| |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| | HÜZÜN YILI Üç senelik müşrik ablukasından kurtulmanın sevincini acı olaylar takib etti. Acı hâdiseler zincirinin ilk halkası Resûl-i Ekremin dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın vefâtı oldu.Gönlü şefkat şelâlesini andıran Peygamber Efendimiz büyük oğlunun vefâtından çok müteessir oldu. Derin teessürünü ciğerpâresinin cenazesini götürürken karşısında dim dik duran Kuaykıan Dağına "Ey dağ! Benim başıma gelen şey senin başına gelseydi dayanmaz yıkılırdın" hitabıyla ifâdeye çalışıyordu.Mübârek gönülleri henüz Kasım'ın vefat hüznünden kurtulmamışken bir acı hâdise daha vuku buldu. Diğer oğlu Abdullah da vefat etti.Allah'ın kader hükmüne teslimiyetin zirvesinde bulunan Kâinatın Efendisi bu acı hâdiseler karşısında yine de göz yaşlarını tutamıyordu.Hz. Hatice hakiki sahibine iâde ettiği bu ciğerpârelerini kastederek "Yâ Resûlallah! Onlar şimdi nerededirler?" diye sordu.Resûl-i Kibriya "Onlar Cennettedirler" diye cevap verdi.Bu acı hâdiseler sebebiyle Peygamber Efendimizin kalbi mahzun gözleri yaşlıydı. Müslümanlar da onun bu hüznünü paylaşıyorlardı. Ama şirk cephesinin keyfine diyecek yoktu. Birer insan olmaları haysiyetiyle insanlığın gereği olan başsağlığı dilemek şöyle dursun Efendimizi daha da üzmek için ne lâzımsa yapıyorlardı. Hatta içlerinden As bin Vâil ve Ebû Cehil gibi azılılar işi daha da ileri götürerek "Artık Muhammed ebterdir nesli kesilmiştir. Neslini devam ettirecek erkek çocuğu kalmamıştır. Kendisi de ölünce adı sanı unutulacaktır"285 diyecek kadar küstahlık gösteriyorlardı.Resûlünü hiç bir zaman yardım ve tesellisinden uzak bulundurmayan Cenâb-ı Hak bu dedikodular üzerine de Kevser Sûresini inzâl buyurarak müşriklerin dedikodularını ağızlarına tıkadı ve Peygamber Efendimizi şöyle teselli etti:"Şüphesiz ki Biz sana kevseri(286) verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl nesli kesik olan sana düşmanlık edenin tâ kendisidir." (Kevser: 108/1-3)Evet asıl adı sanı toprağa karışıp kaybolan Ebû Cehiller Ebû Lehebler oldu. Resûl-i Kibriyanın (a.s.m.) adı ve dâvâsı ise asırlardır inananların gönlünde bayrak bayrak dalgalanmakta ve Kıyamete kadar da dalgalanmaya devam edecektir. Ebû Talib'in Vefatı Müslümanlar üç sene süren çetin muhasara belâsından kurtulmakla son derece sevinmişlerdi. Mekke'de umumî bir sürûr meydana gelmişti. Fakat bu ferah ve sevinçleri çok sürmedi. Arası çok geçmeden başka bir musibet ve acı hâdiseler meydana geldi.Resûlullah Efendimizin Peygamberliğinin 10. senesinde Ebû Tâlib hastalandı ve ölüm döşeğine düştü. Resûl-i Ekrem Efendimiz kendisini küçük yaşından beri bağrına basıp şefkat ve himâyesinde büyüten kendisini korumak uğrunda her türlü tehlikeyi göze alan bu değerli amcasını kaybedeceğine son derece üzülüyordu. Öte yandan onun Müslüman olup ebedî sâadete ermesini de candan arzu ediyordu.Ebû Tâlib'in hastalığı gittikçe ağırlaşıyordu. Bunu fark eden Kureyş müşrikleri son bir