
Bir güneşin
Gidişine benzer bir şekilde
Gözlerini kapatabildin mi?

Sende yaşadığını duyumsayan
Bir yaratığın gözleri önünde

Bu arada
Yenildi yer çekimine
Kendini beğenmişlik


GÜL İMKANSIZDIR

GÜL

Gül imkansızdır
Çünkü şirreti sever gece
Çünkü körleme bakarsın sen göklere
Kalçandaki huy;
O yolun yolcusu bir kadına ait.

Gül imkansızdır
Sen kendinin değilsin
Zaptedemez güneşi ufuk çizgisi
Yıldızlar bir gecenin lüzumudur
Gül geceyi sevmez
Gül imkansızdır…


SENİ BEKLESİN

Beni beklesin dudakların
Aynada güzelliğin
Gecede aydınlık gözlerin
Bir öpücük konduracak alnına
Dudaklarımdaki istek bizzat
Beni beklesin tablada sigaram
Avuçlarında ter
Teninde cennet kokusu
Ayağında halhallar…

Ve gökte sahipsiz yıldızlar
Beni beklesin
Bütün bozuk pusulalarım
Ve en kestirme yollarım sana doğru
Beni sana götüren
Yollar beni beklesin

En ücra hücrelerime değin işliyor sevgin
Allahsız ihanet!
Gizli ispiyon!
Karanlık duvar!
Ve yalnızlığın tanrı-tanır acısı
Çatlar akciğerlerim
En içteki kılcal damarlarına kadar
Ve ben bıktım tekdüze sevmelerden
Hayal-kırığı düşlerden
Yüreğimdeki infilak seni beklesin

Bir şeyler kımıldar içimde
Galiba çiçekler
Galiba ruhumda gezinen sen
Son seslenmeyle gelir ölüm
Er geç gelir
Gelir!
Sensiz bana gelecek ölüm beklesin

Zıpkın gibiydim veletliğimde
Erik çalardık Hanife teyzenin bahçesinden
Maçlar yapardık okul bahçelerinde
Sonra geçti o yıllar
Eridi kol saatimin patavatsız kadranı
Dursun bütün zamanlar
Seni beklesin

Seni sevmekte zaman kavramı yoktur
Şimdi saat:seni daha fazla sevmek!
Onyediyi devirdi yaşım
Onsekizi,ondokuzu,yirmiyi devirmiş
Sağar bir güvercin yüreğini İstanbul’a
Gözleri özgür yeşili
Gagası yalan karası
Sana uçmayan kuşlar beklesin

Maruzatım var Azrail bey
Özür dilerim isyanım var
Gelemedim randevumuza
Yetişmek istedim yetişemedim
Bilirsin bu şehrin trafiğini
Sen de geleceksen eğer Azrail beklesin

Bak dağlar kadar büyük seviyorum seni
Denizler okyanuslar kadar geniş
Çılgın nehirler gibi sapıyorum
Adressiz yolculuklara
Pusulasını yitirmiş meçhuller gibi
Arıyorum gözlerinin kayıp şehirlerini
Sen gelene dek bütün şehirler beklesin

******** ve ****lerle süslü
Pahalı caddelerin kenarları…
Yakasında ucuz karanfil takılı insanlar
Rengine tutuklu paraların
Ve konsomatris kadınların alkolik gülüşleri
En ******sundan en namuslusuna kadar
Bütün bir dünya seni beklesin

KİR TUTMAYAN SİYAH
VE HAMMURABİ YASALARI


köpeklerin ısıra ısıra bitirdiği ankaraya
rezil etti beni adeabı bozuk terkedilmişliğin
kanser virüsü taşıyan kan-durmaz damarlarında
içmek isterim hasta sevdanı
ne pahasına olursa olsun
sevmek isterim seni...

dilinde sırrın kilidi bozuk
kontratsızdır çingene sevdalarının,
geçici tükrük bezinden ilişkileri.
yedi rengini de siyahla korkutur ebemkuşağı...
ağır tahrik suçu işler vucudun
tembel kederlerin sınıfında kalır
alamazlar yalnızlık diplomasını
sabıka kaydında yalanın ismi yazılır
o ismin yanına x tane çarpı atlır
edepsiz yıldız yorganlarıyla örtülür gözlerin
aşk muamelesi yapar bütün erkeklere
gözyaşın kanımın çözündüğü su olur
ölüm pahasına da olsa
sevmek isterim seni...

BAUDELAİRE

İspirto ocağında yakılan gecelerde
Baudelaire’nin kötü çiçeğidir dudakların
Tablalarda sigara taşkınlığı yaşanmıştır
Ekvatorda tropikal kişilik değişimleri…
Anneannemin kınalı saçlarıyla beraber
Uçuruma düşmüştür ölüm.
Ölmek için yaşamayı göze aldım ben

Çiçeği güzelleştiren sendeki iyilikti

GİZEM

küçük şeyler ve büyük şeyler!
an ile sen arasındaki dönemdim ben.
Bu gizem olmalı…
Mutsuz aşkını bırak artık!
Dilimin altında kelimeler beklemekte…
Ben bir büyüyüm bir sihir
Sen nasıl olmamı istersen ben öyle olurum.
Yalansız mı?
Sürekli mi?
Mutsuzluksuz mu?
Sigarasız mı?
Bu gizem olmalı!
Önemli şeyler ve önemsiz şeyler!
Beyninde nasıl bir portre ister ressamın?
Bu matematik seni sevgiye eşitler.
Beni görmek gözlerinsiz
Teninsiz dokunmak ister misin?
Her an okşa içimdeki mimariyi…
Sev beni…
Öyle bir an ki bu
Onu yakala!
Yanaklarım utancımın allığıdır
Bu gizem olmalı!
Bir anlık gülümseme değilim ben!
Acını bana sat
ben alırım!
Bir tebessümüne nice şiirler yazarım
Bendeki mutlulukla mutlak et kendini
Ben korurum seni…
Bu gizeme sarıl!
An ile sen arasındaki takvimde
Anlamlıyım.
Beni anla!
Beni gör!
dokun içimdeki voltaja…
sevmek istersen...
buralarda bir yerlerdeyim…!
Bu gizem olmalı!


GERÇEK SEVDA


Gezdim
Dolaştım
Rivayet sandım seni
Küllerini nehre akıtan cesetler tanıdım
Kayboldum karanlıklarda
Karanlıklarda sakladım kendimi
Gezdim
Dolaştım
Olmayışın yokluk mu?
Kuru çayırlar
Kahverengi tepeler
Ve elektriksiz dağ köyleri…
Kendi yalanına inanan çoban mıyım?
Gezdim
Dolaştım
Kırık duvar diplerinde yattım sıvasız kentlerin
Boşlukta resmin mi çakılı?
Bak parmak uçlarımla sana dokunuyorum!
Rivayet sandım seni

Seni bulmak güzel!


NE YANDASIN


NE YANDASIN?

Kibrit çöpünün alametiyim
Sen ne yandasın gülüm?
Bilmem ki…
Ben üşümekteyim
Ekvator coğrafyasında içimin…
Karanlığa küfür eden Konfüçyüs
Üçgen zihinli Dekart
Biten aşk mı?
Bilmem ki…
Kimyevi duygular etilalkol
Yarama pamuk
Sen hangi ecza dolabında tutsaksın?
Bilmem ki…
Yalanın işaretiyim
Dilimin ucunda kendini ele verir sözcükler!
Bir bekçinin düdüğünde yanarım ben
Hangi çivi bana çarmıhtır?
Bilmem ki …
Seni severken tanrıya nasıl küfredebilirim?
Göle dalan yeşil bir ördektir türkülerde
Ağzımda biriken hüzün köpüklü sığ bir delta…
Ama sen gülüm ne yandasın?
Bilmem ki…



BİR SUSU PAYI SUSUYORSUN

bir sus payı susuyorsun
yine arttı kalbimin tansiyonu
gittin ihanetini unutarak bende
kangren yaptın sevdamı
canına ot tıkadın yalnızlıklarımın
gidişinle...

biliyorum
yalnızca teninde yapılan pike yasak değil
kızardı utancımın yüzü bak
bak yine ramak kaldı dudaklarına
sokuluyorum yakınına
susuyorsun bir sus payı
iki yakası biraraya gelmiyor giydiklerimin
kabul olmuyor her daim
yatağa girerken ettiğim dualar...
ulaşmıyor mektuplarına
postalanmış mektuplarım...
üstsüz bir ayrıntıda yadediyorum
düşsel bir sevişmeyi...

ardından bir harf düşüyor aynama
-ayna kırılıyor-
susuyorsun kendini bir sus payı
bir zifaf borçlanıyorsun geceme
saçlarını erken dökmüş bir mazinin
kabartalı kitabesi oluyorsun
bir sevdanın ihanete uğrama ihtimali
...

kirpiklerime yağdı ağladığın gece sağnakları
bir yalan alabildiğine uçurumlaştı
miladi takvimler yazıldı
gidişinden sonraki tarihe
gece sabahı, akrep de yelkovanı kovaladı
sırf susmaman için,
çığlıklar armağan ettim kulaklarına,
ama sustun sen
hem de mastar halinde...


YAĞMUR YAĞSA

Keşke yağmur yağsa
Ve gökkuşağı çıksa eskisi gibi renkli
Şöyle bir ıslansa iliklerim
Sigaram tütse buram buram
Ağırdan bir nefes alsam eskisi gibi derin
Keşke yağmur yağsa
Ben ağlasam…


Gökyüzü açılsa mavimtırağa doğru
Sokaklar temizlense
Karanlıklar arınsa günahlarından
Güneş daha bir parlak olsa eskisi gibi
Ay omzuma yaslasa başını
Selam verse yıldızların ışıkları
Secdeye kapanır gibi

Pencerenin buğusuna dayayıp başımı
Uzaklara doğru dalsa gitse bakışım
Yolunu kaybetmiş bir yağmur tanesiyle tanışsam
Onunla arkadaş olsam eskisi gibi
Sonra yağmur yüklü bulutlarla karşılaşsam
Keşke yağmur yağsa
Ben ağlasam…

Biliyorum
Eskiden yağmur yağardı
Eskiden ben ağlardım biliyorum
Çocukluğum sevdiğimin adını yazardı
Buğulu camlara…
Ve ıslak nefesim çalardı yağmurun ıslığını
Biliyorum
Sen de şu an,
Damla kalabalığı minik pencerene
Dayayıp başını
Beni düşünüyorsun…

Çünkü bunu görüyorum.

Keşke yağmur durmasa
Ben hep ağlasam
Karşı camda seni görme pahasına…

Ve her yağmurda seni hatırlasam
Toprak kokusu sinse bedenime
Gözlerime yansısa gökkuşağının renkleri
Ve yatağım ısıtsa tenini eskisi gibi
Ve ben
Yine dayamış olarak başımı buğulu camlara
Seni düşünsem…


Adını yazsam buğuya
Çocukluktan kalma alışkanlığımla
Seni ve beni düşünsem bir şemsiye altında
Yürüyor olarak ıslak sokaklarda
Eskisi gibi…

Ah ulan!
Eskisi gibi yağmur yağsa
Ve ben ağlasam dolu-dizgin.
Sen gülsen eskisi gibi
Derin derin gülsen gamzeli…

Derin dondurucularda sakladığım
Anıları çıkarıp ortalığa.
Hatırlasam seni taze taze
Karanlık sokaklarında Ankara’nın
Devriye gezsem sessizce
Sigara içsem
Hüzün içsem tonlarca
Yalnızlık çeksem aile boyu
Belediye ışıklarının altında
Yine seni beklerken
Yağmur yağsa
Yada altıgen dolu.

Keşke Ben ağlasam!
yağmur yağsam!








 
06.08.07, 17:58   #2

BAŞLIĞI OLMAYAN ŞİİRLER

BAŞLIĞI YOK

Mürekkep!
Karıştı gözlerin maviye

Kağıt!
Ellerin bulutlara değdi

Şiir!
Sen bulutlarda gezindin

Ve mavi mavi yağmur yağdın
Bendeki bulutsuz çöle!

BAŞLIKSIZ ŞİİR

Ne Allah’ın belası bir şey bu
-aşk-

13.08.2002
Ankara

BAŞLIKSIZ ŞİİR 2

Ayrılmak senden
Ölmek gibi
Gülmek sensizken
Ağlamaklı…

Sonra gittin sen
Niye gittin?
Sen uzakta
Ben enkazdayım…

Bit şey kaldı bende
Sana dair
Gözlerin mi desem
Elvedan mı?

Kulağımda sesin
İçim hasret
Bir düşün yalnızca
Dışım mutlu.

Sen yoksun yanımda
Yanım bomboş
Haki bir sevda bu
Aşk kıvamlı.

Bekliyorum seni
gelmesen de
seviyorum seni
sevmesen de.


BAŞLIKSIZ ŞİİR 1

Soyunuyorum yalnızlığıma dek
Kederlendiğim her şeyi…

3 EKİM 2004 KONYA

BAŞLIKSIZ ŞİİR 2

Seni o kadar düşünmeliyim ki
Sonunda beyin zarım kavlamalı
Seni o kadar sevmeliyim ki
Sonunda ben ölmeliyim!

17 AĞUSTOS 2004 KONYA


BAŞLIKSIZ ŞİİR 3

Yağmur;
Gök avuntusu…
Enfarktüs!
Gözyaşları bir timsaha ait!
Denizaşırı.
Hangi hukuk infazımı verebilir,
Böylesine sevmek üzerine?
Asansör kokuyor tarla faresinin yalnızlığı.
Neşter ısısıyla yak hayallerini!
Seviştim bak bile bile aldatmadan seni
Metal bıçaklarla elektrik kestim



BAŞLIKSIZ ŞİİR 8

Yosun tutmuyor kuzeyi görmeyen kaya
Göktür gavur kıblesi…
Kavruluyor çorak yürekli insanların susuzluğu.
Ve ben çıkmak istiyorum artık
Bu yalnızlıkoğluyalnızlıktan…
Yok etmek zor aymandaki iptilayı!
Medeni bir aşk seçiyorum
İlkel zihniyetli kadınlara.
Hepsine birer tane vibratör hediye!
Hep nefret etmişimdir
Devamlı sevişmek isteyen kadınlardan


YAŞAMAKMIŞ

Bir çok kişi birkaç yalnızlık eder

Cesedim bile dimdik ayakta kalmalı
Anlamalıyım ölümün esprisini
Ve yaşamak fark etmemeli
Göç etmek dümdüz ovalardan dağlara doğru
En çok da direnmek güzel ölüme…

Bir sevda en çok hüzün eder

Gitgide çoğalır içimde ölümün virüsleri
Göz göze gelirim yaşamakla
Ve hiç gizlemem bakışımı
Bil ki hafta sonları yaşamayı daha çok seviyorum
Her halde her gün seviyorum
Bil ki her şeyi seviyorum
Bil ki her zaman ki tavrımla seviyorum
Hiçbir ıstırap vazgeçiremez beni sevmekten
Sevmek zaten bir ıstırap…

Yaşamak adına bütün içgüdülerim emrimde
İlk kez yaşamanın inkılabı idame ediliyor içimde
En azından ölene kadar yaşamalıyım
Gözü pek olmalıyım
Hammaddemi işleyen birini sevmeliyim

Birkaç kişi bir çok gözyaşı eder

Hangi insan sevdasında muvaffak
Seni dudağından öperler
Bu hangi naçizane müsamahadır?
Oysa ki nam ü hesabına mustaribim
Bak çok pahalılaştı bir hayatın her parçası
Panjur, plan, mozaik ve şatafat.

Yaşamak miladî, randımanlı
Muhatap alıp birilerini
Ölüme resmi kabul misali
Azrail ki bir melektir sonuçta
Muteberdir
Ne denli yalamalı ki hayatı
Ne kadar severek yaşamalı
O anki duygulara da inanarak
Ola ki hüzünlü yaşamak
Ömür boyu plak ritminde
Sarf ederek, kendimi sana sevk ederek

Bir çok kişiyle birkaç yerde!

Kapına dayanmışken koca bir engel
Yaşamak teneffüs ederek sevgiyi
Salim, sıcakkanlı
Şu an suni ama
Tuval gibi, lavanta gibi, banaz gibi
Terk ederek zulmü, iadesiyle canın
Bir tenle üst üste yaşamak

Ölüm yaşanırken yad edilecek!

Zaman şiirlerin teması
Yarın ki; daha gelmedi
Henüz yaşanamaz.

Herhangi bir kişiyle herhangi bir yerde

Yaşamak
Gizlisiz ve saklısız gerçekle
Aynandaki saltık.
Gözlerindeki gömütle yaşamak.
Şu an suni ama.
Pir sultan abdal gibi sehpalarda

Günaydınsız dudakları reddedip
Tadından yenmez bir öpüşmeyle
Koca bir ansiklopedi oluşturup hayallerinden
Severek, ölerek yaşamak.

Birkaç kişiyle
Yada bir çok yerde…



UNUTMA ADIMI


Yaz bir yere unutma adımı
Öpüşüm dudağında pay
Ve kanım teninde gazap olsun
Yüz karası bir mazi
Hepten ziyan
Ve aramadığın meymenet olsun

Yaz bir yere unutma adımı
Şiirimdeki hissi hegemonya
Bedelince sev beni
Sevemediğin kadar değersizsin
Sözcüklerimin mezhebi geniş
Bak günahımın yaşına girdim

Yaz bir yere unutma adımı
İçimdeki milada gömdüm ben
Sevdamın uygarlıklarını
Bavullarım toplu durur.
Acemice sevdim
Hüzünden başımı alamadım
Gece yılansı…gece çıyansı…
Anın zamanın dışına çıktığı anlarda
Yaz bir yere unutma adımı…



ARKA BAHÇE

İçimin arka bahçesinde
Oynar çocukluğum
Seninle oturur diz dize
Armut ağacının dibinde
Sen bende olursun
Ben sevide…

İçimin arka bahçesinde
Bir ceset durur
Kararı alınmamış mahkemelerin sanığı
Ve çok bilinmeyenli bir denklemin bilinen yanı
Yanıtını içinde saklayan soruların zaafı durur

İçimin arka bahçesinde
Gamsız bir hayat
Balığına düşman bir deniz durur
Kuşu palazlanan bir gökyüzü
Örtbas edilir otların ölümü
Ben sende aykırı bir düş dururum
Sense metli cezirli bir özlemi…

İçimin arka bahçesinde
Bahçıvanlar cinayet işler
Gül keser
Gözlerin kapanır
Gider mehtap
Deniz gider
Yerin merkezine çekilirim
Şiire vururum kendimi içselleşirim



YÜZLERİN DİKSİYONU

İnsanlar ne anlatır yüzlerinde?
Korkan yalnızlıklarını
Korsan görünüşlü bir şehri
Hijyenik bir kalbin görüntüsünü
Küçük sevinç parçalarını
Anlık gülüşlerini
Ufak kırıntılarını mutluluklarının

İnsanlar ne anlatır yüzlerinde?
Yorgun bir memuru
Yılgın bir işçiyi
Avucu patlamış bir oduncuyu
Kekik kokan bir köfteciyi
Be-Me-Ve’li bir hayali
İnsanlara acımışlığı
Acınmışlığın acısını
Şairlerin intiharını
Sevincini yaşamanın
Çirkin kederleri
Bohem hayatları
Alayları
Gerçek gibi görünen yalanları
Ruhta can çekişen namusu
Hapishanelik azabını vicdanın

İnsanlar ne anlatır yüzlerinde?
Yaşının deliliğini
Kırışıklığını bunamışlığın
Çağıl çağıl gözyaşlarını
Lirizmini iç dünyasının
İçlerine yağan asit yağmurlarını
Bir limonun ekşiliğini
Hayatla kavgalaşan sıkıntısını

İnsanlar ne anlatır yüzlerinde?
Yüzsüzlüklerini
Onurlarını delikanlılıklarının
Yitirdikleri ömrü
Acıyı,kederi,
Sevinci,mutluluğu
Gülün rengini
Yaşamanın tadını
İnsanlıklarını

Ne demekse insanlık!



ŞUH

Kurşun hızıyla ayaklanır hüzün
Söner bütün ateş böceklerinin götlerindeki ışık
Gidişine birkaç tütün sarılır
Demini alır tüm ikindi vakitleri
İçine çeker beni
İçinden çıkamadıklarım…
Şimdi bütün sessizlikler sağır
Uğultular tüner kulak mememe
Bir kaynana zırıltısı şu klaksiyonlar
Hadi vur vurabilirsen hayalin gözüne
Bak çarşafüstü bir aksiyon
Sahih bir sevişme stili ihanet

Ne! Sevdadan mı hemşehriyiz
Yalandır mutlak
İntiharlanan düşünceler şuhken
Kral yemini gibi asildir
Sözümdeki muğlak
Esnek güven
Vurdumduymaz kolejli çocukların ergenliği
Talimli bir yalnızlık
Buhurumeryem tak hadi saçlarına
Damıtılmış bir tas gözyaşı gözlerinden
Ve tentürdiyot gerektiren büyük acılar
Bak tefe koyup çaldım
Bütün memleket meselelerini

Ne! Sevdadan mı hemşehriyiz
Olamaz.
Vakit yok şimdi rahatça dertlenmeye
Sarı saçlı lakin mavi gözlü
Bir gökle sarmaş dolaş…
Asılsız yere unufak yeminler edildi.
Ne! Babam şiiri mi yasakladı?
Çalışılmayan dersler
Sevilmeyen kızlara mı benzer?
Tüm beyinlerde fabrikasyon hatası
Cezayir menekşesi gibi mahur
Lakin buluta su yakışır
Sana ucuz toka.
Şimdi nerden çıktı bu dize;
“likralı bir hayat yaraşır ******ya”
en hızlı yerinde gecenin
pes eder baykuşlar…

ne! Ölüm mü eli öpülesi?
ben ne zaman ve nerde aynadakiyim?
Ölüm sürmanşet!
En çok uçurtması olan çocuk ölüm
Ölmeyi en bilmezlerin şehit edildiği
Sarı saçları suçlu ve aziz
Nanelimon ve kenevir
Aşk ateşinin şişe çekmesi…

Karanlıkta gece metrosu
Bir gecenin sesi düdüğün bekçisinde
Bekçinin düdüğünde bir sessizlik
Bekçide ıslık geceye düdük
Ev sahibesi gece…
Tıkıştırıldığımız kadar genişiz
Hayat bir maket bıçağı
Lakin neşter uçlu…
Mizansen malum
Giyotin meşhur
Salının alameti pazartesi…
Kum saatinde kum sayısı belli
En hızlı ölümü sayar
Kaplumbağa kronometresi…
Adları büyük harflerle yazılır
Sağa çark eden siyasetin
Ütüsüz bir yüze sahibtir
Sevda hem-şehirsizleri

Ne? boğulur mu bir deniz balıkta!
Kele döner mi bitki örtüsü
Zamansız bir sonbaharda…
Gece düdüğü bekçinin ıslığıysa
Ne idüğü belirsiz keyifler
Neden hala uzanmıştır şezlonga!

