| |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #11 |
| | İbn Heysem (965-1040) Işık konusuna ilişkin olan Kitab-ül-menazır ’ı yalnız Doğu’da değil daha sonra birçok Latince çevirileriyle Batı’da Roger Bacon ve Witello’nun fizik araştırmaları üzerinde etki yapmıştır...Ortaçağın yetiştirdiği en büyük İslam fizikçisi İbn Heysem’dir (965-1040) Batılıların Alhazen adıyla tanıdıkları Ebu Ali el-Hasen ibn-Heysem’dir.965'te Basra’da doğdu;asıl büyük araştırmalarını Fatimilerden El-Hakim zamanında Mısır’da yaptı. Kahire’de 1040'da öldü. İbn Heysem büyük bir fizikçi olduğu kadar matematikçi ve filozoftu ışık konusu idrak ruhiyatındaki araştırmaları onu şüpheciliğe götürdü. Işık konusuna ilişkin olan Kitab-ül-menazır ’ı yalnız Doğu’da değil daha sonra birçok Latince çevirileriyle Batı’da Roger Bacon ve Witello’nun fizik araştırmaları üzerinde etki yapmıştır. Eskilerin sandığı gibi ışığın gözden çıkıp eşyaya gitmek suretiyle görme fiilinin olmadığını tam tersine eşyadan bize ışğın gelmesiyle gördüğümüz (s: 270) öngörüsünü yerleştirdi.Gözün ilk ilmi tavsifini yapan odur. Seleflerinden çok daha ilme ve gerçeğe yakın olan bir görme telakkisi vardı. Hava içerisinde kırılma olayına ilişkin dahice araştırmalar yaptı. Tek ve çift gözle görmeyi tefsir eden bilimsel açıklamalar verdi. Karanlık bir odayı ışığın davranışlarını inceleme araştırmalarında ilk kez kullandı. İbn Heysem’in Kitab-ül menazır’ı sonradan Kemaleddin Ebu’l Hasan Farisi (öl: 1320) tarafından şerh edilmiş ve tamamlanmıştır. Onun çalışmaları özellikle üstadı tarafından temelleri atılmış olan küresel bir yüzeyde kırılma ve yansıma karanlık oda vb. deneyleridir. İbn Heysem’in Orta Çağ’da Latinceye çevrilmiş birçok eseri vardır. Enrico Narducci’nin eseri (1871'de İtalyanca yayımlanmış) bu çeviriler hakkında zengin bilgi verir. Büyük Batı fizikçilerinin yetişmesinde bu çevirilerin doğrudan doğruya etkisi olmuştur. Roger Bacon onu üstad diye tanımakla birlikte bazı noktalarda aşmaya çalışır. Fakat John Pecckam’ın (1813-1874; H1228-1291) Perspectiva communis’i İbn Heysem’in yetersiz bir özetinden başka bir şey değildir. Witello da üstadını asla aşmış değildir. Bütün araştırmaları İslam aliminin uğraştığı olayların sınırını geçmediği gibi yöntemine de hiçbir yenilik getirmemiştir Bununla birlikte onlar Batıda modern fizik araştırmalarına başlangıç sayılabilir. Alimin bir de Menazil-ül-hikme adlı eseri vardır ki burada çekimden sukut hadiselerinden yoğunlaşma ve havanın yoğunluğundan söz eder.New York Üniversitesinden Draper’e göre İbn Heysem’de evrim fikirinin ilk tohumları sezilmektedir. |
| |
| | #12 |
| | Türk – İslam alimlerinin buluşları İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eserinin yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutulduğunu Biruni’nin Yerçekimi Yasası’nı Newton’dan önce bulduğunu Cabir Hayyan’ın 8. yüzyılda akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini ortaya attığını Harezmi’nin 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladığını kaçımız biliyor? Bilim tarihinin bizi yakından ilgilendiren ama bilinmediğimiz bu yüzünü “Dünyaya Doğan Güneş” adlı yapımla her salı 21.30’da TRT-2’de izleyin. Batılı bilim adamlarını icat ettiğini sandığımız bazı buluşların Türk ve İslam bilginleri tarafından ortaya konduğunu bugün hayretle ve hayranlıkla öğreniyoruz. Türk ve İslam bilginleri yüzyıllar önce çok sayıda buluş ile günlük hayatta kullanılan alet ve cihazları icat ettiler. Dünya bilim tarihine adını altın harflerle yazdıran Türk – İslam bilim adamları ve onların icat ve keşifleri “Dünyaya Doğan Güneş – İslam Bilim Tarihi” adlı 10 bölümlük belgeselle ele alınıyor. Astronomi coğrafya harita matematik fizik kimya tıp alanlarında adından söz ettiren tarihi simaların evrensel olana hizmetleri çarpıcı görüntülerle veriliyor. Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Dünyaya Doğan Güneş” adlı belgesel kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutuyor. Aslında iki bölüm yapmak üzere yola çıkılan ama 10 bölüm olarak tamamlanan programda yüzyıllar öncesinden dünyaya ışık olan Türk-İslam alimlerinin insanlığa bıraktıkları değerli miras anlatılıyor. Bu alandaki buluş ve icatları ele alarak Türk ve dünya kamuoyuna sunmak ve özellikle gençlerimizi bilimsel araştırmalara teşvik etmek amacıyla hazırlanan programın çekimleri başta Türkiye olmak üzere Almanya İran Mısır ve Özbekistan’da gerçekleştirildi.