HarbiForum  

Kırkıncı Müslüman Hazret-i Ömer

Peygamber Efendimiz bölümde Kırkıncı Müslüman Hazret-i Ömer konusunu görüntülüyorsunuz.KIRKINCI MÜSLÜMAN HAZRET-İ ÖMER Bi'setin 6. senesi Zilhicce ayı (Milâdi; 616). Emsalsiz kahramanlardan biri olan ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > İslamiyet > Peygamber Efendimiz

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 20.05.08, 10:05   #1
Standart Kırkıncı Müslüman Hazret-i Ömer


KIRKINCI MÜSLÜMAN HAZRET-İ ÖMER
Bi'setin 6. senesi Zilhicce ayı (Milâdi; 616).
Emsalsiz kahramanlardan biri olan Hazret-i Hamza'nın Müslümanlar safına katılması ve arkasından da bir grup Müslümanın Habeşistan'a hicretleri Kureyş müşriklerini derin derin düşündürüyordu. Hayatlarına büyük bir tedirginlik ve endişe hakim bulunuyordu.
Hepsinin zihninde karar kılmış fikir şu idi: Mutlaka şu Ebû Talib'in yetimi Muhammed'in işi bir an önce halledilmelidir.
Bu konuyu görüşmek üzere Darü'n-Nedve'de toplanan Kureyş'in hararetli ve ateşli konuşmalarından sonra Ebû Cehil'in teklifi kabul edildi: Muhammed'in vücudu ortadan kaldırılacaktır.
Bu korkunç cinâyeti işlemeye kim cesaret edebilirdi? İşin içinde Hâşimoğullarının böyle bir hal vukûunda kan davası gütmeleri de söz konusu idi.
Bu iş için bazıları büyük va'dlerde de bulunuyordu. Meselâ Ebû Cehil; "Muhammed'i öldürecek kimseye benden 100 kızıl ve siyah deve şu kadar altın şu kadar gümüş v.s." diyordu.
Kimse bu korkunç kararı tatbik etme cesaretini kendisinde göremiyordu. Ama içlerinde biri vardı; uzun boylu iri yapılı kimseye boyun eğmez gözünü daldan budaktan sakınmaz gözü pek biri. Ortaya atıldı.
"Bunu ben yaparım" dedi.
Bir anda bütün gözler ortaya atılan bu cesur adamın üzerine çevrildi. Baktılar: Hattaboğlu Ömer'di bu. Ömer'in bu işi yapabileceğinden emin olan Kureyşliler hep bir ağızdan
"Evet bunu ancak sen yapabilirsin. Görelim seni" dediler.
Ömer artık hedefini tesbit etmişti: Doğruca Dârü'l-Erkâm'a giderek orada Peygamber Efendimizi bulacak ve alınan kararı yerine getirecekti.
Kılıcını kuşanan Ömer kan çanağına dönmüş gözleriyle etrafa öfkeli bakışlar savurduktan sonra doğruca Kâbe'ye giderek tavafta bulundu. Sonra da kin düşmanlık dolu sert adımlarla Safâ Tepesinin yolunu tutup Dârü'l-Erkâm'a doğru yollandı.
Gidişinde bir manâ vardı bir hedefe doğru gittiği besbelli idi. Yolda Müslüman olmuş fakat îmânını gizleyen akrabasından Nuaym bin Abdullah Hazretlerine rastladı. Hazret-i Nuaym Ömer'in bu değişik tavrı karşısında sormadan edemedi:
"Nereye gidiyorsun ey Ömer?"
"Şu dinini bırakan Kureyş'in arasına ayrılık düşüren Muhammed'in vücudunu ortadan kaldırmaya gidiyorum!" cevabında bulunarak maksadını gizlemeye bile lüzum görmedi.
Bu dehşetli karar karşısında tüyleri diken diken olan Hazret-i Nuaym onu bu fikrinden caydırmanın yolunu aradı ve "Vallahi çok zor bir işe kalkışmışsın. Muhammed'in ashabı onun başı ucundan bir an dahi olsun ayrılmıyor. Ona yol bulmak çok güç. Farzet ki bir yolunu bulup onu öldürdün. Zanneder misin ki Abd-i Menâfoğulları senin yeryüzünde elini kolunu sallayarak dolaşmana müsâade eder?" diye konuştu.
Sert bakışlarını muhatabının üzerinde gezdiren Ömer
"Sen de mi ondan yana oluyorsun yoksa?" diye sordu. Fakat beklenmedik bir cevapla karşılaştı:
"Ya Ömer sen beni bırak önce ev halkına âile efradına dön. Enişten ve amcaoğlun Said bin Zeyd ile eşi kızkardeşin Fâtıma Müslüman olup Muhammed'in dinine tâbi olmuşlardır. Git önce onlarla uğraş!"