Tamam artık şuh kahkaha!
Yaşanacak o kadar zor için
Ölmek kolay!
Sonsuz değil baş başa eğlenmek…
Bir an,bir kez ya da bir tane
Arz edilir yeryüzü yaşamaya…
Bir daha ki yer-üstü sürpriz!
Çoktan beri bir yalıtkanlık
Akılalmaz bir sütliman…
Susmanın amfisi bozuk…
Standartlar bile standart adı altında.
“asgari müşterek” ne demek?

Ne! Sevdadan alıkonulmuş muyuz?
Şiir beni ayırt mı etti?
Denk gelmek bir minval üzere yalana
Bambaşka bir yer
başlı başına bir şey
Ben kendimde bir kiracıyım
Ve hep gece bastırır doğum sancılarım
Düdük çalınır
Islık üflenir
Bekçi kaçar gider mesela
Yusufçuklar resmi geçitte
Ve kırılmış olsun büyük İskender aynası
Biz cebren ve hile ile devam edelim
Sevmeye; sevilmeye!



Yitirildim

Kendi sevgimce aldatıldım
bir balıkçıyım ben
Oltama taktım kendimi…

Yitirildim

Bütün kum tanelerini sayın
Onlar benim hüznümdür
Ya kuşlar onlar umudumdur.
Fotoğrafına o kadar yakınım ki
sana bu kadar uzakken.

Yitirildim.

Büyük yangınlara kelebek uçurdum
Ateş benim kalbimdir
Dudaklarındaki öpüş izi benim olmalı.
Ya parmakların…
Onlar bir vapurun mendireğindeki martılardır

Yitirildim

Zannımca yalanı yazdım
Uçuruma yelken açan çılgın benim
Sokak aralarında yürümeyi severim
Yalnızlığımı aramak
kendimi almak için onun elinden
yitirilmeden…
kendimi bir yalana satamam
seni kazanmak için…
seni bir yalanla alamam
kendimi satarım o zaman şeytana…

yitirildim.

Kendi sevgimce aldatıldım
Dimağımı çatlatana kadar ıslıklar çalarım
Hangi Paris sevdama moda olabilir?
Karanlıklar da bir masal kahramanıdır.
Ben kendimi sende mi yitirdim?
Hüviyetimi kaybedebilirim kendimi bulmak için!

Yitirildim

Beni bulmak ister misin?



DE BANA

de bana koltuk altları kokuyor bu şehrin
yıkayayım bu pis şehri gözyaşlarımla
aşk üreten termik santraller kurayım
yalanımdaki bu jest yeter bu şehre
vallahi bir tıklama ile imana gelir
tertemiz olur bu şehir
termik santaraller aşk üretir...

de bana konuşmuyor aynalar güzelliğimle
vallahi kırarım bütün aynaları
tuz buz olur atomuna kadar her cam
ve de su....
tarifsiz güzelliğini tarife ne hacet!
belli ki uçurumdur kaşlarının arası.
belli ki ışığın rabıtasını yapan
seni bana yaşatan bu kokak şehrin
termik sokak çıkmazları...

de bana hangi şiir beni anlatır?
vallahi avuçlarımla alırım sözcüklerin canlarını
yakarım bütün harfleri
-Ç harfi hariç-
vururum yüreği sustalı şairleri
avuntusuz bir ot gibi
toprağı tepeleyen
lakin yatakta kontes gibi sereserpeleşen
aşkın timleri ve harekatı...
hiçbir şiirin seni anlatmaması için
ben şahsen kendime
gizli bir suikast düzenlerim

de bana sabahı utanacağız çıplaklığımızdan
de bana seni seviyorum gibi laflar
seni seviyorum gibi latifeler yap
kulaklarımı sağır edene kadar dediklerin
bir şey de bana birşeyler de!
küllenmiş sevgilim!



KABULÜMDÜR

Ben birini sevdiğim vakit
İtaliktir yazdığım şiir.
Bir geceyi yakan kibrit çöpü
Ölümle şarkılanan
Ölümle ıslıklanan bir dal sigaraya aittir

Ben birini sevdiğim vakit
Mavi umurunda değildir büyük denizlerin
Tatlı su balıkları için tuz önemsizdir
Karanlıkları siyah ağızlarında köpüren
Kuduz gecelerin delik deşik leşi
Kavı ölümle mayalanan
Tastamam sevda künyeli
Lakin gümüş imameli
Gitti gider bir gidişin cenazesidir.

Ben birini sevdiğim vakit
Çöle bir iklim çizer sam
Ürkütülmüş güvercinleriyle gökyüzü
Kalabalık antenleriyle şu şehir ağlar
Dul hayatlar bayatlar
Güneyli bir rüzgar suretleşir yüzümde
Afyonlanır her çeşitten yalnızlıklarım

Ben birini sevdiğim vakit
Haram tüneğinde bakireler saktır
Metrekaresi dertli
Öznelliği çillidir sevdamın
Kabulümdür hayalet kurgulamaları
Yalan yanlış yazılmış
Hiyerarşik bir gam sözlüğü
Ve tersyüz edilmiş bir gidişatın
Entelektüel sanlı baskı makineleri de
Kabulümdür.



SEN YEMİNİMSİN

Sen;
Çaresizliğimsin
Suskunluğumsun yalandan
Mutluluğumsun…



Sınavlardan beş alışım,
Yabancılara karşı tavrımsın.



Sen;
Bir kameraya el sallayan
Çocuk sevincim…
Kalemimsin…



sen yeminimsin!


Beyaz kağıtlarda sakladığım
Utangaç harflerin muhatabı sensin
Saman yolusun gecemin

ağaçların kalbi üstüne
kalemimin şekillendirdiği isimsin
yalnızlığımda kustuğum
“adını sen koy!”dediğim sevdamsın sen!!!

………..

sen yeminimsin!

Bazen ağlardım sapmışlığımdan
Çaresizliğimden,
Ahmaklığımdan ağlardım…
…….
“niçin”sorularına cevap bulamadığımdan

korktuğum için ağlardım sensizlikten
işte ağlayışım sensin sevmişliğime

sen;
canımsın
kanımsın
çocukluk anımsın
çiçek saksılarını
gözlerini rengini giyinen mikalarla dizişimsin!

sen yeminimsin!

Üstüme devrilen
En ağır dizeli şiir!

bayramlık elbiseme kusulan acı!

yağmur yağarken sessizce ağlayışımsın sen!

sen;
gölgemle barıştanımsın beni!
Seviştirenimsin!



sen yeminimsin!

Sen;
Kavgamsın hayatla
Davamsın…
Balçık içinde gülleri büyütenim
Rüyam,
Mecaz denizlerin kızısın…
Sen aşkımsın!

sen;
bulutların üzerine kuracağımız evimizde
-ölüm bile ayıramaz bizi- diyen yeminimizde
fincan falımda
ve şiirin utancında
sen en derin soluğumda
‘of’umda, sevincimdesin

sen yeminimsin!

Sen ;
Ellerimle sardığım bir aşkla vardın
Yüreğimle sevdiğim bir aşkla…

sen sevginin adındaydın!

hüznümün ilkbaharı
on yedi yaşımın ertelenmiş düşü
gözyaşımın mendilisin!


sen yeminimsin!

Bir kızın elini ilk tutuşum
Bir kıza ilk defa çiçek çalışımsın
-kendi bahçemizden-
bir kızı ilk defa öpüşümsün
-boynundaki benden-

bakışmalımsın
İngilizce derslerinde

haz duyuşumsun şiirlere

sen yalnızlığın gezegenine göç edişimsin
sen yeminimsin!

Sen;
Aklıma gelen şiirsin
Adını anınca…

Sen;
dudaklarımın sahibi
Sınırsızlığımın hududusun.

Sen;
geri dönsünler diye
Kayan yıldızlara tuttuğum dilek!

sen
eflatundan bahar sarhoşluğuma kadar
ve bahardan vesaireye kadar her şeyimsin
….
Sen yeminimsin!

Sen;
Yakalamam gereken gözyaşı dalgası
Papatyanın beyazısın!

sen;
gün dönümüsün
yaprak dökümü!

Toprakla sevişmesisin emeğin
En sarı yaprakların
Toprağa gömülüşüsün sonbaharda!
Çiçeklerin doğumusun baharda….

sen;
birinci,
ikinci,
üçyüzaltmışbeşinci günüsün yılın…
sen;
kaderimsin tanrının yazdığı

sen yeminimsin!



AŞKTANDIR

Bu acılar
Ve yalıtkan gece
Bu mum alevi
Gözlerde nem
Elveda alfabesi
Aldatmak
Aldatılmak
Sevişmek yağmurlu gecelerde

İhanete uğramak apansız
Aşktandır!

Alır götürür
Gözlerimin son bakışını
Arsız bir elveda sesi
Sütü çekilir köyümdeki incirlerin
Feerik bir hayat çocuk uykularına
Defnedilmiş bir ölü
Zahir günah
Yetimlik…

Yalnızlığın yatılı okullarda öğrenilmesi
Aşktandır!

Ne zaman
Ve hangi şehirde bir yıldız kaysa
Sen o şehirde
Ve o zamanda mavi bir gökyüzüsün

Yıldızların kayması
Aşktandır!

Gözlerin aşk sözcüğünü tutuklamış
Gözlerim sendeki aşka tutuklanmış
Sendeki ikilem
Yalnızlığa üye
Ve mutluluktan istifa etmiş
Sen gittin
Ben ayna kırdım ardından
Deri tutmadı taze yaralarım
Lakin pıhtılandım ben
Öç alamadım sahte ruhlu
Formalite kişiliklerden…

Tek kişilik bir yatakta ikili sevişmek
Aşktandır!

Kahırlarım,kederlerim seri üretimde
Suyu da yaktı aşkının başlattığı yangın
Sana dek alçaldı yükseklerin adamı güneş
Ve söndü gözlerini gördüğümde
Sen ki ölümüme eczaydın

Kirpiklerine mevzilenen ölüm
Aşktandır!

Yalnızlığa küsüp giden
Pos ve höyük
Aşk humması…
Sana yazılan şiirler özel olarak seçildi
Harf atölyesinden.
Tımarlandı içimizdeki pis hayvan
Buharlaşıp gitti güvendikleri beton tanrı.
Meçhul zamir
Siyah sıfatlı ayna
Mavisine boğulan deniz
Tiraje
Ve yoğun tömbeki

Öpüşler öğrenmek dudaklardan
Aşktandır!

Mezar ki ölümün yatağıdır
Ve gökler
O mezara mavi bir çadırdır
Ve gökler bulaşıcı bir hastalık çeşididir hüznün

Kara sıtması sevdanın
Aşktandır!

Ölüm tarihi belli değil satranç taşlarının
Şu üç metelik etmez hayatın
Ecel saati belli değil

Vakitsiz yaşamak
Aşktandır!

Hiçbiri kötü değil sana yazdığım şiirlerin
Hiçbiri değil sevda şiiri
Hiçbiri doğru değil
Yalan hepsi,yalan hepsi…
Tekmil silinir mazi
Ve ağlaması doğaldır işlek tenli kadınların da
Sevmesi de elbet tabidir
Şiirin sarraflığını yapan şairleri

Pörsük bir amerikyum simgesi
Ve suzidilara bir şarkı giden için
Aşktandır!



GÜLÜM

İçimdeki ateşi nemrut yaktı
Nuh ‘un ağlayışı söndürdü beni
Sen, seviştiğim sen,sevdiğim sen,
Rüzgara yenik saçların gülüm.
Seviş huylu kalçanla oynaştığım sen
Ellerin,terleme seansı parmak aralarımda
Gecenin karanlığını yenen
Gözlerindeki ışık gülüm

Kirpiklerine kurulan köprü
Yıkan hain rimeldir.
Yakılmalı akabinde sana yazılan şiir!
Kırılmalı seni yansıtan ayna apansız!
Denizler buharlaşmalı mavisini
Denizler saydamlaşmalı.
Gözlerin ki görünmez olmalı gülüm!

Bütün kara parçalarında ben seni yaşatmalıyım
Her dilde aynı seni tercüme etmeliyim
Öz Türkçe’mle yalnızlıklar yaşamalıyım.

İçimdeki suyu nemrut yaktı
Nuh ‘un gözyaşlarıyla doldu
İçimdeki Yusuf ‘un kuyusu
Kırıldı akabinde firavunu gören ayna.
Gözlerin saydam bir deniz gülüm!

Kavruk dudaklarıyla çöl eriten rakkaselerin
Saltanatı köleliktir.
Kirpiklerine inşa edilen köprüyü yıkan
Konsomatris bir kadının ödünç rimelidir.

Hangi kara parçasında seni sevsem
Kendimi bir adada buluyorum gülüm
Öz Türkçe’msiyle konuşan yamyamların yalnızlıklarını!
Bir ateş etrafında vals ediyorum
Soprano’nun ıslığında…



DELİKANLI BİR AŞKTI BENİMKİSİ

Tüm hüzünlerinle benimlesin
Hep benimle ol
Zaman bitinceye kadar benimle kal
Karlar eriyinceye kadar
Hani şu karlar
Etrafı beyaz bir karanlığa boğan
Gözlerindeki çiçekler ve nem kokan geceler
Baharla mevsimleşti
Delikanlı bir aşktı benimkisi

Hazin bir ayaz titretti yaşımı sensizlikte
Unutma masallar yalan söyler
Ama yalancı değildirler
İşte sen de bir masaldın
Mutlu bir son istiyordum
Tüm masallar gibi
Delikanlı bir aşktı benimkisi

Kitap masal kitabıydı
Hızla yapraklar çevriliyor
Her sayfada ismin geçiyordu
Ve sona yaklaşılıyordu
Çocukluğumuz güzellikleri kaybolsa da
Yaşlılığı ölüm korkusu bastırsa da
Yaşamak ne kadar acı olsa da sensiz
Ben tek boyutlu tiplere inanmadım
Sana inandığım gibi
Delikanlı bir aşktı benimkisi

Nefretten sevgiye uzanan ne kadar uçurum varsa
Ne kadar zirve
Maytaplaşan bahar uçlarında yanan gülse
Ve gözlerin;
Göz alabildiğine uzanan güneşi
Ve dalgasız bir deniz kadar mavi
Duygu yüklü şimşekler çakar iletken gözlerime
Gözlerim yaş dolu yorgun bulutlar
Gözlerim yakamoz
Keşmekeşli samyeli
Delikanlı bir aşktı benimkisi

Küçüğüm yüreğim büyük olsa da
Yalnızlığı,
Sendeki bir bakışı
senle bile sensizliği yaşasam da
küçüğüm işte yüreğim büyük olsa da
sen gidiyordun
laleler boynunu büküyordu
umutlar ağlıyordu
utandım gitme diyemedim
ama sen de kalmayı istemedin
hep kırmızı kaplıklı defterlere yazdım ismini
delikanlı bir aşktı benimkisi

hani söz vermiştik
avuçlarımızda bir başka avuç olmayacaktı
gözlerimizde bir başka bakış
dudaklarımızda başka bir buse filizlenmeyecekti hani
saçlarına gizlemeyecektin hüznünü
hani hep sevecektik birbirimizi
sen bana unutmayı yakıştırdın
bense unutamadım seni
delikanlı bir aşktı benimkisi


ben merhabalaşırken hüzünle
sen yoktun
ben bir fırtta içiyorken yalnızlığı
üç çekimlik sigaramın tellerinde besteledim
yalnızlığın şarkısını…
üçüncü gün bitiminde
bir Çarşamba akşama batarken
kapanırken bir film
kapanırken gözlerin
yalnızlık göz kırparken
eyvah çekerken yüreğim
her şeye rağmen cebimde büyüttüm hüznü
yüreğimde özgür sevgimi
delikanlı bir aşktı benimkisi

yaprağı her yağmur tanesinde üşüyen esmer menevşem
telaşım sensin benim
şiirim sensin
duygu yüklü uykum
gecem
sabahına özlemim sensin mutlu yarınların
her sokak bir ayrılık
aşkı tattığım akşamımsın sen
gözlerinden topladığım avare yıldızlarla süsleyecektim yaldızlı sabahını
şiirim aşk diyor buna ben çıkmaz sokak
senin sevgin ise
yemyeşil çöllerde kurak
acı ağlayacaktı ilk defa
duygu sevinecekti
delikanlı bir aşktı benimkisi

sevgimse dünyalar kadar küçük değildi….



ÖZLEYEN GECE

Oksijen alevi dudaklarını
Özleyen bir geceydi
Ben sende yalnızdım
Sende kalabalık bir başıboştum
Ben sende el değmemiş bir umuttum

Bir kez daha acıda derin yaram
Karın tokluğuna kapını bekledi
Yüreğimin sadık sevgisi
Avucumdan su içen
Bir güvercin ürkekliğiydi
Günübirlik aşkımız
Kapkaççıydı yaşamın acıtan yılları
Namuslu bedenlerin
Selamını getiren bir geceydi
Ben sende yalnızdım
Sende kalabalık bir başıboştum
Ben sende uçmayı öğrenen bir kuştum

Dilime dolalıydı dilimdeki şarkılar
Tenime sarılıydı tenimdeki elbise
Ve dudakların bir z¤¤¤tı
Sensizlik emzirdi hüznün peydasını
Bir rüzgar sürükledi hayallerimi uzaklara
Kabuk bağladı acısı dinmez yaralarım
Issızlaştı kalabalıklar
Sessizliğin tüm elemanları örgütlendi
Adının sesimde
Şekil aldığı bir geceydi
Ben sende yalnızdım
Sende kalabalık bir başıboştum
Ben sende durgunluğumu coştum

Tüm görüntüler ters düştü retinama
Hüzne direndi
Yalnızlığımın laf yapan ağzı
Kök saldı bataklığın çekim gücü
Gözlerinle örüldü gökyüzünün hakiliği
Gözlerinle lacivertleşti denizler
Günümüz gözlerinle doğdu
Değer bilmez ufuklarda
….
Hünerbaz bir şiir
Punduna getirip ağlattı bizi
Gözlerinin şiirle ifade edildiği
Sen yüklü bir geceydi
Ben sende adamdım
Sende yaşıyordum
Ben sende çeşidi bol bir yokluktu


Derdimi ayla hizaya getirdim
Ve şeytana bestelettim ıslığımı
Gecenin mimarı yine hayallerim
Yalanını sırtında taşıdı dilimin altı
Uzun boylu bir gidişin krizantem cesedi
Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik
Gerisi iyilik güzellik…!

Cennetimi bir kafire sattım
Sen cehenneme gidiyorsun diye.
Islığımla çağırdım ifritler başını
Sen melekleri sevmiyorsun diye.
Bir tabla şu yer küre
Silkinen bir sigara külü mazi
Bir asadır sevgilim hurma ağacında
Künde künde gam şamarı iniyor enseme
Bir yumuşak buse…
Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik
Gerisi; iyilik güzellik.

Saklanır bir sobe saklambaç potasında
Bir ıslık ıslanır iblisiyle beraber
Sevincinden donar bulutta su
Yüreğimde sensizliğin kanseri.
Hangi sigara ağzımdaysa,
Parmaklarım hemen sarımtırak leke…
Ve doğmayan güneş cezaya bırakılmış çocuk!
Kallavidir son kullanma tarihi geçmiş kadın.
Her şeyde sen olmayanlardan bir hiçlik
Gerisi; iyilik güzellik.

Azrailsiz kabzedilir tespihi tükenmiş böceklerin ruhu
Rağbeti mehtaplı gecelerdir düşlerin
Olsun be, gözler bir sevmek birimi olsun
Hüzünle ebelenen lakin yalnızlığa yumulan sevdalarda
Herkes kendi bedenine göre kefen.
Her çekim zaman kiplerince müstağni…
Hava da tam sigara havası ha!
Her şey var da bir sen yoksun bu hiçlikte

Gerisi vallahi billahi sahte:
İyilik ve güzellik.