İslam bilim tarihinin konu edildiği “Dünyaya Doğan Güneş” bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in anlatımıyla renkleniyor. Sezgin’in Türk ve İslam bilginlerinin icat ve buluşları onların yazdığı kitap risale ve belgelerden yola çıkarak yapmış olduğu modeller bugün Almanya’da Goethe Üniversitesi’ne bağlı İslam Bilim Tarihi Enstitüsü Müzesi’nde sergileniyor. Bilginlerimizin icat ve buluşları yazdıkları eserler astronomi coğrafya matematik fizik kimya müzik mimari gibi bölümlerde müzenin salonlarını süslüyor. Biruni El Cezeri Takuyiddin İbni Sina Ali Kuşçu Ömer Hayyam Harezmi İbnül Heysem Cabir el Hayyan Ebu Bekir Razi Uluğbey ve onlar gibi pek çok bilim adamının şimdiye kadar birçoğumuzun bilmediği icat ve keşifleri belgelerin ışığında TRT ekranlarına yansıyor. On asırlık yanlış Örneğin Türk bilgini İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eseri yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutuldu. Bu yanlışlık İngiliz bilim adamı Eric Holmyard tarafından ancak 1928 yılında düzeltildi. İbni Sina’nın 10. yüzyılda yaşayan bir bilgin olduğu göz önüne alınınca bu hatanın 10 asır boyunca devam ettiği ortaya çıkıyor. Dünya bilim tarihine “Altın çağ” olarak damgasını vuran Türk İslam bilginleri 8. yüzyıldan itibaren bilim dünyasının ebedi aydınlığı oldular. Cabir el Hayyan Fergani Biruni Harezmi Razi İbni Sina Sabit Bin Kusra Heysem Ebul Vefa Battani ve nice Türk İslam bilginleri matematik fizik kimya ve tıp ilminin temellerini oluşturdular.Batılı bilim adamlarından Bergson’un “Daha 14. asırda İslam ülkeleri birer ilim ve irfan fuarı. Hükümdar saraylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi birer ilim ve marifet merkezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.” sözleriyle özetlediği tespitleri ne kadar dikkat çekici değil mi?Medeniyet bütün milletlerin ortak malı. Bugünkü medeniyet çizgisinde her milletin az çok payı var. Tarihi süreç içinde Mısırlı Yunanlı Çinli Hindu İranlı Arap ve Türk bilginler medeniyet yarışında ilmin bayrağını yükseltmeye çalıştılar. Ortaçağ’da ise Türk - İslam bilginleri hep öncü rolü oynadı. Akla ve bilgiye dayalı bugünkü uygarlığın sahip olduğu bir çok değere kaynaklık ettiler. Ortaçağ’da Avrupa hurafelerle uğraşırken İslam dünyası “Aydınlanma Çağını” yaşıyordu. Ünlü Türk bilgini Harezmi 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladı. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişi oldu. “El Cebir” adlı kitabı Chesterli Robert ve Cremonalı Gerard tarafından 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi. Bu kitapta Harezmi ikinci dereceden bir polinomu katsayılarının işaretine göre 6 sınıfa ayırarak sistematik olarak köklerin nasıl bulunacağını gösterdi. “Hesap” adlı kitabında ise dört işlemin nasıl yapıldığını anlattı. Harezmi açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tablolar ve kitaplarıyla matematikte çığır açan bir bilgin oldu. Cabir Hayyan kimyasal maddeleri uçucu uçucu olmayan yanan ve yanmayan maddeler olarak dört grupta topladı. Akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini 8. yüzyılda ortaya attı. Bu çalışmalarıyla modern kimyanın kurucusu Lavosier’e öncülük etti.Biruni “Yerçekimi Nazariyesini” Newton’dan önce buldu. “Rasati İnhitat-il Ufuk” adlı kitabında yer kürenin yarı çapını 6 bin 324.66 km olarak bugünkü geçeğe en yakın şekilde verdi. |
| |
| | #13 |
| | Dış Ülkelerde Yaşayan Bilim Adamlarımız Prof. Dr. Muzaffer Şerif: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu’da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette sorgu-sual mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Adına Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir. Prof. Dr. Gazi Yaşargil: Beyin Cerrahı. Alanı nöroşirürjide rakipsiz kabul edilen Yaşargil halen Amerika’da yaşıyor. Prof. Dr. Mehmet Öz: Kalp hastalıkları uzmanı. New York Colombia Üniversitesi’nde görev yapan kalp cerrahı Öz Batı tıbbı ile alternatif tıbbı birleştiren çalışmalarıyla tanınıyor. Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Ankaralı Murat Günel de beyin gurbetçilerinden. “Yeni Gazi Yaşargil” denen Günel Yale-Çapa arasında kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel beyin cerrahı Gazi Yaşargil'den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel başında olduğu laboratuvarında beyin ve damar hastalıkları moleküler biyoloji ve genetiği üzerine araştırmalar yapıyor Yale Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı yapıyor. Yılda yaklaşık 300 ameliyat yapan Murat Günel ABD'de mesleğindeki sayısız ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. “Dahi Türk” olarak adlandırılan bilim adamı beyin kanamalarının önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaşması tıp dilindeki adıyla “anevrizmalar” konusunda çalışmalarıyla tanınıyor. Dr.Gökhan Hotamışlıgil: Harvard Üniversitesi’nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var. Emrah Yücel: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı "Frida" afişi ve "Rüyamdaki Amerika" "28 Gün" "Panama Terzisi" "Kadınlar Ne İster" ve daha birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika’da yaşıyor. Feryal Özel: NASA'nın en başarılı astrofizikçilerinden. Bilimadamı Einstein’ın aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesi'nde yer alıyor. Prof. Dr. Atilla Ertan: A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog ABD'nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi'nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor. Prof. Dr. Deniz Keçecioğlu: Almanya Freiburg Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Erdemir: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD'nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdürüyor. Prof.Dr.Aslıhan Yener: Chicago Üniversitesi'nde görevli Arkeolog . Esen Ercan Alp: ABD Enerji Bakanlığı Laboratuarları'nda araştırmalar yapan fizikçi 5 bin yıllık metal heykeli röntgen cihazında analiz ederek 1949 yılında icad edilmiş olan radyokarbon tekniğine son vererek arkeolojik araştırmalarda yeni bir dönemin başlamasına ışık tuttu. Ayşem Sunal: Belçika Kraliyet Başdansçısı. Ankara Devlet Balesiyle gittiği Japonya’daki bir yarışmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers’ın Belçika’ya davet etmesi üzerine Belçika’ya yerleşti ve kariyerine hala burada devam ediyor. Haldun Direskeneli: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da görev yapan ancak bir süre önce yaş***** yitiren Direskeneli ODTÜ’yü bitirdikten sonra yaşanan beyin göçü ile ABD’ye gitmişti. Neva Çiftçioğlu: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da çalışan Türk kadın araştırmacı. Teksas’taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioğlu kireçlenmenin neden olduğu kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalışıyor. Vamık Volkan: ABD’de yaşayan ünlü Psikoanalist. Yaptığı çalışmalarla psikiyatri alanında dünyanın en prestijli ödülü sayılan “Sigmund Freud” ve “En iyi eğitmen ödülü”nü aldı. Prof. Dr. Hasan Garan: New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Başkanı olan Garan ABD’de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyor.Garan kalp ritmi bozukluğunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor. Prof.Dr.Ahmet Çakmak: Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak’ın torunu. Princeton Üniversitesi İnş.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalışmalar yapıyor. Prof.Dr.Reşat Kasaba: Washington Üniversitesi Jackson Uluslararası ilişkiler Yüksek Okulu’nun Başkanlığını yaptı. Prof.Dr.Olcay Çığtay: 30 yıl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi Mamografi Bölümünü yönetti. Fatih Çulha: Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti’ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliştirdiği veri tabanı projesiyle çalıştığı şirketin binlerce elemanı arasından birinci seçildi. Prof.Dr.Aydın Arıcı: Yale Üniversitesi’nde hormon hastalıkları ve kısırlık konusunda başarılı çalışmalar yürüten araştırma merkezini yönetiyor. Süleyman Gökoğlu: NASA’nın Glenn Uzay Merkezinde çalışıyor. Prof.Dr.Ali Erdemir: Triboloji’nin Türk dehası. Nono teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobel’I R&D ödülünü üçüncü kez kazandı. Dr.Rahmi Öklü: ABD’nin en iyi hastanelerinden Cornell’de çalışan Öklü beyindeki tıkanan damarların tedavisinde mucizeler yaratıyor. Prof.Dr.Münci Kalayoğlu: Binin üzerinde karaciğer nakli yaptı.Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile alanında dünyanın en önde gelen bilim adamaları arasında yer alıyor. |
| |
| | #14 |
| | Türk ve İslam Uygarlığının Bilim ve Teknolojiye Olan KatkılarıMedeniyet dünyadaki bütün milletlerin ortak malıdır.Her toplumun bugünkü medeniyet çizgisinde az olsun çok olsun bir payı vardır.Sadece bu pay Avrupalılara ait değildir.Bu medeniyet paydasında Çin Mısır Hint Roma v.b. Medeniyetlerin de bir payı vardır.Medeniyet yarışı uzun koşulu bir bayrak yarışına bezer.Ortaçağda bu bayrağı İslam Medeniyeti almış olup sonra gerileme dönemine girince bu bayrağı Batılılar almıştır.Batı bugünkü seviyesine sadece kendi kendilerine gelmemiştir.Müslüman bilim adamlarından bir çok sahada etkilenmişlerdir. Bilim alanındaki keşiflerin bir çoğu 9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde dönemin en ileri uygarlığı olan "İslam Uygarlığı"nın ürünüdür. Akıla ve bilgiye dayanan bu uygarlık dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir. Kur’an'da evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi İslam’da akla bilgiye ve bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi doğada Allah'ın varlığının delillerinin görülmesi evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; Ayrıca toplumsal yaşantının getirdiği ihtiyaçtan kaynaklanan ( Oruç namaz vakitleri için Astronomi v.b.) sebeplerle söz konusu dönemde bilimsel ilerleme Müslümanlarda görülmüştür. Teknik ilimler tıp astronomi cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığa vesile olan Müslümanlar ilerlemenin yolunu açmışlardır.Batı’daki Rönesans ve Reform hareketlerine öncüllük etmişlerdir. ( Prof.J.Risler “Müslüman astronomistler matematik alimleri derecesinde Rönesans’ımıza tesir ettiler.” -E.F.Gautier “ Yalnız Cebir değil diğer matematik ilimlerini de Avrupa kültür dairesi Müslümanlardan almış olduğu gibi bugünkü Batı matematiği gerçekten İslam matematiğinden başka bir şey değildir.”) Müslüman bilim adamları öncelikle bilim evrensel olduğu için – İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.(Hadis) - Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye özgün olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. İslam Tarihi'ne baktığımızda Kuran'la birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam öncesindeki Araplar türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan evren ve doğa hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdur. Ancak İslam'la birlikte bu toplum medenileşmiş bilgiye önem verir hale gelmiş ve Kuran'ın emirlerine uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başlamıştır. Sadece Araplar değil Türkler Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum İslamiyet'i kabullerinin ardından aydınlanmıştır. Kur’an'da insanlara öğretilen akılcılık ve gözlemcilik özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına yol açmıştır. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı astronomi matematik geometri tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler gerçekleştirmiştir. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken ; tarih ve coğrafya bilimlerinde İbn-i Haldun İdrisi ve Taberi gibi pek çok İslam âlimi bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında on birinci yüzyılda İbn-i Heysem bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir.İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından *Cabir Bin Hayyan “'Kimyasal maddeleri uçucu maddeler uçucu olmayan maddeler yanmayan maddeler ve madenler'” olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e öncülük eder. * El-Kindi Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi “'Zaman cismin var olma süresidir zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür inen insan ise büyük görür' der. 9. yüzyılda yaşamış olan * Sabit bin Kurra astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş Diferansiyel hesabı Newton’dan önce belirlemiş Geometriyi aritmetiğe ilk uygulayan kişi olmuştur. Bunlar gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları çoğunlukla devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş teşvik edilmiş halk arasında itibar kazanmışlardır. * Ahmet Fergani fen bilimlerinde deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiş enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi Dünya'nın eksenindeki ekliptik eğimi 23° 27' ilk defa en doğru şekilde hesapladı. * El-Battani Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştirmiş 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. J.Risler: “Trigonometrinin gerçek manada mucidi Battani’dir.” * Ebubekir er-Razi cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder. * Ebü'l-Vefa trigonometriye "Sekant –Kosekant- tanjant-cotanjant" kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus'a karşı; “'Görülecek cismin şekli ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek yaptığı sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' belirtmiştir. * İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür.Roger Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanmışlar Galileo onun eserlerinden faydalanarak teleskopu bulmuştur. * el-Beyruni; Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit etmiştir. Galilei'den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü kanıtlamış Newton'dan 700 sene önce dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu konuda ortaya attığı kanun Avrupa’da “Beyruni Kuralı” diye bilinir. El-Beyruni 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söylemiştir. * İbnu'n-Nefis 1200'lü yıllarda Avrupalılardan 300 sene önceden küçük kan dolaşımını keşfeder. Bütün İslam ülkelerinde matematik tıp uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. 