Ömer'de bir şaşkınlık bir tereddüt. Duyduklarına önce inanmak istemedi hatta araştırma ihtiyacını bile duymaz görünerek yoluna devam etti. Ancak içine düşen şüpheyi yenemedi ve yarı yolda fikrini değiştirerek kızkardeşinin evine doğru döndü.
Bu sırada fedakâr sahabî Habbab bin Eret Hazret-i Said ile âilesi Hz. Fâtıma'ya yeni nazil olan Tâhâ Sûresini okumakta idi. Evinin önüne yaklaşan Ömer bu sesi duydu. Kapıyı hiddetli hiddetli bir-iki çaldı. Açılmadığını görünce omuz verip kapıya yüklendi ve hışımla içeri daldı.
Hz. Fâtıma hiddetli hiddetli kapı çalanın kardeşi Ömer olduğunu anlamış ve Kur'ân sahifelerini hemen bir tarafa kaldırmıştı. Bu arada Hz. Habbab da bir köşeye saklanıvermişti.
Ömer öfke dolu sesiyle
"Okuduğunuz ne idi?" diye sordu. Eniştesi telaş ve heyecan dolu ifadelerle
"Birşey yok sadece aramızda konuşuyorduk" cevabını verince Ömer'in öfke ve hiddeti bütün bütün arttı. Mâsum mâsum duran eniştesinin yakasına yapıştı ve
"Demek duyduklarım doğru imiş; siz de Muhammed'in dinine girdiniz öyle mi?" diyerek onu yere çarptı. Hazret-i Fâtıma kocasını kurtarmaya kalktı. Sert bir tokatla o da kendini yerde buldu. Müslümanlığını gizlemenin artık bir mânâ ifade etmeyeceğini anlayan Hazret-i Fâtıma ayağa kalktı ve
"Elinden geleni yap ey Ömer! Ben ve kocam artık Müslümanız. Allah ve Resûlüne îmân ettik" diye haykırdı.
Bu sözlerini getirdiği "Kelime-i Şehâdet" takib etti. Ortalık bir anda bu kelimenin azamet ve haşyetiyle çınladı.
Manzara ibretli ve içler acısıydı. Bir insan kızkardeşini "Rabbim Allah" dediği için nasıl böylesine insafsızca dövüp kan revan içinde bırakabilirdi? Kan revan içinde bırakılanın bu haline rağmen davasını haykırmaktan geri durmaması karşısında hangi katı kalb yumuşamaz ve hangi yürek insafa gelmezdi?
Ömer şaşırdı birden. Kalbinde dalgalanmalar meydana geldiğini hisseder gibi oldu. Daha fazla ayakta duramadı ve yere oturdu. Derin derin düşündükten sonra
"Hele getirin şu okuduklarınızı. Getirin de Muhammed'e gelen şey ne imiş göreyim" dedi. Hazret-i Fâtıma önce tereddüt gösterdi. Kardeşinin mübârek Kur'ân sahifelerine hakaret edebileceğinden korktu. Ancak Ömer "Korkmayın" diyerek onun bu endişesini yok etti.
Kur'ân sahifeleri ancak temiz kimselere verilebilirdi. Halbuki Ömer henüz şirk üzere bulunuyordu dolayısıyla da mânen temiz sayılmıyordu. Bunun için Hz. Fâtıma
"Kardeşim" dedi "sen Allah'a şerik koşulan bir inanç üzere bulunduğun için temiz sayılmazsın. Halbuki ona ancak temiz olanlar el sürebilir. Kalk önce bir yıkan."
Hz. Ömer kalkıp gusletti. Bunun üzerine Hz. Fâtıma koyduğu yerden Kur'ân sahifesini hürmetle alıp ona verdi.
Hz. Ömer kâtipti. Okuma yazma bilirdi. Eline aldığı sahifeyi başından okumaya başladı:
"Tâ hâ. Biz Kur'ân'ı sana meşakkat çekmen için indirmedik. Onu Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak indirdik. O yeri ve yüce gökleri yaratan Zât tarafından peyderpey indirilmiştir." 250
Ömer hem okuyor hem de okudukları üzerinde düşünüyordu. Kur'ân'ın ebedî ve edebî belagatı karşısında şaşkına dönmüştü. Sanki az evvel kılıcının kabzasına yapışıp Peygamberimizin vücudunu ortadan kaldırmaya giden Ömer o değildi. Kalbindeki katılık yüzündeki öfke yok oluvermişti birden. Az evvel kan çanağını andıran gözleri şimdi aydınlık saçıyordu. Yüzüyle beraber içi de gülüyordu. Sûrenin "Muhakkak ki Allah Benim. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için namaz kıl" 251 âyetini okuyunca haykırdı:
"Bu ne güzel ne şerefli ne haşmetli bir kelâm! Bu kelâmdan daha güzel daha tatlı bir kelâm olamaz!"
Bu ifâdeler Ömer'in kalbinin hidâyet nûruyla sarıldığını onun aydınlığına kavuştuğunun işaretiydi. Hz. Ömer'in bu sözlerini işiten Kur'ân hocası Hz. Habbab gizlenmiş olduğu yerden ortaya çıkıverdi ve