TÜMLEÇ



ya yalanı ellerimde tutuyorsam?
saçlarına dokunduğumda
boyası dökülürse aniden?
dudaklarını öptüğümde
ruj tadındaysan ya?
ağzımda kuruyan bir ıslık,
hiçbir türkü tatmin etmez sılamı.


ya bileklerini keserse yalnızlığım?
ellerini tuttuğumda
terlemiyorsa parmak araların?
kurguladığın hayat
devrik bir hayal kırıklığıysa ya?
kulaklarımda akislenen bir sözcük,
hiçbir gramer bulamaz sevdamın tümlecini.

ya ihanetini koynumda sakladıysam?
sana baktığımda
kırık bir aynaysa yüzün?
düşündüğümde seni
Olmadığını anlarsam ya?
kara parçalarına koşan balık,
hiçbir okyanus yargılayamaz kulaçlarını.

ya mezarlara taşırsam suskunluğumu?
tesadüf geldiğimde
düşüyorsa gerçek masken?
elimde kalan son kasveti de
uluorta harcıyorsam ya?
ipe dar gelen boynum,
hiçbir imam tekmeleyemez sandalyemi.

ya kendimi kaçırırsam kendimden?
bir gecekondu semtinde
vergiye bağlanırsa çocukluğum?
öptüğüm ilk kız gibi
ansızın ağlamaya başlarsam ya?
içimde hüznün su birikintisi,
hiçbir çarşamba kaldıramaz selimi.

ya sen yoksan bu sevda yoklamasında?
ismin anıldığında
başkası tarafından seslendiriliyorsan?
imzan taklit ediliyorsa
haybeden bir anın hayali ihracıysan ya?
ölümü kendi elinden olacak azrail,
hiçbir metal erimez bu soğukta!

ya neşter bir ihanetle mesul tutulursam?
aklımla sarmalaşan
kurvatörün denklemi çözülemiyorsa
hangi mefhun beni kandırabilir?
aparat muhabbetlere stabilize edilemez kan grubum!
nerde portatif bir ay ışığı görsem
ben hemen orada küçük bir gel git oluyorum.
sonrasında yalana tutuluyor dilim
ellerimde bir yanlışın kelepçesi…

sen yanımda ne kadar yoksan
ben o kadar sensizim





SEVDA TAMLAMALARI...

Sen tamlayandın eksiğimi
Ben eksiğime tamlanan
Ben tamamlanandım.
Ağzımın kurduğu eksiltili bir cümleydin sen
Sen tamamlanandın bende
Ben kendime sütliman
Sen sevdamla ilgili bir iyelik ekiydin.

Gemi çoktan kalkmıştı limandan
Mendiller hala sallanmakta…
Kurşun namludan çıkmıştı
Söz ağızdan…
Bir kere olsun sevmedin sen
Sevseydin bile
Yalandan…

Sen tamlayandın eksiğimi
Ben eksiğime tamlanan
Sen sevmektesin şimdi
Ben sevilmekte.

Mürekkebi utangaç şiirlerin
Şairleri toy olurmuş
Ve yeminlerini tutamazmış şarap içenler
Sevdalarını hemen yıkarlarmış!

Dili susar kadının
Eti konuşur birkaç çeşit lisanla
Islığım ulaştırır geceyi anlama


Sevdam tamlanmakta…

Eski bir tablodan yazılır şiir
Şeytan kiralayıp da gidilir gidilirse cehenneme
Günaha girmem kadınlarla sen gidince.
Çocukluğuna döner yaşlılar ikinci kez
Evini gözler kamyon şoförleri.
Onarılır intihar uçurumları
Derinliği artırılır.

Sen tamlayandın eksiğimi
Ben eksiğime tamlanan
Karşılığı olmayan bir çek gibi
Ağlatan bir türkü gibi
Naçar bir kurşun gibi
Çözük düğmeleri arasından
Göğsü görünen bir kız gibi
Sen…

Karıncalar çalışarak ömür tüketir
Şair şiir yazarak…
Of of!
Kıyamet rengine bürünürüm yine
Sevdamla aynı saftayım,
Ama farklı camilerde…

Sen tamlayansın beni
Ben kendime tamlanan
Ucuz bir bahaneyle
Çaldım imansız bir dileği
Bir darağacından…

Sevdam tamlandı
Tamamlandı.



ŞEYTAN İLE GÜNAHKARIN DUBLAJI

Yatağın içinde bir kadın
Beklemektedir.
-şeytan!
Ödevini iyi bilen bir kadın
Yatağın içinde
-şeytan!
İki tane salak göğsüne güvenen
Bir kadın çırılçıplaklığını sergilemektedir
-şeytan!
Topuğu hiç yere değmemiş
Eski asaleti yer çekimine yenilmiş
Seyyar bir kadın
-şeytan!
Kırmızı lambaların
Sorumsuz ve ortak kadını
-şeytan!
Yatağın içinde ödevini çok iyi bilen
İki salak meme…
-şeytan!
Ve kadının karşısında
İki gözü de gören bir kör…
-günahkar!
 
06.08.07, 18:02   #3

kavi kelimeler

Kalışa mühürlü sus
Adımıma törpü kaldırım
Ne gönye,ne pisagor bağıntısı
Caydıramaz hayatı nefesimden
Gerilim hatlarına konan serçe ey!
Temize çektim bak günah defterimi.

Salakça kalışa
Zemberek gidiş.
Bir şair bekleyişi
Bu genetik sevda…
Kayalık kıyılarda dalgalar tokatlıyor
Yalnızlığın kum tanelerini.

Islık dudağımın karantinasıdır
Sevmek: ölüm-kalım.
Yalnızlığın müfredatı hüzün,
Deja vu.
Dudakta yalan sarmal nakarat.
Gözlerin zincirleme ölüm.
Bir derdin baz istasyonu..

Camın komşuluğunda
Parlak yıldızla ham sohbet.
Sarhoş bir dumanda
Bulanık bir dalgınlık.
İntihar saatinde
Siyah humma,
Ve mega keder…

Denizde batık ufuk
Bir kapan kurulu sözcüklerde
Ayrılık sebep belirgin ihanete
Bozuk bir yemin kanser virüsü bu aşkta.
Yasa olanak veriyor göç…
İçmeden yanınca sigara,
Sıkıntıya giriyor sokak.

Çiş sırası var umumi evlerde.
Fişi kesilmiş yargıların.
Her şeyin bir hiçlik imkanı var
Sen –üstü bir sen kurgulamasının
Ayrılık şarkıları tokuşuyor
Alkol servisi yapılan masalarda…
Tavernalarda bilinçsizlik dansöz
Saz arkadaşlığı yapıyor
Dimağı çatlak lüzumsuzluklara..

Gri düşünmek sabah sabah
Enfiye çekmek zulüm.
Unutmak hatırlamanın gereği.
Yıkılan iskambil kale
Prezervatif ilişkiler
Alelade tanışıklığa.

Kara kaplı kalın kitap
Süslü cümleler cinsel etüt
Uyku hapı,sek inanç
Yalan üzere bir sevda
Ruhun ihanete doygunluğu
Formalite kelimelere bina edilen aşk
Sinir sistemi bozuk kişilik
İğrenç bir küfür çatlak zarda
Dudaklarda ;
Yere batası bir elvedanın anonsu…

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

BİTEN KİFAYET...

Bitti.

Gamzenin batması gönlüme
Halüsinasyondu.
Seni sevmişliğim kavlendi
Her yıldız eksantrik bir düşüncedir bende
Alelacayip bir dürtü
Gökler kara bir bulut
Kuşlar manik depresif…:
-bizim babamız Darvin!

Bitti.

Bütün poligraflar yalancı
Oral bir itiraftır sözümdeki illüzyon
Yalnızlığın çımacıları hüznü teşhir ediyorlar
Vasatı tartışıyor kütleşmiş homeostatis
Ve diyor ki:
-ben androjene boğuldum!

Bitti.

Rekabeti sever kargalar ve çakallar
Ve çekirdek çitlemeyi dedikoducu karılar
Ebucehil karpuzu yedirmeli Frengistan’a
Şeytan tembihi:
-günahtır etme!


Bitti.

Garazın kime ey histerik ecrâm?
Kasemi boşuna mı bonmarşedeki satıcıların?
-giyotin bir infaz aletidir.!
-televizyon şizofrendir!
-ve ilaçlar sizi paranoidleştirir!
Ve makine diyor ki:
-insana yapay zeka yüklemeyi başardık!


Bitti.

Konuşan çiçeklerle yaşamak istemiyorum
Bana kaderimi verin ,onu okumak istiyorum
Babam şizoid değildir ibrânice de bilmez
Ama ben kehkeşânda yürüyen bir teraneyim
Tarihim ulûfesini genelevlere harcayanlarla dolu
Adını senge yazdıranlar da var
Tarih öğretmenim diyor ki:
-savaş bir arbededir!

Bitti.

Hurrem,içimdeki melal denizinde bir makberdir
‘nilüfer çiçeğinin içindeki mücevher’’e yemin olsun
sergüzeşt dediğim çöl fırtınasında savrulan firuzeyi bulmaktır.
Ağlamam bir feyezandır
Sevdiğim bir gül endamdır
Kirpikleri balabandır
öpüşü dudaklarımdan temyiz edilen firkat,
Itırdır.
Boynuna gerdanlaşan köstek nevbahardır
Ölüme meftun oldum
Ölüm diyor ki:
-benim mahiyetim kem değildir!



Bitti.

Serkeşim ben
Kasâvetliyim
Yaşamak muntâzır değildir
Tînetim sevmektir
Sevmek olmadığı da zâhirdir
Dudağımdaki hırsızlama varsağı
Bir ıspazmozun kalibresidir.
Hercai aşk diyor ki:
-ben korkunç bir şeyim!

Bitti.
Bitti


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
FİİL ÇEKİMİ

Senden başka ağırlık yok içimde
Boşluğun bile bir ağırlık bende
Sonra bir kibrit çaktım geceye
Yandım…
Yandın..
Yandı.

Karanlık odamda ateş böcekleri
Niye parlıyorlar bilmiyorum
Ve ışık onların firari hayalleri mi?
Gördüm…
Gördün..
Gördü.

Sadece Allah’ı sevdim ben
Seni de.
Şiirin ahlakıyla sevişmeni sevdim.
Doldum…
Doldun..
Doldu.

Sadece Allah’ı sevdim ben
Seni de.
Gün geldi ölümü sevdim.
Bıktım…
Bıktın..
Bıktı.

İyileşmedi bendeki yara
Ruhum otopside…
İdam iplerim çürük çıktı,
Şanssızdım senden önce.
Koptum…
Koptun..
Koptu.

Beyaz bir kağıda dönüştü ağarmış gece
Kafiye doğurdu buluğ çağına erişmiş şiir
“Nem var?” derler ya “senden başka?”
nem var söyle.
Öldüm…
Öldün..
Öldü.

Pamuk ipliğiyle bağlıydım hayata zincirle değil!
Çaldığım ıslıktı sokaklarda ekmek değil!
Ve yazdığım şiirdi geceleri hikaye değil!
Yaşadım…
Yaşadın..
Yaşadı.

Unutamadım ilk öptüğüm kızın dudağını
Erkenden yattım çocukken uykusuz kalmadım
Kağıtlar tükettim, geceler tükettim
Yılmadım…
Yılmadın..
Yılmadı.

Kendimi sorguladım hep aynaları değil.
Kırdım bütün sağlam pusulaları
Çöpte buluştuğum şiir müsveddeleriyle,
Yırttım…
Yırttın..
Yırttı.

Bir kibrit çaktım mazime
Yaktım bütün delillerini seri aşklarımın
Hiç özenmedim briyantinli hayatlara
Sürdüm…
Sürdün..
Sürdü.

Geçiciydi hayatlar, geçiyordu da.
Her doğan büyüdü, öldü sonra.
Yerde toprak kaydı, gökte yıldız.
Düştüm…
Düştün..
Düştü.

Hep bir soru sordum, cevapsız kaldım
Postacılarını öldürdüm sevdamın.
Ve yaktım bütün boş mektuplarını.
Okudum…
Okudun..
Okudun.

Gökyüzüne gömdüm bütün pilotları
Ve gözlerine indirgedim zift gibi bir geceyi
Şeytan kiraladım cehennem için
Acı çektim …
Acı çektin..
Acı çekti.

Sadece Allah’ı sevdim ben
Seni de.
Gün geldi yalanı sevdim.
İnandım…
İnandın..
İnandı.

Sen anlama diye
Yabancı bir dille elveda derim sana
Ve isimsiz şiirler yazarım
Kanarım…
Kanarsın..
Kanar.

Adını intihar koydum yalnızlıklarımın
Sen benden gittikten sonra.
Kanamak üzereydi sanki bulutun yağmuru
Yağdım…
Yağdın..
Yağdı.

Bölük pörçüktü denizde yosun yeşilleri
Ve mum ateşi masamda duygusaldı.
Saatinde satılan bir randevu gibi
Bekledim…
Bekledin..
Bekledi.

Sadece Allah’ı sevdim ben
Seni de.
Gün geldi yalnızlığı sevdim.
Ağladım…
Ağladın..
Ağladı.
Ağlıyorum!

DAN DIN DUN
VÖRP AY EN Cİ


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

YILDIZLARLA KONUŞMAM ONDANDIR!!!

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Sen yüzlüdür ayna
Ve sahtekârdır gözlerin
Sonbaharı olan şehirlerde büyür çocuklar
Arkasına bile bakmaz giden adam
Hiçbir idam ipi uymaz boynuma
Ölümler tekilleşir
Pişmaniye yer pişmanlıklar
Elektrik direği altında birini beklemenin
Hazsal yalnızlığını yaşarım.
Ve aşk için bir bağıntı ararım gözlerinde
Bir kahırdır sensizlik
Çöker üstüme ardından
Yağmurlar sağanak yağar sensizliği
Sensizlik ayazla birdi…

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Denizden deniz kızları çalınır
Gökyüzünden yalancı yüzsüzlük
Sende hapis olur benliğim
Verevlemesine öperim dudaklarını
Gözlerinin en küçük ayrıntısında sevişirim seni.
Yada gölgenin yere çizdiği seni bende!
İçimde sensizliğin devleti kurulur
Ve hiçbir hüzün beyliği yıkamaz bunu
Pis bir rüya görür uykusuzluğum
Ve gözlerine ışık çalarım yıldızlardan
Seni senden inşa ederim
Kendimi ayna kırıklarından…

Yıldızlarla konuşmam ondandır

Bağlayıp da çözemedim kendimi sana
Tek heceli bir şiirdi aşk başlı başına
İçimde sayamadığım kadar sen var
Yıldız var lakin kaydılar yalnızlığıma
Seni aminoasitlerine ayırtır hücrem
Ve gözlerindeki ağılla boyar karanlık geceleri.
Vurursa gözlerindeki en karanlık gece vurur beni
İçimde ince bir gergef dokunur sana dair
Hasretini yorarım özlemekten
Anıların aşınır
Çoğul bir sevişmeye dönüşür ahlaksız partiler
Yapışkan bir kedere yüzümde ayrılığın
Volkanik bir olay yaşar yüreğim
Yanar ruhum
Konuşmaz olur sesim!

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Dudaklarından sızan öpüşle yıkanır benliğim
Soğuk karanlıklar büyüttü çocukluğumu
Olsun!
Ben çarpık kentleşmelerin çocuğuyum!

Yıldızlarla konuşmam ondandır

Seni sevmişliğimin şimdiki zamanı
Yoğun ve aylak!
******larla yatmışlığımın geçmiş zamanı
Pişman.
Aynadaki görüntüme sorarım kendimi!
Ararım kendimi…
Aylarca
Aynalarca!
Kalp ağrım,kalp sızım,kalp atışım!
Bir hadise var kimseler bilmiyor:
“gözlerin göklerin çocukluğudur
ve benim katilim yokluğundur”

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Kendi amel defterimi yırttım
Denge sağlayamadı hayata içimin momenti.
Ben yaralıların en yaralısıyım
Ağır yaralısı…
Umulmaz bir sonrayı bekleyenlerin sanrısızı…
Ölümü sanmazı…
Çabucak yıkıldı seks üzerine bina edilen aşklar!
Birden aklıma geldi anılar,
-okul bahçesinde gazozuna yapılan maçlar-
kendi sonumu gördüm
ve öçsüz geçirdim aşklarımı
siz bilmezsiniz!
Sen de bilmezsin!
Şehir
Gözlerin
Yalnızlık;
Aynı şiirin çocukları…

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Dudağında estetik çilek fantezisi
Hırsızlama seviş genliği
Aslen denizin ressamı gözlerindi.
Adı sancıydı aşkımızın,
Sabrı musalla!
Parmak hesabı yetmez günahlarıma
Karanlıkta 100 adım atarım
Bıçaklanır babamdan dayak yemişliğim…
Bir idam ipinde bulur beni ölüm
Korkunç kırmızı bir sevdayı bulur

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Yalnızken yenik düşemem düşüncelerime
Oynaşırım,sevişirim,elinden tutarım kelimelerin
Gönülce vurgun yerim
Yüzyılımın bestenigâr şarkılarından
İçini döker ay kente
Ki ay yıldızların babasıdır
Ve şiire yakışır gözlerin satır satır.
Salaklığımın tanığıyım ben
Yağmalanır hoptirinamlı neşem
Konduların damları karlı ve manzaralı
Bacaları ekmek yanığı dumanlı!
Ayazcık biraz.
Biraz karanlık,
Konduların sokakları…

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Seni sevmişliğimin şimdiki zamanı
Yoğun ve aylak
******larla yatmışlığın geçmiş zamanı
Aynadaki görüntüme sorarım kendime
Diş fırçalamazken…
Ararım kendimi
Aylarca
Aynalarca…
Kalp ağrım!
Kalp sızım!
Kalp krizim!
Kalp atışım!
Bir hadise var kimseler bilmiyor!
Gözlerin göklerin çocukluğudur
Ve benim katilim yokluğundur.

Yıldızlarla konuşmam ondandır


Kendi amel defterimi yırttım
Denge sağlayamadı hayata içimin momenti
Ben yaralıların en yaralısıyım
-ağır yaralısı-
umulmaz bir sonrayı bekleyenlerin
sanrısızı…
ölümü sanmazı…
çabucak yıkıldı seks üzerine bina edilen aşklar
kendi sonumu gördüm
ve öçsüz geçirdim aşklarımı
siz bilmezsiniz
sen de.
Şehir-gözlerin-yalnızlık
Aynı şirin çocuklarıdır.

Gözlerinin avlanan bir ceylanın gözleriydi.

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Sessizlikler iliştirdim çığlıksı sevdalarım
ve yelkenini açtım yüreğimin
bütün okyanuslara…
seni sevmek anlık bir hata mı?
Bir bayağılık, ayrıcalık mı yoksa?
-kısır bir döngü seni baştan sevmeler-
verimsiz bir ömür sürme belki
seni sevmek
akrep ile yelkovanın yıllanan günübirlik süreci
bir nazım hikmet şiiri
bir ilahi…
seni sevmek bir ezan sesi
bir cami deseni…
Nasrettin hoca esprisi
Süpürgesi olmayan bir cadının komikliği

Yıldızlarla konuşmam ondandır

Haznesi geniştir yüreğimdeki dağarcık hanenin
Sessiz sedasız bir hırsız adamıdır gözlerin
Ruhum depresyondadır bazı
Ve bazı sürgündedir aklımdaki sen…
Eski bir şarkı çalar kemancı
Raks eder gecemde kayan yıldız
Sende mahsur kalır sevdam
Yalanım sende doğrulanır
Bir çakmak taşı gibi ışır gözlerin karanlığıma
Özlerin avlanan bir ceylanın gözleriydi
Senden postalanır bana
Mektup arası bir uçurum yüksekliği
Mecnunum ben
Geceler siyaha seyrekti
Gözlerin avlanan bir ceylanın gözleriydi.

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Cazip bir gülüşe tav olurum
Ve inanırım arabulucu bir dostun yalanına
Acırım çaresizliğine bir sokak yetiminin.
Ve ben ayakkabılarının arkasına basan bir şairim.
Severim de suya özlemini ev menekşelerinin
Henüz sevmişliğimin zindeliğindeyim
Uyuz edilmiş bir yaşamın kaşınmışlığı.
Fanatik bir sevdayım ben
Basit bir şeye indirgeyebilirim ölümü
Yada cırtlak bir sesle yankılatılabilirim.
Ve yenilebilir aklım
Aklımı başımdan alan bir başka akla….

Yıldızlarla konuşmam ondandır!

Büyük boy bir sevda deviririm yine
Esrikliğe mahkum olurum
Bir çiçek gibi sularım seni
Ve bütün yalanlarına kefil olurum
Kifayetsizleşir hayatım
Zamansızlaşır.
Vazgeçilmek olur birden gözlerin
Gidişin bir itirazı sunar aşka karşı.
Bir intihar imkanı yaratır!
Sen gönlümün herhangi bir yerinde
İkamet edersin.
Affolmaz bir ihaneti hediye edersin bana
Mavi bir sesle konuşturursun gökyüzünü
Yıldızlar dahi susar senin yanında
Vuslatı aratır doyumsuz hasretin
Kaymış bir yıldızı aratır.

Yıldızlarla konuşmam ondandır…


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

o love you

I LOVE YOU
buda sana
bir garip his bu
sonu gelmeyen kuşku
uyan artık uyumaktan
korkma sevgiliye koşmaktan
alırsın sevgiliden bir ödül
sevgi ırmağında akarsın gürül gürül
inkar sayma seviyor deli gönül
sevgi hakikatini dışlama
gururunu artık kayırma
kalbine kulak ver dinle
sonra pişman olup inleme
bunuda siğneye çektim deme
söyleyeceğin bir tek kelime
I love you!..


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

ÜLKEMDİ
can verilesi ülkeme

NÜKSEDER YÜREKDE FIRTINA
CİĞERİ DAĞLADI KASIRGAYDI
OKAN’I FERMAN OLDU
ALP, HİMALAYA YANKILANDI,
KARASI ZİFTİ TAŞIYAMADI, AKITTI
TAŞTI, TAŞTI, UMMAN OLDU
KARADENİZDE COŞKUYDU,
AHENGİ MAKİ SÜSLEDİ
ADI ÜLKEMDİ
AYIRAMDI HİÇ BİR GÜÇ,
GİZEMİNİ
O
ÜLKEMDİ


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

KALINCA
gece yine sinsiliğe boğuldu
erkan çoktan şekerlemeye daldı
san ki ben de bir tek ben kaldı
sayması bitmeyecek yol oldu
soracak kadar yalnızım
soldamıyım sağdamı olmalıyım
sordum bile diyemiyorum
soru sorulanı bulamayınca
meçhul gönül ebedi yalnızlığa
gebe kalınca!..