defa daha kendisine Peygamber Efendimizle ilgili olarak başvurmayı kararlaştırdılar. Bu maksatla Utbe bin Ebî Rebiâ Şeybe bin Rebiâ Ebû Cehil Ümeyye bin Halef Ebû Süfyan ve daha başkaları yanına gelerek şöyle dediler:"Ey Ebû Tâlib sen büyüğümüzsün. Ölüm döşeğine düştüğünü görünce endişe duymaya başladık. Kardeşinin oğlu ile aramızda olanı biliyorsun. Onu çağır ve aramızda hakem ol. O bizden ayrılsın biz de ondan ayrılalım. Birbirimizle uğraşıp durmayalım. O bizim dinimize karışmasın biz de onun dinine karışmayalım."Ebû Tâlib Nebiyy-i Muhterem Efendimize haber gönderdi. Resûlullah gelip Ebû Tâlib ile hazır bulunanlar arasına oturdu.Ebû Tâlib Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimize hitaben "Ey kardeşimin oğlu" dedi. "Bunlar kavmimin ileri gelenleridir. Senin meselen için buraya gelmişlerdir. Sana vereceklerini verecekler ve senden alacaklarını da alacaklardır." Resûl-i Ekrem Efendimiz "Olur ey amcam" dedi. "Onların benden almalarını ve kabul etmelerini istediğim bir tek kelimedir ki onlar o kelime ile top yekûn bütün Araplara ve Arap olmayanlara hâkim olabilirler."Ebû Tâlib hayret içinde "Bir tek kelime mi?" dedi. Peygamber Efendimiz "Evet bir kelime" buyurdu. Herkesi bir merak sardı. Neydi bu kelime?Ebû Cehil ortaya atıldı ve Peygamberimize hitaben "O kelime ne ise bize söyle de o birin yanına biz on katalım" dedi. Dikkat kesilmiş bütün kulakların duymak istedikleri tek kelimeyi Resûl-i Ekrem şöyle ifâde etti: "Lâ ilâhe illallah deyin ve Allah'tan gayrı taptığınız putlarınızı da ellerinizle kaldırıp atın!" Bu mukaddes sözü duyan müşrikler hep birden ellerini çırptılar "Yâ Muhammed " dediler "sen bunca ilâhları bir tek ilâh mı yapmak istiyorsun? İşine şaşıyoruz doğrusu?"Sonra da birbirleriyle konuştular: "Vallahi bu adam size istemediğiniz şeyi veriyor. Gidin Allah sizinle onun arasında hükmünü verinceye kadar atalarınızın dininde direnin."287Cenâb-ı Hak onların bu hareketlerini Kur'ân'ı Keriminde bize şöyle haber verir:"Bütün ilâhları tek bir ilâh mı yapacakmış? Bu ne acâip şey!" Onların ileri gelenleri 'Haydi yürüyün' diyerek oradan ayrıldılar. 'İlâhlarınıza bağlılıkla direnin. Sizden istenen şey budur."' 288Resûl-i Ekremin Amcasını İslâma DâvetiEbû Tâlib müşriklerle arasında geçen konuşmadan sonra Peygamberimize "Vallahi ey kardeşimin oğlu! Senin onlardan istediğin şeyi ben hak ve hakikatten uzak görmedim" dedi.Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz sevdiği ve saydığı amcasının Müslüman olacağı ümidiyle sevinç içinde "Ey Amca!" dedi. "Gel bari sen 'Lâ ilâhe illallah' de de onunla sana âhirette şefaat edebileyim."Fahr-i Kâinatın bu candan ve samimi arzusuna ne yazık ki amcası gönlünü ferahlatıcı bir cevap vermedi."Yeğenim " dedi "vallahi benden sonra sana ve atalarının oğluna çok yaşlanmaktan dolayı bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı istediğin şeyi söyleyip sana tabi olurdum. Kureyş o istediğin sözü; ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için