794 yılında Bağdat’ta ilk kağıt fabrikası kuruldu. Bağdat Harran İstanbul ve Endülüs başta olmak üzere Mısır Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde eğitim sistemi ve ilim söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba hastaneleri kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri olarak bilinmekteydi. *El Cezeri XIII. yüzyılın başında Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El Cezeri su saatleri otomatik kontrol düzenleri fıskiyeler kan toplama kapları şifreli anahtarlar ve robotlar gibi pratik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın yazarıdır. Cezeri tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik; haberleşme denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir. * Hazinî ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır. Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki görüşleridir. Hazinî Newton'dan 500 yıl önce "her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir. Roger Bacon'dan yüzyıl önce de dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Hazinî kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu. Öyle ki icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" (Hikmet Terazisi) adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir. Elementler ** **** Altın 19.05 19.26 Civa 13.56 13.59 Bakır 8.66 8.85 Pirinç 8.57 8.40 Demir 7.74 7.79 Kalay 7.32 7.29 Kurşun 11.32 11.35 Hazini Zîc-i Sanacarî (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. ‘Risale fi'l-Âlât' (Aletler Bilgisi) adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır. * Benu Musa kardeşler Abbasi Halifesi Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan eserlerinde (A3474) sihirli kaplar fıskiyeler kandiller bir dansimetre bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir. * Hârizmi 9. Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği için Hârizmî adıyla tanınan (Batı’da Al Gharasmus olarak anılan) ve büyük bir olasılıkla Türk olan Muhammed ibn Musa Memun'un Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki yapıtı matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Harizmi (780-850) Hint rakamlarına sıfır’ı bularak bu rakam sayesinde bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; ve bu sayede matematikte önemli bir çığır açılmış oluyordu. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişidir. Hârizmî'nin cebirle ilgili yapıtı (El-Cebir) 12. Yüzyıl'da Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye (Al Gebra) tercüme edilmiştir. Yapıtların en ilginç yönlerinden biri açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva etmesidir. Bunların dışında Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri daha mevcuttur. Hârizmî Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını ‘Kitâbu Sureti'l-Ard' (Yer'in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça'ya tercüme etmiş ve böylece Yunanlıların matematiksel coğrafyaya ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol oynamıştır.. * Ali Kuşçu Semerkant Rasathanesi'nin Müdürlüğü'nü yaptığı sırada Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a geldi. Fatih Sultan Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde görevlendirildi. Burada Mirim Çelebi Sarı Lütfü Sinan Paşa gibi değerli bilim adamlarını yetiştirdi. Bilhassa astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi'nin çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir. Semerkant Rasathanesi'nde iken bir Türk hükümdar ve bilim adamı olan Uluğ Bey’in ‘Zic-i Uluğ Bey' (Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu) adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı. Söz konusu eser çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini içerir. ‘Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda İstanbul Mühendishanesi'nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde gök cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23°30'17" olarak tespit etmiştir. Bu günümüz modern astronomi verilerine oldukça yakın bir tespittir. 15. yüzyılda yaşayan Ali Kuşçu Ay'ın ilk haritasını çıkarmıştır ve bugün NASA tarafından Ay'da bir bölgeye onun ismi verilmiştir.* Şerafeddin Sabuncuoğlu Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir. ‘Mücerrebname' adlı eserinde kendi deney ve gözlemlerine yer vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir. ‘Cerrahiyatü'l-Haniye' eserinde cerrahlıkla ilgili çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle tasvir etmiştir.