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

YALNIZLIK SENFONİSİ
ahenkli aşklara
bu bir yalnızlık melodisi
tekil benliğin armonisi
belkide makamı belirsiz musikisi
notaları oluşuyor oluşabilir
bu ahenkle coşabilir tutuşabilir
sever sevilir sevişir
veya
bir senfoninin yönetimine tutsak olur
bir sevgi hakikati var
sol anahtarında başlıyor
bir şarkıda bin öyküsü yatar
çaresizliği yıkılmışlığı anlatır
konusu
adımı
yalnızlık senfonisi!.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

ÖZLEDİM

ömür arkadaşıma
ÖZLEDİM SENİ HER ANIŞDA
SENİ DÜŞÜNDÜREN KIPIRTILAR AVUTUR
SAVRULUR GÖNLÜM SANA BİRAZ DAHA
İSTERİM SUSKUNLUĞUNU KESMEK
OLMAK SENSİZ ZOR DEMEK İÇİN
AMA NAFİLEDİR TÜM DİRENİŞLER
OLMUYOR OLMUYOR
ÖZLEDİM


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

UNUTAMADIM MEMLEKETİM
Trabzonuma
Ey gdi memleketim
Geride kalan bağım bahçem
Özlemine varamadığım sılam
Neyi sana kılsam rahat olsam
En güzel mozağimsin hamsimde
Sini sini gelsen kuymağım da
Sana hiç doymasam da
Ebedi kalsın damak da!..
Ey gidi memleketim
Ayağımda çarığın olmuştun
Tarla da oldun orağım
Şimdi daralır yüreğim!..
Sürmene de bıçağım oldun ayırdın
Akçaabat da kıymalım oldun
Yedim yedim unutamadım!.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

PAŞA LİMANINA

yıllardan 92 mevsim hazan
böyle bir andı kasan
bir tesadüfler silsilesiydin
umarsızca girdin hayatıma
çayın mektebi yokdu
paşa limanı öncesi
demler damak da acı
elemlerin ucuz alkolü idi
idilere çok takılmıştım
voltalarım attı bu sahile
tüm ihtimaller seni göstermiş
paşa limanı
paşa limanı caddesinde
düş perilerimin aşk-ı ilhamı
kopan gönlümdeki gelgitlerin freni
derdim rahmi amca çay çek
ızdırablarıma ilaç olurdu
sevgi sirenleri çalardı
umutlar yolunda
bu gidişat epey gitti
çayın ötesi kadar
niceleri tanıdım hoşbeş diye
çok zaman hiçdi onlarsız demler
toyluğumun hazanın da rastladım size
osman, emniyetin özgün sentezi
oğuz, asi dalgaların yosunları ezen gücü
yavuz, milenyumun altarnatif gönül adamı
emrah, acıların aristosu
sevil teyze, kahkahaların ana kraliçesi
ve akla gelmeyenler
hepiniz bir bütünde en güzel hatıralarım oldunuz
hakkınızı helal ediniz!

Ve sen rahmi amca sen
Çatık kaşlarında ki kasırgada ezildiğim sen
Anlıyamadım çok an seni hakkını helal et!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

BİR YETER YILMAZ HİKAYESİ(ADAM OLDUM 2)

koca çınarlara
hey gidi hey
kalan Osmanlıdan naçizane yadigar
karadenizin hırçın dalgalarından esinlenen
bıçağı gibi sürmene ağzı keskin
kaymağı kadar kuymak gibi yüreği yumuşak
atlatacak kadar yaşadığı badireleri fedakar
ve de anaç…
hey gidi hey!...

engin vadilerin yamacından çıkıp
Trabzon erdoğdu mahallesinde yerleşip
Oldun tüm zorluklara siper
Olalım var diye biz…

Yandı zaman zaman ormanları ülkemin
Belki de Karadeniz de bile
Ciğerlerimiz alamaz oldu nefes
Ama
Bir başına sen
Bir sokak mahalle semt şehir ülke
Ve hatta
Oldun ormanımız…
Karbondioksitli mekanlarda
Havanı ettik teneffüs…
Çalan tenefüs oldun zillerden sonra
Erdik feraha
Hey gidi hey..

Çamlarda devrildi
Selvildi fidanlarda büyüdü yine devrildi
İhtilallerle başlayışlarda devrildi
Bir sen devrilmedin
Hey gidi hey…

Değimliydin sen
Edilen haklar uğruna
Törpülenmiş parmağını basıp arzuhallere
Var-yok deyip ankarayı aşıp
Olamazda olmazı yapıp
Maaşı alamanyalardan bağlatıp
Meydana getirip nurteni okan’ı
Ailem bu diyecek kadar
Elin keskin oraktan
Karıncadan ezik yüreğin
O insan
Değimlisin sen
Hey gidi hey!...

Bilmem dedim olsun şiir
Olmuşsun ama gönlümde esir
Çıkmam zor esaretinden
Olur ki her daim o zor asaletim
Hey gidi hey…

Seni belki bir daha yazmayacağım
Ama anacağım daima
Sen değilsin ki bir roman
Seni satır satır yazayım
Ama
Tozlu kitap sayfalarında esir edeyim
Sayfa sayfa okuyamayız seni
Naçiz kalır seni okuyamıyan
Oysa sen şelalesin yüreğimden çağlayan
Damlaların her yere düşer
Hey gidi hey

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

RAHMETLİSİ

annelere ve anneme

GEÇENDİR BİR ÖMÜRDÜR BEDBAHT
TANINAN YOLLARINDA GİRDAPLI
HEZAYANLARA BİLE SARILASI GELİR
BÜTÜN UMUTLAR HALKA HALKA SERİLİR
YANİ UMARSIZ MEDET
VE ANI GELİR BİTER UMUT
YANAKDA DEĞİL YÜREĞE YAPIŞIR TOKAT
GELDE UNUTABİLİRSEN UNUT
DERKEN
O GELDİ
RAHMETLİSİ
İKİNCİ BAHARIN SOLMAYAN ÇİÇEĞİ
FANİ DEĞİLSİN ÇÜNKÜ BAKİSİN
BIRAKTIĞIN HELALİN YAŞATIR
SENİ
RAHMETLİSİ!...

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

BİR AVUÇ HÜSRAN

BİR AVUÇ HÜSRAN
varılmayana
bir doğruda başlangıç olduk
sonunda yine ayrıldık
kalben birlikte söyledik
aşkımızı her yere dinlettik
kırmızı bir güldük
zaman geldi yanaklarda buselendik
biz demedik
yemedik zaman oldu içmedik
önceden sevmedik
leylakları sümbülleri
koklayamadık(kokladık)
adı kara sevdaydı
hani yaman sevdaydı
nerede kaldı
aşk her derde devaydı
yalan yalan yalan
ne oldu kalan
bir avuç hüsran!..


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

TEK GERÇEK
beklenmedik yanılmalara
yalanmış var olan sevgiler
ya da var olduğunu sandığım beklentiler
yüceliğini kaybetmiş sevgiler
sadece adı kalmış güzelliklerin
geride kalanlar ise
sevip de sevildiğini zanneden
masum aşıklarmış!..

aşıklarmış aldatılan kandırılan
onlarmış bu oyunda kaybeden
umut ettiği aydınlığa varamayan
bu aşklar içinde umutsuz seven
aşıklarmış!..
nice karşılıksız aşklar içinde
kaybolan yiten aşıklarmış
tek gerçek ise sevgileriymiş
oda kahpe zaman içinde eriyip gitmiş


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

TUTAMAM
rüya sonralarına
AN VE ANDIR TALAN EDİLEN
APANSIZCA BAĞRIDA YANAN
SENİ HATIRLATIR AKAN HER KAN
İŞTE SANA BİR CAN
PUSUDA NÖBETİNİ TUTANIM
ARPACIKLARDA MİĞFERİNİM
BELKİ AKIL SELİM DEĞİLİM
DEĞİL SANA BAĞLAYAN NASIRLARIM
HELE HİÇ DEĞİL HATIRALARIM
DÜŞÜNÜNCE HEP KAHROLURUM
TENDE BAŞLAYAN HÜCREDE BİTENSİN
KADAVRA DA HEP SEN VARSIN
RAPSODİ Mİ MELANKOLİ Mİ
APANSIZ DERYAMI!..
DUYMAZMIYIM SANIYORSUN FERYADI
DEĞİLSİN ARTIK DOSYA KAĞIDINDA Kİ!..
AŞTIN MÜREKKEBİ
TUTABİLİRMİYİM AKAN SELİ
TUTAMAM!..


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

BİÇarem Benİm
Ne Kadar Zaman GeÇtİ HatirlayamadiĞim
Tek GerÇek Oldu AŞkinla YandiĞim
Senİ Sevİyorum DedİĞİn SÖz Oldu KandiĞim!..
Apansiz Bİr Hayir Gİrdİ Aramiza
Sankİ Bİr VİrÜs Oldu Gİrdİ Kanina
Her An İstİyorum Senİ Yanimda
BİÇaremsİn Benİm!
Kararan DÜnyami Aydinlatan
Daralan Ufkumu AÇan
Sevgİ Tohumlarini YeŞerten
BİÇaremsİn Benİm!
Unutmak İstedİĞİm Anlarda Bİle
Hatiranla AŞkimizi Canlandiran
BİÇaremsİn!
Sevmek İstesem Senİ
Sevmeye Doyamiyorum
Öpmek İstesem Öpmeye Kiyamiyorum
Papatya Edasi GÜzellİĞİnİ Bozamiyorum
Senİ Tarİfİ MÜmkÜn Olmayan
GÜzellİĞİnle Sevİyorum
Bu GerÇeĞİ Unutmadan Senİ İstİyorum
BİÇarem!..

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

SAVRULUYORUM
anlamsız esintiye
AŞIP KOŞSAM
DAĞLARI VE SONU OLMAYAN BAYIRLARI
BİLMİYORUM GİDER Mİ BU BAŞ AĞRILARI
GİDER Mİ KARAMSARLIK DAĞLARI
YOKSA BİTİREMİYECEKMİYİM SATIRLARI
AMANSIZCA KARALAYACAKMIYIM SAYFALARI
NEYE SIĞDIRACAĞIM HATALARI
HEP BAĞLAYACAKMIYIM KARALARI
YARINLAR YAKIN BEN Mİ GÖREMİYORUM
GERÇEĞİM NERDE BULAMIYORUM
BULSAM UÇABİLECEK MİYİM
YALAN MI TÜM AVUNTULARIM
AYAKTA MI TUTUYOR KALINTILARIM!..
BİLMİYORUM HEP SAVRULUYORUM!.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<













 
06.08.07, 18:14   #4

YALNIZLIĞI YALNIZLIK DA SORGULAYAN GECE
ani ürperişe
bu akşam yalnızlık hakim istanbul’a
sokaklar fırtına sesleriyle inliyor
insanlar kovuklarına çekilmişler
bende kovuğumdayım
içimi sorgulayıştayım
elektriklerim kesilmiş
alatarnatiflerim azaltılmış
sohbetime iyice daldım
dayanamadım ona sarıldım
meğer neymiş düşüncelerim
bir komedi gibi gelsede
televizyonun radyom uyutuyormuş hep
bir şok etkisindeyim
öyle ki
geçmiş dizelerimde ki
tezlerimi bile sorguluyorum
bunu kesilen tellerde anıyorum!..

bu kesinti ki dizelerime
bir boyut getirdi
unutulanları unutmak istediklerimle
beni yalnız bıraktı
kısacası katlandı
üstelik
istanbullu son iki günüm
bu kent çoğu zaman
haşimliğini üzerime salsa da
herşeyimle alışmışım ona
elveda demek zor kerataya!..

içimdeki mana karanlığı
madde karanlığıyla birleşti
istanbulla helalleşmenin
zorluğunu vurguluyor
belki de herşeyi biraz
çeşitli his demetlerinde
yaşayacaktım ama
bu çok hızlı oldu
birden tutuldum dolusuna!..


eklenmedik yanılmalara
yalanmış var olan sevgiler
ya da var olduğunu sandığım beklentiler
yüceliğini kaybetmiş sevgiler
sadece adı kalmış güzelliklerin
geride kalanlar ise
sevip de sevildiğini zanneden
masum aşıklarmış!..

aşıklarmış aldatılan kandırılan
onlarmış bu oyunda kaybeden
umut ettiği aydınlığa varamayan
bu aşklar içinde umutsuz seven
aşıklarmış!..
nice karşılıksız aşklar içinde
kaybolan yiten aşıklarmış
tek gerçek ise sevgileriymiş
oda kahpe zaman içinde eriyip gitmiş


Bu şehir bu kadar mı havasız
Bu kadar mı dar gelir insana
İhanet sonrası
Göçük altı göğsüm

Gözlerin düşer
Gecenin cilveli yıldızlarında
Bu kadar mı yalnız dünya
Bu kadar mı sahipsiz saatler

İki düzine zaman var elimde
O da sıfırlayacak kendini
Tek adım o, tek adım ben
Sensiz nasıl yenileniriz biz ?

Şehrin karanlık çatısında
Kocaman bir kar topu...
Bak nasıl sarıya boyarım
Karşılasa sabahı bir günaydının

Portakal çiçeklerini toplarım bulutlardan
Beş sütun gölgesinde terler aşk
Mutluluğum çalıntı zamanlarında
Sıcaklığı senden alır bedenim

Oysa ağır gelirsin düşüncelerime
Varlığın mı ağır yokluğundan
Yokluğun mu düşüme, bilmedim
Dedim ya, ihanet sonrası göçükteyim

On üçün adından değil uğursuzluğu
Yoncanın dört yapraklısı da yalan
Papatyalar oldum olası aşk kurbanı
Ve gelin telleri hep kör düğüm

Tüm batıl inançlara sarıldım bu gece
Bir şeyi kırk kere söyleyince olur derler ya...

e..yor..yor..yor..yor..yor..yor....
E.... beni seviyor
E.... beni seviyor, (iç sesim)

Dört milyon oldu adını analı
Ki ; ihanete bulanık ellerin
Bir uzansan, tüm kirini siler gözlerim.
Sesin gelse, inan...inan affederim.

Bu sevgi benden de büyük çıktı gönlümde.
İrem su bekler düşlerimde, düşler bizi bekler
Hadi çık da gel, unuttum her şeyi.


İstanbul sensiz çok dar sevdiğim....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Yorumsuz(um) acımdır sadece.

Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün...

Sesim çığlık çığlığa ki; ben bunu istemiyorum.
Kilit vurmak istiyorum dudaklarıma ve kanatmak dişlerimi.
Cam bardak tuz buz dilimde, ondan kanatır sözlerim.
Acın çok biliyorum, acım da çok
En az pişmanlıklarım kadar.
Öfkemi dindiremiyorum, acılarını da.

Yüzünden düştü güneş ki ;
Sen dört mevsim ağustos sıcağımdın
Bedenin hep kıvraktı, rüzgara teslim başak boylarıyla
Ve ellerin yuvaydı nilüferlere
Sesinde hiç bilmediğim şarkılar vardı
Ama hepsi ninni tadında.

Can veremiyorum sana kendime kızgınlığım bundan
Bu kadar teslim etmezdin kendini / ki ; yıllardır
Güçlüydün. Dokuz ay, dokuz boğum nefesimde.
Gönül almak için bahçeler sermesem de önüne
Tek gülümsememde affedersin biliyorum
Ama ben affedemiyorum kendimi.

Her dokunduğumda yarana
O pişmanlıklarım kıvranır her saç telimde
Başım dolanır, dualarım düşer içime
Dikenli tellere sararım yüreğimi
İçim nasıl acır.

Tüm öfkem
Hayata tutunmayışına / ki ; bunlar geçecek derdin bana
Şimdi kolum kalınlığında bacakların
Bedenin, yarım kadar
Dokuz ay bu kadar mı bitirir insanı / ki ; sen değil miydin
Dokuz ayda beni ben yapan / ben neden güçsüzüm karşında

Benden akan her gözyaşını helal et anne
Ama bağırışlarım elimde değil
Dedim ya tüm öfkem...
Cam bedeninle seni tutamayışıma.

Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün. / diyorum da;
Bağırıp bağırıp da gözlerindeki yaşlarda sustuğumda
Defalarca ölüyorum.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bu gece de...

O gecelerden biri daha…

Tek kişilik uyku bekler beni
Oysa tüm şehir sen…
Şehirdeki tüm sesler
Seslerdeki tüm dudaklar,
yine sen

Anlayacağın ana baba günü ortalık.

Düşlerin çıplaklığında
Üşür parmak izlerin
Ben üşürüm…
Arzularım kan ter içinde
ayazım sen.

Anlayacağın, sana titrer gece.

Kirpiğimde intihar eder gülüşler
Gönül kıyılarıma vurur kendini
İhanetinde bir hançer çıkar kınından
Delik deşik aşk
Pişmanlığın ben.

Anlayacağın iç çekişlerimdesin.

Şişe dibi öfkelerim
Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden
Başımda döner, başım da döner
Birini üflesem sen soluğumla
Karanlığın ben.

Anlayacağın o gecelerden biri daha

Tek kişilik yağmurların efendisiyim
Gel gör ki gölgene kul köle.
Sensiz, ana baba günü yalnızlığım
Sen kaç kişilik uykudasın ?
yine sen...yine...

Anlayacağın bu gece de
Kendimle sevişteyim.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Karanlıktan önce ölmeli

Saat duvara
Gün saate çakılı

Gölgesi düşer mevsimin
Gelincik dibine

Dillenir papatya
Aşk sağır ve kör

Sahipsiz mezarlar doğrulur
Şehir ayak altı

Ben İstanbul’a
İstanbul sana yazılı

Aşiyan’ da martı peşi
Tevfik Fikret şiirleri

Yıldız bahçesinde
Ağaçlar saplı, kör güneş

Anılar demlenir
Vapurlar süzülür

Kesilir boğazı şehrin
Kanı yitik mavi.

Erguvan yağmış yedi tepeye
Eteklerimde, çamurlu bahar

Topraklar kana susamış
Can üstüne can.

Gün sökülecek saatten
yine de duvarda zaman

Karanlıktan önce ölmeli

Gün, düne
Dün tarihe
Tarih utanca kazılmadan

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bir çocuğun uçurtmasını delmeden mermiler
Bir kızın çığlığına karışmadan sapık salyaları
Bir bebeğin parmakları kopmadan anasının memesinde
Bir baba gömmeden teröre lanetiyle oğlunu
Açlıktan köşe başında bir adam ölmeden
Bir kadın yalvar yakar yardım istemeden
Havlıyor diye köpekler öldürülmeden
Akımlara kanıp yakılmadan kediler
Satılmadan genç bir kızın eti, hayalleriyle
Emekli kuyruğunda krizi geçirmeden bir dede
Aç, bi-sefil ölmeden yeşilçamın kararmış fidanları
Satılmadan toğrağı yurdumun
Bayraklara gölgesi düşmeden menfaate açılan ellerin

Karanlıktan önce ölmeli.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Utandı şiir...

Altmış iki yıl önce...

Toprak kokardı dizlerim
Ellerim çamur

Koştuğum top kadardı dünya
Yorgunluğum, oyunlarım kadar.

Mızıkçılığı, köşe kapmacada öğrendim
İlk göz yaşım tele dolanan uçurtmaydı

En uzaklar, yorgun adımlar sonrası
Babamın omzunda biterdi

En yakın sevgi, kardeşimin avuçlarında
Anamın göğsü.

Ben boylarda dokuz kişiydik
Aynı gün batışında kulağı çekilen

Saklambaç oynasaydık
Bulunur muydu sokak suçlarımız ;

Sadece bir cam kırmıştık....
Bağrış sonrası sustu kahkahalar

Bir saksı sardunyaya çarpmıştı körebe
Neden onca yaygaralar

Başka sokağın çocuklarıyla yedik dutları
Bahçeleri yıkmadık, ağaçları da çalmadık

Sanki hiç onlar çocuk olmadı.

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Ağustos altı
Yıl bin dokuz yüz kırk beş
Sabah sekiz on üç

Annem çamaşırları sererken güneşe
Gerdanı akça pakçaydı

Babam taşocağı yolunda
Sırıtırdı mavi gözleri kuşlara

Sütten bıyıklarım saklamazdı buruşuk yüzümü
Kardeşim kundağında, rüyalardan habersiz.

Gök patladı...


Sonrası
Onca ağırlık kirpiklerimde
Karanlığımda çığlık üstü çığlık
Herkes kayıp, sol yanım dahil


Yıl iki bin yedi
Parçalarımız birleşti mi çocuk gülüşlerinde ?

Burası mı çok derin
Sesiniz mi kısık ?


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

İzin ver gideyim!

Karanlık, tek adım ilerlerler gölgesiyle
Şehir sus pus baykuş gözlerinde
Ve daha süpürülmemiş kaldırımlar
Tüm tozları eteğime toplayıp gideyim.

İstemek yeterli değil gülüm
Bir avuç güvercin yemi dolu cebimde
Serptikçe doyacak kuşlar
Ve kanat açacak kafesimden minik serçeler
Tüm çığlıklarım sesinde, gideyim.

Çöpçüler döküldü caddelere,
Gece sessizliğindeki korkuya inat
Çalı süpürgeleri çalar kaldırım kenarı kemanları
Şehir gamlı çıtırtıda
Bakışlarında duyarım acılarını ayak izlerinin, susarım!

İzin ver gideyim!
Karanlık, dans ederken
sokak lambası etrafındaki küçük sineklerle
Pisliklerini düşleyeyim insanların
Ve bencilliklerini
Kaybolayım başkent sokaklarında.

Yarasalar kesiyor, sokağa düşen balkon ışığını
Hem de defalarca kesiyorlar…
Uykusuzum da kirpiklerim mi vuruyor yoksa ışığa
Çizgi içinde bir dört yol gözlerimde
Çalı süpürgelerinin son dokunuşları, süpürüleyim
Ve saçlarım…koparayım

Dokunacağın, koklayacağın tüm telleri sana bırakayım
Öptüğün tenimi gerdireyim bulutlara
Her sabah çiy düşsün sol yanında tomurcuğa
Sevda doğsun güneş, sen ıslan, ben kuruyayım
Çatlasın bedenim…un ufak dağılayım.

