HarbiForum  

Akabe Bîatları ve Medine'de İslâmın Yayılması

Peygamber Efendimiz bölümde Akabe Bîatları ve Medine'de İslâmın Yayılması konusunu görüntülüyorsunuz.AKABE BÎATLARI VE MEDİNE'DE İSLÂMIN YAYILMASI Birinci Akabe Bîatı Bi'setin 12. senesi (Miladî: 621). Bi'setin ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > İslamiyet > Peygamber Efendimiz

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 20.05.08, 10:24   #1
Standart Akabe Bîatları ve Medine'de İslâmın Yayılması


AKABE BÎATLARI VE MEDİNE'DE İSLÂMIN YAYILMASI
Birinci Akabe Bîatı
Bi'setin 12. senesi (Miladî: 621).
Bi'setin 11. yılında Akabe mevkiinde İslâmiyetle şereflenen altı Medineli bir sene sonra aynı yerde buluşacaklarına dair Resûl-i Ekrem Efendimize söz vermişlerdi.
İlk görüşmelerinin üzerinden bir sene geçip hac mevsimi gelince içlerinde bir sene önce İslâmla şereflenmiş bulunan altı kişinin de bulunduğu 12 kişilik bir kafile Mekke'ye doğru yola çıktı.
Akabe denen küçük ve dar vadide bir gece vakti gizlice Resûl-i Ekremle buluşarak görüştüler. Bu görüşme sonunda şu hususlarda Resûlullaha bîat ettiler.
a) Allah'a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak
b) Hırsızlık yapmamak
c) Zina etmemek
d) Çocuklarını öldürmemek
e) Kimseye iftirâ etmemek
f) Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak.325
Bu bîattan sonra Peygamber Efendimiz kendilerine hitaben şöyle konuştu:
"Sizden verdiği sözde duranın ücret ve mükâfatını Allah tekeffül etmiş onlara Cenneti hazırlamıştır.
Kim insanlık icâbı bunlardan birini işler de ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa bu ona kefaret olur.
Kim de yine bunlardan insanlık haliyle birini irtikab eder de işlediği o şeyi Allah gizler açığa vurmazsa onun işi de Allah'a kalır. Dilerse onu bağışlar dilerse azaba uğratır."326
Ayrıca bu Müslümanlar Resûl-i Ekremle aralarında şu şekilde bir anlaşma akdettiler:
"Gerek sıkıntı ve darlıkta ve gerekse refah ve sevinç halinde söz dinlemek ve itâat etmek başta gelir. Ve sen bizzat bizim üstümüzde bir tercihe sahip olacaksın ve senin hiçbir iyi hareketinde sana karşı itâatsizlik etmeyeceğiz."327
İlk Akabe bîatlarında bulunanların yapmayacaklarına dair söz verdikleri yukarıdaki hususlar huzurlu bir cemiyet hayatının temelini teşkil eden unsurlardı. Bu çirkin hareketlerin hâkim olduğu cemiyetlerde elbette emniyet ve âsâyiş olamazdı.
İnsanlığı huzur ve saâdete kavuşturmak ve cemiyet hayatını asayiş temeli üzerine oturtmak için gelen islâm elbette bu hususları vazgeçilmez birer esas olarak kabul edecek ve bu hususta müntesiblerinden kesin söz alacaktı.
Bu ilk Akabe Bîatında bulunan Medineli 12 Müslüman şunlardı:
1) Es'ad bin Zürâre (r.a.)
2) Avf bin Hâris (r.a.)
3) Muâz bin Hâris (r.a.)
4) Râfî' bin Mâlik (r.a.)
5) Zekvan bin Kays (r.a.)
6) Ubâde bin Sâmit (r.a.)
7) Yezid bin Sa'lebe (r.a.)
8) Abbas bin Ubâde (r.a.)
9) Kutbe bin Âmir (r.a.)
10) Ukbe bin Âmir (r.a.)
11) Uveym bin Sâîde (r.a.)
12) Ebü'l-Heysem Mâlik bin Teyyihân (r.a.).238
Medineli bu Müslümanlar görüşmelerden sonra yurtlarına geri döndüler. Orada kendi kabileleri arasında İslâmın nûrunu ve sesini duyurmaya ve yaymaya devam ettiler.