*Bursalı Ali Münşi Tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri ‘Kınakına' hakkındaki çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma sıtma gibi hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.Fatih Sultan Mehmet’in Hocası *Akşemseddin Pasteur'den yaklaşık 400 sene önce yaşayan ve ilk olarak mikropların varlığını keşfeden kişidir.*Gıyaseddin Cemşid (1429)Ondalık kesir sistemini bulan Virgülü aritmetik işlemlerde ilk defa kullanan kişidir.*Ömer Hayyam (12.y.y.) Newton’a dayandırılan binom formülünü cebire kazandıran kişidir. * Ali Bin Abbas 10. yüzyılda yaşamıştır ve ilk kanser ameliyatını gerçekleştirmiştir.* Mağribi bugün Paskal üçgeni olarak bilinen denklemi Paskal'dan 600 yıl önce bulmuştur. * Sabit Bin Kurra 9. yüzyılda yaşamış ve Newton'dan asırlar önce diferansiyel hesabını keşfetmiştir. * İbn-i Sina (980-1037) Anatomik çalışmalar yapan Müslüman Türk bilim adamlarının başında gelir. Daha çok küçük yaşta edebiyat matematik geometri müzik fizik doğa bilimleri felsefe ve mantık öğrenen İbn-i Sina sadece Doğu'da değil Batı'da da ünlenmiştir. En ünlü eseri olan El-Kanun fi't-Tıb 12. yüzyılda Latince'ye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde 19. yüzyıla kadar temel ders kitabı olarak kabul edilmiş okutulmuş ve Avrupa’da bu kitap “Tıbbın İncil”i olarak ün yapmıştır. Bundan başka felsefe ve doğa bilimleri üzerine yüzden fazla eser vermiştir. El-Kanun'da söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.*Ali bin İsa (?-1038)'nın üç ciltlik göz hastalıkları üzerine yazdığı “Tezkiretü'l-Kehhalin fi'l-Ayn ve Emraziha” isimli eserinin birinci cildi tamamen göz anatomisine ayrılmış olup çok değerli bilgiler mevcuttur. Bu eser daha sonraları Latince'ye ve Almanca'ya çevrilmiştir. *el-Kazvini (1281-1350) ve *İbnü'n-Nefis'in anatomi üzerine olan çalışmaları modern tıp biliminin temelini atmıştır. Bu bilim adamları daha 13. ve 14. yüzyılda kalp ve akciğerler arasındaki bağlantıları ve atar damarların temiz kan toplar damarların kirli kan taşıdığını kanın akciğerlerde temizlendiğini kalbe dönen temiz kanın beyne ve vücudun diğer organlarına aort tarafından taşındığını göstermiştir. *Piri Reis O güne kadar çizilen haritalarda yanılma payları çok olmasına rağmen bugün uydudan çekilen dünyanın haritasını %99’u doğru %1 yanılma payı ile Coğrafya alanında bir baş yapıt olan dünya haritasını çizmiştir. *İbn-i Haldun Tarih ve sosyal alanda yaptığı çalışmalar ile ve özellikle “Mukaddime “ adlı esri ile Sosyoloji’nin kurucusu olmuştur. Modern Sosyoloji’nin kurucusu olan A.Comte’a öncüllük etmiştir.M.K. ATATÜRK’ÜN ;“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir.Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla fenne ilme mantığa uygun düşmesi gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygun düşer.” İfadesindeki gibi İslam’da"din-bilim çatışması" yoktur. Özellikle İslam Dini akla ve bilime önem veren bir dindir.Dinin tarih boyunca bilime karşı olduğu bilimin ancak din terk edildiğinde gelişebileceği gibi iddialar vardır.Oysa bilimin tarihine biraz göz atmak bile bu iddiaların yanlışlığını görmek için yeterli olacaktır.Orta Çağda Allah’a inanan Müslüman bilim adamları sayesinde İslam medeniyeti bilimsel alanda ileri gitmiştir. Tarihe baktığımızda medeniyet adına eserler ortaya koyanların ister tek Tanrılı olsun ister çok tanrılı olsun Tanrı’nın (Allah’ın) var olduğuna inanan Ateist (Tanrı’ya inanamayan) olmayan ve bir dine inanan toplumlardır.Bütün Arkeolojik kazılarda ve Tarih biliminin ortaya koyduğu sonuçlarda Tanrı’yı inkar eden bir dine inanmayan topluma rastlanmamıştır.Toplumsal olarak değil sadece bireysel çıkışlarla ateist olanlar mevcuttur. Çin Hint Yunan Mısır Arap Türk v.b. Medeniyetlerin hepsi bir dine Tanrı’ya inanmışlar ve ortaya muhteşem medeniyetler eserler (Efes Ayasofya Selimiye Piramitler Katedraller v.b……) bırakmışlardır. Yani özetle din toplumları geri bırakmaz medeniyete bilime katkı sağlar ve sevgi yardımlaşma doğruluk adalet v.b. noktalarda da toplumları bir arada tutar |
| |
| | #15 |