"Müjde ey Ömer" dedi "dilerim ki Resûlullahın yaptığı duâ senin hakkında gerçekleşsin. Dün gece o 'Allah'ım İslâmiyeti ya Ebü'l-Hakem bin Hişâm'la (Ebû Cehil) ya da Ömer bin Hattab'la kuvvetlendir' diyerek duâ etmişti."
Ömer bin Hattab ve Ebü'l-Hakem Amr bin Hişam yani Ebû Cehil. Biri Server-i Kâinat Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmakla ancak İslâm dâvâsının önüne geçilebileceğini teklif eden Ebû Cehil diğeri bu teklifi kabul edip kararı infaz etmeye kalkan Ömer. Artık Ömer'in Resûlullah ve İslâmiyet aleyhindeki düşünceleri tamamen aksine dönmüştü. Bir an evvel Fahr-i Alem Efendimizin huzuruna varıp hidâyet nûruyla kucaklaşmak istiyordu.
"Resûlullah şimdi nerededir?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem Efendimizin Ashabından bazılarıylâ Safa Tepesi eteğindeki Dârü'l-Erkam'da bulunduğunu öğrenince Hz. Habbab'la derhal yola koyuldu. Gözcü Ömer'in silah belde geldiğini içeriye haber verdi. Herkesi bir telâş ve heyecan havası sardı. Sadece biri müstesna: Hazret-i Hamza. Bu büyük İslâm kahramanı elini kılıcının kabzasına atarak
"Bırakın gelsin. Korkulacak ne var? Eğer hayırlı bir maksatla gelmişse kendisini hayırla ağırlarız. Eğer kötü bir niyetle gelmişse onu kendi kılıcıyla hallederiz" diye konuştu.
Manzarayı seyreden Fahr-i Âlemin yüzünde tebessümler belirdi. Ömer'in gönlünün hidâyet nûruyla aydınlandığı haberini almıştı. Hiç bir telâş ve endişeye kapılmadan oturduğu yerden
"Telaş edilecek birşey yok bırakın gelsin. Eğer Allah onun hayrını murad ettiyse kendisini doğru yola iletir" diye emir buyurdu.
Bu emir üzerine kapı açıldı. Kapı önünde bekleyen Ömer heybetli görünüşü ve silahıyla içeri girdi. Yüzünde öfke değil muhabbet parıltıları vardı. Gözleri hak ve hakikatı aramanın aydınlığı içindeydi. Resûl-i Ekremle bir an göz göze geldi. Kâinatın Serveri Efendimizin manevi heybeti karşısında kendinden geçer gibi oldu. Her şeyini unutmuştu. Nebiyy-i Ekremin nûranî bakışları kalb ve ruhunu tesiri altına almış âdeta avuçlamıştı.
Bir müddet birbirlerine bakıştıktan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz sessizliği heyecan ve telaş havasını
"Neye geldin ey Hattab'ın oğlu Ömer?" sorusuyla dağıttı. Sonra da elini uzatıp kılıcının bağından tuttu ve "Allah'ım bu Hattaboğlu Ömer'dir. Allah'ım İslâm dinini Hattaboğlu Ömer'le kuvvetlendir" diye duâ etti.
Hz. Ömer ruhunu hidâyet güneşinin cazibesine kaptırmıştı artık. Resûlullah Efendimizin sualini
"Allah ve Resûlüne ve onun Allah'tan getirdiklerine îmân etmek için geldim" diye cevapladı. Arkasından da kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.252
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz ile ashabı kiramın sevinçleri son haddine varmıştı. Hep bir ağızdan yüksek sesle tekbir getirdiler: "Allahü ekber... Allahü ekber..."Mekke sokaklarından duyulan tekbir sesleri ufukları çınlattı oradan göklere doğru nûranî dalgalar halinde yükseldi!
Artık Hazret-i Ömer Müslümandı. Kırkıncı Müslüman. Bundan böyle cesaret kuvvet ve kahramanlığını şirk için değil İslâm dini uğrunda kullanacaktı. Kureyşlilerin verdiği karar üzerine Server-i Kâinatın vücudunu ortadan kaldırmaya koşan Ömer şimdi onun etrafında pervane olmuştu. Yiğitliğine îmânın hadsiz kuvvetini de ekleyen Hazret-i Ömer bundan böyle Allah için Resûlullah için müşriklere gözdağı vermeye koşacaktı. Birdenbire parlayan bu ateşîn fıtrat Hz. Muhammed güneşinden feyz ve ışık alarak dünya tarihine adalet timsâli "Âdil Ömer" ünvanıyla geçecektir.

