| |
| |||||
| Kayıt ol | Arama | Bugünki Mesajlar |
| 13.09.07, 05:05 | #11 |
| | RAMAZAN VE SOSYAL YARDIMLASMA Abdullah b. Abbas -radiyallahü anh-den rivayet edildigine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurmustur: “Yani basindaki komsusu aç iken tok olarak geceleyen kisi (olgun) Mü’min degildir.” (1) Hadis-i Serif “kardes”(2) ve “bir binanin taslari gibi birbirine kenetli”(3) olduklari yüce yaratici tarafindan tescil edilmis bulunan Müslümanlarin, yakin çevrelerine karsi sorumluluklarini hatirlatmaktadir. Ne zaman sosyal duyarlilik ve yardimlasma üzerinde bir söz açilsa bu hadis-i serif mutlaka hatirlanmis, Müslüman komsusunun yani basinda aç, bîilaç durmasi halinde asla ve kat’a ilgisiz kalamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) komsusunun ihtiyaç halinde oldugunu bile bile ilgisiz kalmanin olgun Mü’min olmamanin delili saymaktadir. Yardimda bulunmak bir baslangiç degil, bir neticedir. Yardim yapma duygusu ve duyarliligi ise, o yardimin gerçek amili ve öncüsüdür. O halde yardimin bizzat kendisinden önce “yardim duygusu”nun gönüllerde yer etmis olmasi esastir. Imkani oldugu halde çevresine yararli olmayanlar, bu duyguyu gönüllerine yerlestirememis olanlardir. Çevresine sicak bakmanin zevkini tadamayanlardir. Yardim her seyden önce bir duygu ise; onun iman ile ilgisi de pek açik ve köklüdür. Zira insan hareketlerini yönlendiren en müessir güç imandir, iç yönelisidir. O halde çevreye karsi duyarsizlik ve yardimsizlik pek tabii olarak imanin olgunluk derecesiyle alakali olacaktir. Bu sebeple hadiste geçen “Mü’min degildir” hükmü, “yapmasi gerekenleri icraya sevk edecek derecede ve olgun bir imana sahip degildir.” anlamindadir. “Kendi aralarinda yumusak, merhametli, sefkatli.”(4) olmalari gereken Müslümanlarin, hemen yani baslarindaki komsularina karsi ilgisizligi elbette imaniyla irtibatlandirilacak bir göstergedir. Hadis-i serifte isaret edilen tehdit ve tespit, komsuya ilgisiz kalmaktan kaynaklanmaktadir. Komsular hakkinda Hz. Peygamber: “Cibril, komsu hakkinda o kadar tavsiyede bulundu ki, nerde ise komsuyu komsuya mirasçi kilacak zannettim.”(5) buyurmustur. Bu ölçüde meselenin üzerinde durulmasinin hikmetini büyük sehir hayatini taniyanlar herkesten çok daha iyi anlayacaklardir. 20 cm’lik bir tugla duvarin ve asilmaz setler olusturdugunu ancak apartman hayatinin kahredici hissiz ve alâkasizligini yasayanlar bilir. Is hayatina ilaveten iletisim ve haberlesme vasitalarinin birbirinden koparip yalnizliga mahkum ettigi büyük sehir sakinleri için bu hadis-i serifte ve diger pek çok ayet ve hadislerde yer alan ifadeler, son derece tehdit ve uyari yüklüdür. Sosyal yardimlasma duygusunu en çarpici bir biçimde gözler önüne seren bu hadisin verdigi mesaj pek tabii olarak sadece have komsularina yönelik degildir. Her çesit ve kapsamdaki komsuluklar için de aynen geçerlidir. Devletler çapinda da ayni seyi düsünmeye mani herhangi bir hal yoktur. Çesitli sebeplerle sikinti çekmekte olan, yari aç, yari tok idare etmeye çalisan komsu milletlere imkan olan komsu ülkelerin ilgi duymalari, yardim etmeleri gerekmektedir. Aksi halde ayni sorumluluk, onlar için de geçerlidir. “Aç olan komsu”nun mutlak olarak zikredilmis olmasi, “Müslüman komsu” gibi bir tahsise ve vasiflandirmaya gidilmemis olmasi, olgun Müslümanin duyarlilik alanini imanin sinirlarinin ötesine tasimaktadir. Hangi dinden ve inançtan olursa olsun “aç olan komsu” ya sirf komsuluk hukuku geregi olarak ilgi duymasi, ihtiyacinin giderilmesi hedef olarak gösterilmis olmaktadir. Vali iken kendisine bir kösk yaptiran ve çarsinin gürültüsünden kurtulmak isteyen Sa’d b. Ebi Vakkas’i teftis için Hz. Ömer, Muhammed b. Mesleme’yi aziksiz olarak Kûfe’ye gönderdi. On dokuz günlük bir yolculuktan sonra Medine’ye dönen Muhammed b. Mesleme, kendisine niçin azik vermeden yola çikardigini Hz. Ömer’den sordu. Ömer (r.a.) söyle dedi: “Medine’de Müslümanlar açliktan kirilmak üzereyken sana bir seyler verip de nimeti sen, vebalini de ben yüklenmek istemedim. Zira ben Peygamber (s.a.v.)’i söyle buyururken dinlemis bulunmaktayim: “Komsusu açken Mü’minin tok dolasmasi yakisik almaz.”(6) Bu olaydan da anlasildigi gibi küçülen dünyamizda açlara yardima kosmak, bunu da en yakin komsusundan baslatmak her olgun ve imkani olan Mü’minin temel görevidir. Iman olgunlugunun alametidir. Unutulmamalidir ki, bir hadislerinde Peygamberimiz: “Hangi mahallede bir kisi aç kalirsa, o mahalle halki Allah’in korumasindan uzak düser.”(7) buyurmustur. Ibni Hazm da, ayni delilleri degerlendirerek “Bir beldede bir kisi açliktan ölecek olursa, o belde halkinin tümü ölenin katili sayilir ve ölünün diyeti onlardan tahsil edilir.”(8) hükmüne varmaktadir. Bütün bu izahlardan su neticeleri çikarmamiz mümkündür: 1- Zengin komsuya komsularini aç birakmasi haramdir. 2- Onlari açliklarini giderecek kadar yedirmek, çiplak iseler giydirmek vaciptir. 3- Servette zekattan baska mükellefiyetler de bulunmaktadir. 4- Senelik zekatini verenler mükellefiyetten kurtulamazlar. Duruma göre baska birçok görevleri daha vardir. 5- Gerçek ve olgun Mü’minler, çevrelerine karsi ilgisizlige ve duyarsizliga düsemezler. Muhtaç kimselerin, ihtiyaçlarini karsilamak, imanin kemaline isarettir. Iste ramazan ayi yardimlasmalarin ve dayanismalarin Mü’minler arasi hayirda yarismanin, yaralari sarmanin, Mü’min derdiyle dertlenmenin zirveye çiktigi bir aydir. Mü’min, imaninin kendisinde meydana getirdigi hassasiyet ile çevresini arastirmali, ihtiyaç sahibi insanlarin dertlerine derman olmaya çalismalidir. Oruç açliginin da costurdugu sefkat ve merhamet çaglayanindan her zamankinde daha çok ramazan ayinda ihtiyaç sahiplerini kana kana sulamalidir. Imanlarini, irz-namus ve vatanlarini korumak ve kurtarmak için emperyalist kafirlerle sicak savasin içerisinde bulunan mü’min kardeslerini de unutmamali, onlar içinde “Ne yapabilirim?” sorusu gündeminden asla düsürmemelidir. Su gerçegi hiçbir zaman unutmamamiz gerekir ki, mal da, mülk de Allah’indir. Kullarindan bazilarina bunlardan çok vererek, o kullarini bunlarla imtihan eder. Varlikli Mü’minler servetin kendileri için imtihan dünyasinda yöneltilmis bir soru oldugu suuruyla hareket etmeli ve mallarindaki “ihtiyaç sahiplerinin hakki”ni gasbederek zalim ve hak yiyen konumuna düsmemelidir. Allah (c.c.) yarattigi her canlinin rizkina kefildir. Mallarimizdaki ihtiyaç sahiplerinin haklarini gasbederek kimseyi açliktan ölüme mahkum edemeyiz. Ama bizler imtihani kaybetmis oluruz. “Vermek” ve “Infak” ile sadece maddi yönden varlikli Mü’minler sorumlu degildir. Evet nisap miktari mali olan kisi zekat verecektir. Onun ümmete karsi sorumlulugu içinde “mal vermek” vardir. Ama, yüreginde mü’min kardesi için yüzüne yansiyacak bir tebessümü bulunan da ondan sorumludur. Her Mü’minin, bir tebessümcük zenginligi vardir ve eger varsa “sadaka” ile yükümlüdür. Her mü’minin, bir yetimin basini oksayacak digergamligi vardir. Kendisini bunca genis bir sadaka çerçevesi (Allah Rasulü Efendimiz su davranislari “sadaka” olarak degerlendirmektedir: Allah’i tekbir etmek, La ilahe illallah demek, Sübhanallah demek, Allah’tan magfiret dilemek, Namaza giderken atilan her adim, iyiligi emir-kötülükten nehy, her iyi olan is, iki kisi arasinda adaletle hükmetmek, mazluma yardim, atina binene, yük yükleyene yardim, tatli-güler yüzlü söz, isi bilene yardim, bilmeyene ögretmek, insana eziyet veren seyi yoldan kaldirip atmak.... vb.) Içine sokamayan kisi, ümmetin içindeki yerini yeniden degerlendirmelidir. Çünkü Efendimiz; “Zenginlik mal çoklugundan ibaret degildir. (Hakiki zenginlik gönül zenginligidir.” buyurmuslardir.(9) Asil dert, gönül fakiri olmaktir. Mü’mine karsi bir tebessümü infak edememektir. Allah Rasulü (bu baglamda) bütün Mü’minleri zengin olarak görüyor. O, ümmetinin her ferdinin infak edecek bir zenginlige sahip olduguna inaniyor. Malî yönden fakir olan, gönlündeki zenginlikle, nice zenginin erisemedigi yücelikleri bulabilir. Sadaka terbiyesi, var olani verebilmekle baslar. Içinizde ümmete karsi bir sevgi çaglayani cosuyorsa, onu verin. Ümmet onunla ihya olacaktir. Allah Rasulü, ümmetinin gönül ezikligine düsmesine razi degildir. Eger bizim gönlümüz iman yönünden yeterli zenginligi bulmussa Allah Rasulü ona, infak için bütün bir hayati açmistir. Mal zenginligi ise, onun sadece bir parçasidir. Bütün mesele var olandan verebilmekte. Iste size uçsuz bucaksiz umranlar gibi bir “infak” ve “sosyal dayanisma” dünyasi. Bu dünyadan hiç kimsenin ama hiç kimsenin “benim neyim var ki dayanisma için seferber edeyim, infak edeyim.” demeye hakki yoktur. Su güzel ramazan ikliminde bunlari costurmaya, saha kaldirmaya ve bütün bir ümmetin yüzünü güldürmeye var misiniz? Dipnotlar : 1) Ibni Ebî Seybe, Kitabü’l Iman s. 33. 2) Hucurat/10. 3) Saff/4. 4) Fetih/29. 5) Buhari, Edeb, 28. 6) Ahmed b. Hanbel, I., 55. 7) Ahmed b. Hanbel, II., 33. 8) S. Kutub, El Adeletü’l Fetimaiyye fi’l Islam, s. 221. 9) Müslim, Zekat, 470. Kaynak: Ömer Cavusoglu, ilkadim dergisi @ Ekrem Yolcu |
| 13.09.07, 05:06 | #12 |
| | ORUÇ ' UN TANIMI „Oruc" (savm) lügatte, kisinin kendini belli bir seyden tutup geri dönmesidir. Meselâ bir kisi kunusmaktan veya yemekten kendini tutarsa yani konusmaz veya yemezse; lügat acisindan kendisine oruclu denir. Orucun lügat anlamdaki örnek olarak su âyet-i kerimeyi gösterebiliriz: "Ye, iç. Gözün aydin olsun! Eger insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah'a oruç adadim; artik bugün hiçbir insanla konusmayacagim." (Meryem: 26)Görüldügü gibi bu âyet-i kerimede gecen „oruc" sözcügü, susmak ve konusmamak anlaminda kullanilmistir.
" Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmis ümmetlere farz kilindigi gibi size de farz kilindi. Umulur ki korunursunuz." (Bakara: 183)Sünnetteki delil ise su hadis-i seriftir: „14 - Abdullah Ibnu Ömer Ibni'l-Hattâb (radiyallahu anh)'in anlattigina göre, bir adam kendisine: Gazveye çikmiyor musun?" diye sorar. Abdullah su cevabi verir: "Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i isittim, söyle buyurmustu: "Islâm bes esas üzerine bina edilmistir: Allah'tan baska ilâh olmadigina ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduguna sehâdet etmek, namaz kilmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak". (Buhari)Oruc zorunlu kilinmadan önce Hz. Muhammed 'in (S.A.V.) Medine'de müslümanlara, yahudilerin yaptiklari gibi, yilda bir kez sâdece Asurâ gününde oruc tutmalarini buyurdugu bilinmektedir. Yahudiler ve hiristiyanlar da yilin belli günlerinde belli nesneleri yememek yoluyla bir cesit oruc (perhiz) tutarlar. (bk. Bakara: 183). Yahudiler ve hiristiyanlar bu farzi yerine getirmemisler, degistirmisler ve bozmuslardir. Oruc'un ilk kurallari Bakara suresinin 184 -187. ayetlerinde bildirilmistir.* „184. Sayili günlerde olmak üzere (oruç size farz kilindi). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadigi günler kadar) diger günlerde kaza eder. (Ihtiyarlik veya sifa umudu kalmamis hastalik gibi devamli mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayir yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eger bilirseniz (güçlügüne ragmen) oruç tutmaniz sizin için daha hayirlidir.*) Orhan Hancerlioglu, ISLÂM INANCLARI SÖZLÜGÜ; Islâm Deyim, Terim ve Akimlarini da Kapsar; Remzi Kitabevi; Istanbul; 1984; S.442 |
| 13.09.07, 05:06 | #13 |
| | RUÇ'UN FAYDALARI Orucun bircok maddi ve manevi faydalari vardir. Bunlardan bazilari söyledir:
3082 - Hz. Ebu Hüreyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoglunun her ameli katlanir. (Zira Cenab-i Hakk'in bu husustaki sünneti sudur „Bir kimse ramazanin faziletine inanarak ve mükafatini Allah'dan ummarak oruc tutarsa gecmis günahlari affolunur." |
| 13.09.07, 05:06 | #14 |
| | 'Oruçlunun hücresi bile tesbih eder' Akra FM selâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..Aziz ve sevgili Ak-Televizyon izleyicileri ve Ak-Radyo dinleyicileri! Allah'in selâmi, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Ramazan ayinda oruç tutmak müslümanlarin çok önemli ibadetlerinden birisidir, çok sevapli ibadetlerinden birisidir. Islâm'in temel ibadetlerinden birisidir. Onun için Ramazan orucunu tutmaya ser'î bakimdan özrü olmayan, bedeni sihhatli olan her müslümanin büyük gayret göstermesi lâzim! Allah-u Teàlâ Hazretleri bu büyük mükâfatlarin verildigi, büyük sevaplarin kazanildigi mübarek aydan en güzel tarzda, en çok sekilde istifade etmeyi hepinize, hepimize nasîb ü müyesser eylesin... Tabii Ramazan orucu, (Yâ eyyühellezîne âmenû kütibe aleykümüs-siyâmü kemâ kütibe alellezîne min kabliküm lealleküm tettekùn) ayet-i kerimesi ve devamiyla Kur'an-i Kerim'de emredilmis, kesin bir temel ibadettir. Oruç tutanin günahlari affolur Size bu Ramazan ayiyla ilgili bazi hadis-i serifler okumak istiyorum. Okumak istedigim Ramazan ayinin sevabini gösteren sahih hadis-i seriflerden birisi... Imam Buhàrî, Ahmed ibn-i Hanbel, Ebû Dâvud, Neseî ve diger kaynaklarin Ebû Hüreyre'den ve Ibnün-Neccâr'in da Enes RA'dan rivayet ettigine göre Peygamber SAS Efendimiz söyle buyuruyor: RE. 425/10 (Men sàme ramadàne imânen vahtishaben gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî) "Kim Ramazan ayini Allah'a inanarak, imanla ve sevabini Allah'tan bekleyerek ihyâ eder, Ramazan orucunu güzelce tutarsa, o güne kadar islemis oldugu geçmis günahlari afv ü magfiret olunur, Allah affeder." buyuruyor. Bu duyulmus, meshur, her Ramazanda söylenen bir hadis-i serif. Kaynaklari saglam olan bir hadis-i serif. Demek ki eski günahlari Cenâb-i Hak afv ü magfiret ediyor, bu kesin. Oruç vücudu temizler Peygamber SAS bir diger hadis-i serifinde buyuruyor ki: RE. 350/4 (Likülli sey'in zekâtün) "Her seyin bir temizlenmesi, zekâti vardir." Malin zekâtini biliyorsunuz, parasinin kirktabirini ayiriyor, fakirlere veriyor. Sürüsünde kirk tane koyunu varsa, bir koyununu veriyor. Arazisinden mahsûl varsa, mahsulün ösrünü veriyor... Her seyin zekâti vardir, o zekât verildigi zaman, fakirin hakki çikarildigi zaman mal temiz olur. Ayrilmadigi zaman pis, iyi olmayan bir kazanç ve mal olmus olur. Her seyin zekâti vardir. (Ve zekâtül-cesedü essavm.) "Vücudun zekâti da savmdir, yâni oruç tutmaktir." Bu ay oruç tutmak böyle vücudun paklanmasini, maddeten ve mânen temizlenmesini saglayan bir ibadet oluyor. Bu da çok önemli... Oruç cehennemden uzaklastirir Baska bir hadis-i serif okuyalim. Imam Buhàrî, Müslim, Tirmizî, Neseî, Ahmed ibn-i Hanbel Ebû Said el-Hudrî Hazretleri'nden rivayet etmisler: RE. 425/14 (Men sàme yevmen fî sebîlillâh, bâadallàhu beynehû ve beynen-nâr bizâlikel-yevmi seb'îne harîfâ.) Harîf, sonbahar demek. "Kim Allah yolunda, Allah rizasi için bir gün oruç tutarsa, Allah onunla cehennemin arasini yetmis sonbahar, yâni yetmis sene açar, cehennemden uzaklastirir." Yâni cehenneme girme ihtimali azaliyor, cehennemle arasindaki mesafe çogaliyor. Oradan, cehennemden uzaklasmis oluyor. Oruç günahlari sildirir Bu hususta baska hadis-i serifler de var. Oruçlunun sevabi ile ilgili diger bir hadis-i serifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: RE. 426/2 (Men sàme ramadàne fearafe hudûdehû ve yetehaffeza mimmâ yenbagî en yetehaffeza minhü küffira mâ kablehû.) Bu da Ebû Said el-Hudrî RA'den rivayet edilmis. Ahmed ibn-i Hanbel, Beyhakî, Hulvânî ve diger kaynaklarda var. "Kim Ramazan orucunu tutarsa..." Ama sarti var: (Fearafe hudûdehû) "Bu orucun sinirlarini, cezalarini, ahkâmini bilirse... Yâni ne yaparsa orucu tamam olur, ne yaparsa orucu bozulur, sevabi kaçar; bunlari bilirse... (Ve yetehaffeza mimmâ yenbagî en yetehaffeza minhü) Ve oruçluyken sakinmasi gereken seylerden de sakinir, çekinir, kendisini korursa; (küffira mâ kablehû) geçmis ömründeki günahlara keffaret olur." Yâni magfiret olur günahlari, bu oruç onlari sildirir demek. Tabii insanin oruçlu iken nelerden çekinmesi gerekiyor?.. En basiti yemekten, içmekten ve diger tabii olarak hakki olan beserî ihtiyaçlarindan, ilmihal kitaplarinda yazilan seylerden Allah rizasi için sakinacak. Tamam, bunlar maddi sakinma; yemeyecek, içmeyecek vs. Bunun disinda giybet etmeyecek, gözüyle harama bakmayacak, kulagina harami dinlettirmeyecek, kulagini harama vermeyecek, elini harama uzatmayacak, ayagiyla harama varmayacak, her seyine dikkat edecek. Oruçlunun mükâfâtlari Simdi ben asil seçtigim, orucun faziletini anlatan bir hadis-i serifi okumak istiyorum. Hazret-i Aise-i Siddîka validemizden Ibn-i Abdülber, Dâra Kutnî ve Mevâhib-i Ledünniye sahibi rivayet etmis bu hadis-i serifi. Uzunca bir hadis-i serif ama hosunuza gidecegine kànîyim. Müjdeleri duyunca sevineceksiniz, aziz ve sevgili dinleyiciler ve izleyiciler!.. Peygamber SAS bu hadis-i serifte buyuruyor ki: RE. 386/3 (Mâ min abdin asbaha sàimen illâ fütihat lehû ebvâbüs-semâ', ve sebbehat a'dàühû, vestagfera lehû ehlüs-semâid-dünyâ ilâ en tevârâ bil-hicâb. Fein sallâ rek'aten ev rek'ateyni edàet lehüs-semâvâtü nûrâ, ve kulne ezvâcühû minel-hùril-în: Allàhümmakbidhu ileynâ fekadistaknâ ilâ rü'yetihî. Ve in hellele ev sebbeha ev kebbera telkàhu seb'ûne elfe melekin yektübûne sevâbehâ ilâ en tevârâ bil-hicâb.) Sadaka rasûlüllàh. Oruçlunun her seyinin ne kadar kiymetli oldugunu, ibadetlerinin ne kadar sevapli oldugunu gösteren bir hadis-i serif. Simdi cümle cümle size açiklamasini söyleyeyim: (Mâ min abdin asbaha sàimen) "Hiç bir kul yoktur ki, sabahleyin oruçluyken kalkmis olsun da su mükâfâtlari almis olmasin." Yâni oruçlu olarak sabahlayan bir insana, su mükâfâtlar Allah tarafindan veriliyor. Nedir o mükâfâtlar?.. 