Bir müddet sonra Medineli Müslümanlar Resûlullah'tan kendilerine İslâm adâb ve erkânını öğretecek bir Kur'ân muallimi gönderilmesini istediler. Resûl-i Ekrem onların bu tekliflerini fıtraten oldukça nazik ve medenî aynı zamanda güzel bir sîmâya sahip Kureyşin eşrafından genç bir sahabî olan Mus'ab bin Umeyr Hazretlerini göndererek derhal yerine getirdi.329

İslâm Nûru Medine'de Parlıyor
Esad bin Zürâre Hazretleri Medineli Müslümanların bir nevi önderliğini yapıyordu. Bu sebeple genç Sahabî Kur'an muâllimi Mus'ab bin Umeyr (r.a.) Medine'ye gelince onun evinde kalmaya başladı. Artık bu ev Müslümanların buluşmaları için merkezî bir yer teşkil ediyordu.
Bizzat Resûl-i Kibriyâdan dersini almış bulunan Hz. Mus'ab zamanı ve şartları çok iyi değerlendirebilen fırsatları çok güzel kullanabilen bir Sahabî idi. Bütün gayret ve himmetini Medine'de İslâmın yayılmasına hasretmişti. Kabilelerin hatırı sayılır kimseleriyle görüşüyor konuşuyor onlara "kavl-i leyyîn"le İslâmı anlatıyordu.
Medineli Müslümanların Kur'an muâllimi Hz. Mus'ab bin Umeyr onların reisleri olan Es'ad bin Zürare'nin (r.a.) evinde kalıyor ve İslâmı tebliğ ve yayma hizmetini buradan yürütüyordu.
Medine'de birçok kimse Müslüman olmuştu ama İslâmın daha da hızlı intişârı için bazı mâniler vardı. Evs Kabilesinin reisi Sa'd bin Muaz ile yine reislerden bulunan Üseyd bin Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. Onların bu durumu haliyle halka da tesir ediyordu. Sa'd bin Muaz Es'ad bin Zürâre Hazretlerinin halası oğlu idi.
Bir gün Mus'ab ile Es'ad Hazretleri Benî Zafer'e âit bir evin bostanındaki Merak kuyusunun başında oturmuş sohbet ediyorlardı. Etraflarında Müslümanlardan da birçok kimse vardı. Bu sırada elinde mızrağı olduğu halde Üseyd bin Hudayr yanlarına çıkageldi. Hiddet ve şiddetle şöyle dedi:
"Siz bize neye geldiniz? Birtakım aklı ermez ve zâif kimseleri aldatıp azdırıyorsunuz! Hayatınızdan olmak istemiyorsanız derhal buradan ayrılın!"
Hz. Mus'ab
"Hele biraz dur otur. Sözümüzü dinle maksadımızı anla; beğenirsen kabul edersin beğenmezsen o zaman engel olursun" diye gayet nazikçe mukabelede bulundu.
Üseyd
"Doğru söyledin" dedi ve mızrağını yere saplayarak yanlarına oturdu.
Hz. Mus'ab ona İslâmiyet hakkında bir konuşma yaptı ve Kur'ân-ı Kerim okudu.
Üseyd kendisini tutamayarak
"Bu ne kadar güzel ne kadar iyi bir söz" diye konuştu ve
"Bu dine girmek için ne yapmalı?" diye sordu.
Mus'ab (r.a.) ona İslâmı anlattı. O da kelime-i şehâdet getirerek İslâmiyetle müşerref oldu.330
Sonra da "Ben gideyim size birini göndereyim. Eğer o da imana gelirse bu beldede iman etmedik kimse kalmaz" deyip oradan ayrıldı; Sa'd bin Muaz ve kavminin yanına vardı.
Sa'd
"Ne yaptın?" diye sordu. Üseyd şöyle dedi:
"O iki adama söylenmesi gerekeni söyledim. Vallahi ben onlardan bir itâatsizlik bir inad görmedim."
Sa'd bin Muaz
"Vallahi sen beni tatmin edici bir malûmat getirmedin" dedi ve doğruca Mus'ab ile Es'ad'ın (r.a.) yanına gitti. Hiddetli hiddetli
"Ey Es'ad! Eğer seninle aramızda akrabalık olmasa böyle kabilemiz içine soktuğunuz çirkin işlere sabır ve tahammül edemezdim" diye tekdir ve tehdit etti.