söyleyemeyeceğim."Fakat buna rağmen sevgili Peygamberimiz amcasını İslâma dâvetten ve teşvikten vazgeçmedi. Mübârek kalbi kendisini canı gibi seven amcasının îmânsız gittiği takdirde uğrayacağı dehşetli akibetin ızdırabıyla çarpıyor ve devamlı "Ey amca 'La ilâhe illallah' de ki onunla âhirette sana şefaat edebileyim" diyordu.Yine böyle bir dâvet ve teşvikte bulunduğu sırada Ebû Talib'in başucunda Ebû Cehil ile Abdullah bin Ebî Ümeyye de vardı. İkisi de "Yâ Ebû Talib! Sen Abdülmuttalib'in milletinden onun dininden yüz mü çevireceksin?" dediler.Resûl-i Ekrem müşriklerin bu sözlerine aldırış etmedi ve kelime-i tevhidi amcasına arza devam etti. Onlar da aynı şekilde sözlerini tekrarlayıp durdular. Sonunda Ebû Tâlib kendisinin Abdülmuttalib'in dini üzere olduğunu söyledi.289Buna rağmen Peygamberimizin mübârek gönlü kendisini çok seven amcasının kendisine her türlü eziyet ve hakareti revâ gören müşriklerle aynı âkibete uğramaktan derin ızdırab duyuyor ve "Ey Amca şunu bilmelisin ki Allah tarafından alıkonuncaya kadar senin affedilmeni isteyip duracağım"290 diyordu.Nihâyet Ebû Talib makbul bir îmâna nâil olamadan 87 yaşında iken dünyaya gözlerini yumdu.291Bunun üzerine Cenâb-ı Hak indirdiği âyet-i kerime ile Resûlullahın şahsında bütün mü'minlere hitap etti:"Sen sevdiğin kişiyi hidâyete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidâyet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de Odur." 292Resûl-i Ekrem Efendimizin mübârek ve nazik kalbi amcasının vefatıyla fazlasıyla acı duydu. Gözleri yaşla doldu ve mübârek dudaklarından şu cümleler döküldü:"Allah ona rahmet etsin. Mağfiretini ihsan buyursun." Vefatı sırasında Hz. Abbas da Ebû Tâlib'in başucunda bulunuyordu. Hz. Abbas o sırada henüz Müslüman olmamıştı. Tam öldüğü sırada dudaklarının kımıldadığını görünce kulak verip dinledi ve "Lâ ilâhe illallah" dediğini işitti. Resûl-i Ekrem Efendimize "Ey kardeşimin oğlu! Vallahi kardeşim Ebû Tâlib senin söylemesini istediğin tevhid kelimesini söyledi" dedi.Resûl-i Kibriyâ gözyaşları arasında "Ben işitmedim" buyurdu.293 Amcasını kaybedişinden dolayı bütün insanlığa rahmet hazinesi olan kalbi teessür içinde olan rahmet Peygamberi Efendimiz cenâzesinin arkasından da şöyle duâ etti:"Amca Rabbim seni rahmetine eriştirsin hayırla mükâfatlandırsın."294Bu sırada yine mevzu ile ilgili şu âyet-i kerime nazil oldu ve mü'minlere değişmez bir ölçü verdi: "Akrabâ bile olsalar onların Cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah'tan af dilemek ne Peygambere ve ne de îmân edenlere uygun düşmez." 