HarbiForum  

İnsanın Onu övecek gücü yoktur

İslamiyet bölümde İnsanın Onu övecek gücü yoktur konusunu görüntülüyorsunuz.İnsanın Onu övecek gücü yoktur Her müslüman Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilmi ihlası ve ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > İslamiyet

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 24.03.08, 17:48   #1
Post İnsanın Onu övecek gücü yoktur


İnsanın Onu övecek gücü yoktur
Her müslüman Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilmi ihlası ve Ona olan sevgisi kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedir.

Peygamber efendimize vâris olan yüksek İslam âlimleri ise Onu bütün güzellikleriyle görmüş ve aşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebu Bekri Sıddık radıyallahü anh gelmektedir. O Resulullah efendimizdeki nübüvvet nurunu görmekte Onun üstünlük güzellik ve yüksekliklerini idrak ederek Ona aşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki başka hiçbir kimse Ebu Bekri Sıddık hazretleri gibi olamamıştır. Bir keresinde “Bütün iyiliklerimi sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim” buyurmuştu.

Resulullah efendimizin güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri de müminlerin annesi Hazret-i Âişe idi. Âişe validemiz âlime müctehide akıllı zeki ve edibe idi. Gayet belig ve fasih konuşurdu. Kur’an-ı kerimin manalarını helal ve haramları Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi.

Resulullah efendimizi öven şu iki beyti Âişe validemiz söylemiştir:

Ve lev semia ehlü Mısra evsafe haddihi
Lema bezelu fi sevmi Yusüf’e min naktin.
Levima Zeliha lev reeyne cebinehu
Le aserne bilkatil kulubi alel eydi.

“Eğer Mısır’dakiler Peygamber efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı güzelliği dillere destan olan Yusuf aleyhisselamın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Bütün mallarını onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zeliha’yı Yusuf aleyhisselama aşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Resulullahın parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı.”

Yine Âişe validemiz buyuruyor ki:
“Bir gün Resulullah mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası her tarafa nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakıp; “Sana ne oldu ki böyle dalgın duruyorsun?” buyurdu. “Ya Resulallah! Mübarek yüzündeki nurların parlaklığına ve mübarek alnındaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını (alnımı) öptü ve; “Ya Âişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi seni sevindiremedim” buyurdu. Yani senin beni sevindirmen benim seni sevindirmemden çoktur dedi.” Hazret-i Âişe’nin mübarek gözlerinin arasını öpmesi Resulullah efendimizi severek Onun cemalini anlayarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır.

Resulullah efendimizin Kur’an-ı kerimde geçen isimlerinden biri de Yasin suresindeki Yasin kelimesidir. İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri; “Yasin ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habibim demektir” buyurmuştur. Bu deryanın ismini duyanlar uzaktan görenler yakınına gelenler içine girip nasibi kadar derine inenlerin hepsi ömürlerinin her safhasında Resulullah efendimizin aşkı ile yanıp tutuşmuşlar yanık feryatlar içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir. Bunların içinde en büyük ve meşhurlarından olan ve bu muhabbet deryasından büyük pay sahibi olan Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabbet ve aşkını dile getirdiği kasidelerinden birinde şöyle demektedir:

Server-i âlem sana aşık olup da yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemalin ararım.

Kâbe kavseyn tahtının sultanı sen ben hiçim
Misafirinim dersem saygısızlık sayarım.

Her şey cihanda senin şerefine bilirim
Rahmetin yağsa bana her gün olur baharım.

Herkes Kâbe’yi tavaf için gelir Hicaz’a
Sana kavuşmak için ben dağları aşarım.

Saadet tacına kavuştum ben rüyada.
Yağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.

Dostunu öven aşıkların bülbülü ey Cami!
Divanında şu yazılar oluyor tercümanım.

Dili sarkmış susuz kalmış uyuz bir köpek gibi
Senin ihsan denizinden bir damla arzularım.

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
(En büyük saadet iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için Allahü teâlânın seçtiği sevdiği insanların reisine uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavuşmak Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri zühdleri tevekkülleri ve duaları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri fikirleri şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla o derecelere yükselmişlerdir. Evliya Onun sonsuz deryasından bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yer yüzündeki melekler Onun hizmetçileri göklerdekiler aşıklarıdır. Her şey Onun şerefine yaratılmış bütün varlıklar Onun mübarek ruhundan feyz almışlardır. Allahü teâlânın varlığını O açıklamış her şeyin yaratanı Onun rızasını almak istemiştir. Ona ve Onun Âline ve Eshabına bizden dualar olsun. O yüce Peygamber hepimizden razı olsun!)

Sual: Peygamberimizi gayri Müslimlerden övenler de var mıdır?
CEVAP
Evet. Resulullah efendimiz günümüzde de bütün dünya milletlerinin ilim adamlarının devlet siyaset ve fikir adamlarının ediplerin tarihçi ve askeri şahsiyetlerin ilgisini çekmekte bunların her biri Onu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını dile getirmektedirler.

Müslüman olmayanlar Resulullah efendimizin sadece idareciliği dehası askeri sosyal ve diğer taraflarını görmekte yalnız bunlara bakarak Onu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri olağanüstü ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle beraber Ona peygamber gözüyle bakmadıkları için Onu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar.