1. (Illâ fütihat lehû ebvâbes-semâ') "Semâvâtin kapilari ona açilir." Tabii bunun ne demek oldugunu baska sohbetlerimde zaman zaman açikliyorum, belki duymayan kardeslerim vardir. Mi'racda da Peygamber Efendimiz karsilasti. Kur'an-i Kerim'de de geçiyor, semânin kapilari var, her semânin kapisi var. Bir semâdan öteki semâya dualar, ibadetler, insanlar vs. varliklar öyle paldir küldür geçemiyorlar. Semânin vazifeli melegi soruyor: "-Sen kimsin, neyin nesisin?.." diyor. Bazisina müsaade ediyor, bazisina etmiyor. Meselâ riyâkâr bir kul bir namaz kilsa, melekler sevaplarini aliyorlar, Allah'a götürecekler. Semânin kapisina gelince, görevli melek diyor ki: "-Durun bakalim, ne götürüyorsunuz?.." "-Iste falanca kul namaz kildi da, onun sevabini dergâh-i izzete götürüyoruz." "-Götürün geriye, bu kildigi namazi o riyâkâr herifin yüzüne patlatin, kafasina çalin! Bana Allah emretti, riyâkârin amelini buradan öteye geçirmem. Onun için bosuna ugrasmayin, dönün geriye!" diyor. Oruçlunun ilk mükâfatlarindan birisi ne oluyor; bir kere semânin kapilari ona açiliyor. Yâni gümrük yok, teftis yok, engelleme yok... Semânin kapilarindan öteye, tâ Cenâb-i Mevlâ'nin dergâhina kadar ibadetler gidecek, sevaplar gidecek, dualar gidecek, niyazlar gidecek... Çok güzel! Yâni serbestlik var, bir büyük kolaylik var. 2. (Ve sebbehat a'dàühû) "Oruç tutanin bütün a'zâsi, eli, ayagi, hücreleri, iç uzuvlari, her seyi tesbih eder." E tabii onlarin da sevabi, onlarin sahibi olan kisiye geliyor. Sonuç itibariyle bütün vücudunun hücreleriyle, zerreleriyle, a'zâsiyla tesbih eder. Mübarek bir insan oldugundan mükâfâti çok oluyor. 3. (Vestagfera lehû ehlüs-semâid-dünyâ) "En yakin semânin ehli onun için istigfar eder. 'Yâ Rabbi, bu oruçlu kulunu magfiret eyle!' diye, su bizim en yakin semâda bulunan melekler, mübarek varliklar; yâni dünya ehlinin halini bilen, onlari takib eden sayisiz melekler ona istigfar eder. Allah'tan affedilmesini taleb ediverir." Ne zamana kadar?.. (Ilâ en tevârâ bil-hicâb) "Perde ile perdelenip öbür tarafa gidinceye kadar." Bu ne demek?.. Allahu a'lem, günes batincaya kadar demek... Yâni oruç bitinceye kadar, aksama kadar mânâsina gelebilir. 4. (Fein sallâ rek'aten ev rek'ateyn) "Bir rekât, iki rekât bir namaz kilarsa; (edàet lehüs-semâvâtü nûrâ) kildigi namazdan dolayi semâlar onun için nur saçar. Yâni nur dolar, nurla aydinlanir. (Kulne ezvâcühû minel-hùril-în) Cennetteki hùril-înden olan zevceleri baslarlar duaya: (Allàhümmakbidhu ileynâ) 'Yâ Rabbi, bu efendimize biz çabuk kavusalim! Onu bize çarçabuk kavustur. (Fekadistaknâ ilâ rü'yetihî) Cemâlini görmeye müstâkiz, muhabbetimiz ziyade oldu.' diye dualar ederler." Bu da cenneteki hùrilerin kendisi için duasi demek oluyor. O da güzel bir sey... 5. (Ve in hellele ev sebbeha ev kebbera) "Eger bu oruçlu kimse Lâ ilâhe illallah derse, tesbih çeker, Sübhànallah derse; veyahut tekbir getirir, Allàhu ekber derse; (telkàhu seb'ûne elfe melek) onun bu Lâ ilâhe illallah'ini, Sübhànallah'ini, Allàhu ekber'ini yetmisbin melek karsilar." (Yektübûne sevâbehâ ilâ en tevârâ bil-hicâb.) Tekrar ayni tabir geldi. Perde ile örtünüp saklanincaya kadar, yâni günes ufuktan batincaya kadar mânâsina olmali, Allahu a'lem. Yâni aksama kadar yetmisbin melek onun Lâ ilâhe illallah'ini, Sübhànallah'ini, Allàhu ekber'ini yaza yaza devam ederler mânâsina... (18 Aralik 1998 Avustralya) Hazirlayan: Dr. Metin ERKAYA 'Orucu kolaylastiran dört sey' Peygamber SAS Efendimiz, Allah'in verdigi kolayliklari da bize bildiriyor. Onu okuyayim size... Hâkim Müstedrek'inde kaydetmis, Deylemî Enes RA'dan rivayet etmis. Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: RE. 69/7 (Erbaun men feale hünne kaviye alâ siyâmihî: En yekûne evvelü fitrihî alâ mâ', velâ yedaus-sahûr, velâ yedaul-kàileh, ve en yesümme sey'en min tiyb.) Sadaka rasûlüllah, fî mâ kàl, ev kemâ kàl. Bu sefer daha önce zikretmedigim hadis-i seriflerden seçmeye çalistim; yenilik olsun, câzib olsun, hatirinizda yeni seyler kazanilmis olsun diye... Diyor ki Peygamber Efendimiz bu hadis-i serifinde: (Erbaun men feale hünne) "Dört sey vardir ki, kim bu dört seyi yaparsa, (kaviye alâ siyâmihî) orucuna kuvvetli olur, oruç tutmaya bedeni tâkatli olur, dinç olur; yâni orucu kolay tutar." Biliyorsunuz, kis gününde oruç tutmak kolay da, yaz gününde zordur. Hele Suudî Arabistan'da geçtigimiz senelerde bulunduk. Tam yaza geldigi zamanlarda çok zor oluyor. Sicakta insanin sanki ilikleri akmis gitmis de, içi bosalmis gibi oluyor. Oralarin kuvvetli sicaklarinda oruç tutmak çok zor oluyor. Peygamber Efendimiz bu dört seyi oruç tutacak kimselere tavsiye etmis. Kim bunlari yaparsa, orucunu rahatlikla tutar, oruç tutmaga bedeni kuvvetli olur, tâkat yetirebilir: 1. (En yekûne evvelü fitrihî alâ mâ') "Ilkönce su ile iftar ederse..." Demek ki iftar vaktinde orucunu açacagi zaman, suyla iftar ederse kuvvetli olur; çünkü susuzlugu fazladir. 2. (Velâ yedaus-sahûr) "Sahur yemegini ihmal etmemek..." Bazilari ben dayanabilirim diyor, sahura kalkmiyor. Halbuki sahurda bereket var. Sahura kalkacak, sahurun o vaktinde uyanmis olmak önemli... 3. (Velâ yedaul-kàileh) Kaylûle uykusu denilen gündüz uykusunu terketmemeyi de tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz. Biliyorsunuz müslüman sahura kalkar, sabah namazina gider, ondan sonra isine gider. Öglen vakti oldu mu, zaten bir mesâiyi tamamlamis demektir. Peygamber SAS öglenden sonra, o sicak vakitte bir miktar uyurdu. Ona kaylûle uykusu denir, sünnettir ve vücuda çok faydalidir. Gece ibadetine de insanin vücudunu hazirlar, kuvvetlendirir. Onu uyuyan Ramazanin disinda da geceleyin teheccüde kolay kalkar. Ramazanda da sahura kolay kalkar, orucu da kolay tutar. 4. (Ve en yesümme sey'en min tiyb) "Güzel bir koku koklamak" da insanin vücudunu oruca kuvvetlendirir. Oruçlunun duasi ve amelleri Güzel tutuldugu zaman, oruçlunun mükâfâti çok büyük oluyor, geçmis günahlari affoluyor. Ayrica bir baska müjde var, Abdullah ibn-i Amr ibn-i As RA'dan Deylemî rivayet etmis. Oruçlu, oruç tutmasi sebebiyle Allah'in nazli bir kulu oluyor, muazzez bir kulu oluyor, itibarli bir kulu oluyor; her seyi kiymet kazaniyor. Buyuruyor ki Peygamber SAS: RE. 308/14 (Samtüs-sàimü tesbîhun) "Oruçlunun sükûtu sanki tesbih çekmis gibi sevaptir. (Ve nevmühû ibâdetün) Oruçlunun uykusu da ibadettir." Uyudugu sirada bir sey yapmiyor, suursuz, kendinden geçmis, yatiyor; ama o bile ibadettir. (Ve duàühû müstecâbün) "Duasi müstecâbdir, kabul edilir." Dualara da dikkat etmek lâzim! Kendimize, ana-babamiza, kardeslerimize, sevdiklerimize, dostlarimiza, geçmislerimize duayi çokça edelim; çünkü duasi da müstecâbdir oruçlunun. (Ve amelühû mudàafun) "Ameline de sevaplari de kat kat fazla miktarda verilir." Demek ki oruçlunun ayrica her seyi deger kazaniyor. Sükûtu tesbih oluyor, uykusu ibadet oluyor, duasi müstecâb oluyor; ameli de kat kat mükâfâtli, sevâbi fazla veriliyor. Ramazanda verdigi, Ramazan disinda verdigi sadakadan daha sevapli oluyor. Ramazanda kildigi namaz, Ramazan disinda kildigi namazdan daha sevapli oluyor.. Kaynak: Sagduyu Gazetesi: Prof. Dr. Esad Cosan, 25 Aralik 1998 Cuma |
| 13.09.07, 05:07 | #15 |
| | Oruc bir nefs egitimidir “Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi'ne kavustugu zamanki sevincidir." (Hadis-i Serif)Ruh ve bedenden yaratilan insan, madde ile mananin birlesiminden meydana gelen bir güzelliktir. Oruç, madde ile mana arasinda bir denge ve maddenin lehine bozulan dengeyi aslina iadedir. Böylece, Allah’i tanimak ve O’na kulluk etmek için yaratilan insan, himmetini yaradilis gayesine yogunlastirarak Allah’in rizasina ulasir. ARZULARIN KÖLELIGINDEN AZAT OLMAK Yeryüzünde halife olarak yaratilan insan, Allahu Tealâ’ya kulluk etmedigi taktirde, Allah onu masivanin kölesi yaparak cezalandirir. Böylece insanoglu, kendisine hizmet için yaratilan seyleri gaye haline getirip onlari Allah gibi sevmeye baslar (Bakara/165). Bu da gönül ve fikir dünyasinin madde tarafindan tutsak edilmesi demektir. Allahu Teâlâ, böyle nefsanî zevk ve sefa pesinde kosarak maddenin tutsagi haline gelen kâ*fir*lerin hallerini muhtelif ayetlerde söyle beyan etmektedir: “Hevâsini kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan, 43). “Davarlarin yedigi gibi yer ve içerler. Onlarin yeri atestir.” (Muhammed/12). “Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvan*lar*dan da asagidirlar.” (Araf/179). Bu ayetler her ne kadar iman etmeyenleri tasvir ediyorsa da, madde, makam, söhret gibi seylerin