| | KURAN BİLİME YOL GÖSTERİR Allah Kuran'da insanları göklerin yerin dağların yıldızların bitkilerin tohumların hayvanların gece ile gündüzün meydana gelişinin insanın kendi doğumunun yağmurun ve yaratılmış daha birçok varlığın üzerinde düşünmeye ve bu varlıkları incelemeye çağırmaktadır. Bunları inceleyen insan ise tüm varlıklarda Allah'ın yaratış sanatını görecek böylece kendisini ve tüm evreni yoktan yaratan Rabbini tanıyabilecektir. Evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah'ın yaratış sanatını keşfederek insanlığa açıklamanın yolu ise "bilim"dir. Dolayısıyla din bilimi Allah'ın yaratışındaki detaylara ulaşmada bir yol olarak benimser ve bu nedenle bilimi teşvik eder. Din bilimsel araştırmaları teşvik ettiği gibi dinin bildirdiği gerçeklere göre yönlendirilen bilimsel araştırmalar da çok hızlı ve kesin sonuçlar getirir. Çünkü din evrenin ve canlılığın nasıl var oldukları sorusuna en doğru ve en kesin cevabı veren tek kaynaktır. Dolayısıyla doğru bir noktadan başlanarak yapılan araştırmalar evrenin ve canlılığın var oluşuna ait sırları en kısa sürede en az emek ve enerji harcayarak açığa çıkaracaktır. 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olarak kabul edilen Albert Einstein'ın da söylediği gibi "dinsiz bilim topaldır" yani dinin yol göstermediği bilim ilerleme gösteremez kesin sonuçlara ulaşması çok zaman alır ve hatta çoğu zaman sonuç alınması mümkün olmaz.Bu gerçeği göremeyen materyalist ideolojiye sahip bilim adamları tarafından yönlendirilen bilimin ise özellikle son iki yüzyıldır ne kadar vakit kaybettiği bu yolda yapılan çalışmaların büyük bir kısmının heba olduğu ve harcanan trilyonlarca liranın nasıl boşa gittiği gözler önündedir. İşte bu nedenle insanların kesin olarak bilmeleri gereken bir gerçek vardır: Bilim ancak Allah'ın sonsuz kudretini evrendeki yaratılış delillerini araştırma amacını benimser ve bu amaç doğrultusunda çalışırsa doğru sonuçlara ulaşabilir. Rotası doğru çizilirse yani doğru yönlendirilirse bilimin gerçek amacına en kısa sürede ulaşması sağlanabilir. |
| |
| | #16 |
| | ABDULFETTAH EBU ĞUDDE(1920-2002) HAYATI. KISA HAYATI 1917'de Suriye'nin Halep şehrinde doğan Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi ilk öğrenimini Halep'te orta öğrenimini Hüsrev aşa Medresesi'nde tamamladı. 1948 yılında el-Ezher'in Şeria Fakültesi'ni bitirdi. EI-Ezher'in Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde "Eğitim Metodolojisi" üzerine ihtisas yaptı. 1961 yılında Şam Üniversitesi Şeria Fakültesi'nde öğretim üyeliğine başladı. 1965 yılında Suudi Arabistan Riyad Şeria Fakültesi'ne intikal etti. 1966 yılında Suriye'ye döndüğünde Baasçılar tarafından hapsedildi. Bir yıl hapiste kaldı. Şeria Fakültesi'nde on yıl profesör unvanıyla Hadis Hadis Usûlü ve Fıkıh Usûlü dersleri verdi. Öğretim üyeliği yanında Hadis Hadis Usûlü Kuran İlimleri Fıkıh Fıkıh Usûlü Akaid Tasawwuf Arap Dili ve Edebiyatı Tarih Teracim (Bibliyografya) Eğitim ve Öğretim Metodlarıyla ilgili 70'den fazla te'lif veya tahkik eseri neşretti. Uluslararası pekçok konferansa katıldı. İlmi tebliğler sundu. 16 Şubat 1997'de Riyad'da vefat etti. Allah Rahmet etsin. (Amin).-------------------------------------- ŞAHSİYETİŞewwal 1417 16 Şubat 1997 Pazar... Esefle alemle acıyla dolu bir gün... Bugün İslâm âleminde bir benzeri daha bulunmayan büyük bir âlimi değerli bir zatı kıymetli bir şahsiyeti kaybettik. Büyük muhaddis fakûı edîb hatip ilim fıkir ve dâva adamı edeb ahlâk ve fazilet timsali muhterem Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi'yi kaybettik.O hakikaten Peygamber vârisi olan mübarek âlimlerden biriydi. Onun şahsmda Peygamberimiz (s.a.v)'in "Alimler Peygamberlerin varisleridir" hadis-i şerifinin tecelli ettiğini görüyorduk. O Peygamber varisi bir âlimin müstesna vasıf ve hususiyetlerini taşıyordu. Elbette Halid bin Velid gibi değerli bir sahabînin neslinden gelen bir zata yaraşan da bu idi. Allah'ın kılıcı cesur kahraman ve yiğit sahabinin böyle mübarek muhterem ve mücahid torunu olacaktı. Rabbine kavuşan bu değerli âlimi bu salih zatı bu mübarek şahsiyeti bu duygularla rahmetle anıyor hayatı ilmî şahsiyeti ve eserlerini zikrederek rahmete nail olmak istiyoruz... Mükemmel bir alim. Günümüzde Müslüman gençlik dört dörtlük bir İslâm âlimi görmek ve tanımak istiyor. Karşısında tarihte olduğu gibi her yönüyle mükemmel olan "hakikî âlim" görmek istiyor. Hani gençlerimiz haksız da değiller... İslam alimi ilim adamı olduğu kadar dâvâ adamı olmalıdır. Araştırmacı ruha sahip olduğu gibi İslâmî yaşayışı ve takvasıyla da örnek olmalıdır. Hem tavizsiz bir şahsiyet hem de itidal sahibi bir zat olmalıdır. Dünya ve ahiret dengesini kurabilen ihlasli ve çalışkan şuurlu ve cihad ruhlu tek kelimeyle sahabe-i kiram misali olmalıdır. Zamanımızda böyle mükemmel İslâm âlimleri yok değil ama sayılan az... Dün ülkemizde ve İslam âleminde böyle değerli âlimler çoktu ama bugün geçmişe göre maalesef mahrumiyet içindeyiz. Akademisyenlerden ilim adamlarından pekçoğu takva ve ihlastan mahrum... Takva erbabından pekçoğu ise ilmi araştırma va incelemelere pek değer vermemekte... İlimle takvayı birleştiren âlimlerimiz ise pek fazla değil... Muhterem M. Emin Saraç hocamızın derslerinde sık sık tekrar ettiği bir cümle vardır: "Siz talihsiz bir zamanda dünyaya geldiniz. Siz her şeyi nümûne olan hakikî âlimlere yetişemediniz. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Muhammed Zahid el-Kevserî Efendi Ali Haydar Efendi Ömer Nasuhî Efendi Gümülcineli Mustafa Efendi Bekir Haki Efendi Mahmud Sami Efendi; Ali Yekta Efendi Fuat Efendi... ve diğerleri ne mübârek zatlardı!.: İşte Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi kendisinde ilimle takvayı birleştiren mübarek bir âlimdi. Değerli İslam Alimi Ebu'l-Hasen en-Nedvi onun hakkında: `İlimlerdeki çeşitliliği ilmî dirayeti isabetli görüşleri ve himmetinin yüceliği ile selef âlimlerinin hatırası rabbani mürebbi âlim' ifadelerini kullanmaktadır. Hadis Fıkıh ve Edebiyat üstadı.İslâmi ilimlerin hemen her birinde (Hadis Hadis Usulü Kuran ilimleri Fıkıh Fıkıh Usûlü Akaid Tasavvuf Arap Dili ve Edebiyatı vs.) söz sahibi idi. Ancak onun asıl ihtisas alam "Hadis ve Hadis Usulü" idi. Eserlerinin çoğu Hadis Hadis Usulü Cerh ve Ta'dil Teracim gibi hadis ilimlerinde idi. O kelimenin tam anlamıyla "Muhaddis" idi. Hem de dünyada şu anda benzeri pek az bulunan muhaddislerden biriydi. Türkiye Suudi Arabistan Suriye Mısır Irak Fas Yemen Pakistan ve Hindistan'da kendisinden ders ve icazet aldığı yüzü aşkın hocaları arasında Muhammed Zahid el-Kevserî Ahmed Muhammed Şakir Abdülvehhab Buharî Ahmed b.Sıddık el-Gumarî Muhammed Ragıb et-Tabbah gibi muhaddisler çoğunluktaydı.Ancak Üstad Ebu Gudde hadisle fıkhı birleştirmişti. Ahkam hadislerini şerh etmedeki mahareti bunun açık delili idi. Hem Hanefi hem Şafii fıkhını tahsil etmişti. Fıkıh'ta hocaları arasında Ahmed Fehmi Ebu Sünne Mustafa Ahmed ezzerka Mahmud Şeltut İsa el-Beyanuni Muhammed Hıdır Huseyn Yusuf ed-Dicvi gibi meşhur âlimler bulunuyordu. Hocası Mustafa ez-Zerka Ebu Gudde'nin Fıkıh istîdadını keşfetmiş ve onu Suriye'de Fıkıh Ansiklopedisi hazırlamakla görevlendirmişti. Tahkik ettiği eserler arasında fıkhî eserler önemli bir yer tutuyordu. O aynı zamanda değerli bir fıkıh ve fıkıh usûlü âlimi idi. Aliyyü'l-Kari (ö1.1014)'nin Fethu Babi'l-lnaye kitabı ile İmam Karafi (ö1.684)nin el-İlham kitabının tahkiki üstadın fıkıhtaki üstün melekesini açıkça ortaya koymaktadır.Üstad Ebu Gudde (37 yıl hizmetinde bulunan seçkin talebesi Muhammed Avvame'nin ifadesiyle): Arap Dili ve Edebiyatı'nda "hüccet" (otorite) şahsiyet idi. Sarf Nahiv; Belagat ilimlerinde mütehassıs idi. Derin ilimle edebi kabiliyeti bir arada toplaması ile bize İmam Evzai'yi hatırlatıyordu. Kelimeleri bir edîb ve şair edasıyla yerli yerinde kullanırdı. İlmi vukufiyet ve edebi inceliklerle dolu tatlı bir hitabet üslubu vardı. Alimlere hürmetkardı Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi İslâm âlimlerine karşı son derece hürmetkâr vefakâr sonsuz takdir ve minnet duyan bir kimse idi. Zarif ilmî tenkitler dışında âlimlere hata nisbet etmekten âlimler hakkında basit ve aşağdayıcı ifadeler kullanmaktan son derece sakınırdı. Kendisine bir defasında İmam-ı Azam'a nisbet edilen "Dar'ı-Harbde faiz alınabilir" şeklindeki ictihad hakkındaki görüşü sorulmuştu. Bu babda imameynin kavlinin tercih edildiğini söylemiş "Bu ictihad İmam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh'in bir ecir kazandığı ictihadlardandır' şeklinde latif ve mânâlı bir ifade ile cevap vermiş müctehidlerin hata ettiklerinde bir ecre nail olacaklan gerçeğine işaret etmişti. Çilekeş bir dava adamı Konuşmaları canlı ve dinamik idi. Selef Alimleri İslam Davası İslam Gençliği konulan en çok işlediği konulardı. Suriye parlamentosunda bir müddet milletvekili olarak bulunmuş cesaretli tavırları korkusuz konuşmaları açıksözlülüğü geniş ufku ve isabetli görüşleriyle tanınmıştı. İslâm dâvâsına ihlasla bağlılığı sebebiyle Baasçılar tarafından birçok ilim fikir ve dâvâ adamıyla birlikte hapsedilmiş Tedmür Hapishanesi'nde bir yıl tutuklu olmuştu. Hayatının büyük bir bölümünü (30 yılını) gurbet diyarında devamlı Suriye mercîleri tarafından takibat altında tutulma tedirginliği içerisinde geçirmiş bir müddet Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın İrşad Başkanlığı'nı üstlenmişti. O Hasan el-Benna ideâlinin ihlaslı bir neferiydi. Bütün bu çile ve sıkıntı dolu zor şartlar altında bile İslâm dâvâsına hizmeti canla başla yürütmüş ilim adamliğı yanısıra fikir dâvâ ve aksiyon adamı olarak yılmadan ve usanmadan çalışmıştı. Üstad Ebu Gudde ilmî tarafsızlığa özen gösteren objektif ve tutarlı ifadelerle daima gerçekleri söyleyip yazan başarılı bir akademisyen gerçek bir ilim adamı idi. Ama kendisini sadece kitaplara veren sadece kitaba gömülen çevresinden ve içinde bulunduğu toplumdan habersiz yaşayan biri değildi. O dünyadaki İslâmî cemaatlerle İslâmî hareketlerle![]() |