Sual: Dünyanın medeniyete kavuşması Resulullah efendimiz sayesinde olmadı mı?
CEVAP
Elbette. Bakın üstelik müslüman olmakla şereflenemiyen yabancıların da itiraf etmeye mecbur kaldıkları gibi dünya medeniyete nasıl kavuşuyor:

İslamiyet’ten evvel Arabistan bir çöl ve orada oturan insanlar da yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İptidai bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi korkunç âdetleri vardı. Bu yarımada bir yol üzerinde olmadığı için ne büyük İskenderler ne Persler ne Romalılar Araplarla hiç uğraşmamış birçok kavimlerle savaştıkları halde Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten İranlıların Romalıların ahlaksızlıkları zulümleri hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.

İşte böyle aciz zavallı yarı vahşi olan bir kavim onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselam sayesinde birdenbire değişmiş tam bir medeniyete kavuşmuş olağanüstü bir gayret ile 30 sene içinde doğuda Türkistan ve Hindistan batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir. İlimde fende ve medeniyette son derece ilerlemişler o zamana kadar bilinmeyen birçok şeyler keşf etmişlerdir. İlim fen tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki Papalar bile Endülüs Üniversitelerinde okuyor dünyanın her tarafından koşup gelenler bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.

O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi tarafsız bir tarihçi (Avrupa’nın manevi inkişafı) ismindeki eserinde şöyle demektedir:
(O zamanki Avrupalılar tamamen barbardı. Hıristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin başaramadığını İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar evvela onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra onların üzerindeki parça parça olmuş bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak temiz güzel elbiseler giydirdiler. Evler konaklar saraylar yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan tarihçiler İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü bu hakikati gizlemeye çalışmakta Avrupa’nın medeniyette müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.)

Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız İmparatoru Napoléon şöyle diyor:
“Allah’ın varlığını ve birliğini Musa [aleyhisselam] kendi milletine İsa [aleyhisselam] Romalılara fakat Muhammed [aleyhisselam] bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle putperest olmuştu. İsa [aleyhisselam]’dan altı asır sonra Muhammed [aleyhisselam] kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim İsmail Musa ve İsa’nın [aleyhimüsselam] Allah’ını Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah Allah’ın oğlu Ruhulkudüs gibi kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor doğunun barış ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed [aleyhisselam] onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek Allah olduğunu Onun ne babası ne de oğlu bulunmadığını böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.”

Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle diyor ki:
“Muhammed [aleyhisselam] gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed [aleyhisselam] gelince bu kuru kum dolu çöl sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den Granada’ya kadar her taraf birdenbire semaya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti. Onun etrafındaki bütün insanlar Ondan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.”

Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider Mahatma Gandhi İslam dinini ve Kur’an-ı kerimi inceledikten sonra şunları söylemiştir:
“İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi seveceklerdir. Ben İslam dininin Peygamberinin ve Onun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki İslamiyet’in süratle yayılması kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği mantıki olması ve Peygamberinin büyük tevazuu [alçak gönüllülüğü] sözünü daima tutması yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden İslam dini birçok insanlar tarafından seve seve kabul edilmiştir.”

Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı Lamartine ise Türkiye Tarihi adlı eserinde şöyle diyor:
“Hazret-i Muhammed [aleyhisselam] bir yalancı peygamber miydi? Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.

Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir “fikir” yani İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı uğraşmaları memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı kendine saldırdıkları halde 13 sene Mekke’de buna dayanması hemşehrileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi Medine’ye hicreti durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar kazanacağına olan güveni en büyük felaket zamanında bile duyduğu insan üstü güvence zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül dini tebliğ etme azmi sonsuz ibadeti Allah ile mukaddes konuşmaları ölümü ölümünden sonra da devam eden şân ve şerefi zaferleri Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

Filozof hatip peygamber kanun koyucu cenkçi insan düşüncelerini etkileyici yeni iman esasları koyan ve yirmi büyük dünya imparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran kişi: İşte Muhammed
[sallallahü aleyhi ve sellem] budur! İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün; acaba Ondan daha büyük bir şahıs var mıdır? Olamaz!”

Almanya’da Stuttgart şehrinde 1888 [h. 1305] senesinde yayınlanmış olan Kürschner ansiklopedisinin (Muhammed ve İslam dini) hakkındaki yazısından bir bölümü şöyle:

(Muhammed [aleyhisselam] gayet güzel huylu güler yüzlü kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu güler yüzlü olmasını istemiş Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir. Doğru sözlülüğü merhameti fakirlere yardımı misafirperverliği şefkati daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış debdebe ve gösterişten kaçınmıştır. Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış en fakir bir müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca zora başvurmamış bütün meseleleri tatlılık ile anlaşma ile nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur. 630 tarihinde tekrar Mekke’ye dönerek bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde yari vahşi Arapları dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.)