tutsagi haline gelen müminler de anilan ayetlerin muhatabi olmaktan kurtulamazlar. Iste müminleri bu esaretten kurtaracak en tesirli ibadet oruçtur. Çünkü oruç, nazarlari maddenin ve midenin ötesine çekerek, insana yaratilis gayesini hatirlatir. Bu yüzden bütün ilâhî dinlerde oruç vardir. Kur’an-i Kerim’de söyle buyurulur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmis ümmetlere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183) BIR ‘KORUNMA’ EGITIMI Orucu layikiyla tutan bir insan bütün haram olan fiillerden, zulüm ve fenaliktan uzak durur. Allah’in emirlerine riayet etmekle kalmaz, yaptigi amelleri de ihlâsla, sirf Allah rizasi için yapmaya gayret eder. Evinde her türlü nefis yiyecekler olan bir kimseyi düsünelim. Bu kimse oruçluyken karni aç oldugu halde o yiyeceklere elini sürmez. Halbuki orucunu bozsa kimse görmeyecek. Fakat Allah görecek. Yine oruçluyken yanindaki helâline elini sürmez. Çünkü Allah görüyor. Demek ki bu insan, hiçbir mani yokken sirf Allah rizasi için bunlara elini sürmüyor ve bu sekilde nefisle aralarinda cereyan eden mücahedede Allah namina hareket ediyor. Sayet nefsine uyup orucunu bozacak olsa, kendisini altmis gün keffaretle cezalandiriyor. Sirf Allah rizasi için helâl malini yemeyen bir mümin, nasil olur da baskasinin haram malini yiyebilir? Allah rizasi için sehvetini zaptedip, helâl olan esine dahi dokunmayan bir mümin, nasil olur da haram olan bir kimsenin irz ve namusuna musallat olabilir? Keza kendi malindan zekât veren bir kimse, nasil olur da baikasinin malini çalabilir? Iste orucun farz oldugunu beyan eden ayetteki “umulur ki korunursunuz” ifadesinin hikmetleri, oruçta tam manasiyla tezahür ediyor. ‘ORUÇTA RIYA YOKTUR’ Oruçlu olan bir kimse, Allahu Tealâ’nin huzurunda vicdaniyla basbasadir. Oruç disaridan görülebilen bir ibadet degildir. Bu sebeple Hz. Peygamber A.S., “oruçta riya yoktur” buyurmustur. Amellerin kabulü için esas olan ihlâs, müminin düsünce ve fiillerini mahlukatin mülahazasindan uzak tutmasidir. Bütün ibadet ve amellerimizde ihlâsi kazanmanin en tesirli egitimi ise oruçtur. Ihlâsla nefis mücahedesine alisan bir mümin, Allahu Tealâ ile sicak bir irtibat kurar ve böylece Allah’i görüyormus gibi hareket etme kabiliyeti kazanarak “ihsan” mertebesine ulasabilir. Iftar vaktine kadar Allahu Tealâ’nin kendisine lutfettigi nimetlerden nefsini mahrum birakan oruçlu, bu nimetlerden devamli mahrum olan insanlari kesfeder. Kalbi yumusar, merhameti galebe eder ve elindeki imkanlariyla baskalarini gözetmeye baslar. Fakir fukaraya yardim eder. Evinde iftar ettirir. Böylece makam-mevki farki sözkonusu olmadan toplumda huzur, itimat, muhabbet ve kardeslik gelisir ve büyür. Burada sadece bir kismini arz etmege çalistigimiz gibi, oruç nefsin kötü olan sifatlarini egiterek iyilestirir. Böylece mümin, gücü nisbetinde nefs-i emmare mertebesinden nefs-i mutmainne makamina dogru yükselir. Bu suretle Allah’in rizasini kazanip atesten korunmus olur. Onun için Hz. Peygamber A.S. buyurur ki: “Oruç atese karsi bir perde, müstahkem bir kaledir.” SINIRSIZ MÜKÂFAT KAPISI Her amelin karsiligi kulun emegi nisbetinde ödenir ve miktari bellidir. Her iyilige on mislinden yedi yüz misline kadar, bazi gün ve gecelerde ise, daha fazla mükâfat vardir. Ancak oruç müstesna. Orucun ecri çok daha fazladir. Zira Allahu Tealâ hadis-i kudsî*de buyurur ki: “Oruç benim içindir onun mükâfatini ben verecegim. (Zira) oruçlu kisi yiyecek ve içecegini sirf benim için birakti.” (Müslim). Kur’an-Hakim’de ise “kadir gecesi bin aydan hayir*lidir” buyrulmaktadir. Burada, yapilan bir hayrin Allah tarafindan otuzbin katiyla da ka*bul edilebilecegine dair Kur’anî bir delil mevcuttur. Su halde bir kul orucun sartlarina riayet ettigi nispette, otuzbin mislinden fazla bir mükâfata bile mazhar olabilir. Ilâhî rahmetten bu umulabilir. Oruç tutan kimse Allah’in izniyle cehennem atesinden kurtulur. Zira hadis-i serifte, “Kim Allah’in rizasi için bir gün oruç tutarsa, Allah onunla ates arasina genisligi yer ile gök arasini tutan bir hendek kilar” (Tirmizî) buyurulmaktadir. Diger bir hadis-i serifte ise, cennette “Reyyan” denilen kapidan sadece oruçlularin girecegi belirtilmektedir. (Buharî) Benzeri daha birçok hadis-i serif mevcuttur. Hâlâ gönlü mutmain olmayanlar için, Efendimiz A.S.’in su büyük müjdesini aktarmakla yetinelim: “Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi’ne kavustugu zamanki sevincidir.” Hadiste zikredilen ikinci sevinç, Cemalullah’i seyr ve temasadir ki, dünyada ve ahirette bundan büyük mükâfat yoktur. ORUCUN ÇESITLERI Avamin Orucu: Yemek, içmek ve cinsî münasebetten sakinmaktir. Bu çesit oruç tutanlar agiz ve edep yerlerini oruç süresince korumalarina ragmen, her türlü harami islemeye devam ettikleri taktirde oruçtan elde edilecek asil sevap ve feyzi kaçirmis olurlar. Allah Rasulü A.S., “Nice oruçlular var ki, açlik ve susuzluktan baska kârlari yoktur.” (Nesaî, Ibnu Mace) buyurmaktadir. Bu sekilde tutulan bir oruç cehenneme kalkan olur mu, bilinmez. Zira gündüz orucu bozanlar hariç, nefsin her türlü sehvetlerini yerine getirmekle beraber, sadece yeme-içmeyi bir ögün geciktirip, iki ögünlük yemegi de aksam yemekte çok büyük fayda yoktur. Sayet olsaydi o zaman bu hadisin bir manasi kalmazdi. Fakat bütün bunlara ragmen Allahu Tealâ Hazretleri, “Kim zerre miktari hayir yapmissa onun karsiligini görür.” (Zilzal/7) buyuruyor. Bu yüzden ümit edilir ki, bu gibi kimseler seklen de olsa farzi yerine getirmenin sevabini insaallah alirlar. Havasin Orucu: Yukaridaki esaslara riayet etmekle beraber, gözünü, kulagini, dilini, elini, ayagini ve diger azalarini günahtan koruyarak oruç tutmaktir. Hz. Peygamber A.S., “Bes sey orucu bozar (yani orucun kemalâtini götürür ve sevabini azaltir): Yalan konusmak, giybet etmek, dedikodu yapmak, yalan yemin ve sehvetle bakmak.” (el-Ezdî, Zuafa) buyurmaktadir. Burada dil ve gözle ilgili afetlerden bahsedilerek, kâmil bir oruç için bunlardan korunmamiz emredilmektedir. Diger uzuvlari korumakla ilgili ayet ve hadisleri de buna kiyas ederek, kâmil bir orucun nasil tutulacagina dikkat edilmelidir. Yukarida bahsedildigi gibi, orucun asil gayelerinden biri nefsi terbiye etmektir. Nefis terbiyesi yapilmadan uzuvlari günahlardan korumak mümkün degildir. Orucu nefsle yapilan bir mücahede halinden çikarip perhiz sekline getirmek, gerçek bir oruç sayilmaz. Mesela helâl yemekten oruç tutup, haram ile iftar etmenin ne manasi olabilir? Oruçtan maksat yeme, içme, uyuma ve cinsi münasebet gibi sehvetlerini mutedil hale getirmektir. Oruçlu olan bir kimse gündüz yemedigini aksam bir oturusta tika-basa yerse, sehvetlerini ve Allah’in düsmani olan seytani nasil yenebilir? Oysa haramlardan kaçinsa, mutedil yese, orucun ve diger ibadetlerin bereketiyle kalbi cilalanir, her gece biraz daha hafiflesir. Teheccüdünü, virdlerini kolaylikla yapar. Bu sayede seytan kalbine yaklasamaz. Ahassü’l-Havasin Orucu: Yukaridaki iki sarti yerine getirmekle birlikte, kalbini adi düsüncelerden ve dünya sevgisinden arindirarak Allah’tan baska bir seye gönlünü baglamamaktir. Bu gibilerin kalbine Allah ve ahiretten baska veya dünyanin ahirete yarayisli kismindan baska bir sey gelirse oruçlari bozulur. Bu mertebe peygamberlerin, siddîklerin ve mukarreblerin mertebesidir. (Ihya-u Ulumi’d-Din) BIR TAVSIYE Allah indinde makbul olan orucun, bütün uzuvlarla tutulan oruç oldugunu senelerden beri çogumuz duyar veya okur geçeriz. Bunu bütün arzumuza ragmen çogu kere tam manasiyla tatbik edemeyiz. Oysa ikinci grupta anlatilan salihlerin orucu, haram bir fiil isleyince bozulur. Her ne kadar zahirî ve fikhî kaidelere göre bozulmasa da, kâmil bir oruç olmaktan çikmasi itibariyle, manevi ve batinî açidan bozulur. Su halde gelin, bu yil azalarimizdan haram bir fiil ortaya çikmasi halinde, kesinlikle kaza etmeye niyet edelim. Göreceksiniz nefis o orucu kaza etmemek için çok daha dikkatli olacaktir. Kaynak: www.semerkand.com |
| 13.09.07, 05:07 | #16 |