Mus'ab (r.a.) ona da aynı tatlılıkla
"Hele biraz durunuz. Oturup dinleyiniz anlayınız da; beğenirseniz kabul edersiniz beğenmezseniz biz de size çirkin gördüğünüz işi tekliften vazgeçeriz" diye nazikçe cevap verdi.
Onun üzerine Sa'd oturdu ve Hz. Mus'ab'ın sözlerini dinlemeye başladı. Hz. Mus'ab ona İslâm dininin ne demek olduğunu anlattı ve Zuhruf Sûresinin baş kısımlarından okudu.
Kur'ân okunurken Sa'd'ın yüzü birdenbire değişiverdi. Simâsında îmân alametleri bir anda belirdi. Dinledikleri o âna kadar duymadığı bilmediği şeylerdi. Kur'ân'ın eşsiz belagatı ve tatlı üslûbu karşısında derhal
"Siz bu dine girerken ne yapıyordunuz" diye sordu.
Mus'ab (r.a.) ona İslâm dininin esas ve adâbını anlattı. O da orada şehâdet getirerek Müslüman oldu.331
Sonra da kendi kavmi olan Benî Abdü'l-Eşhel cemâatının yanına döndü. Onlara
"Ey topluluk! Beni nasıl biliyorsunuz?" diye sordu.
"Sen bizim büyüğümüz en üstünümüzsün" diye cevap verdiler.
Bunun üzerine Sa'd Hazretleri
"Öyle ise siz de Allah Resûlüne iman etmelisiniz" dedi ve ilâve etti:
"Îmân etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!"
Bu söz üzerine Beni Abdü'l Eşhel aşireti içinde o gün îmân etmedik hiç kimse kalmadı.
Es'ad bin Zürâre Hazretleri de Mus'ab (r.a.) ile birlikte evine döndü.
Artık Mus'ab Hazretleri Medine'de İslâmı tebliğ ve neşirde yalnız değildi. Evs ve Hazreç kabilelerinin reisleri de yanında yer almışlardı. Olanca gayretleriyle İslâmın yayılmasına çalışıyorlardı.
Yine İslâmı tebliğ ve neşir merkezi Es'ad bin Zürâre Hazretlerinin evi idi. Mus'ab ile Sa'd bin Muâz Hazretleri el ele vererek burada insanları hak dine davetle meşgul oluyorlardı.
Kısa zamanda İslâmiyet Medine'de büyük bir inkişaf kaydetti. Öyle ki Evs ve Hazreç kabileleri içinde Benî Ümeyye bin Zeyd'in hânesinden başka İslâm ve Kur'ân nûru ile aydınlanmayan ev kalmadı. Bir müddet sonra bu evde de İslâmın nûru parlamaya başladı.

İkinci Akabe Bîatı
Bi'setin 13. senesi (Milâdî: 622).
Bu senenin hac mevsiminde Kur'an muallimi Mus'ab bin Umeyr Hazretleri hem Medine'deki İslâmî gelişmeyi bizzat Peygamber Efendimize bildirmek hem de haccetmek üzere Evs ve Hazreç kabilelerine mensup ikisi kadın 75 Müslümanla Mekke'ye geldi.
Bunları temsilen bir grup Mescid-i Haram'da amcası Hz. Abbas'la oturan Resûl-i Ekrem Efendimizin yanına vardılar ve şu teklifte bulundular:
"Ya Resûlallah! Biz oldukça kalabalığız. Seni yanımıza almak size yardımcı olmak uğrunuzda canımızı fedâ etmek şahsınızı koruduğumuz şeylerden zâtınızı da esirgeyip korumak üzere söz birliği etmiş bulunuyoruz. Bu hususta sizinle daha geniş konuşmak için nerede buluşalım?"
Resûl-i Kibriyâ yine Akabe'de buluşmayı uygun gördü.
Bu buluşma gece yarısı olacak ve kimseye duyurulmayacaktı. Hatta karargâhlarından ayrılırken de dikkatleri çekmemek için küçük küçük gruplar halinde Akabe'ye geleceklerdi.332
Medineli Müslümanlar bu tâlimat gereği gece yarısı hiç kimseye hissettirmeden ve kimsenin dikkatini çekmeden Akabe yanındaki vadide bir araya geldiler.
Peygamber Efendimiz de burada henüz Müslüman olmamış amcası Hz. Abbas ile geldi. Hz. Abbas'ın maksadı yeğenini bu mühim meselede yalnız bırakmamak yapılanları ve verilen sözleri bizzat görüp işitmekti.