İzin ver gideyim!
Yıldızlar tek tek gömülüyor sabaha
Toplamamalıyım satır aralarında göz yaşlarımı
İzin ver !
Yarım kalsın dilimdeki balkızın öyküsü
Yazılmamış şiirlerim kalsın hatıra.


Kirpiklerindeki kilitlerimi çöz
Sen uyanırken güneş uğurlasın beni
Ümitsizim.
Dudaklarında prangalı ismimi kır
Göğsündeki parmak uçlarımı dağla
Korkma geçer acısı.

Çaresizim
İzin ver gideyim
Yoksa yutacak beni
Başkent sokakları
Yoruldum nefes almaktan.
Türkü tadında kal sevdiğim

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Çalıntı zamanlardan

Saatler mi takıldı

Ya da gece mi çok uzun

Yalnızlığım katıksız

Yüzüm üstünde hüzün



Acelesi yok yıldızların

Kelimelerin de öyle

Boğazıma takılı onca şiir

Sesim üstünde hüzün


Ay önünde ağaç dalları

Çatlak bir gece duvar üstünde

Yönü muamma uzar gider…

Adaklar dizilir duvar dibinde



Sensiz yaşarım diye

Nisandan bir gece çaldım başucuma

En fazla birkaç saat daha dayanır

Sonrası yine güneşimde küfür, küfür üstüne.



Şarkılar mı takıldı

Ya da öyküsü mü çok uzun başka aşkların

Yalnızlığım katıksız

Tenim üstünde özlem


Acelesi yok öpüşlerin

Sevişmelerin de öyle

Bedenime takılı onca keşkeler

Dilim üstüne di’ ler



Ay önünde çıplaklığın gölgesi

Yırtılmış utangaçlık sesimde

Rengi muamma akar gider sevginin

Karalar bağlandı kirpiklerime



Seni sensiz yaşadığım

Çalıntı zamanlardan anılarlayım

Az değil, bir ömür yaşatırım

Sonrası yine ay üstünde sen…dilimde ayy, ayy üstüne.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bugün de özledim seni ...

Bakma öyle !
Böylesi sabahlardır bende yansıyan
Bulutlardır gülüşümde renk
Tenimde sıcak güneştir
Denizdir bazen ilimde umut
Dikenli tellerde çocuk yanımdır suskunluğum

Durma öyle !
Gülünce sen
Aralanır şehrin üstünde sis
Güneş düşer yedi yamaçtan
Süngerleşir göğsüm, tenim çeker
Ellerimde izmarit
Dumanında hayalin
Tütsülenir dudakların, canım çeker...susarım


Bakma öyle !
Sandık arasından çıkarıp anıları
Fırlatırım kağıt uçağımla
Ha gözlerimden düşmüş kağıda
Ha kağıt çakılmış toprağa
Aynı batar sancısı uzağında

Yasaklı yolların yedivereni
Yaprağında kelebekti aşk
Hangi mevsimindeyim söyle


Durma öyle !
Göğsünde yedi mevsim dikenim belki de
Her battığımda sevda açar kırmızı
Yorgun yıllar yara bere sözler içinde
Kadınım...
Tek sensin sığındığım

O zaman !
Çık da gel gözlerimdeki karanlıktan
Çatlak duvarların ardında
Toz duman anılardan
Çık da gel !
Sessiz çığlığımdan
Bir tını düşsün lal yemiş düşlerime
Üşüyen ellerimi tut sadece...
Gerisi bana yeter.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Söyle


Sarkıtlar vardı kirpiğimde
İki ateş arasında

Kadehten mi
Bu kırmızı kalemimde

Tenimde ayaz akşamdan mı
Yokluğundan mı

Kızıl kıyamet kopsa
Suskun yüreğinde

Kim duyar
Kim bilir
Kim anlar

Söyle....

Duymak istediklerimi söyle
Sesinde düşlediğim sözleri söyle

Sahte gülüşlerim batar canına
Her dokunuşu diken açar yüreğinde

Harfleri kırık sevdaların
Rengine buladım kağıdı

Bir kesik var elimde
Bıçak bıçak vurduğum gecelerden


Kanayan ne
Kanatan ne
Kanan kim

Söyle!
Durma söyle
İki kelimede
Ya ömür ver
Ya ölümü ver
Yüreğime

Her suskun bakışın
Kurşun yarası

Üşüdüğün kadar üşüyorum...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

İki ateş arasında
Bu kırmızı kalemimde
Yokluğundan mı
Suskun yüreğinde
Kim anlar
Sesinde düşlediğim sözleri söyle
Her dokunuşu diken açar yüreğinde
Rengine buladım kağıdı
Bıçak bıçak vurduğum gecelerden
Kanan kim
Söyle!
Yüreğime
Kurşun yarası
sustuğun kadar ölüyorum

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Hoş Geldim Ben

Hoş geldim ben...

arzum çiçek açtı yeni bir aşk mı yoksa bu?
savruldum, sendeledim, yenilendim..

dolunayın yansımasında kırıldı soğuk düşler
unuttum
ya da bitti işte ege’den kalan ne varsa
nefesim tutuldu zemheride
küllendim kavruldum yenilendim

pencereye düşen güneşin saçlarına
sakladım
uykusuzluğun saman yolunu
karanlığa
gömdüm kardelenlerin gölgesine
çok ağladıydım işte yeniden gülüyorum

arzum çiçek açtı
-vaftiz edildi düş kırıklarım-

hoş geldin yeni aşk!
hoş geldim ben!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

İki ucu...

Ben kadar yorgun
Başak tarlalarında ayak izlerim.
Ardımda ölüm
Sırtımda korkunun terleri
Anılarımda pranga
Dört duvarımda çentik.
Hep hayaller biriktiriyorum
Küçük bir fare deliği girişinde
Anahtarı kör.

Kaçıyorum...

Sıcak bir şarkı güneşten yana
Önümde özgürlük
Gözlerimde başak tarlaları
Dudaklarımda uçurtma gülüşleri
Mayıs çığlığında yarınlar
Duvarları yok.
Tıka basa umutlar
Mavi bir koku ciğerlerimde
Kilitler yok


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bana özel-sin

Sevgili ben ;

Kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım. Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım, çünkü ; her yanım dört duvar yalnızlık.

Oysa; sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de.
Akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi.
Kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim,
an gelir öfkem olurdu,
yeri gelir en büyük çığlığım...
her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi...
her şey susardı sanki, her şey donardı.

Renkler silinirdi, bilinirdi sebebi...
Siyah beyaz resimler, keşkeli cümlelerle süslenirdi.
Ne kadar saklasam da, ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini.

Uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme, bilirdim ama yapacak bir şey yok.

Erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı ve mavilerin buz kesikleri. Ne bedenim, ne ellerim...yüreğim titrerdi, yüreğim tir tir.

Herkese bir aşk düşer mi ? cevabını kim bilirdi ?
Tek korkum y a l n ı z l ı k...

Kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum.
Sıcak, sadece bana özel Ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için. Gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama gelişler önemliymiş asıl, biliyorum.

Turuncuların içinden kırmızıları çektim, mevsim sapsarı...
Tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe.
Temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun.
Batak gülleri süslerken yaz düşleri, lacivertler hep kıskançsa, kime n e !

Aşk; kaç yıldır suskunluğumsun, bir ben biliyorum bunu.
Sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa
benim suçum değil bakıp da görmeyişleri.


Aşk ; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde...renklerime sırdaş.

Oysa ne kadar da net ortada duruşum, ne kadar da kollarım savruk
hangi yana çekseler giderim zannedenler, ne kadar da haksız.
Kilitleri vurmuşum bir kez,
ne öncesi ne sonrası; hep o andayım...
sana tutsağım a ş k, sana niyetli...
ama sen y o k s u n.

Aşk;
Tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha .
Rengin kırmızı...
utanmak mı gerekir ki koynunda uyurken
Ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri.

Dar sokaklarda düşer yasaklı adın
Ya ihanettir gölgen,
Ya da gölgende ihanetler.
Her türlü yapış yapışsın.
Ama her türlü kapış kapış.

Sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum.
Ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin, git gide yamacıma geliyor ayrılık...
Ötesinde zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım.
Bir ben yakınım kendime, sonra...
Yine ben, yine ben.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

En çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
Bu sabah yabancı olsam aynaya, hiçbir kıyafet olmasa üzerime, adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri.

Çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle,
günleri harcıyorum elim açık.
Avucumca o kadar çok bozuk günler var ki
Var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı ?
Üstü sizde kalsın, nasılsa aşk herkese lazım

“Her Nisan’ da hayata küsecek bir şeyler bulurum, hatta kendime acımak için bahanelerim bile hazırdır. Ömrün otuz yedinci basamağına geldiğim nisan otuz, yüksekliğinden korkmuyorum. Her basamakta ayrı gözüküyor yaşam ve her basamakta aynı kişilerin ne kadar da ayrışabildiği. Sanki her yıl , her mevsim, her an için kullanılabilir maskeleri var... isimler aynı, isimler ezber.”

Yalnızlıktan başka korkum yok...
Aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Hadi gel bu gece

Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle
Ne tütsü sarısında olsun mevsim
Ne anasona karışsın ah ulanlar.
Kırıkları toplansın aşkın
Öyle ki; batıklarında açsın gelincikler.
Bir sen de, diyeceğini, bir de ben.
…önce sen başla, ben başlarsam
Sus gelir şiire,
Bilirsin; en sonu hep en başta söylerim.
Bir şarkı çalsın fonda,
Gözlerimize bir yıldız takılsın ama kaymayanı
Ne mumlar yakılsın loşta kalalım diye
Ne deniz vursun ayaklarımıza
Aşk zaten vurmuş…
deniz sadece tuz olur yaraya.

Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle
Ne şu yutkunduğum yaşlar dizilsin boğazıma
Ne karnımda zili çalsın açlığın
Güvercin kalabalığı aklım
Öyle ki; bir anda boşalır avuçlarım
Bir sen de diyeceğini, bir de ben
…önce sen başla, ben başlarsam
Kör kütük olur şiir,
Bilirsin; gülerken sarhoş olurum.
Bir yaprak düşsün…yaz sonu müjdecisi
Yaslayalım sırtımızı bir ağaca
Var gücümüzle sallayıp tüketelim mevsimi
Bir yazı daha edelim ayak altı, kime ne…
Sıcak zaten vurmuş….
Yapraklar tutuşsa da ışık olur geceye.

Hadi bir şiir yazalım bu gece seninle
İçinde aşk geçmesin, içinde sen-ben olmasın
Şiirin içinde şiir saklayalım
Şiir bile kendinden anlamasın
Öyle ki; anası satılan memlekette
Yazanı da bir, okuyanı da
Bir sen de diyeceğini, bir de ben
…önce sen başla, ben başlarsam
Ana avrat dökülür heceler
Bilirsin; ya hırsımla didişirim
ya hısmımla sevişir…
İkisi de bana zarar, çok da tın!
Kadehe sen dök şişeyi
Ben şişeye içimdeki zehri
Tokuşsun şarap ve aşk
Öyle hızlı vuralım ki kırılsın,
hatta kanasın parmaklarımız
Ki; bir daha şiir yazmayalım.
Önüne gelen şair olmuş memlekette.

*
"Hadi gel be…
son kez …
Son kez bu gece bir şiir yazalım
yazalım da koyalım noktayı.
deriz de…
Ne nokta biter
Ne şiir

Erteleriz mutluluğu
Aşk.. hep yarına
Hep yarına…

Bak dedim sana şiir yazalım diye
Her yanıma bulaştı anason kokusu
Gökte ne yıldız kaldı
Yaprak ne ağaçta
...Kadehler mi! ! !
“lingo lingo şişeler”

aşk bu ;
hayatı piç eder.

hadi gel içimdeki ben,
dışım zaten günden güne yabancı !

ben şiirden vazgeçtim
şiir de benden.

gece kaldı güneşaltı !


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Savaşan Büyüklere


Gök gürültüsü duruşunla
Utancı vurma yüzüme...

Soğuk gülüşümde
depremler var
ve yarınlarımda yıkıntılar.

Küçük bedenin daha güçlüydü benden
korkusuz !
Ben koca gövdemle
aciz, korkak !

Yüreğin kadar büyük olmak isterdim
ah şu utançlar yok mu?
size sunulan dünya yok mu?

Ellerimle durdurmak isterdim çocuk
yap-boz oyunlarıyla vermek isterdim
savaşları.

Küçük bir fırçanın gökkuşağından kovası olmalı
Ağıt yerine kahkahalarınız boğmalı sokakları
Güneş gözlerine hapsolmuş oysa
soğuk bedeninde saklar sıcaklığı.

Aç gözlerini çocuk !!

Kurşun çiy olup düşmüş gül tenine
Bedenin, gömleğin, kaşın, dudağın kireç beyazı
Saçlarında, yıkılan duvarın tozları.

Bir nefes çek barış çiçeğimden
Zeytin ağacımın dalına kur salıncağını
Çıkmaz sokaklarımda aç kurtuluş tünelini
Kurşun rengine inat misketlerini yuvarla, gözün mavisi.

Ses ver çocuk !!

Bir ananın çığlığına kar gülüşünü
Bir babanın yangınına dök, üç tekerlekli bisikletteki terini
Okul bahçesinde öğrendiğin şarkılarını söyle

Kardeşlerin için, mermi seslerine inat
Kalk çocuk !

Ağır gelir o kurşun sol yanına
Kan yerine boya de gömleğimde ki
Şaka yaptım de,..konuş çocuk.

Hesabını sor bedava hayatların.

Kapalı gözlerin.
Soluksuz göğsün.
Beyaz görüntünde, kırmızı kırmızı sızmakta ölüm
Hayat ağır gelecekti belki ama
ölüm daha da fazla gelir kimsesiz düşlerine.

Sen küçük melek
Elinde ki elma şekerinin ucuna
Kuyruklu yıldızı takıp
Dünya uyurken
gümüş tozlarını serp
‘Barış Pırıltısı’ dolsun nefsimize

Hadi kalk çocuk
Topacın hala dönüyor başucunda
Köşebaşında bir top kalmış, kan lekeli
Sahipsiz oyunlar
Üç taş kimsesiz.

Ağlama çocuk;
Toprağına serpiyorum her akşam yıldızlarla,
ninnileri...
Sabahlara seriyorum yanan yüreğimi
Ah be çocuk... ah

Hadi kalk ;
Tüm yaramazlığınla
Şaka yaptım de...
Ses ver çocuk.
Savaşan büyüklere hatırlat
‘ ÇOCUK OLMAYI’












 
06.08.07, 18:17   #5

Sesim sana

Tutsak kaldığın bedenimde,
Tel kafesin olacak ellerim ve dudaklarım,
bir kuş serinliğinde

Gölgesinde
Yitip gidecek gönlümün anahtarı
ve gece susacak.

Gün gelecek
İdam sehpasında asılacak şiirlerim
ve bir resim düşecek bulutlardan

Yedi renge bulanmış olsa da sevişlerim,
en çok kırmızıyı severim adından yana.
“adını kırmızıyla yazınca, kiraz oluyor”

Rüzgar, bir şarkı getirecek peşi sıra,
Sen ağıt sanacaksın oysaki bil;
tutsak kaldığın her gün bir kat daha aşık oluyorum sana.

Bizden haberi yokmuş Asaf''ın...
Aşkı tek O bulmuş sanki.

Halbuki daha yazılmamış şiirlerde ipek tenin.
Ben çoktan besteledim güneşi sen sıcağında.
Kimse duymamış...duymasın da!

Tek sen gör isterim sevişme saatlerinde kapalı gözlerimi.
Tek sen duy terleyen çarşaflarda aşk sesini

Beni sen gibi bil derken, yalan değil hiç bir harf.
Asıldığım bakışlarından kopar kirpiklerimi.

Sesi çoktan kısıldı ihanetlerin
Sen varken...söyle!
Aşk ne yana düşer?


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Soyun da gel...

Güneş her renge banmış fırçasını
Rüzgarda haylaz çocukluktan kalma bir ıslık...
Ayaklarımdaki son sızısı kırılgan yolların
gözlerimde özlediğim yağmurlar.

Zaman kül rengi duvarda
Mavi öncesi is kokulu son uykularım.
Bir kaç güne kadar kuşlar dolar şehre,
Tembelliğe çağırır penceremde uçurtmalar.

Senden önce boy verdi düşlerimde laleler
ve gelincikler benimle bekler yolunu...
Hadi tozlu yolları süpürerek gel
Eteklerinde saklansın ayaz yalnızlığım.





Bir yaprak düşümünde beni bekler aşk
Yemyeşil gözlerine inat...
Kirli beyaz elbisenden
Hadi soyun da gel !


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Eylül Bakışlım

Bende olduğundan beri
ne zaman aynaya baksam;
kendimi bulamıyorum.
Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum.

Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor.
Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda.
Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın
ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne.

İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu.
Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor.
Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam.
Aşk can çekişiyor gecelerimde.
Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde.
Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor.

Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın.
Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak,
yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için.
Bedeninde serilmeliyim gece gibi.
Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Kalmamı ister misin ? yıldızlar bir bir gömülürken sabaha...
dokunmamı ister misin ? ayaz düşen tenine...
Hani utanmazlığın koynunda
kendinle sevişmelerinde, yanında olmamı ister misin?

Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim.
güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna.
kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni.
Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını,
dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına.
Önce süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin,
sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi.
Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime.
Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede.
İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda
titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı...

Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm.
‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan,
sırlarımı çöz öpüşlerinle.
Ay gibi yum gözlerini geceye,
yıldız gibi kay geç düşlerimden.
Tadını bilmediğim,
tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle.

Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime.
Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum.
Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında.

Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim.
İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak,
sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım...
‘SEN’ bendeysen, benimsen..
Neden gecelere isyanım?

Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın,
Uyan!
Dünya güneşe, ben sana kavuşayım.
Seni seviyorum eylül bakışlım.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Saklamam

Yorgun ve küçük adımlarıyla
Köşesine çekildi
Bildim bileli konuşmaz

Çentikler arasına sinmiş gözlerinden
Şimdiden düşmeye başladı
Birkaç damla

Saatler ilerledikçe
Göğsündeki kafese
Küt küt çarpar
Beyaz güvercinlerin kanatları
-bilmez ama duyarım-

Titremeye başladı elleri
Yarına çıkınca
Açılacak genç kızlığından
Hercailer işlenmiş
Çeyiz sandığı
-yeni gelin heyecanında, anlarım-

Sararmış mendilde
Uğurlarken yarısını,
Kestiği bir tutam saç
Hala barut kokar

Rengi akmış
Nerdeyse silinmiş resimler
Rutubetle yapışmış
Yıllardır gire çıka
Maziyi gömdüğü
Karanlığa
-özlemler canını yakar, sezerim-

Derin bir nefes çekiyor işte
Duvardaki resme baktıkça
Hele ki radyoda
Çalıyor ya böyle günlerde
Kahramanlık türküleri
Yanık-yanık
-içinden de olsa mırıldanışı, duyarım-

Dizlerine başımı koydum
Yıldız yağmurlarında
Ruhlara açtığın ellerini
Dolaştır saçlarımda

Hayallere sarılırken
Tütsülediğin
Al yazmanı çıkar göğsünden
Ser AYYILDIZın gölgesine
Kanı kurusun şehidinin

Döksen de koca bir ömrü
Takvim yapraklarıyla
Her yıl bir kez daha ölürsün
18 MART’ta
-SAKLAMAM...

sen gibi ağlarım NİNEM...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Hoşçakal

Dün gece, tüm ben’i topladım bavuluma
Koca şehiri katlayıp.
Lacivert akşamı doldurdum kalemime.
İlk yazdığım alfabeyi gömüp satırlara
Çocukluğumu,
Tozlu ayakkabılı fotoğrafımı aldım duvardan.
Çerçeve hizası sararmış
-ortası temiz badanalı yoldaşım- ortada kaldı
Bazan gözlerim dalardı leylak avucuna
Bazan öfkem inerdi bir yumrukta taş göğsüne.

Beyaz beyaz kanadı gözlerim
Toprağına bıraktığım canlarımı
İşimi, dostlarımı, yatağımı, masamı
Beni ben yapan tüm yanımı
Sıkıştırdım sol yanıma.

Eski bayramlardan kalan mendilimin arasına
Öptüğüm elleri koydum.
Avucuma sıkışan paraların terini kokladım
Yılların çizgilerinde

Koca gövdemin ne kadar da çelimsiz ruhu varmış
Çocuk olmak istiyorum..
Büyümenin gölgesinde
Sobelenmek istiyordu göğsüme sıkışan çığlık
Eteklerine saklansaydım annemin.
Günün yorgunluğunu anlatan babama özenmeseydim keşke

Misket yuvarladığım arnavut kaldırımlarını düşünüp
Mırıldanmaya başlıyorum radyoda sabah 7’de
Köyümüz köylümüz programının türküsünü
Arkasını yarını beklerdik kahvaltı sofrasını hazırlarken
Siyay beyaz ekrandaki insanlar beni görüyor mu acaba diye
Dibine kadar yaklaştığım televizyonsa kimbilir hangi hurdalıkta.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Dün gece tüm yıllarımı topladım bavuluma
Yazdığım şiirleri astım yıldızlara.
Kırdığım kalplere yandım,
Sevildiği halde yanımda olmayanları yerdim.

Çekmecede naftalin kokuları arasında bulduğum
Nakış işli gömleğimin üzerinde
Bizi biz yapan parçalarını yapıştırdım
Yırtılan geleneklerin
Ne kadar lime lime olmuş oysa.
Çatısı çatlamış memleketimin.

Ninnilerimi duymak istedim küçük beşiğimi görünce
Büyüdüğümü hatırlattı bana masamda ki diplomalar
Sahi nerden mezun olmuştum
Hayat okudum oysa
Diploması olmayan…
Mezuniyet kıyafeti -kefen paramı- saymak istedim
Rafta eski bir kitap arasında biriken.
Derin bir nefesin soluğunda farkettim ki
En iyi dostum, en kötü düşmanım yine benmişim.