| | ![]() VISAL ORUCU Iftar etmeksizin pes pese birkaç gün tutulan oruç.Visâl orucuyla ilgili olarak Allah Rasûlü (s.a.s)'nden rivayet edilen hadisler mevcuttur. Fakihler bu hadislerden istidlal ile visal orucunun hükmünü ortaya koymuslardir. Ancak hadislerin farkli yorumu neticesinde degisik görüsler ortaya çikmistir. Hz. Peygamber (s.a.s) visal orucunu yasakladiginda ashâb-i kirâm: "Yâ Rasûlullah! Ama sen visal orucu tutuyorsun" dediklerinde Hz. Peygamber: "Ben sizin gibi degilim. Çünkü ben Rabbim tarafindan doyurulur ve sulanirim" buyurmustur (Müslim, Siyam, 56, 57). Ashab visâl orucundan vazgeçmek istemeyince Rasûlüllah onlara bir gün, sonra bir gün daha visal yaptirdi. Bilahare üçüncü gün hilali gördüler. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.s) visal orucundan vazgeçmeyi kabule yanasmamalarindan dolayi onlara bir ibret dersi verircesine "Sayet bu hilal gecikseydi size daha ziyade visal yaptiracaktim" buyurmustur (Buhârî, Savm, 48; Müslim, Siyam, 57). Yine bir baska hadiste Hz. Peygamber "Sizler orucunuzu öbür günün orucuna eklemeyiniz. Hanginiz orucunu öbür günün orucuna eklemek isterse, nihayet onu sahura kadar ulastirsin" buyurmustur (Buhârî, Savm, 49: Müslim, Siyâm, 38; Müsned, lI, 231, 237, 244, 315, 345, 418). Ulemanin ihtilafina sebep olan noktalardan birisi de sahabîlerden ve tabiûndan bazilarinin visal orucu tutmalaridir. Meselâ Abdullah b. Zübeyr (ö. 73/692)'in on bes gün visal orucu tuttugu nakledilmektedir. Âmir b. Abdillah b. Zübeyr'in Ramazanin on alti ve onyedinci günlerinde visal yaptigi, hiç bir sey yemeyip içmemek suretiyle orucuna devam edip sonra yag ile iftar ettigi nakledilmistir. Kendisine niçin böyle yaptigi soruldugunda "yag bagirsaklarini islatiyor ve su cesedimden çikiyor" cevabim vermistir (Ibn Hacer, Fethu'l-Bârî, Beyrut, t.y, (Dârü'l-Fikr), IV, 204; Ahmed Davudoglu, Sahih-i Müslim Tercemesi ve Serhi, Istanbul 1977, VI, 74). Alimlerin bâzilari "Ashabin, "Ya Rasûlullah ama sen visal orucu tutuyorsun?" sorusuna, "Siz benim gibi degilsiniz", visal orucu tutmak yok", demesi, Hz. Peygamberin bir sahurdan digerine kadar visal orucu tutmasi; Hz. Peygamber (s.a.s)'in iki gün bir gece visal orucu tutmasindan sonra Cebrâilin Hz. Peygambere gelerek "Senin visal orucun kabul edildi, ancak ümmetine visal orucu helal degildir" demesi gibi rivayetlerden hareket ederek visal orucunun Hz. Peygambere has kilindigi ve ümmete sadece sahura kadar ruhsat verildigi görüsündedirler (Aynî, Umdetu'l-Kârî, Kahire 1348, XI, 74; Ibn Hacer, a.g.e., IV, 204). Visal orucuna devam edenler Hz. Peygamberin nehyettikten sonra ashabiyla visal orucu tuttugunu, dolayisiyla bu nehyin haram kilma manasini ifade etmedigini ve onlara rahmet olmasi kendilerinden bazi seylerin hafifletilmesini ifade ettiginden hareket etmek suretiyle kendisine güç gelmeyen ve ehl-i kitaba benzemeyi kastedmeksizin visal orucu tutulabilecegini kabul etmektedirler (Ibni Hacer, a.g.e., IV, 204). Âlimlerin çogunlugu ise visal orucunun haram olduguna hükmetmislerdir. Sâfiîlerden haram ve mekruh olmak üzere iki görüs vardir. Imam Sâfiî (ö. 204/819) böyle bir orucu mahzurlu kabul etmistir. Zâhirîler de haram oldugu görüsündedirler. Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) bazi Mâlikî fukahasi, Ibn Huzeyme (ö. 311/924), Ibnü'l-Münzir (ö. 309/911) de sahurdan sahura visal orucunu caiz görmüslerdir. Ebû Hanîfe (ö. 150/767) ve Imam Mâlik'e (ö. 179/795) göre visal orucu mekruhtur ve hiç kimsenin visal yapmasi caiz degildir (Aynî, a.g.e., XI, 70-76; Ibn Hacer, a.g.e., IV, 202-213; Ahmed Davudoglu, a.g.e., VI, 72-79). Ashabtan bazilarinin uzun süre yeme içmeyi terketmelerinin sebeplerine gelince: Bazilarinin visal orucuna güç yetirebilmeleri ve iftarlarini fakirlere tasadduk etmeleri, bazilarinin visal orucuna alismalari, bazilarinin sehvetlerine engel olmak maksadiyla visal orucu tuttuklari belirtilmektedir (Ahmed Davudoglu, a.g.e., VI, 74). Gerek Kur'ân-i Kerîm'de ve gerekse hadis-i seriflerde orta yolu tavsiye eden bir çok nass mevcuttur. Bunlarin bazilari sunlardir: Kur'ân-i Kerîm'de; "Onlar harcadiklari vakit israf etmezler, cimrilik de yapmayip ikisinin orasinda orta bir yol tutarlar" (Furkan, 25/67): "Yeyiniz, içiniz israf etmeyiniz" (A'raf, 7/31); Namazda sesini pek yükseltme. Çok da alçaltma. Ikisinin arasinda yol tut" (Isra, 17/110) buyurulmaktadir. Hz. Peygamber de kendisiyle görüsüp ayrildiktan sonra aradan bir yil geçip tekrar karsilastiklari kisiye "Seni seklin güzeldi; seni ne degistirdi?" diye sordugu soruya karsilik; "Sizden ayrildigimdan bu yana her gün oruç tuttum" cevabini alinca "Nefsine neden azap ettin?" dedi ve devamla: "Ramazan ayi, ve her aydan bir gün oruç" tut buyurdu... (Ebu Dâvûd, Savm, 54; Nesâî, Siyâm, 76, 77; Tirmizî, Savm, II; Ibn Mâce, Siyam, 43, Müsned, V, 28; VI, 383, 384). Yine Hz. Peygamberin yaptigi ameli ögrenen bazi sahabîlerin bir ömür boyu oruç tutacagini, bazilarinin evlenmeyecegini söylemeleri üzerine Hz. Peygamber Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden degildir" buyurmustur (Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5; Ebû Dâvûd, Tatavvu, 27, Ramazan, 1; Nesâî, Siyâm, 76). Bir baska hadisinde de "Bu din kolaylik dinidir. Hiçbir kimse yoktur ki, bu din hususunda kendisini zorlasin da ona galip gelmesin. Öyleyse orta yolu tutun, ifrat ve tefrîtin ortasini bulun" (Buhârî, Imân, 29; Müslim, "Münafikun", 78; Müsned V, 69). Müslümanlara düsen vazife Allah'in Kur'ân-i Kerîm'de bildirdigi ve Allah Rasûlünün de açikladigi üzere ifrat ve tefritten uzak olarak orta yolu tutarak hareket etmesidir. Saffet KÖSE Kaynak: Samil Islâm ansIklopedisi by Muhammed Faruk |
| 13.09.07, 05:07 | #17 |
| | Oruç hakkinda muhtelif sualler 1- Kulak ve burun damlasi kullanmak orucu bozar mi? Hanefi fikhinda kulaga konan ilaç, Safii’de ise ilaç veya su fark etmez orucu bozar. Buruna damla damlatmak da ayni sekilde orucu bozar. Kazasi gerekir, ama keffaret gerektirmez. Fakat çok mecbur kalinirsa, kulaga ilaç koymak konusunda Imam-i Azâm’in talebeleri olan Imam-i Muhammed ve Imam-i Ebu Yusuf’a göre amel edilebilir. Onlara göre; kulaga konan ilaç, orucu bozmaz. Dolayisiyla kaza gerekmez. 2- Disler arasinda kalan yemek artigi orucu bozar mi? Bu meselede, kalan artigin mahiyetinden ziyade onun miktarina bakilir. Eger bir nohut tanesinden büyükse oruç bozulur. Eger nohuttan küçük bir parça ise, bir susam tanesi veya et parçasi vb. orucu bozmaz. Safii mezhebinde ise, parçanin büyüklügü önemli degildir. Eger kisi, disleri arasinda kalan artigi bilmeden yutsa, bunda kendi iradesi olmadigindan oruç bozulmaz. Ama kisi ister Hanefi’ye ister Safii’ye mensup olsun; disari atma imkâni oldugu halde parça ne kadar küçük olursa olsun yutarsa, oruç bozulur. (Mezahib’ül Erbaa, 2: 569) 3- Misvak kullanmak orucu bozar mi? Misvak, Hz. Peygamber (sav)’in ümmetine siddetle tavsiye ettigi, “Zor gelmeyecegini bilsem, emredecektim” diye ifade ettigi kuvvetli, nurani ve bereketli bir sünnettir. Misvakta, onlarca maddi ve manevi faydalar vardir. Normal zamanlarda kullanilmasi sünnet oldugu gibi, oruçlu iken de sünnettir. Fakat bazi sartlar vardir. Hanefilere göre; günün her vaktinde ister yas ister kuru olsun, misvak kullanilabilir. Safiilere göre ise, oruçlunun ögleden sonra misvak kullanmasi mekruhtur. Bu görüs, Hambeli ve Malikilerde de aynidir. Delilleri ise, Hz. Peygamber (sav)’in, “Oruçlunun agiz kokusu Allah (cc) katinda miskten daha güzeldir” seklindeki meshur hadisidir. Aslinda bu hadis, ögleden sonra misvak kullanilmamasina delil olamaz. Büyük muhaddis Ibn-i Hacer el- Askalani de, bu hadisin oruçlunun misvak kullanmasina engel olmadigini kaydeder. (Sünen-i Ebu Davud , Tercüme ve Serhi , 9: 216) 4- Dis firçalamak orucu bozar mi? Bu mesele de misvak meselesi gibidir. Fakat macunun yutulmamasi ve tadinin bogaza gitmemesi gerekir. Buna dikkat edilirse orucun bozulmayacagi dogru olmakla beraber, en güzeli oruçlu iken disleri firçalamaktan uzak durmaktir. Mümkünse bu gibi isler iftardan sonra ve sahurda halledilmelidir. 5-Dis kanamasi orucu bozar mi? Dis etlerinden çikan kan, bogaza gitse fakat içeriye girmese, yani kanin tadi hissedilmese orucu bozmaz. Çünkü bundan sakinmak mümkün degildir. Çok oldugu zaman da bakilir. Eger tükrükten fazla degilse, yine orucu bozmaz. Kanin tadi hissedilirse, yahut kan tükrükten fazla ya da esit ise, yutuldugunda oruç bozulur. Bir refleks olarak hemen tükürülüp, bogaza su kaçirmadan agzi temizlemek gerekir. |