295 Amcasının vefatı Resûl-i Ekremi hem üzdü hem de derinden derine düşündürdü. Zira kendisine o âna kadar zahirî hâmilik eden müşriklerin şirretliklerinden muhafaza etmeye çalışan o idi. Gerçekten en zor ve çetin şartlar altında bile çok sevdiği yeğeninin koruyuculuğunu esirgememiş akrabalarının düşmanlıkları pahasına himâyeden vazgeçmemişti. Bu himâye sebebiyle Kureyş müşrikleri Peygamber Efendimize fazla ilişememişlerdi.Ama şimdi ortada Ebû Tâlib yoktu. Müşriklerin dinmek bilmez kin ve husumetlerinin eseri olan taşkınlıklarına karşı kendisini zahîren koruyacak kimse kalmamıştı. Ama Cenâb-ı Hakkın muhafaza ve himâyesi de hiç bir maddî himâyeci ve koruyucuya ihtiyaç bırakmayacak tarzda sevgili Resûlünün üzerinde bundan böyle de eksik olmadı.Ebû Talib'in Îmânı Meselesi Ebû Tâlib'in îmânı meselesinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Şiâ âlimleri îmânlı gittiğine kâildirler. Ehl-i Sünnet âlimlerinin ekserisi ise îmân etmediğini söylemektedirler. Bununla birlikte Peygamber Efendimizle iftihar ettiği ve onun peygamberliğini kalben tasdik ettiğine dâir bazı emareler şiirlerinden anlaşılmaktadır.Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de bu hususla ilgili olarak şöyle der: "Ehl-i Teşeyyu (şialar) îmânına kâil; ehl-i sünnetin ekserisi ise îmânına kâil değildir. Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebû Tâlib Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Risâletini değil şahsını zâtını gayet ciddi severdi. Onun -o gayet ciddi- o şahsî şefkatı ve muhabbeti elbette zâyie gitmeyecektir. Evet ciddi bir surette Cenâb-ı Hakkın Habib-i Ekremini sevmiş ve himâye etmiş ve taraftarlık göstermiş olan Ebû Tâlib'in; inkâra ve inâda değil belki hicab ve asabiyet-i kavmiyye gibi hissiyata binâen makbul bir îmân getirmemesi üzerine Cehenneme gitse de yine Cehennem içinde bir nevi hususî Cenneti onun hasenâtına mükâfaten halkedebilir. Kışta bâzı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bâzı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi hususî Cehennemi hususî bir nevi Cennete çevirebilir..."296Hz. Hatice'nin Vefatı Ebû Tâlib'in vefatından üç gün gibi kısa bir zaman sonra Efendimizin pâk zevcesi Hz. Hatice de bi'setin 10. yılı Ramazan ayında 65 yaşında iken fani dünyadan ebedî âleme göç etti. Namazını bizzat Resûl-i Kibriyâ Efendimiz kıldırdı ve Hacun Kabristanına defnedilirken gözlerinde yaş onu örten kara toprağı uzun uzun seyretti.Ard arda vuku bulan bu acı hâdiseler Nebiyy-i Muhterem Efendimize pek ziyâde hüzün ve elem verdi. Çünkü Hz. Hatice teslimiyeti itâati kalbinin rikkati vefakârlığı şefkatı îmânının kuvveti sadakat ve faziletiyle onun yeryüzünde en büyük destek ve tesellicisi idi. Herkes düşman iken Risâletini ilk defa o tasdik etmişti. Herkes ondan uzaklaşıp kaçarken o kendine kalbini açmış ve muhabbetini rikkatli kalbine gömmüştü. En sıkıntılı zamanlarında tek teselli kaynağı olmuştu.Resûl-i Kibriyâ Efendimizin bu derin teessüründe Hz. Hatice-i Kübrâ'ya olan müstesna sevgisinin de şüphesiz büyük payı vardı. Öyle ki vefâtından sonra bile onu hiçbir zaman unutmadı ve yeri geldikçe ondan takdirle rahmet ve muhabbetle bahsederek hatırasını yâdederdi. Ona olan sevgisinin bir tezahürü olarak akrabalarına dahi yardımda bulunur şefkat ve merhametini onlardan hiçbir zaman eksik etmezdi.Günün birinde Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hâle'nin