Sırlarımı, acılarımı, sevinçlerimi kattığım kağıtları aradım
Özlemleri, tükenişleri
Sabah olmadan toplamalıydım herşeyi
Beni ben yapan ‘ben’i.

İşte başladı İstanbul uyanmaya
Ezan sesleri içinde son huzurum koca şehirde
Göğüne yandığım koca şehir
Ben mi fazla geldim sana
Yoksa sen mi çekemedin beni.

İşte gün ağrımaya başladı solmuş perdeler ardında.
Birazdan beni uğurlayacak ezanlar
Sırf seni uzaklarda yaşamak için ektiğim tomurcuklara
Düşecek gözyaşların.

Ve ben uzaklarda gözlerimi yıkayacağım
Son vedamı yapacağım bahçemde ki güllere
Onlar koca göğüne bakacak ömrünce
Ben göğe bakıp seni yaşayacağım başka kıyıda
Gül kokusunda ki yanımı sana bıraktım
İyi bak İstanbul’um tüm kalanıma
Gölgemi cebime koydum,
Bavullar kapıda
Her gün hoşgeldin diyen anahtar sesi
Son uğurlamasında….
Hoşçakal …


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Çok değil...

Türkülerden düştüm,
Şiirler dilimden düştü bu gece.
Çok değil….
Birkaç dakika oldu
Geceye tutulan yıldızlar
Tek tek söküldü kirpiğimden.

Mor bir menekşe, bıraktı kendini saksı kenarına
Kimse duymadı intiharını.
Gözlerimde nisan
Sırtımda sonbahar
Ve avuç avuç kar vardı saçlarımda
Bir “sen olan yanım” sıcaktı.

Mevsimlerden düştüm
Takvimler yüzüme düştü bu gece
Çok değil…
Birkaç dakika oldu
Hece hece diziliydin sesimde
İlmek ilmek söküldün boğazımdan

Işıkları vursa da
Karanlıktı suları denizimin
Bilirdim mavisi sende saklıydı
Gözlerimde yıldızlar
Ve avuç avuç boşalırdı ay kırıkları
Bir “sen olan yanım” kırmızıydı


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Renklerden düştüm
Gece düşlerime düştü bu gece
Çok değil…
Birkaç dakika oldu
Gölgeler arttı penceremde, seslerse uzaklaştı
Gam gam söküldün ezberimden

Bir “ben olan yanın” vardı
O da uçtu gitti fark etmeden.

Şimdi çok uzak sabah …
Tam da yangın yeri bu şiir
Mürekkebi isli
Yüreğinde paslı çivisi Balkız’ın
Gönül çerçevesinden düştü
Aşkın resmi
Ve düştü şiirinden hikayesi

Bir “ben olan yanım” vardı
Çok değil…
Birkaç dakika oldu
O da meçhule karıştı.
Türkülerden düştüm,
Şiirler,
Şiirler dilimden düştü bu gece.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Küçüğüm

Bir ayrılık rüzgarı esti
...toz duman arkası.

Eşikte tozları süpürdü kadın
...tozlarda tuz buz aşkını.

-Git, beni sevme küçüğüm...
her bahar sonrası gelir güz / dedi

...gitti... bahardan denize karşı yuvarlanarak,
Peşi sıra götürdü sıcak heyecanı.

Mevsim hep ayrılıktı aslında
Takvimler hep düşürürdü yalnızlığı.

Kaç kez yıldızlara serpti bu acıları
Kaç kez sızılarıyla uykusuzluğu sıvazladı.

Yorgundu kadın,
Yolun daha başındaydı adam.

...Git, beni sevme küçüğüm...
her sarılışın bir parça daha koparır canımı / derken

Sessiz harflerinde saklıydı
GİTME.. KAL / deyişleri.

.....

Bir kürekte toplandı aşk kırıntıları
Kapı kapandı.

Gözlerinden ilmek ilmek geçti
Şeffaf yalnızlığı.

.....

Git-me küçüğüm
-Dinle!

Maviye giderken adımların
Köpüklerinde bulursun çocuk yanını

Oysa bilmelisin
O dalgalar aşındırır en sert dediğin kayaları

Mavi bir kuş aslında ölüm
Beyazsa çırpınışı, sakın kanma.

Her gülüş saklar nice acıları
Baktığın aynanın da vardır arkasında siyahı

Gümüşünde kara düşer belki yarına
Oysa baktığın gibi yansırsın kendine

Sen hep güneşi tut ya da güneş ol sabahıma...

Git dediysem, sen bana bakma
Kal diyemediğim için -i m k a n s ı z bu s e v d a –
Anla k ü ç ü ğ ü m.
 
06.08.07, 18:19   #6

Aslında

Yıldızlar ne kadar yakınmış aslında.
Gece… gece hiç de karanlık değil.
Korkmak değilmiş kalabalık içinde yalnız kalmak
Ürperten, ölmek kadar, yalnızlıktan da yalnız olmak

Denizler hiç uzak değilmiş.
Suya mürekkep damlatınca
Okyanusları sığdırdığınızı düşündünüz mü?
Elinizdeki bardağa.

Ne ağaçlar kalabalık,
Ne yollar karmaşık.
Ne de çocukları masum yetiştiriyoruz aslında.
Hayat ne sunduysa, onu katık ediyoruz
Açlığımız sunamadıklarına.

İsyan ne kadar basit aslında.
Bir çığlık dolusu küfürler
Bir yumruk sıkımı izler duvarlarda,
Ya da bir kurşun hızında bitişler.

Konuşmak ne kadar kolay
Bildik harfler yan yana,
İsterse noktasız olsun cümlenin sonu
Anlayan anlar nasılsa.

Sevişmek de kolay değil mi
İki ten olduğunda.
Zamane içinde ister kadın kadına
İster adam kadınla
Adam adamaysa, yine de aldırmaz oldu dünya.

Her türlü kahpelik kolaylaştı
Dünya ağırlaştıkça.
Kalabalıklaştıkça yabancı oldu insanlar
Ne anlamı kaldı arkadaşlığın
Ne derinliği şerefin, namusun
Gurursa zaten ayak altında.



Yükseklerde dalgalanır oldu
Yalancı ülkelerin alaca bulaca bayrakları
Yeşil parkede sızarken bilmediğin kan grubu
Bir şehit ağacı daha dikildi dört duvarın ortasına

Vergiler ödedi asgari ücretli
Midesine indirdi kara para aklayanlar
Madencinin elinde beyaz güldü ekmek
Alkışlarsa, gülleri sahnelere atanlara.

Önüne gelen şarkıcı,
Önüne gelen sanatçı olmuş yurdumda
Önüne gelen şair, entel dantel ayakları
Kravatı takan beyefendi,
Kırıtıyorsa mini etekli olmuş hanım efendi.

Sahi kimin umurunda?

Sınırları değişiyorken yurdun
Çalınıyorsa çocuklar anıt mezarda
Satılıyorsa organlar
Bulunuyorsa kalbi, gözü olmayan cesetler
Kayıplar listesine ait
Kimin parmağı kıpırtıda?

Yarışırcasına hazırlanıyorsa çocuklar yarınlara
Ve bilmiyorlarsa köpük dondurmanın tadını
Bir misket bile yuvarlamamışsa uzanıp toprağa
Beyaz yakası kirlenmemişse iki örgülü saçlarının altında
Duyulmazsa teneffüs zilindeki küçük çan
Megafonik son şarkılar yerine.
Büyükler mi yaşamıştır çoculuğu,
Şimdikiler daha şanslı denilen çocuklar mı?

Hanginizin burnunda tütmez ki
Sokak kavgası sonrası
Eve dönüşteki ter kokusu!
Minik kilimleri toplayan eller yerine
Klavyede yazışır küçük parmaklar.

Kırılan oyuncak sepetinde
Bekler kolsuz bebek
Tekerleksiz araba
İpi kayıp topaç
Kuyruksuz kağıt uçurtma


Komşular gelse gece oturmasına
İlk ortaya çıkandır o sepet
Aman sussun çocuklar diye.
Sonra tavlada aranır dübeşler, yekler
Danteller örülür, çeneler nakış işlerken

Kulağımda hala çınlayan ezgisiyle
Radyo başında yapılırdı kahvaltı
Yeniyi bulmak kolay aslında
Eskiyi yaşayabiliyor muyuz? eski tadında! ! !

Üç mahalle aşağıda ölüm olsa
Yas tutardı simasını bilenler bile.
Şimdi aynı apartmanda,
Bulunmaz komşunun ölüsü, kokusu yayılmasa.

Sahi kapılar neden eskisi gibi çalınmaz?

Arap sabunu kokusunu özleyen kaç kişi var?
Ya da mabel cikletindeki zenci kadının küpesini hatırlayan?
Leblebi tozlarını yerken tıkanmaya razıyım
Her şeyi bol şimdiki zamanda
Ama hiç birinde yok anneannemin kahve değirmenindeki
Çekirdeğini öğüttüğüm kırk yıllık dostluğun tozları.

Çizgili pijamalarda kaynamış suyun kokusu
Bayrama birkaç gün kala hazırlanan bayram yerleri
Hadi geç oldu sabah okul var diyen annelerin sesleri
Bakkal önü mahalle yaşlılarının sohbetini
Üzerinde İş bankası amblemli çelik kumbarasındaki
Büyük hayallerin küçük paralarını
Hiç özleyen yok mu?

Yıldızlar ne kadar yakın.
Uzak olan yaşadığımız günlerimiz
Ölüm bile başucumda beklerken
Gönülde kalmak ne kadar zor
A s l ı n d a....

yaşamak mı zor
ölmek mi
farkına vardığımızda
geç kalmamış olsak
y a ş a n m a m ı ş l ı k l a r a



<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Döngü

Bir keman,
Bir de ney ağlar ... ben gibi
Bir demlik, bir de göz yaşı sızar
İçimdeki sen misali...
Birikir de birikir.

Kuru gürültüdür yağmur
ve gereksiz bir kurşun olur şimşek
Düşlerim kaç renk taşısa da
Kaybolur gecenin nankörlüğünde
Dökülür de dökülür.

Takılır türkü peşine savaş
Acıya yakılır da, aşka yakılmaz ağıt
Lâl yer kalem, kör olur güneş
Suskun ve karanlık bir dünya kalır
Döner de döner.

Bir bayrak
Bir de bebek yanar...ben gibi
Bir şehit düşer, bir ocak söner
Ha evlat acısı, ha vatan sancısı
İkisi de aynı yangın
Tüter de tüter.

Kuru küfürdür şiirler
Ve gereksiz bestelenmiştir onca marş
Dua gibi tekrarlasak da
Kaybolur bunca teneke sesi içinde
Vurdum duymazlar içinde
Özgürlük de bir gün biter.


- Bir keman
- Birikir de birikir.
- Kuru gürültüdür yağmur
- Dökülür de dökülür.
- Takılır türkü peşine savaş
- Döner de döner.
- Bir bayrak
- Tüter de tüter.
- Kuru küfürdür şiirler
- Özgürlük de bir gün biter.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Desen ki!

Sarhoş bir keman, rüzgar
Yalpalıyor yol boyu.
Uzakta mavi bir ıslık
Dalgalarda ağıt.
Tangoda tek bacak
Kavalyesiz yıldız.
Ve parmak izinde
Bir kalp kumlarda

Yalnız yüreğimin ritminde,
Dallarda Eylül melodisi.
Tek tek düşüyor
Sararmış hüznün bestesi.
...alkışta bulutlar.
Mevsimsiz yalnızlığımda
Gönlümde bir tını adın.

-Gel desen,
Bak gör nasıl mevsimleri süpürür eteklerim
Saçlarım nasıl takar güneşi
Göğsümde desen al basan buselerin
Ve ellerin
Ellerin ten olsa bedenime
Gel desen...sadece gel desen

Bir yanımda parçası kalmış baharın
Avucumda mayıs çiçekleri
Aşk merdivenini saldım
Gözlerimden gözlerine
Dokunuşunda çiçekleri

Ser desen,
Bak gör nasıl sererim laciverti gecene
Kalemim nasıl toplar sessizliği
Serimde binlerce yıldız kıpırdanır usulca
Ve gözlerin
Gözlerin ay olsa gözlerimde
Sen desen, sadece “sen” desen

Ürperen bedenin kıvrımlarında
Yakar düşleri aşk kıvılcımı
Ayaz keser uykularımı
Penceremde yoksul şehir
Üstü açık açık caddeye
Düşer gölgesi sokak lambasının
Kim kime bekçi bilinmez

Tedirgin aşk
Titrek gölgeler üstünde
Tek başına zaman
Her adımda birini takar koluna

An olur,
Çığ olur,
bir güne toplanır özlemin
Buz keser sevdam

Üşütür sessizliğin
Dön desen, dönermiyim bilmem
Uyuşmuşken yüreğim.

Desen ki....?

-Sarhoş bir keman, rüzgar
Bir kalp kumlarda
Yalnız yüreğimin ritminde,
Gönlümde bir tını adın.
-Gel desen,
Gel desen...sadece gel desen.
Bir yanımda parçası kalmış baharın
Dokunuşunda çiçekleri.
Ser desen,
Sen desen, sadece “sen” desen.
Ürperen bedenin kıvrımlarında
Kim kime bekçi bilinmez.
Tedirgin aşk
Her adımda birini takar koluna.
An olur,
Buz keser sevdam
Üşütür sessizliğin
Uyuşmuşken yüreğim.
Döner miyim sence!



<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Olabildiğince aşk

Olabildiğince uzak / varlığın
Alabildiğimce içimde /yokluğun
Sukunetimde duyabildiğince / isyanım
Duyurabildiğimce özlemim / aşka

Varlığın
Yokluğun
İsyanım
Aşka.

Kalabildiğince düşlerimde / gece & gündüz
Dokunabildiğince sensizliğime / tut
Düşebildikçe düşsün dudakların tenime / bırakma
Yok olabildiğimce tüket beni / aşkta

Gece gündüz
Tut
Bırakma
Aşkta

Olabildiğince / sen
Olabildiğimce / ben
İki bedende / tek
Aşk / aşk

S e n
B e n
T e k
A ş k

Aşk
Aşkta
Yok olabildiğince

B i z
A ş k t a
Olabildiğimizce

A ş k b i z d e
Kalabildiğince

V a r m ı s ı n?


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Üç x

-Sen istedin diye yağmur vardı İstiklal’de-

I

Birikmiş şımarıklıklarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Yaşanmışlıkları kaldırıp
Çocuk oldular...
birkaç saat

Gözlerinde yaşlarıyla
En son ne zamandı bu kahkahalar
Çıt-kırıldım konuşmalardan uzak
Ne zamandı
Alabildiğince hovarda konuşmaları

Konuştular
Güldüler
Gül-düler
Çakıllı yıllarda
Dört mevsim açan

Yağmurlu saatlerde
Cadde üstü bir mekanda
Mavi bilyelerini yuvarladılar
Rengi yitik yarınlara

Üç kadın
Üç çocuk
Üç taştılar
Hayat oyununda

II

Kırık umutlarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Gece on iki olduğunda
Yıldız yağmurlarında
Sönecekti pembe bulutları

Büyümek değil
Zor olan çocuk olmaktı

III

Basit olmalıydı soluklanmak
Halbuki
Anlamını yitirirdi
-yaşam-
büyük düşününce

Çar-çamur içinde gelip
Ellerini yıkarsın ya hani
Öyle temizlenmeliydi yaralar

Büyüdükçe
Küçülen yanlarımız vardı
Sevgi, merhamet gibi

Yaşlandıkça
Yaslandığımız bahanelerimiz arttı
Hayatı ertelemek için

Sahi biz olmasaydık
Güneş doğmaz mıydı?
Dalgalanmaz mıydı denizler?
Kuşlar göçüp gitmez miydi?
Durur muydu mevsimler?

IV

Birikmiş şımarıklıklarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Yaşanmışlıkları kaldırıp
Çocuk oldular...
birkaç saat

yemek bittiğinde

Biri kahkahaları topladı
Kızının küçük kırmızı çantasına
İkincisinin kahve telvesinde kaldı aklı
Üçüncüsü zaten alışıktı
Büyüse de çocuk sayılmaya
-boyu kısaydı-

hayat da kısaydı ya

V

büyümek zorunda kalan
üç kadındı
üç ayrı renk
üç ayrı tad
Üç taştılar
Hayatta

oysa
taşlar da ufalanırdı !


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Dilsiz bekçileriydi şehrin

Kolsuz ve bacaksız uzuyordu
Eski mezar taşları gecede
Tek baş
Tek beden
…yürek yok!

Düzleşen toprağın çiçeklerinde
Veda yaşları dolunayın
Her yer soğuk…
Her yer ıssız
…çıt yok!

Ayak sesi duyuldu
Arnavut kaldırımlı yokuştan
Bir kürek sürttü
Süpürüyordu adam
şehri…
Namusu düşmüştü belki bir kızın
Belki bir ayyaşın salyası
Gidip de dönmeyecek ayak izi belki de

Dünyaya göz açan bebeğin bağrışındandı
Yaprakların korkup düşmesi
Ekim’in saçlarında
Eylül’ün yaşları
rengi yok!

…kasım gülleri eşikte

Karanlığa teslim edilen ne varsa
Süpürüyordu adam

Uzuyordu gecede
Eski mezar taşları
Kolsuz ve bacaksız.

Dilsiz bekçileriydi şehrin...
ve yansıtmayan ayna geçmişi.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Kanlı düğün

Mayın döşeli yollardan geldik
Dikenli tellerde sıyrıklarımız
Toprağın kızılında gözyaşımız
Boğazımızda yumrukla geldik.

Namluda karanlık noktada ölüm
Bayraktır kefenimiz cehalet zulüm
Ellerimiz açıktır güçsüze gülüm
Açız, aşımızı böldük de geldik.

Canlar verdik bilmedik sarpa kayalarda
Kanlar döktük umut ekilen kuru toprağa
Suslar birikti geceleri pusuda
Sol yanımıza taş basarak geldik.

Ey vatan! uğruna kaç ocak söndü
Hainler pusuda kaç baba öldü
Sarıldı tabutlar ufuklar söndü
Gözümüzde yaşları tuttuk da geldik.

Ey bayrak! Dalgalan bulutlar senin
Gölgene yemini verdik de geldik.
Dökülen her damla senindir, rengin
Rengini toprağa kararak geldik.

Teröre lanet duamız oldu
Sınıra direkler bedenler oldu
Ana baba özlemi bir yana durdu
“Vatan bölünmez, şehitler ölmez”
Şehitlere düğün yaptık da geldik.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Ben izsiz şiirler kalır geriye

Kokusuna yüklü hasretler taşır
Her teli karışır gümüş sırçalara
Kah duman olur vapur üstünde
Kah martı , duman üstünde.
Aşiyan’dan yuvarlanır rüzgar
Savrulur Tevfik Fikret şiirleri
Mevsimler kalır dudak kenarında
Yıkar Marmara gece-i sevişleri
Kurutur Üsküdar’da bir mendil
Şahittir Kızkulesi sessiz duruşuma
Yıldızlar toplanır,
Masalardan iskambil
Biter kumar, yiter gece

Siz bilmezsiniz
Anason çoktan sinmiştir çiy damlasına
Güller sarhoş, mevsim alkolik.
Bir şarkı yalpalanır güneş kızın sesinde
Serilir güne saçları
Saçları kadar savruk İstanbul.
Kirpik örgüsünde giyinirim şehre
Şehir bana çıplak
Doğumlar düşer sancılarıma
Ölümler sarılı, doğumlar çıplak
Saçları örülür
Boynunda nefesim
Biter kadınlığı şehrin, yiter gece

Bekaretinde tükenir sanırsınız kelimeler
Siz duymazsınız
İstiflenir ıslığa yalnızlıklar
Şiirler birikir
Öfkeler dizilir berduşların başında
Çelimsiz gövdelerin gölgesinde
Çapraz adımlarla dolaşır caddeleri
Adressiz rüzgarlar.
Zaman, gümüş kurşun hızında
Gel gör ki ;
Yaprak düşümü sessizliği.
Mevsimler dökülür, çizgiler düşer
Mısrası saklım
Biter ömür, yitip gider şair.

Ben izsiz şiirler kalır geriye.
___________Sen izsiz değildir düşlerim


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Adın ne!

Sabah telaşı içinde
Bir karga kadar olamadım
Çalım sata sata dolaşamadım şehrin göbeğinde
Kuş bakışında düşüremedim alaylı duruşu
Küçük cüssemde kocaman baş taşıyamadım;
Korkak ama gururlu!

Oysa;

Nereye gitsem ben kokabilmeli şehir
Üzerimden geçerse bulutlar
Yağmurlar beni yağdırmalı

Hangi denize girsem
Dalgaları saçım sarısı
Kıyıları tenim tınısı olabilmeli

Her neye uzatsam elimi
Koparmalı ve basmalıyım göğsüme
En güzel şiiri ben yazdım demeliyim

Evet, evet şair olmalıyım
Sazın çıplak akordunda aşık da olabilirim
Aslında her şey olabilmeliyim

Takvimlerde gülüşüm
Saatlerde öpüşüm olabilmeli
Sevdiğimin odasında

Hatta odamda olabilmeli sevdiğim
Başucu kitabımın arasında
Küfür yazdığım notları saklayabilmeliyim

Nereye yanaşsam
Ben kadar uzaklaşmalı kötülükler
Acılar yıkanabilmeli gözyaşımda

En güzel aşk benim gönlümde
En sıcak seviş benim bedenimde olabilmeli
Ama dindirmeli de yumruğum savaşları

Her rengi saklayabilmeli gülüşüm
Gözyaşımda yaşam kara bağlamalı
Ve tek sözümde çözülmeli kördüğüm

Tüm yollar istediğim yere gitmeli
Ve güneş her gün bana doğmalı
Haftanın yedi günü ‘ben’

Ve akşamlar...
Tüm düşleri benden çalmalı
Yıldızlar sönük kalmalı yanımda

Dönüyorsa dünya eteğimde
Birikiyorsa mevsim saçlarımda
Ve susuyorsa aç bir çocuğun çığlığı

Çantama yapıştırdığım kağıdı
Ulu orta açıp okumalıyım
-Ya Sabır! ! !