| 13.09.07, 05:08 | #18 |
| | Orucun hikmetleri Ramazan-i serifteki oruç, Islâmiyet’in bes sartindan birincilerindendir ve Islâm’in seâirlerinin en mühimlerindendir. Ramazan ayindaki oruç sadece aç kalmaktan ibaret degildir; saymakla bitmeyecek pek çok hikmetleri vardir. Bu hikmetlerinden bazilarini kisaca söylece siralayabiliriz: 1- Cenâb-i Hakk yeryüzünü bir nimet sofrasi seklinde yaratip, umulmadik tarzda ve hadsiz hesapsiz nimetlerle donatmistir. Böylelikle ‘rubûbiyetini’, ‘rahmâniyetini’ ‘rahîmiyetini’ insanlara göstermistir. Ancak insanlar gaflet perdesi altinda olduklari veya unuttuklari için bu hakikati tam göremeyebiliyorlar. Ramazan ayinda ise disiplinli ve muntazam bir ordu hükmüne geçen mü’minler, iftar vakti “Buyurunuz!” emrini duymadan ellerini nimetlere sürmezler. Gafletleri kirilir ve o Yüce Rabb’e karsi gerçek bir ‘abd’, hakiki bir ‘kul’ tavrini takinirlar. Hem de topyekûn, tüm âlem-i Islâmla birlikte... 2-Insanlar maiset, yani geçim yönünden farkli farkli yaratilmistir. Böylelikle Yüce Yaratici zenginlere fakirlere yardim etmelerini emretmistir. Bunun için de her insana insanlara karsi sefkat etme hissi verilmistir. Ancak Ramazan ayi disindaki vakitlerde aç insanlarin açliklari tam olarak hissedilmedigi için bu sefkat hissi tam uyanmaz. Ramazan ayinda ise en zenginden en fakire kadar herkes açlik hissini tadar. Herkes kendinden bir derece daha fakiri bulabilir ve ona sefkat ve yardimla mükelleftir. Iste Ramazan ayindaki oruç, bu hissi uyandirdigi için sosyal hayatin huzuruna vesile olur. ORUÇ SÜKRÜN ANAHTARIDIR 3-Insan, kendisine verilen nimetlere karsi sükürle mükelleftir. Insanin yaratilis gayesi de sükürdür. Sükür ise ancak ‘nimetin kiymetini takdir etmek’, ‘nimeti dogrudan dogruya Allah’dan bilmek’ ve ‘nimete ihtiyaç hissetmek’le mümkündür. Ramazan-i Serif disinda insan, hakiki açligi tam hissetmedigi için nimetlerin kiymetlerini takdir edemiyor. Ramazan’da ise aç kalmakla “Bu nimetler benim mülküm degil! Çünkü bunlarin kullanilmasinda hür degilim” deyip nimeti nimet bilir ve gerçek vazifesi olan sükre yönelmis olur. 4-Ramazan-i Serifteki oruç, maddî ve manevî bir perhizdir. Insan Ramazan ayi disinda diledigince yemek ve içmek ister. Bu sekilde bedenine çokça zarar verdigi gibi, helâl ve haramlara dikkat etmedigi için de manevî olarak da zarar görür. Artik bu hâldeki nefis dizginlenemez; nefis dizginleri ele geçirir, insana her istedigini yaptirtir. Ramazan-i Serif’teki oruç vasitasiyla nefis perhize alisir, riyazete çalisir ve ‘emir dinlemeyi’ ögrenir. Demek ki Ramazan ayindaki orucun nefsin islahinda mühim bir tesiri vardir ve cihâd-i ekber olan nefisle mücadelede en tesirli silah oruçtur. 5-Oruç dogrudan dogruya nefsin gururunu, enâniyetini, kibrini kirar ve insana aczini, fakrini, noksanliklarini hissettirir, kul oldugunu bildirir. Hadisin rivayetlerinde vardir ki: Cenâb-i Hakk nefse demis: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis: “Ben benim, Sen sensin!” demis. Cenâb-i Hakk nefse azab vermis, atese atmis yine ayni soruyu sormus, nefis de ayni cevabi vermis: “Ben benim Sen sensin!” Hangi azab verilirse verilsin nefis firavunluktan vazgeçmemis. Daha sonra Cenâb-i Hakk nefsi aç birakmis ve ayni soruyu tekrarlamis: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demis: “Sen Rahîm olan Rabbimsin, ben ise âciz bir kulunum”. Orucun en mükemmeli bütün hislere, azâlara, duygulara oruç tutturmak, hepsini Allah’in râzi olacagi fillerle mesgul etmektir. Haramlardan, mekruhlardan hatta mâlâyani dedigimiz bos ve yararsiz islerden bütün âzâ ve hislere el çektirmektir. “Nice oruç tutan vardir ki, onlardan kendilerine kalan yalnizca açlik ve susuzluktur” nebevî ihtarindaki kimseler gibi olmamak için gayret göstermektir. Ramazan-i Serif hepimize mübârek olsun! Hakk Teâlâ tutacagimiz oruçlari kabûl etsin. Âmîn. |
| 13.09.07, 05:08 | #19 |
| | KADIM BIR IBADET: ORUÇ ALI BULAÇ Oruçla ilgili kesin olarak bildigimiz sey, bu ibadetin bizden “önceki ümmetlere de yazilmis (farz kilinmis)” olmasidir (2/Bakara –183). Kur’an yaninda gerek kutsal metinler gerekse sözlü anlatimlardan, orucun çesitli türevleriyle kadim bir ibadet oldugunu anliyoruz. Hz. Nuh’un tufan koparken gemide selamette kalanlarin hatirasini yadetmek üzere Araplar “Ramazan Orucu’nun” farz kilinmasindan önce “Asure” orucu tutarlardi. Bu demektir ki, Ismail (as.) dan sonra herhangi bir peygamber tarafindan uyarilmamis cahiliyye Araplari -yilda bir kere de olsa- kadim bir dini hatirayi yasatirlardi. Hicretin ikinci yilinda Ramazan orucu farz olunca Asure orucu tercihe birakildi. Asure orucu ve buna denk düsen bazi perhizler, kadim zamanlardan beri bilindigi ve yerine getirildigi yolunda bize bazi telkinlerde bulunmaktadir. Denebilir ki, üç semavi (Ibrahimi) dinde ortak olan ibadetlerin bir bölümü Adem’den baslamak üzere hem her peygamber tarafindan tebligedilmis hem de her zaman biline gelmistir. Dinlerin mensei bir oldugu gibi, ibadetlerin de mensei birdir. Ibadet sekilleri, ritüeller ve formlar zaman içinde önemli farkliliklar gösterebilir veya farkli seriatlar içinde farkli formlar kazanabilirler. Yahya (as.)’in vaftizi, son tahlilde abdesttir. Vaftizci Yahya’nin abdesti Hiristiyan dininde Kilise’nin vaftizi olarak devam eder; Islamiyet ise bes vakit namaz öncesi abdest ve gusül abdesti olarak bunu devam ettirir. Abdestin asil amaci ruhi arinma olup bedensel temizlik ve arinma ona bir hazirliktir. Manevi arinmanin pür ruhani olabilecegi yönündeki kanaate aykiri olarak, oruç beden üzerinden de yüksek düzeyde arinmanin mümkün oldugunu gösterir; beden yaninda servet dolayiminda arinmanin diger bir imkani manevi temizlik anlamindaki ‘tezkiye’ ile yakin bagi olan ‘zekat’tir. Zekat sadece ruhsal bir temizlik ve arinma degil, fakat ayni zamanda temizlenmis servetin artarak büyümesi demektir de. Zekat ile bir ‘gider kalemi’nin daha büyük ölçekte ‘gelir olarak’ geri dönmesi çogu zaman paradoksal gibi görünse de aslinda kendi içinde farkli bir sarmala isaret eder. Islam’da Oruç Islamiyet kemale erdirilmis bir din, yani “ed-din” olmasi hasebiyle hem amaçsal bir deger olarak ve benzeri arinma türlerini içeriyor hem de bize en mütakamil form ve yöntemlerinin ne oldugunu gösteriyor. Fecrin dogusundan günesin batis anina kadar kisinin yemeden, içmeden ve cinsel iliskiden kesilmesi orucun en mütekamil seklidir. Hastalik gibi mucbir bir sebep olmaksizin kisi kendi bedenini gün boyu perhize tabi tutar ve bunu araliksiz senede bir ay sürdürür. Ancak sadece protein almamakla oruç tutanlar da var. Bu bile basli basina kisinin kendine dönük olmak üzere açiga vurdugu ve arkasinda durdugu irade beyanidir. Bu irade beyaninin dogrudan muhatabi Allah’tir; çünkü kisi istese hiç kimsenin kendisini görmedigi bir yerde su içer veya yemek yiyebilir. Orucun Kuran’da zikredilen bir baska türü bir yönüyle bugünkü tabirle insanin “susma hakki”ni kullanarak hiç kimseyle hiçbir sey konusmamasi, çok gerekli ihtiyaçlarin karsilanmasi için meramini el kol hareketleri veya bir takim remizlerle ifade etmesidir. Hz. Zekeriyya’nin talebi üzerine ona “verilen ayet” bu türdendir. “Senin ayetin üç gün insanlarla konusmamandir” (19/ Meryem-10). Hz. Isa’yi babasiz doguran meryem’e Cebrail’in önerdigi oruç da böyledir: “Artik ye, iç, gözün aydin olsun. Herhangi bir insana rastlarsan ‘ben Rahman’a oruç adamistim’ de, bu yüzden bugün hiç kimseyle konusmayacagim” (19/ Meryem-26). Bakire ve temiz Meryem’in orucu, Ruhu’-l Kudüs’ün kendisine telkin ettigi ‘kelime’yi her türlü kirlilikten korumaya, isin mahremiyetinden habersizlerin yaralayici dillerine karsi sirri muhafaza altina almaya matuftur. Meryem için herhangi bir çocugu, hamile olarak tasimaktan çok daha agir olani bir ‘kelime’de tecelli eden sirri ifsa etmeden tasimak ve sirasi geldiginde bu sirrin ifsasini ete kemige bürünen kelimeye birakmaktir. Bütün bu agir görevleri ‘susma hakki’ni kullanarak üstlenmekten baska çare yoktur. Demek ki bazan susmak konusmaktan çok daha etkili mesaj vermenin aracidir. Bundan baska Hz. Davud’un günasiri oruç tuttugu rivayet edilir ki buna “Savm-i Davud” denir. Kesintisiz