Önce Hz. Abbas söz aldı. Medineli Müslümanlara hitaben Allah Resûlünü koruma hususunda kendilerine güvenleri varsa bu işe girişmeleri aksi takdirde daha şimdiden bu işten vazgeçmeleri gerektiğini belirten bir konuşma yaptı. Ancak Medineli Müslümanlar bizzat Resûlullahın konuşmasını istiyorlardı:
"Yâ Resûlallah! Sen de konuş. Kendin ve Rabbin için arzu ettiğin ahdi al" dediler.
O esnada Medineli Müslümanların önderi durumunda olan Es'ad bin Zürâre Hazretleri Resûlullahtan konuşmak için müsâade aldı ve
"Ya Resûlallah" dedi "her dâvetin bir yolu var. O yol ya kolay olur ya da zor! Bugün senin yaptığın dâvet insanların çok zor kabul edecekleri çetin bir dâvettir. Sen bizi takip ettiğimiz dini bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin. Bu çok güç ve zor bir işti. Buna rağmen biz bu teklifini kabul ettik.
Biz yurdumuzda şerefli ve her tecavüzden korunmuş orada değil kavminden ayrılan ve amcaları tarafından düşmanlarına teslim edilmek istenilen bir zâtın hattâ kendimizden başka hiçbir kimsenin de hâkim olmak için göz dikemeyeceği bir cemaâttık. Bu çok zor bir iş olduğu halde biz senin bu yoldaki teklifini de kabul ettik!
Halbuki bütün bunlar -Allah Teâla doğru yolu bulma azmini ve sonunda hayra ulaşma ümidini ihsan etmedikçe- insanların hiç de hoşlanacakları şeylerden değildi. Fakat biz bunları dillerimizle ikrar kalblerimizle tasdik ellerimizi uzatmak sûretiyle de kabul ettik.
Allah'dan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bîat ediyoruz. Biz Rabbimize ve Rabbine bîat ediyoruz. Allah'ın kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kanlarımız kanınla ellerimiz elinledir.
Kendimizi evladlarımızı kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de esirgeyip koruyacağız.
Eğer bu ahdimizi bozarsak Allah'ın ahdini bozan bedbaht insanlar olalım."
Es'ad bin Zürâre Hazretleri konuşmasının sonunu şöyle bağladı:
"Yâ Resûlallah! Kendin için arzu ettiğin ahdini bizden al. Rabbin için de istediğin şartı koş."
Resûl-i Ekrem Efendimiz önce onlara Kur'ân-ı Kerimden bazı âyetler okudu. onları Allah'a dâvet İslâmiyete teşvik ettikten sonra kendisi ve Rabbi için arzu ettiği hususları şöyle sıraladı:
"Yüce Allah için size söyleyeceğim şartım şudur: Ona hiç bir şeyi eş ve ortak koşmadan ibadet etmenizdir. Namazı kılmanız zekâtı vermenizdir.
Kendim için isteyeceğim ise şudur: Allah'ın peygamberi olduğuma şehâdet etmenizdir. Kendinizi çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanızdır."333
Bu sırada Abdullah bin Revâha söz alarak
"Ya Resûlallah. Bunları söylediğiniz tarzda yaparsak bize ne var?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem
"Cennet var" diye cevap verdi.
Bu cevabı alınca gözlerinde parlayan pırıl pırıl sevinçlerini
"O halde bu kazançlı ve kârlı bir alışveriştir"334 diyerek sözleriyle de te'yid ettiler.
Sonra Peygamber Efendimize
"Yâ Resûlallah! Sana ne yolda bîat edelim söz verelim?" diye sordular.
Resûl-i Ekrem Efendimiz
"Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirerek namazı kılacağınıza zekâtı vereceğinize; neşeli neşesiz zamanlarınızda sözlerime itâat edeceğinize; emirlerime tamamıyla boyun eğeceğinize; darlıkta da varlıkta da muhtaçlara yardımda bulunacağınıza; hiç bir kınayıcının kınamasından korkmaksızın Allah yolunda Allah için hak ve gerçeği söyleyeceğinize; iyiliği emredip kötülükten alıkoyacağınıza bîat etmeli bana kesin söz vermelisiniz!
Şahsıma gelince; bana her yönden yardım edeceğinize; yanınıza vardığımda kendinizi kadınlarınızı ve çocuklarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden beni de esirgeyip koruyacağınıza kat'i söz vermelisiniz!"335 dedi.
Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz onlara
"Aranızdan her hususta kavimlerinin benim yanımda temsilcisi olacak 12 kişi seçiniz. Musâ da İsrâiloğullarından 12 temsilci almıştı"336 buyurdu.
Medineli Müslümanlar Hazreç Kabilesinden 9 Evslilerden 3 temsilci seçtiler.
Hazreçlilerden seçilen zâtlar şunlardı:
1) Ebû Umâme Es'ad bin Zürâre
2) Sa'd bin Rebi'
3) Rafi' bin Mâlik
4) Abdullah bin Revâha
5) Abdullah bin Amr
6) Berâ' bin Mâ'rur
7) Sa'd bin Ubâde
8) Ubâde bin Sâmit
9) Münzir bin Amr (r.anhüm).
Evslileri ise şu zâtlar temsil edecekti:
1) Useyd bin Hudayr
2) Sa'd bin Hayseme
3) Ebü'l-Haysem Mâlik bin Tayyihan (r.anhüm).337
Bu temsilcilerin hepsi de Medine'nin ileri gelen hatırı sayılır kimseleri ve okuma yazmasını bilen âlim zâtlardı.
Peygamber Efendimiz seçilen temsilcilere şöyle dedi:
"Havarîler Meryemoğlu İsâ'ya karşı kavimlerinin kefili oldukları gibi siz de sizden olanların kefilisiniz. Ben de Mekkeli muhacirlerin kefiliyim."338
Onlar da "Evet" deyip tasdik ettiler.
Ayrıca Resûl-i Ekrem Efendimiz 12 temsilci seçildikten sonra Es'ad bin Zürâre Hazretlerini de seçilen 12 temsilcinin başkanı tayin etti.
Temsilciler temsil ettikleri topluluklarla konuşup bîatın ehemmiyetini anlattılar ve onları Resûlullaha bîata hazırladılar.
Bundan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz mübârek ellerini uzattı. Medineliler teker teker bîat ettiler. Sadece iki kadına Efendimiz elini vermedi ve onları da kendisine bîat etmiş kabul etti. Yapılan bîat bir mânâda Medineli ve Mekkeli Müslümanlar arasında bir ittifâktı.

Müşriklerin Durumu Sezmeleri[/]
Bîat gecenin karanlığında çağrılanların dışında kimsenin göremeyeceği tenhâ bir yerde cereyan etmişti.Buna rağmen bîat biter bitmez kulaklarına bir ses geldi:"Ey Kureyş! Muhammed ile atalarının dininden çıkmış Medineliler sizinle savaşmak için toplanıp sözleştiler!"
Gecenin karanlık ve sükûtunu yırtan bu ses kimindi ve nereden geliyordu? Herkesi bir merak ve telaş sardı.Bu ses Münebbih bin Haccac'ın sesine benziyordu. Resûl-i Ekrem "Bu Akabe'nin şeytanıdır" dedi ve Medineli Müslümanlara da "Derhal konak yerlerinize dönünüz!" emrini verdi.O sırada Medineli Abbas bin Ubâde "Yâ Resûlallah" dedi. "İstersen sabah olur olmaz kılıçlarımızı kınından sıyırır ve Minâ'da bulunan halkın üzerine yürür onları kılıçtan geçiririz" diye konuştu.Ancak Resûl-i Ekrem henüz sabır silahını kullanmakla vazifeli idi. Şöyle buyurdular:"Hayır hayır. Bize henüz bu şekilde hareket etmemiz emrolunmadı. Hepiniz yerlerinize dönünüz."339
Bunun üzerine Medineliler konak yerlerine döndüler.
Sabah olunca durumu sezmiş bulunan Kureyşli müşrikler kendilerince mâhiyeti henüz meçhul bulunan hâdiseyi tam öğrenmek üzere tahkike başladılar. Kendileri gibi putperest olan Medinelilerden sordular. Ancak onların böyle bir meseleden haberleri olmadığından dolayı yemin ederek "Böyle bir şey olmadı. Biz böyle bir şey bilmiyoruz" dediler.
Medineli Müslümanlar ise doğru yolun sükût olduğunu düşünerek tek kelime konuşmuyorlardı.Kureyşli müşrikler bu sefer Abdullah bin Übey bin Selûl'e gidip sordular. O da aynı şekilde "Bu büyük bir iştir. Böyle bir şey olmamıştır. Söylenenler boş lâf olsa gerek. Kavmim bana böyle bir şey danışmadı. Onlar Yesrib'de iken bana danışmadan hiç bir iş yapmazlardı" dedi.