sesini duyunca hemen sevgili hanımını anmıştı. Buna şâhid olan Hz. Âişe Vâlidemiz; "Allah'ın kendisine ondan daha genç ve güzel hanımlar verdiğini" söylemişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Âişe'nin bu sözlerinden rahatsız olduğunu belli etmiş ve Hz. Hatice'nin iyilik ve faziletlerinden bahsetmişti. Habib-i Kibriyânın söylediklerinden rahatsız olduğunu anlayan ferasetli Âişe (r.a.) içtenlikle "Yâ Resûlallah! Seni Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki bundan sonra Hatice'nin menkıbelerini her zaman anlatmanı istiyorum"297 diyerek gönlünü almaya çalışmıştı.Yine Resûl-i Ekremin Hz. Hatice Validemizi dâimâ takdir ve muhabbetle yâdettiğini ve Hz. Âişe Validemizin bunu kıskandığını bizzat Hz. Âişe'nin (r.a.) şu ifâdelerinden öğreniyoruz:"Nebinin (a.s.m.) kadınlarından hiç birini Hz. Hatice'yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Halbuki; onu Resûlullahın yanında görmemiştim bile! Fakat Resûlullah onu benim yanımda çok yâdederdi. Çok kere koyun keser Hz. Hatice'nin samimi arkadaşlarına et gönderirdi. Bazen ben sabırsızlık göstererek 'Sanki yeryüzünde Hatice'den başka kadın yok mu?' derdim. Resûlullah da 'Hatice şöyle idi Hatice böyle idi' diye iyiliklerini sayar ve 'Ondan çocuklarım var' buyururdu."298Resûlullah Efendimiz Hira'ya devam ettiği sıralarda Hz. Hatice Validemiz de ona yiyecek taşırdı. Bu sırada bir gün Cebrâil (a.s.) gelerek "Yâ Resûlallah! İşte şu uzaktan sana doğru gelen Hatice'dir. Yanında içinde yemek bulunan bir kab var. Yanına geldiği zaman ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Cennette inciden yapılmış bir sarayın kendisine verileceğini müjdele ki onun içinde ne gürültü patırtı vardır ne de çalışmak çabalamak"299 dedi."Hz. Ali de Rasulullah'dan şöyle işitmiştir: "Kendi zamanımdaki kadınların hayırlısı İmrân'ın kızı Meryem'di. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir"300 Ard arda vuku bulan bu acı hâdiselerin mübârek kalbleri üzerinde bıraktığı derin teessür ve elem sebebiyle Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bi'setin bu 10. yılını "senetü'l-hüzün (hüzün yılı)" olarak isimlendirdi. Müşrikler Eziyet ve Hakaretlerini Arttırıyor Ebû Tâlib'in vefâtına Peygamber Efendimiz ve Müslümanlar üzülürken müşrikler ise sevindiler. Artık karşılarında sevgili Peygamberimize arka çıkacak Hâşimoğullarının reisi yoktu. Bunu fırsat bilerek eziyet ve hakaretlerine hız verdiler. Ebû Tâlib'in hayatında cür'et edemedikleri bir çok taşkınlık ve insafsızca hareketlerde bulunmaya başladılar.Resûl-i Ekrem bir gün yoldan geçerken müşriklerden biri üstünü başını toz toprak içinde bırakmıştı. Bu âdice harekete hiç bir karşılık vermeden öylece evine dönmüştü. Sevgili babasının bu halini gören Hz. Fâtıma onun üstünü başını temizlerken göz yaşlarını tutamamış ve hüngür hüngür ağlamıştı. Bir süre önce annesini kaybetmekle zaten gönlü mahzun ve kırık olan Hz. Fâtıma babasını da bu halde görmekle âdeta kalbinden vurulmuştu. Sanki o damlalar gözünden değil kalbinden ruhundan akıp geliyordu.