oruç demek olan “Savm-i dehr” yasaklanmistir. Islamiyette, oruç “sayili günler”dir. Sayili günlerden anlasilan Ramazan ayi’dir. Mamafih, sene içinde haftada iki gün olmak üzere (Pazartesi ve Persembe) oruç tutmak güzel sünnetlerden birdir. Oruç Ruh ve Beden Sagligi mi? Diger ibadetler gibi orucun da ruh ve beden sagligina önemli katkilar yaptigini sikça duyariz. Kuskusuz kimi insanlarin düzensiz beslendigi, kimilerinin obur Romalilar gibi tika basa yedigi bir dünyada günboyu süren perhizin beden sagligi üzerinde çok önemli etkileri var. Hekimlerin ifadesiyle en baska cigerler bir ay süren bayram yapar. Diger organlar da Ramazan boyu bir tür nadasa çekilir, toparlanirlar. Ramazan orucu, bedenin kendini rektifiye etmesidir. Bütün bunlar dogru olmakla beraber, oruç ve diger ibadetler “salt saglik, bedensel ve ruhsal gelisme” gibi askin (ilahi-müteal) hiçbir boyuta ucu açilmayan kendinden menkul hikmetlerle sinirlandirildiginda, ibadetler ve din zaman içinde kendi müntesiplerinin bilincinde tamamen maddi ve dünyevi bir kimlige bürünür. Oruç ibadetinin kisinin kendi nefsine dönük temel özellikleri yaninda medeniyet perspektifiyle ilgili önemli bir yönü de var. Bugün hala Türk hamamlarinda kullanilan kurnalarin Romalilardan kaldigi bilinir. Güç, iktidar ve servetin doruguna ulastigi zamanda Romalilar gücü ve sehveti fetislestirme yoluna gittiler. Yemege olan düskünlükleri öyle boyutlara vardi ki, saat basi yemek yiyen yüksek sinifin güç ve servet sahibi Romalilar, yediklerinin dogal yollarla hazmedilmesini beklemeden onlari çikarmaya basladilar. Kurnalar her konakta tika basa yiyenlerin hindi tüyüyle kusarken kullandiklari tastan kaplar oldu. Bugün halkinin yüzde altmisi sisman olan Amerikalilarin yemege olan asiri düskünlüklerinin Roma’nin bu son dönemde yasadigi tecrübeyle herhangi bir ilintisi var mi acaba? Ne Hint çilecileri gibi nefsin bütünüyle öldürülmesi için arzuya açilmis savas, ne de hedonist, tüketici ve açgözlü kültürlerin kiskirttigi istek ve tutkularin egemenligine boyun egmek. Savm-i dehr’in yasaklanmasinin bir sebebi sadece insan gücünü asan sinirsiz limitlere sahip olmasi degil, fakat ayni zamanda yemekle yasanacak olan sevincin yok edilmemesidir: “Oruçlunun iki sevinç ani var. Biri iftar ettiginde digeri Rabbine kavustugunda orucuna sevinir !” (Buhari, Savm, 2; Müslim, Siyam, 162). Herseyin kendi itidalinde seyrettigi insani durumlarda basarilmis zorlu bir ibadet sonunda yemek sadece hak edilmez, ayni zamanda hayatin iç derinliginde bir senlige ve sevince dönüsür. Iftar sofralari bu yüzden daima küçük ölçekte birer sölen havasinda olurlar. Oruç, hilalin görülmesiyle baslayan içe dogru bir yolculuktur. Hilal ilk isaret, ilk komut hükmünde bir yol ve yön gösterici bir semboldür. Tabii ki Ramazan orucunun baslangiç ve bitisini “rü’yet”in disinda bazi yollarla tespit etmek mümkündür. Ancak bu hiçbir zaman “Rü’yet-i hilal”in önemini azaltmaz. Sanki en belirgin olarak afaki olan ile enfüsi olanin, tipki zahir ve batin gibi birinin digerinin iç anlami ve disa vurumu olmasi (zuhur ve tezahür) oruç ibadeti sayesinde mümkün olabilmektedir: “Allah’im! Hilal üzerimize güvenle ve imanla, esenlikle ve Islam’la dogsun. Ey Hilal! Benim Rabbim ve senin Rabbin Allah’tir.” (Tirmizi, Deavet, 52.) Ma’rifetu’n-Nefs: Ma’rifetullah Yolcunun rahat yol alabilmesi biraz da yükünün hafif olmasina bagli. Bedenin düzenli bir perhize tabi tutulmasi, yolculukta yükü hafifletir. Elbette beden ruh üzerine bindirilmis bir yük degildir, ama ilahi tabiatimiz, dünyevi tabiatimiz olan bedenle mündemiç olup devamli bir sekilde onu menseine, asil yurduna dönmekten alikoyan dünyevi baglardan, kayitlardan, yüklerden kurtarmak ister. Riyazet, perhiz, i’tikaf ve oruç, beden yükünü hafifletir, kalbin üzerinde birikmis olan paslari siler, kalp bir ayna gibi parlamaya baslar. Insan, iç dünyasini kendi kalp gözüyle görmeyi basarmadikça kendisi hakkinda hiçbir bilgiye ve dogru dürüst bir fikre (Ma’rifetü’n-nefs’e) sahip olamaz. Nefsin bu düzeydeki bilgisine sahip olmayan nasil Ma’rifetü’l-halk (yaratilmislarin ve toplumun) bilgisine ve tabii sonunda nasil Ma’rifetullah’a sahip olabilir. Ma’rifet salt akli bilgi olmayip bilissel bilgi, tanima ve manevi idrak olduguna göre, bunun kalbin çesitli halleriyle irtibatinin olmasi çok tabiidir. Hangi kalp marifetin yuvasi olmaya adaydir ki, irfan, örf, tearuf ve selim bütün fitrat ve akillarin üzerinde oydasmaya vardigi ma’ruf’u bilip çikarsin. Oruç kalbin üzerindeki paslarin silinmesini saglayan ve paslari silindikçe parlayip varlik aleminin sirlarini yansitmaya baslayan kalbin içinde yasanan manevi bir tecrübedir. Bu tecrübeyle elde edilen hasila hem varlik yapisinin temel ilkeleri, hem de dinin ebedi ve evrensel hükümleriyle tetabuk halindedir. Bu tecrübenin bizi getirip biraktigi menzil ile bizim varlik yapimizin mahiyetinde gerçeklesen istihaleler birbiriyle yakindan ilgilidir. Çogumuz niçin oruç tuttugumuzu çok iyi bilmiyoruz. Dini ibadet ve ritüeller binlerce yillik gelenekler içinde kismen de olsa iç (batini) ve hakiki anlamlarini kaybediyorlar. Içinde gözümüzü açtigimiz sosyal çevrede hazir bulduklarimizi tekrar eder, bizden sonra gelenlere nasil hazir bulduysak öylece devrederiz. Elbette gelenek bütünüyle bilinçten yoksun davranis degildir, ama “bilinçten yoksun” davranis dine ve gelenege büyük zararlar verir. Gelenegi yozlastiran sey, onun kurucu ilkesiyle olan baginin kopmasi, böylelikle deger ile formun birbirlerine yabancilasmasidir. Oruç tutan kisi, eger “benden öncekiler oruç tuttu, simdikiler de tutuyor, o halde ben de tutmaliyim” diyorsa, bu, bilinçten yoksun bir tekrara dayali bir davranistir. Iman, hiç degilse yerine getirilen bir ibadetin belli bir amaç çerçevesinde eda edilmesini gerektirir. Amaç varsa, bilinç de vardir. Ancak her amaç, yüksek bir bilinç hali degildir ve ibadetin yöneldigi “hikmet”le ve “müteal gaye” ile örtüsme içinde olmayabilir. Mesela, sabahtan aksama kadar yemeden, içmeden ve cinsel hayattan kesilmekten ibaret bir oruç, içi kendi hikmetinden bosaltilmis, ancak tamamen bedenin siki bir perhize tabi tutulmasinin sadece bedene faydasi var. Ruha ve kisiligin manevi kemaline faydasi yoktur. “Nice oruçlu vardir ki, onun oruçtan nasibi aç ve susuz kalmaktan ibarettir. Gecelerinin ibadetle geçiren nice kisi vardir ki, onun bundan nasibi sadece uykusuz kalmaktir.” (Ibn Mace, Siyam, 21.) Salt bedensel perhizin bugünkü ifadesi “rejim”dir. Siki, düzenli ve bilimsel kurallara dayali bir rejim bedene “modern güzellik” katar. Eski Grekler gibi salt gövdeye indirgenmis güzelligi bugün gelistirilmis tekniklerle is yapan güzellik salonlari vadeder. Greklerin yücelttikleri ‘tukalon’un gerisinde herhangi türden entelektüel ve manevi hiçbir derinlik yoktur. Güzellik hangi ölçülerde heykele yansitilmis olursa olsun, heykel insanin salt bir kopyasidir. Her birimiz, hakiki güzelligin anlam kaybina ugradigi bir Yunan heykeli olabiliriz. Yeniden üretilmemis ve sentetik olmayan bedensel güzellik dinin de tavsiye ettigi bir seydir. Sünnet’e riayet eden bir insan sis göbek olmaz. Ama aslolan ruh güzelliginin bedensel yansimasidir. Ruhu çirkinlestiren seyler ise, seytanin bizde bir huy ve mizaç haline getirdigi günahlar, haramlar, çirkinlikler (habais ve münkerler)dir. Ramazan orucu, bize birkaç yönden ve sinsice yaklasan seytanin bizi çirkinlestirmesine karsi bir ay boyu bilinçli olarak gösterdigimiz direnci ve mücadeleyi simgeler. “Seytani Zincire Vurmak” “Ramazan geldigi zaman cennetin kapilari açilir, cehennemin kapilari kapanir ve seytanlar zincire vurulur.” (Buhari, savm, 5.) “Kendi seytani”ni zincire vurabilen, kirli bir geçmisten arinarak adeta yeniden dogar: “Her kim Ramazan orucunu inanarak ve sevabini Allah’tan umarak tutarsa, geçmis günahlari bagislanir.” (Buhari, Iman, 28; Müslim, Müsafirin, 175.) “Tür olarak âdem” oldugu gibi, “tür olarak seytan” da var. Seytanlar bu türün türevleridir. Her insanin iç dünyasinda kendisine yuva yapmis bir seytan bulunur. Orucun bizi askin/müteâl olan ile irtibata geçirmesi için, bizim kendi ellerimizle “seytanlari zincire vurma”ya tesebbüs etmemiz ve bu tesebbüsü tamamlamamiz gerekir. Ramazan’in