Bunun üzerine Kureyşli müşrikler Medineli putperestlerin bu hususta herhangi bir bilgileri olmadığı kanâatına vardılar.
Şayet Resûl-i Ekrem Efendimiz "Bu işi sizden başkasına duyurmayın" dememiş olsaydı ve Medineli Müslümanlar da bu işi müşrik hemşerilerinden gizlememiş olsalardı elbette bu olay Mekkeli müşriklere onlar tarafından duyurulacak ve kuvvetli ihtimalle orada Müslümanların başına büyük bir gâile açılacaktı. Belki de Medine'ye henüz açılmış bulunan İslâmiyet için büyük bir mâni ortaya çıkacaktı.
Hac mevsimi sona erince Medineli Müslümanlar da yurtlarına geri dönmek üzere yola koyuldular.
Medineli Müslümanların Mekke'den ayrılışlarından az zaman sonra müşrikler böyle bir anlaşmanın cereyan etmiş olduğunu öğrendiler. Derhal Müslümanları takibe koyuldular. Ancak Medineliler çoktan o civardan uzaklaşmış bulunuyorlardı. Sadece iki kişiyi yakalayabildiler: Sa'd bin Ubâde ve Münzir bin Amr. Bu iki zât her nasılsa Medine kafilesinden geri kalmışlardı. Daha sonra Münzir Hazretleri bir yolunu bulup ellerinden kurtuldu. Müşrikler sadece Sa'd bin Ubâde'yi Mekke'ye getirdiler ve âdeta hınçlarını bu Sahabîden almak istercesine kendisine ezâ ve işkencelerde bulundular. Sonunda Sa'd bin Ubâde Hazretleri kendisini daha önceden tanıyan ve Medine'den geçerken evinde misafir olan iki müşrik tarafından himâyeye alınarak bu eziyet ve işkenceden kurtuldu.
Yurtlarına dönen Medineli Müslümanlar artık dört gözle muhacirlerin ve Resûl-i Zîşan Efendimizin yolunu beklediler.

325. İbni Hişâm Sîre: 2/75-76; Taberî Tarih: 2/235
326. İbni Hişâm Sîre: 2/75-76; İbni Sa'd Tabakât: 1/220; Taberî Tarih: 2/235
327. Salih Tuğ İslâm Vergi Hukukunun Ortaya Çıkışı s. 27 (Ank. 1963)
328. İbni Hişâm Sîre: 2/73; Taberî Tarih: 1/220
329. İbni Hişâm Sîre: 2/76; Taberî Tarih: 1/220
330. İbni Hişâm Sîre: 2/77-78; İbni Sa'd Tabakât: 3/420; Taberî Tarih: 2/236
331. İbni Hişâm Sîre: 2/77-78; İbni Sa'd Tabakât: 3/420; Taberî 2/236-237; İbni Seyyid Uyunu'l-Eser 1/160; Halebî İnsanü'l-Uyûn 2/170-171
332. İbni Hişâm Sîre: 2/83-84; İbni Sa'd Tabakât: 1/221; Taberî Tarih: 2/228
333. İbni Hişâm Sîre: 2/84; İbni Sa'd Tabakât: 1/222; Taberî Tarih: 2/238; İbni Seyyid Uyunu'l-Eser: 1/163; Halebi İnsanü'l-Uyûn: 2/174-175
334. Taberî Tarih: 2/239; Halebi İnsanü'l-Uyûn: 2/175
335. İbni Hişâm Sîre: 2/97; Halebi İnsanü'l-Uyûn: 2/175
336. İbni Hişâm Sîre: 2/85; İbni Sa'd Tabakât: 1/222; Taberî Tarih: 2/239; İbni Seyyid Uyunu'l-Eser: 1/164; Halebi İnsanü'l-Uyûn: 2/176-177
337. İbni Hişâm Sîre: 2/86-87; İbn Seyyid Uyunu'l-Eser: 1/64
338. Sîre 2/88; Tabakât 1/223
339. Sîre 2/90; Tabakât 1/223
kralex isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla


Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İslâmın Yayılması ve Efendimize Yapılan İlâhî İkaz kralex Peygamber Efendimiz 0 20.05.08 10:17


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 02:51 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.