.....

Sabah telaşı içinde
Çalım satan karga kadar olamadım belki
Ama;

karganın da olamayacağı kadar
Z a v a l l ı y ı m
A d ı m
İ N S A N.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Neyse...

I
Çıkmaz bir sokağın girişinde
Duyuyorum
Fısıldayan arnavut taşlarını

Meydan okuyor asırlık çınar
İlgisiz gözlere

Yılların üzerine kına yaktığı tulumba
Başı eğik destek alıyor
Kuruyan kuyunun beton gövdesinden

Sonu yok diye insanlar girmiyor sokağa
Hepsi yaşam kavgası içinde

Oysa arada soluklanmak gerekir hayatı

II

Köşe başında
Ahşap bir duvara yaslanmışım
Elimde simit

Siyah beyaz seyre dalmak güzel bu şehri.

Küçük insanlar olta atıyor
Galata Köprüsü’ nde
Yaklaşsam balıklar kaçar
…………Büyür insanlar

En iyisi burada kalmak

III

Suskun sokak lambası
Altında semt delikanlıları
Bir hayal…

Ve gitgide teslim oluyor yıllara
Rum evlerini saklayan
Balat… Fener Yolu

Eski resimlerdeki katipler geliyor aklıma
Sular ud sesiyle oynaşırken
Haliç’ten bir kayık geçiyor
Küreğinden düşen damlalar
Hatırlatıyor kaybolan laleleri
Yok olan huzuru

Misketlerin gölgesinde
Yuvarlanıyor teneke kutular
Karışıyor yoğurtçunun çıngırağına

Kapı eşikleri süpürülüyor
Akşam çökecek ve çekirdek çıtlatacak komşular
Sular dökülüyor çökük kaldırımlara
Gün temizleniyor.
 
06.08.07, 18:23   #7

Tahta boynuzlarıyla köprü üzerinde beliriyor tramvay
Cadde-i kebir de fötr şapkalı adamların kolunda
İnce belli bardak çizgisinde hanımların topukları eşlik ediyor
Kapalıçarşı’da bakırcıların tak-tuk’larına

Süt güyümlerini taşıyan zayıf atın soluğu
Karışıyor Haydarpaşa’da ki ağlayışlara
Sallanan eller ve mendillerle
Oyun oynuyor beyaz güvercinler
Uçurtmalar takılı
Mihrabad Korusu’nda

Yedi tepe omuz omuza horonda
Beşibiryerdem düşmüş gerdana mavi taşlı Marmara ve Haliç
Eminönü’nde balık ekmek dumanından boğuluyor martılar
Kaçıyor Kız Kulesi’ne

Üsküdar’da bayram havası
Selamsız Yokuşu deseler de kulak asmayın
Selam alıp vermeden geçmez insanlar
Yüzler hep tanıdık, eller hep dost

VI

Sabah sabah ahşap kapı üzerindeki kilit açılıyor
Sarıyer'' deki börekçinin
Cankurtaran’da kahvehanede demleniyor çay
Salmatomruk’ta galeta fırınından yayılıyor anason kokusu
Ve Kanlıca eteğine topladığı kar tanelerini boşaltıyor kaselere

Kırmızı geçmiş süzülüyor şerbetçinin semaverinden
Ardında Sultanahmet
Yankılanıyor ezan
Şehirse içli içli akıtıyor yaşını Yerebatan’da
Ayasofya ibadette

VII

Yeni cami önünde insanlar geçiyor ellerinde file
İçinde Vakıf zeytini
Mısır Çarşısı’nın o gizemi ardına sakladığı büyük kapısı aralanıyor
Ve süzülüyor şehir

Küçük bir çocuk fırının camına yapışmış
Üşüyen ellerini ısıtıyor
Yüzünde yalnız gecenin kiri
Bilmem kaç numara büyük ayağındaki takunya
Kenarı telle sarılı
Cebinden ha düştü ha düşecek ezdiği kibrit kutuları
Asfalt yatağında kabuslarını taşladığı sapanı
Boynunda asılı

Sarı damalı taksiler düştü yola
Bir de at arabaları

Ve bir kadın al basmış gerdanıyla
Savurarak şalvarı
Yürüyor hızlı hızlı...
Kümesten yumurtaları alıyor büyük kızı
Eşi kaç yıllık sokak berberinde sinek kaydında
Bu gün bayram sabahı..

Ve bir curcuna başlıyor kentte
Kadın 25 kuruşu koyuyor tezgaha
Sıcak ekmek veriyor fırıncı

Çocuk hala camda,
Geçiyor yanından
….Çocuk başını eğiyor
Kadın durup, geri dönüyor
Ekmeğinden bir parça veriyor

Sıcak ekmek…
Kara ellerinde
Beyaz köpükler gibi
Dumanında İstanbul tütüyor..
…….. düşlerimde eski bayramlar…

……………………Çocukluğum geldi aklıma işte…


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Kına kokarak gelmek isterdim

Şiir gözlüm
Yüzümü çeviremem yüzüne

Kına kokusundan bakirlikle gelmek isterdim
Kaybolmak isterdim denizi yutan gözlerinde

Dutlara uzanan parmaklarını öpmek isterdim
Denizin tuzunu almak isterdim teninden

Utançlar çarpar yüzüme…

Süzülür göbeğimden aç bir köpeğin salyaları
Gözlerimden akar, bacağımdan süzülür kırmızı damlalar

Canım çekilir de kimse bilmez,
Tene aç birinin hırsızlığına şahit kalır bedenim

Tir tir titrerim, yüzümün yarısı yerde,
Ay vurur suyun üstüne, ben gibi titrer ay mı, su mu? bilmem

Sesimi boğar gece
Hızlı hızlı gidip gelir üzerimde sarhoş bir nefes

Dünya nasıl durur bu anda?
Geceyi sesim nasıl yırtmaz?

Bu kadar kör mü olur bunca yıldız?
Bu şehir bu kadar başı boş mu sahi?


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

İptali mümkün mü

İptali mümkün mü bu hayatın!

Sordular mı gelmek ister misin dünyaya diye!
Yaşamak ister misin? Kadın ya da erkek.
Cebine para ister misin dediler mi?
Rengin sarı ya da siyah olsun diye...sormak geldi mi akıllarına!

İptali mümkün mü bu hayatın!

Şehit kanı düşen toprakta dalgalanırken bayrak
Tırnak söker gibi çalarken cumhuriyeti
Esaret ister misin dediler mi?
Sınırlar çizilsin, toprağın satılsın mı diye...sormak geldi mi akıllarına!

İptali mümkün mü bu hayatın!

Bir yanıma yaslatırken ağlar başı
Yüreğinde aşk ister misin dediler mi?
Bir evlat sevdasında aramak hayatı
Gurbet acısı çekmek ister misin koşullar uğruna...sormak geldi mi akıllarına!

İptali mümkün mü bu hayatın!

Manşetlerde sona erişler
Görmek ister misin? Kurşun, eroin, alkol, cehalet.
Küfür etmek ister misin dediler mi?
Kahpe sabahların, kalleş gecelerin şahitliğine...sormak geldi mi akıllarına!

İptali mümkün mü bu hayatın!

Körpe bedenlerde akarken sapıkların salyaları
Kör bir kurşun saplanırken penceredeki kadına
Devrik şişeden sürülünce lastik izleri
Ölmek ister miyim yol kenarında...sormak geldi mi akıllarına!

İptali mümkün mü bu hayatın!

Taş taş üstüne koyarken işçi, yıkılacak duvarlar diye
Depremlere bırakmak ister misin canlarını dediler mi?
Sular altında kalırken evler, ormanlar kavrulurken izmarit peşinde
Tabutum olurken bir uçak dağın eteğinde...sormak geldi mi akıllarına!


İptali mümkün mü bu hayatın!

Bir kalemde kırılırken hayat, asalım mı keselim mi diye,
Ağlayışıyla duyuruyorsa terk edilmiş bebek varlığını, nereye dediler mi?
Vitrin camlarına yapışırken kol bacak, koparılırken gül dalından,
Yolunurken papatya sevda uğruna...sormak geldi mi akıllarına!

Var; yaşamdan alacağım, biliyorum!
Nasılsa sormadılar gelirken
İzin almama da gerek yok gitmeye
Ama bir şans varsa hani öğrensem diyorum

Iptali mümkün mü bu hayatın! ! !


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Usul usul

Yıkılıyor, bir duvar, çığlığında.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.

Çöküyorum dizlerimin üstüne
İşte! nefesimin son doluşu göğsüme

Ve

Siyah beyaz başlıyor hayat

Ve git gide
Alaca bulaca renklere boyanıyor
Yaşam denilen şamata.

Ve git gide uzaklaşıyor masumiyet
Süzülüyor asma yapraklarında.

Yıkılan duvarın parçalarında
Yüzler görüyorum kabartılı
En az göğsüm kadar.
Ürküyorum.

Bir kedinin bakışları kesiyor korkaklığı
Soluklanıyorum.

Ey hayat! ya verseydim seni
Geri almamacasına…
Ruhsuz bedenden başka
Geriye ne’m kalırdı!

Bereket
Şiir gibi soluksuz
Şarkılarım gibi söz-süz
Gidiyorsun sendelesen de, düşsen de
Tutunuyorsun daha kuyruğu takılmamış uçurtmaya

Her şeyi sende gizlediğim bir gecede
Susuyorsun.

Deliliğe vurmak varmış yaşananları
Ya da yaşananları düşünüp delirmek.

Gülmek bile zor bu denklemde
Oysa hayat tek solukluk kadar basit
Tek soru – tek cevap kadar belki
Ölüm nedir?
O’ nsuz kalmak…
aynanın diğer yanında ölümün panzehiri.


İşte minareler vuruyor, ışıltılı, karanlık Marmara’ya
İşte İstanbul yine sularda, tepe taklak

Sessiz titreyişlerinde
Kaç beden düşer yorgun
Kaç beden düşer cansız
Kaç bedene can olur saatler
Bilir misin?

Ben bilmem…nerden bileyim ki;
İstanbul’un bilmediğini.

Gözlerini kapatmış yosma şehrim
Bacakların yorgun iki yaka uğruna

Göğsünde yedi kitle, kanserli!
Ölürken öldüren şehrim.

Ben acı çekerim de
Sen neden umarsızca bakarsın hala

Ben ağlarım da
Utanmadan nasıl güler gecelerin rengarenk

Ben giderim de
Neden kapanmaz sur kapıların

Ben ölürüm de
Neden açarsın önüme çıkmaz sokakları

İşte dört yol ağzında durmuşum

Birine giriş yok
Birine sağdan
Diğerine soldan dönüş - Yasak!
Karşımda tek yön tabelası

Sen olsan gider misin? bilmediğin bir yöne
Üstelik dönüşü yok.

İstanbul, kes önümü!

An’lar kalsın yaşandığı yerde
Ağaçlar gibi…
Baktıkça görülsün
Yeşersin, her biri farklı.

Bir kız olsun şiir, adı deniz
Bir oğlan olsun gece, adı toprak
Ne deniz kaybolur gecede
Ne de toprak olur şiir.

Kartallar yuva kurarken
Zirvede soluksuz kalırmış insan
Ben artık yüksekten korkar oldum
Suçlusu sen!
Derinlerde kayboldum
Sebebi aşk!

Yıkılıyor, bir duvar, çığlığımda.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.
Çöküyorum dizlerimin üstüne

İşte! nefesimin son doluşu göğsüme
Bak, yükseklerden düşerken veriyorum.
Toprakta topladığın her parçamda
Bir şiir gizli, baş harfi s e n olan.

İ s t a n b u l, sessiz kal
Ölümüme baktığın gibi.

O''na gidiyorum usuldan usuldan

Arzu Altınçiçek

Not: Çirkinliğimi İStanbul gecesiyle kamufle ettiğin için teşekkürler ŞİİR YÜREK.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Çırılçıplak karşıla beni

Acı bir fren sesiyle kaçtın yanımdan
Oysa karşılamak istedim seni her köşe başında
Uçurum kenarında açıp kollarımı
Süzülürken kar tanesi gibi tut istedim

Küçük şişelerden devirdim avucuma
Gökkuşağı elimdeydi ve bulutlar yanımda
Bir siren sesinde karanlılardan döndüm
İzin vermeseydin de gelseydim

Tutuşturup perdeleri aydınlatmak istedim geceyi
İspirto rengi düşlerden çırılçıplak gelecektim
Ya da mavilerin en koyulaştığı yerde
En soğuk yerinde kabarcıklarla bırakacaktım yorgunluğumu

Her defasında bir adım kalmıştı sana
Ya benden önce geçiyordun
Ya ben geç kalıyordum
Bilmedim....

Eğlencede sıkılan mermi bulsaydı beni
Yüksekten bir cam düşseydi başak saçlarıma
Tavanda asılı kalsaydı boynum
Ya da duvarlar çökseydi uykumda

İçimi kemirseydi bilinmeyen varlıklar
Damarlarımda ara ara pıhtılaşsaydı kan
Kapansaydı gözlerim, nefesim dursaydı
Öpüşseydim seninle, kimsenin görmediği yerde

Gözyaşları yıkasaydı üzerimdeki çamuru
Açılan her el dindirseydi acımı
Kaldıramadığım bedenim uçsaydı yanında
Ya sen gel ya ben geleyim...ey ölüm! ! !

G i t g i d e
a ğ ı r g e l i y o r
n e f e s a l m a k... hem de çok ağır!

Çırılçıplak döneceğim sana
Geldiğim gibi karşıla...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Düş-üm

Bir düşün içinden düştü, avuçlarıma yüzüm.
Bu yüzdendir, yastığımdaki ıslaklık
Bu yüzdendir, dudağımdaki tuzlu sabah
Boğazımda yutkunmam, bu yüzdendir.


Bir düşün içinden düştü, dilime veda şarkısı
Bu yüzdendir, kemanımda hüzün
Bu yüzdendir notamda es, neyde hazan
İnce bir lâ’ da, lâl yemem bu yüzdendir.

Bir düşün içinden düştü, gönlüme yara
Bu yüzdendir, elimdeki titreyişler
Bu yüzdendir, yaşamın ağırlığı
Ölümü sevmem, bu yüzdendir.

Bir düşün, kendi düşünden düşsen
Neler bağlıdır pamuk ipliğine
Keşkeler nasıl taşar ağız dolusu
Ve o hep bitmeyen -yazık oldu-lar

Bir düşün, peşinde
nelere gebedir gidişler...

Bir düşün!
Ben düşümden düştüm de...



<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Kaybolan bir çocuk içimde

Kaybolan küçük bir çocuk içimde
Onun gözleriyleyim gecede, korkak
Ne zaman sessiz bir sokaktan geçsem
Onun yerine duyarım gölge adım seslerini

Döndüğüm her köşe başında
Kocaman köpekler O’nu bekler sanki
Kalbi çıkacakmış gibi göğsümden
Derin derin soluklanırım, boğulmasın diye.

Kaybolan küçük bir çocuk içimde
Kaldırım kenarında kibrit kutuları
Toplayıp oynamak isterim
İşaret parmağımda sektirmek gazoz kapaklarını
Ama kiminle!

Durduğum her okul önünde
Yakasını düzeltir, mendili cebinde
Yazamadığı kara tahtalara erişirim
Rengarenk suluboyasını sürerim saçlarıma

Kaybolan küçük bir çocuk içimde
Bedenim yorgun olsa da
İki tekerlekli bisiklet peşinden koşarım
Sadece o istiyor diye

Şişmiş ayaklarımı çıkarırken
Küçük parmakları kalır yüksek ökçe içinde
Bekler, seslenir
-hadi parka gidelim yaaa! ! !

Ah küçük çocuk
Bilsen senin düşlerinden daha yorgunum
Senin gözlerinden daha küçük bu dünya
Ve ellerin daha temiz sokaktaki simitçiden

Hadi gidelim, deyip çıkmak isterim
Ama hep o, “elalem nedir korkusu”
Bilmezler içimde hapsolduğunu
Tahtaravalli de inen çıkanın sen olduğunu
Bilmezler…

Ayıplarlar hatta,
Deli mi ne, kazık kadar olmuş
Hala çocuk bahçesinde
Vah vah, üşüttü galiba.

Bilmezler…
Çocukluğunu yaşamadan içinde kaybedenleri
Dallara takılı bir uçurtmanın ipini dolar hayat
Çeker durur, hatta savurur ordan oraya
Büyük olmak kolay da, çocuk kalmakta mesele

Kaybolan küçük bir çocuk içimde
Ve yarın cumartesi
Sabah uyandığımda “sen” olacak
Spor ayakkabılarımla, kısa pantolonum içinde


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Benim

Her gün yelken açarsın
Gözüm mavisinde
Gölgesinde martının
Süzülürsün ya hani
Güzellik benim!


Yaralı bir kuşu
Sarmalarsın ya göğsünde
Ağındaki küçük balığa
Parlar içinde hüzün yakamozları
Yansımasında sevgi benim!


Ters dönen yengecin
Kururken hayatı
Bir dalga yükselir aniden
Yakalar tekrar yaşamı
Yan yan gülüşünde mutluluk benim !

Bırakırken yaprağını toprağa
Yaşlı ağaç
Köklerinde salar son mevsimi
Kuşlar kalkar dallarından ya hani
Ardı sıra akıttığı yaştaki ayrılık benim !

Çatlayan kabuğundan
Çıkarken minik serçe
Bir karga gagasına
Takılır ya boynu
O çizgide
Hayat da benim
Ölüm de!

Her şey tesadüf mü sanırsın!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Seyrine daldım

Siyaha teslim oluyor ortalık...

Orman saklanırken sislere
Yeşil etekleri sıyrılır ağaçların
Uzar bacakları

Gölge raylar belirir
Hayalet trenin seyre çıktığı
Usulca dizilir vagonlar
Kirpiklerime

Bir şeyler geçer içimden
Bir şeyler gider...

Rüzgarda şarkı söyleyen dalların
Esleri düşer yapraklara
Sus pus olur yeşil
Uyur gün dalıp sulara

Aç kurtların uğultusunda
Seyre dalar yaşlı baykuş
Yarasalar gölgesini bırakır toprağa
Toprak uykuda

Bir şeyler geçer üstünden
Bir şeyler gider

Gümüş pullu
Lacivert bir örtü serilir üstüne uykuların
Kim bilir hangi yorgun kuşun kanadında
Bekler rüyalar

Küçük bir yıldız çalsam gök yüzünden
Saçların için
Delinir mi gece
Boşalır mı üzerimize güneş

Bir şeyler geçer mi gözlerinden
Bir şeyler gider mi..

Uyanır mısın bensiz uykundan?

Gözlerin benden uzaktayken
Karanlıktayım...
Korkum karanlıktan da öte
Yokluğundan

Uyanmasan da boş ver
Gölgesi olup dolunayın
Seyrine daldım
Düşmediğim teninin

Bir şeyler gitmez
Bir şeyler geçmez artık.

Uyuyalım.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Utanıyorum


Ordasın biliyorum...

Yaşın kaç
Tenin ne renk
Kız mısın, erkek mi?
Farketmez!

Ama oradasın biliyorum.

Gözünde dehşet
Kulağında bomba sesleri
Titreyen bedenin büzülmüş bir duvar kenarına
Yanağında barut sonrası binaların karası

Göz kapaklarına çivilenmiş
Ölümün kareleri
Mevsim beyazında
Utanç lekesi -kırmızı-

Kaç cansız beden gördün bu sabah?
Kaç kişi yaşıyor mu? diye dipçiklendi yattığı yerde !
Kaç kol, kaç bacak gövdesizdi!
Kaç bebek anasız babasız kaldı!

Ahh çocuk!

Benim gözlerimden bak, isterdim
Şehrimdeki güneşe.
Lekesiz maviye bırak umutlarını
Çırpsın yüreğindeki beyaz güvercin kanatları.

Kan kokan ellerinle
Avuçla isterdim
Uçuşan kar tanelerini.
Çıplak ayaklarla yere basıp –titriyor- derdim
Çok korkmuş! demek yerine

Ordasın biliyorum,
Kaç kişi seni düşünür
Kaç kişinin içi yanar, bilmesen de
Sana ağlayanlar var, biliyorum...

Ve utanıyorum gözlerine bakarken
Büyük olmaktan!



<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
 
06.08.07, 18:38   #8

Bir ney sesine değişmişim
Bir kudüme, tambura
Yapmacık alkışları
İlahine değişmişim
Dans ederken söylenen şarkıları

Beni de kaldır ya Mevla’m
Çar çamur topraklardan
Arındırıp sun diğer elinde
Savurdukça bırak
Yorgunum inandıklarımdan
Sığındım sessizliğine

Bak ellerim iki göğsümde çapraz
Eteklerim yırtık da olsa
Başım eğik karşında
El et de yavaş yavaş açılsın
Saçlarımdaki kara yazma
El et de açıldıkça uçuşsun
Döndüğümde etrafında
Göğsümde saklı kelebekler
Yara bere de olsa

İki yumruğumun içinde
Vurdum pişmanlıkları başıma
Parmak aralarımda saçlarım
Sahte güllerin dikeni batık ayaklarımda.
Kabuk tutmuş dudaklarımda
Dua ettiğim isimler…
Yolmak için güç ver bana.

Çift kişilik uykuların
Çıplak düşlerinden uyanmam için
El ver Mevla’m bana
“Hamdım, piştim yandım”
Geldim bedensiz ruhumla kapına…
Mülteciyim aşk diyarından.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Sevişmek mi!

Susuz ve sessiz sevişiyorlar!
Bedenini olduğu gibi teslim etmiş
Bedeni ki kırmızı!

Düşünür;
Alıp götürse beni gittiği yere
İstediği her an
Dokunsa.