Başka bir batılının itirafı
Bayan Carly Fiorina dünyanın en büyük şirketlerinden HP'nin yönetim kurulu başkanı. Bu şirket Microsoft gibi Linux gibi dünya devlerinden birisi olup esas iştigal alanı Bilişim Teknolojileri. Bayan Fiorina Temmuz 1999'dan beri bu şirkette. Bundan önce 20 yıl ABD'nin telefon şirketi AT&T 'de üst düzey görevlerde bulunmuş ve AT&T ile ilgili bir firmada başkan olarak çalışmış. Stanford Üniversitesi'nin "Ortaçağ tarihi ve felsefesi" bölümünü bitirmişve çeşitli dallarda master yapmış.

Minneapolis Minnesota'da 26 Eylül 2001 "Teknoloji piyasalar ve hayat tarzımız: Gelecekte neler olacak?" konulu bir konferansa Carly Fiorina ana konuşmacı olarak davet edildi. Konuşmasının son dakikalarında tarihten örnekler vererek değerlendirmeler yapıp şöyle dedi:

"Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:

Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki o dönemin en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış sınırları okyanustan okyanusa kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası olarak farklı ırklardan farklı dillerden farklı kültürlerden yüz milyonlarca insan yaşamıştı.

Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil dünyada çok konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı milletlerden olan askerler dünyanın belki de hiçbir zaman görmediği bir barış sundu tebaasına ve dünyaya. Bu medeniyetin tacirleri Latin Amerika'dan Çin'e ve arada kalan bütün ülkelere ulaşmışlardı.

Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri olmuştu. Bu medeniyetin mimarları yerçekimi hesaplarına dayanan binalar yapmışlar matematik bilginleri bilgisayarın temel algoritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları hastalıklara yeni ilaçlar bulmuşlar uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler ve onları isimlendirerek bugünkü uzay çalışmalarının temellerini atmışlardı. Edipleri binlerce romantik ve sihirli hikayeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı.

Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür uygularken bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve bilgiyi kültürü devamlı canlı tutmuştu.

Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna sahip fakat benim sözünü ettiğim medeniyet 800'den 1600 yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu'nu da içine alan Kanuni Sultan Süleyman'lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam medeniyetidir.

Bu medeniyetin bize sunduğu miras bugünkü Batı medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik.

Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin sunduğu liderlik mirasa değil yeniliklere dayanmış Hıristiyanlık Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl ayakta kaldı.

Şu anki gibi kritik zamanlarda biz de tarihteki bu medeniyetten ders almalı ve onun gibi sosyal yapı ve liderler yetiştirmeliyiz. Özetle bu konuya liderlik mevzuundaki tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. "

Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart Âdem aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tetkik ederek bunların içinden yalnız 100 tanesini ayırmakta bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak Muhammed aleyhisselamı göstermektedir. (Onun kudreti kendisine Allah tarafından vahiy edildiğine inandığı muazzam eser Kur’an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.

Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meşhur ruhiyat mütehassısı yahudi Jules Massermann 1974 senesinin 15 Temmuzunda yayınlanan Time mecmuasının hususi nüshasında (Büyük liderler nerede?) başlığı altında tarihte şimdiye kadar gelip geçmiş olan rehberleri tetkik etmekte bunların hayatlarını tahlil etmekte ve (Bunların en büyüğü Muhammed aleyhisselamdır) demekte ve şu neticeye varmaktadır: (Muhammed aleyhisselamdan sonra Musa aleyhisselam gelir. İsa [aleyhisselam] ve Buda lider olmaya layık kimseler değildi.) Halbuki kendisi yahudi olduğu için Musa aleyhisselamı Muhammed aleyhisselama tercih etmesi beklenirdi. O bunu yapmamış hakikatten ayrılmamıştır.

Amerika’da (En Büyük İnsan) yarışmasında en çok rey alan yine Muhammed aleyhisselam olmuştur.

30 sene içinde bir vahşi kavmi hem de küçük bir insan topluluğunu dünyanın en muazzam en medeni en yüksek ahlaklı en yüksek seciyeli en kahraman en bilgili bir millet hâline getirmek her hangi bir insanın bir liderin bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu ancak Allahü teâlânın resulünün yani Muhammed aleyhisselamın bir mucizesidir.

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
(Her Peygamber kendi zamanında kendi mekanında kendi kavminin hepsinden her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memlekette yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar gelmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç bir şey değildir. Dilediğini yapan her istediğini yaratan Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.)
P®£Ñ§_€$ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla


Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet

Etiketler
yoktur, gucu, ovecek, onu, insanin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Tek ''O'' Yoktur İşte GAMZELİ Şiir Pınarı 1 03.07.08 15:00
İnsanın Mikroekolojisi kralex Teknoloji Haberleri 0 27.02.08 07:27
İnsanın malı bu kadar kıymetli mi olur ya??? spettro Komik Resimler 2 16.08.07 13:04
Güzellerin verdiği cevaplar akıllara ziyan... İnsanın saçını başına yolduran cahilli SЧSTЄM Magazin 4 22.07.07 11:21
İnsanın pin kodu SİZ AYIN KAÇINDA DOĞDUNUZ BAKIN ÖZELLİKLERİNİZ.. carlos1907 Harbi Muhabbet 1 14.07.07 10:03


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 09:36 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.