Saf halinde Mescid-i Harama Gidiş
Cesaretin gerçek kaynağı olan îmânı kalbine yerleştiren Hazret-i Ömer artık yerinde duramaz olmuştu. Resûl-i Ekreme
"Yâ Resûlallah biz ölsek de yaşasak da Hak din üzere değil miyiz?" diye sordu.
Resûl-i Zîşân
"Evet varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki siz kalsanız da ölseniz de Hak din üzeresiniz" diye cevap verince
"Öyle ise hâlâ ne diye gizleniyoruz?" dedi. "Seni Hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki korkmadan çekinmeden cesaretle bütün şirk meclislerine gidip İslâmiyeti açıklayacağım."
Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz önde sağında Hazret-i Ömer solunda Hazret-i Hamza diğer sahabîler arkalarında Dârül'l-Erkâm'dan çıkarak Kâbe'ye doğru yol aldılar. Vakur adımlarla Mescid-i Harama girdiler.
Hazret-i Resûlullahın başını bekleyen müşrikler bu manzara karşısında şaşırıp kaldılar. Şaşkın ürkek ve korkak bakışlarla bir Hazret-i Ömer'e bir Hazreti Hamza'ya bakıyorlardı. Bir ara cesaretlerini toparlayarak
"Ey Ömer arkanda ne var ne ile geldin?" diye sordular.
Hz. Ömer
"Lâ ilâhe İllâllah Muhammedü'r-Resûlullah ile geldim" dedi ve ilâve etti:
"Kimse yerinden kımıldamasın yoksa boynunu vururum."
Müşriklerin sesi sedâsı kesildi. Sanki dilleri tutulmuştu.Resûl-i Kibriyâ Efendimiz serbestçe Kâbe'yi tavaf etti ve namaz kıldı. Müslümanlar da açıktan açığa namaz kıldılar.
Hazret-i Ömer der ki:
"İşte o zaman Allah Resûlü 'Hak ile batıl olanın arasını ayırdı' diye bana 'FARUK' adını taktı."253
Önce Hazret-i Hamza'nın arkasından Hazret-i Ömer'in Müslüman olması İslâmın inkişafı ve Müslümanların müşriklerin baskılarından sıyrılarak ibadetlerini serbestçe ifâ etmeleri hususunda büyük bir rahatlık sağladı. Bu bakımdan bilhassa Hazret-i Ömer'in mü'minler safında yer almasının İslâm tarihinde önemli bir yeri vardı. Bu ehemmiyeti ashabdan Abdullah bin Mes'ud Hazretleri
"Ömer'in Müslüman olması İslâmiyet için bir fetih Müslümanlar için bir şeref ve izzet idi. Medine'ye hicreti nusret halifeliği de rahmet oldu.
Ömer Müslüman oluncaya kadar bizler Kâbe avlusunda açıktan açığa namaz kılamıyorduk"254 diyerek ifade etmiştir.

250. Tâhâ Sûresi 1-4
251. Tâhâ Sûresi 14
252. İbni Hişâm Sîre 1/366-371; İbni Sa'd Tabakât 3/267-269; Süheyli Ravdü'l-Ünf 1/216-219
253. İbni Sa'd Tabakât: 3/270
254. İbni Sa'd Tabakât: 3/270; Süheyli Ravdü'l-Ünf: 1/219
kralex isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla


Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ömer Seyfettin - Ömer Seyfettin Kimdir ? - Ömer Seyfettin Hakkında agent force Edebiyat TR 2 14.04.08 21:06
Hz. Ömer ve Hamza’nın Müslüman Oluşu kralex Peygamber Efendimiz 0 25.02.08 01:23
Ömer Seyfettin-Kaşağı SaMeT46 Kitap Özetleri ve Yorumları 0 17.11.07 17:17
Ömer bir yere gitmiyor Dj_BuRKi Galatasaray 0 22.08.07 09:31


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 03:08 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.