Ne kimse duyar,
Ne anlar ağladığını.
Eğilir sevdasından
Yükü ağır.

Çiy serinliğinde
Arınır karanlıktan.
Çıplak kalır kırmızı,
Bir de öpüşler kalır.

Giden gitmiştir.
O yine boynu bükük,
-Bekleyeceğim, der
Umutsuz sesle

ve bekler

Rüzgar her geldiğinde,
Bedenini serer gül.
Gül düşlerde,
Rüzgar keyifte.


Bilmez ki
Hovarda rüzgar
Her gülde sevişte!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Yağmur kokulum

Bir ıhlamur çiçeği düştü saçlarıma
Ellerinin kokusunu hatırlattı
Ve şefkatini

Fransız sokağından geçerken
Pencerelerde hercailer
Gülüşünü hatırlattı
Çakmak çakmak sırıttı arnavut taşları

İtalyan yokuşundan şöyle boğaza karşı
Nargilesi tüttü yaşlı şairin
Susan yanımı çağırdı

O kadar renkliydi ki yaşam
Ve herşey yerli yerindeydi ki
Düşünmek gerekmezdi yazmak için
Çiçeği, denizi,sevgiyi, ölümü
Sunulmuş kaleme noktalar, virgüller
Yeşildi bahar
Şarkılar güzeldi
Aşklarsa hep tadımlık
Saatler hep tek başımalık

Siyah beyaz olmalıydı fotoğraflar
Sabahı istediğim renkle dolmalıydı
Taş plaklar bestelenmeyeni çalmalıydı
Sadece benim için anlatılmalıydı masallar

Kum saatinden kelimeler akmalıydı
Birikmeliydi şiirler

Kırılan aynanın parçalarında
Büyüdükçe çoğalan sevgiler yeşermeliydi
Çoğaldıkça büyüyen...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Giyinirken

Bluzumun ilk düğmesinde söndü karanlık,
Eteklerime süzülürken güneş.

Saç örgümde saklı kadınlığım,
Yırtmacında çocukluğumla gel git.

Yüksek ökçelerimde telaşta zaman
Aynada süslü püslü bir yüz.

Ben bu muyum?

Diz altına inmiş mavi desen
Gözlerimde acı kahve…

Dudaklarımda pırıltısı akş¤¤¤i buselerin
Yanaklarım gece kadar solgun

Çözüldükçe saçlarım
Kördüğüm kirpiklerim

Bu ben miyim?

Bu sabah da yabancı şehir
Bu sabah da yabancıyım şehre.

Sahi gülüşümdeki kim?
Gölgemdeki gülüşe sahip kim?

Ellerim yumruk, gözlerim iri
İçimde buruk yanım, dipdiri

Kayboluşuma sebebim miyim ? ! !


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Soyunurken

Güneş düşer omzumdaki askıyla
Sıyrılır tozum, telaşım.

Bir fermuar çizgisinde
Açılır hayal tüneline demir yolları.

Ölüm kadar çıplak kalır beden
Gölgesine bile savunmasız.

Beyaz mendilde, çıkar kırmızı ruj
Bir su akımıdır yorgunluk.

Yüzümde onca iz bakışlardan
Sesim bile yabancı yankısında

Gözlerimde yanıp söner yeşil
Saçlarım gün karmaşası

İğne iğne işlenen
Sağ omzumdaki çiçek bitkin


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Topuk seslerinde saklı
Kadınlığın -dayanılmaz ağırlığı-(1)

Şehir ayak altı koca gün
Ben, gezgin adımları

Önünde dilencileriyle
Vitrinler neyin aynası?

Bir su akımıdır yorgunluk…
Derindir ve uzundur gece

Yastıkta bekler düşler
Tavanda onca kabus

Düşer pencereden duvara
Bir çam ağacının dalı

Dikenlerinde tararım saçlarımı
İnce askılı gecelik yatak üstü



“Ölümler çıplak gelir” (2)

Bu gece de
Bekleyeceğim çırılçıplak ölümü

Şu fermuar bir açılsa
Ve döşense rayları sonsuzluğa…

Hayat kadar yorgun kadınlığım.


''var olmanın dayanılmaz hafifliği''nden esinlenme
Ölümler çıplak gelir / Düş Sokağı Sakinleri''nin yorumladığı şarkı.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

GÜLÜM


Suların çağlayan akan sesine
hülyalı gözlerle daldın mı hiç,
ızdırap yelinin inlemesine
kendini kaptırıp, soldunmu gülüm.

kalbimde daima sızı ve acı
elemler sanki başımın tacı:
bulunmaz aşkın hiç bir ilacı,
hayattan payımızı aldıkmı gülüm.

coşkun şelaleler gibi çağlardık
üzülüdüğümüzde gölgelerde ağlardık,
dertlerle başbaşa kalıp dalardık gülüm,
yüreğimizi bin bir gamla dağlardık be gülüm....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

SANA GELDİM


Aylardır ben senin aşkınla yanıp
biçare gönlümü dağladım da geldim
sevginden yanlız sana inanıp
bütün ümidimi bağladım da geldim.

Şu kalbim hicranla yanmasın diye
gönlümdeki tek gülüm solmasın diye
korkularım seni bir başkası almasın diye
bilemezsin hiç sevdiğim nasıl ağladım geldim.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

FARZET Kİ

Bomboş odada oturmuşum
yazıyorum düşünerek seni,
uzaktan çok uzaktan geliyor
kulaklarıma bir acı siren sesi.

yanlızlıklarımın karanlık gecesinde
tren uğultuları sessizliğimi bozuyor,
mutluluk üzerine kurduğumuz hayaller
terli avuçlarımda son buluyor.

dönüyor dünya çılgın gibi
rüzgar esiyor korkuyorum,
neredesin sevgilim çekinme gel
farzetki bu gece ben yokum


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

İKİMİZ


Solmayan demetler ellerimizde
çiçekli bir yolda yürüyen bizdik.
görenler sanırdı senle biz ikizdik
bir koyda birleşen iki denizdik.

unutulmazdı bu yoldan geçen
bir damla umuttu gönlüme düşen
kimdi sevda pinarından kana içen
içtikçe kanmayan biz ikimizdik

biliyorum sevgilim biliyorum
bırakıp gideceksin sende beni birgün
uzaklara meçhüll olup kaybolacaksın
ve.. sadece senin dönmeni düşüneceğim


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
 
06.08.07, 18:41   #9

BEKLEYİŞ


Gözlerim hasretle yanıp
bedenim tekliğini hatırlattı bana
kapılar gürültüyle kapandı
pencereler esnedi zamana.

dudağımda ilk öpüşün hazzı
hayalın gözlerimin önünden gitmez
uğramazsan yanıma arada sırada bazı
sana hasretliğim inan hiç bitmez.

bak sensiz ağardı yine gökler
gözlerim yine yolda seni bekler
geleceksin diye uyanırım sabaha karşı
güneş batti ağardı yine gökler.

sıgaram kül oldu dudaklarımda
artık gelmez dedim sevgilim
bu gün seni beklediğim kadar
hiç bir şeyi beklemedim...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

____ BekleyeceĞİm ____

GİttİĞİn Yollari Yakin Sanarak
Hasretİn AteŞİnde Her GÜn Yanarak
GÖzlerİm Her Yerde Senİ Arayarak
GÜnlerce Yolunu BekleyeceĞİm.

Kirlarda ÇİÇekler BÜsbÜtÜn Solsada
Gecelerİmİ Karanliklar Sarsada
Kalbİme HanÇerler Saplansada
Aylarca Yolunu BekleyeceĞİm.

Mevsİmler Bİr Bİr Erİyİp Aksada
YÜreĞİme Acilar Yer Bulsada
Ne Çikar Bu Can Bedenle ÇekİŞsede
Yillarca Yolunu BekleyeceĞİm.

GÜneŞle Ay DoĞmadan Batsada
Yazlar KiŞlara KÜsÜp Ayrilsalarda
Sevdalar TÜkenİp Hayaller Bİtsede
ÖlÜnceye Dek Yolunu BekleyeceĞİm


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

GECE VE SEN


Otursak bir gece denize karşı
Ay dökülmüş olsa serin sulara
göğsümde dağılsa esen rüzgarlar
uzaklar söylese aşk şarkımızı

doğrular söylesen yalan kadar hoş
inansam bunlara bütün kalbimle
seviyorum desen en çok seni
aşkından böyle gibiyken sarhoş

kuşlardan söz açıp göğe yükselsek,
yıldızlar beğensek ikimiz için
uzak olanlari bir bir ayırsak
yan yana olanlar bizimki desek

farkına varmadan sabah olsa
heyecanla boynuna sarılsam senin
doğan güne dalıp geceyı ansak
her gecemiz böyle aydınlık olsa.


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

ANLADIM GELDİĞİNİ


Anladım geldiğini yeşilliklerinden..
Anladım geldiğini kuşların ötüşlerinden..

Anladım geldiğini insanlarin gülüşlerinden..
Anladım geldiğini ağaçlar dibinde oturmuş çiftlerden..

Anladım geldiğini cama vuran yağmur sesinden..
Anladım geldiğini gök yüzünden kayan yıldızından..

Anladım geldiğini güneşin doğup batışından..
Anladım geldiğini ya sen sevgilim anladınmı baharın nasıl geldiğini..


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

RÜYA


Yer yüzünde yanlız..
bir yer bildiğim...
taşıyla toprağıyla..
bir olduğum..
bütün hazları..
orada duyduğum....

bir yer var biliyorum..
canımla sevdiğim sen...
varsın orada..
bende seninleyim işte..
yan yana can cana ama....

gözlerimi açmaktan..
elimi uzatmaktan..
yanında kıpırdamaktan..
korkuyorum,sabah olursa..
sensiz uyanacağımdan....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

MEKTUP


Bir gün...
hatırlarsan eyer,
ağaçların yapraklarına bak.
Çimenlerin ıslaklığında...
Göğün maviliğinde
yeşeren yaprakların.
seni gördüğümde ...
sen baharın,
Gecesinde gündüzünde,
sen vardın düşüncelerimde.

sıgaram tabakta...
sen gözümde tüttün.
bulutun sarısında saçlarını...
denizin mavisinde gözlerini gördüm.
sevdim söyleyemedim...
ama..sen biliyordun,
yaprak gibi...
döküm dökümdü
anılarım senin için.

bir gün....
beni hatırlarsan eyer,
ağaçların yapraklarına bak...
yapraklar yolunda ayaklarında.
yapraklarda bir ses....
hatırladığın müddetçe,
bir hikaye seni sevdiğim günlerden...
artakalmış..yaprakların dökümünde....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

DAMLALAR

Gecelerin koynunda..
esen rüzgar durmuyor..
esiyor savuruyor..
dağıtıyor topluyor..
ayrılan bulutları..

Gökyüzü kararıyor..
müjdecisi yağmurlar .
yaklaşıyor bulutlar..
ses verir gibi oluyorlar..
seslerini duymuyorum..

Onları görmüyorum...
ben içime gömülmüş..
yolumda yürüyorum..
damlalar uğraşmayın
ben zaten ağlıyorum...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

ASLA VEDALAŞMAYALIM


Bu gün seni son defa göreceğim...
Tam vaktinde gelmelisin...
Saçların dağınık olmamalı...
En güzel elbiseni giymelisin...

Dikkat etmeli hiç ağlamamalıyız...
Çok neşeli olmalıyız...
Son defa seni gülerken görmeliyim...
Elinde solmamış bir gül olmalı...

Mutlaka bir hatıra vermek istiyorsan...
Bana bir roman getirmelisin...

Eğer:
''-İsmi ne olsun'' diyorsan sevgilim...
'''' Asla vedalaşmayacağız, olmalı...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

O AĞACIN ALTINI


Bu gün yine çamlıca daydım..
bir çınar ağacının altındaydım..
oturduğumuz yine aynı o masada..
değişen hiç bir şey yoktu senden başka..

bak garson çocuk bile hatırladı beni..
ama sen hatıraları çoktan unutmuşsun bile..
yudumladıkça buğulu çay bardağından...
sen beliriveriyorsun hemen karşımda..

yanımdakı sandalye bom boş ...
gözlerimle getiriyorum seni masama..
avuçlarımdasın çay koyuluğunda...
seni yudumluyorum yapayalnızlığımla...

etrafım hep senle doluyor çayım soğuyor...
sandalye masa demli bir çay ve sıgaram...
birde garson cocuk bir şarkı tutturuyoruz...
O ağacın altını , şimdi anıyormusun....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

KORKUYORUM


karşılaşan gözlerime...
geceler uzun ve sıcak...
karanlıklar gölge ile doldu...
ateş dansı etmez oldu ...
Korkuyorum...

gecelerimde şeytanı yaratıklar...
rüyalarımı sarmıyor artık...
geceler inlemiyor şarkılarımda...
bıçaklar gömülüyor uykularıma...
korkuyorum

yanlızlığım sarıyor bedenimi...
atamiyorum avuçlarımdan...
rüzgar parçalanıyor damarlarımda...
şeytanlar üstüme üstüme geliyor..
korkuyorum rüyalardan....!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
 
06.08.07, 18:43   #10

HAYALİN


İnce bir kar, keskin bir soğuk..
ve..camdan bakan bir ben....
karanlıklarda titreyen....
sevgilim silik ve dönük...
girsin diye pencere acık kalmış...

Karanlıklar beyaz ve sessiz....
sevgilim hareketsiz unutmuş gülmeyi....
soğuktan pencereye asılı kalmış....
Saçında kar yüzünde soğuk....

Hangi sisli pencerelerde....
hayalin mi kimbilir nerde....
umutsuz kalmış gün ışığından....
solgun yüzü ve konuştu,
dün geceki gelen konuk...!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bir gün...
hatırlarsan eyer,
ağaçların yapraklarına bak.
Çimenlerin ıslaklığında...
Göğün maviliğinde
yeşeren yaprakların.
seni gördüğümde ...
sen baharın,
Gecesinde gündüzünde,
sen vardın düşüncelerimde.

sıgaram tabakta...
sen gözümde tüttün.
bulutun sarısında saçlarını...
denizin mavisinde gözlerini gördüm.
sevdim söyleyemedim...
ama..sen biliyordun,
yaprak gibi...
döküm dökümdü
anılarım senin için.

bir gün....
beni hatırlarsan eyer,
ağaçların yapraklarına bak...
yapraklar yolunda ayaklarında.
yapraklarda bir ses....
hatırladığın müddetçe,
bir hikaye seni sevdiğim günlerden...
artakalmış..yaprakların dökümünde....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

GÖZLERİN DE


Huzur dolu bir dünya,
vardı orada...
rastladım aradığıma,
hep orada...

Nihayet buldu özlemim''de,
yine orada....
gülümseyen bir dünya,
vardı orada....

aydınlığa ve zamana kavuştum,
işte orada....
hakiki aşka inandım ve yaşadığıma,
tam orada...G ÖZLERİNDE....!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

AYRILIK


Ağlıyorum bilmeden....
durmadan düşünmeden....
hıçkırıklar boğuyor....
niçin neden demeden....
. »-(¯`v´¯)-»
içimdeki üzüntü ....
kalbimi bitırıyor....
Anladım sebebini ....
ayrılık hiç bitmiyorr....
.»-(¯`v´¯)-»
ayrıldım ağlamadan....
ağlayıp sızlamadan....
ya ayrılık birleşsin....
ya tamamen yükselsin....


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

AĞLIYORMUSUN ANAM

Anam dün dayı oğlu geldi yanıma,
çok sevindim onu karşımda görünce...
çektım bir kenara dedim anamı anlat bana...
ne anlatayım bilmezmisin oda her ana gibi bir ana.

anladım sen hala ağlıyorsun değilmi anam.
neden anam neden hala ağlarsın bana...
anam bilmezmisin sen böyle ağlarsan...
günler dahada uzar hasretim dahada büyür.

ağlama ne olur canım anam..
hasret çeken yüreğimi dağlama...
zaman çabuk geçsın diye unutmaya çalışsamda..
ama olmuyor be anam rüyalar engel oluyor buna...

anam sensiz geçecek ilk anneler günüm,
sıgaramı nefes nefes içime çekiyorum..
ciğerlerim yaniyor ..siğaradan değil ha anam..
hasretln yakıyor burnumda tütüyorsun ondan anam....!



<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

VEDA ZAMANIN' DA

Bir sessiz akşamın ayrılığında,
ve sen...
Hayır diyemiyeceksin ozaman,
Uzayacak yollar..
Gümüş gümüş sağanağında gözlerin,
uzayacak peronda...
Hazin bir tren düdüğü,
Gitme sevgilim diyeceksin.
»-(¯`v´¯)-»
Olumsuz takılar kalkacak kelimelerden,
Bir sessiz akşamında ayrılığın,
Yıldızlar dökülecek avuçlarına yay burcundan...
»-(¯`v´¯)-»
Ağlayacaksın...
Bir katiliktir başlayacak gözlerinde...
Karanlıklara karşı;,
gündüzlerden çok uzak...
gözlerde yaş mahzun bir bakış...
yapış yapış tutacaksın ellerimeden...
ellerimi ellerine alacaksın gitme kal ...
diyeceksin veda zamanın da...?


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

HÜSRAN


Bırak güneş doğmasın sabah olmasın Annem...
Zaten gözlerim görmez hayatın nurlarını...
Kırlardaki çiçekten, tabiattan bana ne...
Kalbim tutamaz oldu aşkımın sırlarını...

Nasıl da inandım nasıl da aldandım Annem...
Biliyor musun ilk defa sevildim sandım...
Şimdi ne olacak bende kalan aşkım...
Üzülme bekletirim ta şuramda bir köşede…

Bu hayat Izdıraba üzüntüye az gelir Annem...
Sen niye küstün ne için bana dargınlığın...
Niçin görmedin beni nedendir dalgınlığın boş ver…
Sevdiğim saadeti sadaka diye verir!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

bİrtanem

]senİ Bana YazmiŞsa Mevlam
Bu YÜrek Senİn İÇİn Çarpiyorsa
Her Yerde Senİ Arİyorsa GÖzlerİm,,
Bİr Nedenİ Vardİr Elbet Şu YeryÜzÜnde.


Şİmdİ Kalbİm Neylesİn SÖyle Bİrtanem,,
Senİ YazmiŞ Mevlam Bİr Kere Kaderİme,,
Yok BaŞka Bİr SeÇenek Bozulmaz Bu DÜzen,
Sende BÖyle Kabullen Çare Yok Bİrtanem.


Bİlİyorum Çok Zor Olacak SevdİĞİm,,
Kİmbİlİr Neler Neler Hayal EtmİŞtİn,,
DÜŞÜnmeden KarŞina ÇikmiŞsam Eyer Affet,,
Sen ÜzÜlme Bİrtanem Beklerİm ÖmrÜmÜn
TÜkendİĞİ Yere Kadar Bİrtanem...


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

SÖYLE NEYE YARAR


Öldünmü ne..
Yıllar geçti yoksun ben hala ağlıyorum..
Seviyorum..
Seni çok arıyorum, avunamıyorum.
Görüyorum...

Daima karşımdasın,bakıyorsun mahzun..
Anladım..
Yine benimlesin .ayrılmadın ayrılamazsın..
söyle neye yarar...

Konuşmuyorsun, hiç gülmüyorsun;
Görmeye alıştığım yerde de yoksun..
Durduğun mahallede , bile yoksun artık.
söyle Neye yarar...

Ben seni özlediğimi , anlatamiyorum sana;
Sen bir sesini bile duyurmuyorsun bana..
Sadece sadece karşımda duruyorsun ..
Söyle neye yarar...

Beni kollarınla sarmadıktan sonra;
Ben seni doya doya öpmedikten sonra...
Hep karşı karşıya olmuşuz ;
Söyle neye yarar...

Aramızda kocaman kalın bir bulut...
Etrafta sessizlik,daimi bir süküt...
üstelik biliyorum az sonra uzaklaşıp kaybolacaksın...
söyle neye yarar...

Büyüyüp silikleşen bulutla beraber sen de dağılacaksın.
İşte o zaman dolu dolu yağacak yağmurlar...
Ve ben üşüyor titriyor olacağım,
Söyle neye yarar...

Giden hayalinle birlikte ben de eriyorum.
Hıçkırıklar boğazımda düğümlendi yine;
Ollmayacak bu böyle,ne olur dön gel bana....!


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

DUY SESİMİ


Şimdi....Dışarda yağmur,
camları döğüyorsa Anla ki.
Benim de gözyaşlarım,
kalbimi döğüyordur.

Ben şimdi uzak sahillerde
Ruhum gibi isyan eden
Denize bakıp bakıp,
hep seni düşünüyorum..

Denizin derinliklerinde bakıp ta,
Bana gözlerini hatırlatacak.
Bir ışık arıyorum bana parlayacak,
kulağima suların sesi name olacak..

maziye karışmış belki de,
unutulmuş bir şiirin son kıtası .
;Ah bunları oku...yaşıyorsan,
bu şiir hasret gecelerimin ..

özlem olan hislerimden sana,
senin o ilkbahar kokan hatıran .
kuruyan dudaklarımdan çıkan,
hıçkırıklar la beraber duy sesimi...!
 
Cevap Yaz

..:::Arşivimden::...

Şiir Pınarı bölümde ..:::Arşivimden::... konusu, 1453...İSTANBUL... bir kaos şehri burası hücumbotlar hücum ederken karadan gökte ateş toplarıdır çaylak sürüsü coğrafyası alımlı kültürü bakımsızdı o zamanlar ...



En Popüler Etiketler
Etiketler
pusulaları var gelin değil suda bulunur kayık değil, eflatunu aratır, sevgili istanbul gibi zor fethedeni tek olmalı,

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Komik resim arşivimden ibiramcan Komik Resimler 1 21.10.07 19:35
Benim Resimli Şiir Arşivimden perilice Şiir Pınarı 25 20.08.07 10:55



Forum Zaman Ayarları GMT +3 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 13:02 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0
HarbiForum; Haybeden Değil ,Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2009
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.
If you own the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be removed from our web site,
please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.