girmesiyle “seytanlar” kendiliklerinden zincire vurulmaz, onlari ancak biz zincire vurabilir, ellerini kollarini baglayabiliriz. “Yalani ve yalanla is yapmayi birakmayan kimse. Allah’in onun yemeden ve içmeden kesilmesine ihtiyaci yoktur.” (Buhari, Savm, 8.) “Oruç Allah’a ait bir ibadettir”, ama bedeni ve ruhi faydasi bize aittir. Yalan, aldatma, haksizlik, haram yiyicilik, sömürü, baski ve kutsala saygisizlik gibi cürüm ve münkerlerden kaçindigimiz zaman, içimizdeki seytan, kendi fasit dairesinde dönüp dolasip da bir türlü çikis bulamayan ve sonunda kendi kendini sokan akrep gibi öfkesinden intihara kalkisir. Su var ki, intihar etmez; çünkü büyük Seytan’a kiyamete, içimizdeki seytana da kisisel öndümüze, yani ölümümüze kadar mühlet verilmistir. Seytanin bize verdigi acidan daha büyük bir aciyi ona tattirabiliriz. “Seytani zincire vurmak” en büyük basaridir. Bu basariyla elde edilen mahsulün bir kismi burada, digeri bir kismi Huzur’da devsirilir. Oruç, hem büyük bir “huzur”dur, hem de Büyük Huzur’a “hazirlanma, hazir hale” ve kivama gelme sürecidir. “Her kim Ramazan orucunu inanarak ve sevabini Allah’tan umarak tutarsa, geçmis günahlari bagislanir.” (Buhari, Iman, 28; Müslim, Müsafirin, 175.) Bu yeniden dogum ve felahtir. Müslümanlar her sene orucu bu bilinç düzeyinde ele almayi basarabilirlerse, sadece kisisel günahlarindan arinarak yeniden dogma firsatini elde etmezler, ümmet olarak içinde yasadiklari ve toplu günahin karsiligi olan bu zillet halinden de kurtulma gücünü ve azmini elde edebilirler. |
| 13.09.07, 05:08 | #20 |
| | iger Dinlerde ORUÇ HIRISTIYANLIK'TA ORUÇ Hiristiyanlik'ta da oruç farz Hiristiyanlik'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'in bildirdigine göre oruç Hiristiyanlara da farz kilinmistir. Hiristiyanlik'ta oruç ve perhiz ayni anlamda kullanilir. Orucun amaci, islenmis günahlarin cezasini bu dünyadan çekmeye baslamaktadir. Incil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamani, uyulacak kurallar Hiristiyan mezhepleri arasinda farklilik gösterir Hiristiyanlik'ta oruç tutma yasi 21'de baslar. Hiristiyanlar, 60 yasina kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yilinda alinan Roma kararlarinda bu konu yazili olarak belirtilmistir. Bir Hiristiyanin perhiz için ise, en az 14 yasinda olmasi gerekir. Hiristiyanlikta iki çesit oruç bulunur. Okaristi orucu yani sükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu. Bu iki çesit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hiristiyanlik, çarsamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazi yortularin arefe günlerinde oruç tutmayi tesvik eder. Hiristiyan inancina göre, Hz. Isa, çarsamba günü ele verilmis, cuma günü çarmiha gerilmis ve cumartesi günü de gömülmüstür. Hiristiyanlikta Hz. Isa'nin öldükten sonra dirildigi ve göge çikarildigina inanilan Paskalya'da oruç tutulmasi önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hiristiyanlar arasinda yaygin bir uygulamadir. MUSEVILIK'TE ORUÇ Musevilik'te oruç: Yom Kippur Tevrat'ta bazi günlerde oruç tutulmasi emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de aci çekme araci sayilirken, bazen de Allah'a yaklasma araci olarak kabul edilmektedir. Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dagi'nda 40 gün 40 gece kalmis ve bu süreyi oruç tutarak geçirmistir. Arabistan'in çesitli bölgelerinde yasayan Yahudiler oruç tuttuklarinda yatsidan sonra da bir sey yemezlerdi. Hatta bazi Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce ayni Yahudiler gibi hareket ederdi. Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'in kendilerine felaketler verdigine inandiklari dönemlerde sürekli oruç tutardi. Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaslarindan bir ay alinca baslar. Yahudilik'te tutulmasi gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adi verilen keffaret orucudur. Kippur pismanlik anlamindadir. Yahudiler bu günde günahlarindan pisman olurlar. Allah da onlari affeder. Yom Kimpur Ibranice'de 'tövbe günü' anlamindadir. Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da baslayip ve bir hafta süren Pesah Bayrami orucu ise genellikle Hamursuz Bayrami'ndan sonra gelen pazartesi ve persembe günleri tutulur. Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak sarttir. Imsak önceki aksam günes batarken baslar. O gece ve ertesi gün ilk iki yildiz görününceye kadar da yemek içmek yasaktir. Bu süre yaklasik 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nin Allah'tan buyruklarini almak üzere Tur Dagi'na gittiginde Yahudilerin altin bir buzagiya tapinmalarindan ötürü tutuldugu anlasilmaktadir. Yahudiler Babil dönüsünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diger felaketler nedeniyle dört ayri oruç daha ortaya çikarmislardir. Bazi Talmud yorumculari bu 4 orucun, baska devletlerin himayesi altindaki Yahudiler tarafindan tutulmasi gerektigini aksi takdirde gerekli olmadigini belirtir. Yahudilerde oruç genellikle safagin sökmesinden ilk yildizin görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazi oruçlar ile bir aksamdan ertesi aksama kadar devam eder. DIGER DINLERDE ORUÇ Nirvana'nin yolu oruçtan geçer Insanlik tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alir. Semavi dinlerin disindaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardir. Örnegin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtulusa' yani Nirvana'ya ulasmanin yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtigini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktir. Iste bazi dinlerde orucun yeri: Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yilin belirli aylarinda ve günlerinde oruç tutulur. Ibadet amaciyla dualarin okundugu günlerde oruç tutulmasi gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazi besinleri yememe, yani bir çesit perhiz seklindedir. Taoizm'de oruç: Dogu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha genis bir anlamda ele alinmistir. Burada oruç, sagligi koruma ve böylece yaslanmayi geciktirme özelligiyle ön plana çikar. Çinliler ayrica, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttigi dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar. Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayin 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir. Brahmanizm'de yaslilar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf degildir. Bazilari insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan baska bir sey yiyip içmeleri orucu bozar. Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kurallari daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nin (M.Ö 599-527)) kendisine iskence yaparak dinde yüksek dereceye ulasmaya çalistigi, et ve yumurta yemedigi ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttugu söylenmektedir. Budizm'de oruç: Güneydogu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya baglanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulasmak için koydugu kurallarin birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarini itiraf etmektir. Buda'ya göre sonsuz kurtulusa, yani Nirvana'ya engel olan tek sey arzulardir. Kurtulus ancak arzulari terketmekle saglanir. Ve arzulardan kurtulmanin birinci yolu da oruç tutmaktir. Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, isigi gönderen günes ve aya dua etmek amaciyla tutulur. Babil ve Asurlularin da orucu büyük önem verdigi bilinir. Eski Misir'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur. Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttugu, eski Roma ve Yunanlilarin da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettigi bilinir. Kaynak: http://www.davetci.com/ramazan_digerdinlerdeoruc.htm |
| Cevap Yaz |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| hamilelerin oruç tutmasında sakınca var mıdır? | GAMZELİ | Sağlık Merkezi | 0 | 01.01.08 18:45 |
| Müftülüğe, ‘üstsüzlere bakmak oruç bozar mı?’ sorusu | ibiramcan | Güncel Haberler | 0 | 17.09.07 17:27 |
| Ramazan Ayı | kralex | İslamiyet | 1 | 09.09.07 13:39 |
| Sahursuz Oruç Tutmayın | bjk1903carsi | Güncel Haberler | 0 | 06.09.07 01:22 |
| Hamilelerin oruç tutarken beslenmesi | SЧSTЄM | Anne ve Çocuk | 0 | 13.07.07 22:15 |