Şefkat menbaı Peygamberimiz dayanılmaz bu manzara karşısında yine itidalini muhafaza etti yine yüce Yaratıcısına güvendi yine Ona döndü ve ağlayan mâsum yavrusunun gözyaşlarını mübârek eliyle silerek "Ağlama kızım ağlama Allah babanı koruyacaktır" dedi.Sonra da düşünceli düşünceli ilâve etti: "Ebû Tâlib'in ölümüne kadar müşrikler bana böyle eziyet ve hakarete cür'et etmemişlerdi."301 Bu devrede müşriklerin eziyet ve hakaretleri öylesine insanlık dışı bir hüviyete bürünmüştü ki Ebû Leheb gibi İslâmın en büyük bir düşmanının dahi gayretine dokunmuş onun bile akrabalık damarını tahrik etmiş ve bu durum böyle sürerse Efendimize arka çıkacağını bile ifade etmesine sebep olmuştu.Ebû Leheb'in bu sözleri üzerine müşrikler bir süre Peygamberimizden uzak durdular. Ne var ki Ebû Leheb'in akrabalık bağından gelen sun'î himâyesi pek fazla sürmedi. Resûl-i Ekremin halkı Allah'a îmâna dâveti karşısında tahammülü ve nesebî taraftarlığı kısa zamanda tükendi ve himâyeden vazgeçtiğini ilân etti. Himâyeden vazgeçmekle de kalmadı eski düşmanlığını da aynı şiddetiyle devam ettirdi. Ömrünün sonuna kadar bu düşmanlığından vazgeçmedi.285. İbni Hişâm Sîre: 3/34; İbni Sa'd Tabakât: 1/133286. "Kevser" Cennette bir havuzdur. Resûl-ü Ekrem Efendimizin ümmeti onun başına gelip içecektir. Yahut çok hayır demektir ki peygamberliğine Kur'ân'a Şeriata ve benzerlerine şâmildir. "Kevser" pekçok hayır demektir. İlim amel iki âlemde şeref gibi. Resûl-i Ekrem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır. "O Cennette bir nehirdir. Rabbim onu bana vaadetti. Onda pek çok hayır var. Suyu baldan tadı sütten beyaz kardan soğuk kaymaktan yumuşaktır. İki kenarı zeberceddir. Bardakları gümüştendir. Ondan içen bir daha susuzluk duymaz." Bâzı âlimlere göre ise "Kevser" Resûlullahın (a.s.m.) evlâdı etbâı yahut ümmetinin âlimleri yahut Kur'ân'dır." (Bkz.: Hasan B. Çantay Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm: 3/1226.)287. İbni Hişâm Sîre 2/57; İbni Sa'd Tabakât 1/211-212288. Sa'd Sûresi 5-6289. Buharî 2/326; Taberî 2/219-220290. Buharî 2/326; Taberî 2/219-220291. İbni Hişâm Sîre: 1/60292. Kasas Sûresi 56293. İbni Hişâm Sîre: 1/59294. Süheyli Ravdü'l-Ünf: 1/260.295. Tevbe Sûresi 113296. Bediüzzaman Said Nursî Mektûbat s. 398-399297. Buhari: 2/315; Müslim: 7/138; Ahmed b. Hanbel Müsned: 2/58298. Müslim Fezâilü's-Sahabe 74; Tirmizi 62299. Müslim Fezâilü's-Sahabe 71300. Müslim 69; Tirmizi 62301. Taberî Tarih: 2/229 |
| |
![]() |
| Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| hazan ve hüzün | GAMZELİ | Şiir Pınarı | 1 | 03.07.08 14:50 |
| Hüzün Yılı (Nübüvvetin 10.Yılı) | kralex | Peygamber Efendimiz | 0 | 25.02.08 01:24 |
| Hüzün dolu resim... | ibiramcan | Komik Resimler | 1 | 02.09.07 23:38 |
| hüzün çiçeği | Rebel Angel | Aşk & Sevgi | 1 | 30.06.07 03:52 |
| elde var hüzün | fatsaliugur | Şiir Pınarı | 0 | 19.06.07 22:42 |
