Süleyman a.s. Hayatı ve Peygamberliği
“Süleyman” İsmi

Soyu ve Şemâili: “Süleyman” isminin aslı

İbrânîce olan Salomon’dur. Bu kelime

akl-ı selîm ve nâzik mânâlarına gelen “Selîm” ile eş anlamlıdır. Hz. Süleyman

kendisi gibi kral peygamber olan Dâvud (a.s.)’un (en küçük) oğludur (38/Sâd

30). Peygamberler

maddî miras bırakmadıkları (Buhârî

Meğâzi 14; Müslim

Cihad 51

52; Ebû Dâvud

İmâre 19) için

babasına malda değil; saltanat ve peygamberlikte vâris olmuştur. Rivâyetlere göre Hz. Dâvud’un 19 evlâdından biri olduğu halde

diğer 18 kardeşinden ilim

hikmet

takvâ gibi özellikleri ile küçük yaşlarından beri sivrildiği için

babasının mânevî alanlardaki miraslarına sahip olmuştur (27/Neml

16). Milattan önce 1032 ilâ 975 yılları arasında yaşadığı

1014 yılında babası Hz. Dâvud’un vefatı üzerine İsrâiloğulları krallığını devraldığı tarihî bilgilerden anlaşılmaktadır. Anası

ibâdete düşkün sâliha bir kadındı ve oğlu Süleyman’a geceleri az uyumasını öğütlemişti. Rivâyetlere göre

Kudüs yakınlarında Gazze’de doğdu. Babası gibi önce sultan

sonra peygamber oldu. Mescid-i Aksâ’yı yedi yılda inşâ ettirdi. Kudüs’de vefat etti. Rivâyete göre Hz. Süleyman

beyaz tenli

iri gövdeli

nur yüzlü bir zat olup tüy ve kılları çoktu; beyaz elbise giyerdi. Çok sayıda hanımı olduğu rivâyetleri vardır.
Kitab-ı Mukaddes’e göre

hepsi de kral kızı olan 700 karısı ve 300 de câriyesi vardır (I. Krallar

113). Hadis-i şerifte ise 90 hanımı olduğu belirtilir (Buhârî

Nikâh 119; Müslim

Eymân 22

24). Rivâyet edilen bir hadis-i şerife göre

bir gün Hz. Süleyman

bir arzusunu dillendirerek şöyle der: “Vallahi

bu gece 70 (veya 90) hanımımı dolaşırım da

onların her biri Allah yolunda vuruşacak birer süvâri mücâhid dünyaya getirir” diye yeminle bahsetti. Kendisine “inşâallah de!” denildiği halde Süleyman (a.s.) “inşâallah” demeyi unuttu ve bütün hanımlarını dolaştı. Sonuçta hanımlarından sadece biri hâmile kaldı. O da “eksik doğumlu” yani sakat bir çocuk dünyaya getirdi. Hz. Peygamber: “Eğer Süleyman ‘inşâallah’ deseydi

o kadınlardan her biri

muhakkak süvâri olacak ve Allah yolunda savaşacak birer oğlan doğururdu” buyurdu (Buhârî

Nikâh 119; Keffâret 9; Müslim

Eymân

22

25; Tirmizî

Nüzûr 7; Nesâî

Eyman 43). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.)’e de

rûh

Ashâb-ı Kehf ve Zülkarneyn’den bilgi sorulunca; “yarın gelin

haber vereyim!” buyurmuştu. Ancak “inşâallah” demeyi unutmuştu. Bu sebeple Ona da bir müddet vahiy gelmedi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe)

hiçbir şey için ‘bunu yarın yapacağım’ deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı zikret ve ‘umarım Rabbim beni

doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir’ de.” (18/Kehf

23-24)
Süleyman (a.s.)

Kur’an’da isminden çokça bahsedilen bir peygamberdir. Büyük dünya nimetlerine mazhar olmuştur. Dillere destan

darb-ı mesellere konu olan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilinden anlayan

rüzgârın kendisine âmâde olduğu

insanlar

cinler ve kuşlardan müteşekkil ordusu olan kral peygamberdi. Bakır madeni ilk kez kendisi için bir pınar gibi akıtılmıştı. Cinler

itirazsız hizmetini görür ve emrinden dışarı çıkmazlardı. Varlıklı ve mevki sahibi herkes gibi

peygamberlerin tümü için geçerli olduğu şekilde (6/En’âm

112; 25/Furkan

31) Süleyman (a.s.) için de birtakım düşmanlar çıkmış ve bunlar çeşitli fitnelerle Hz. Süleyman’ın mülkünde çeşitli ihtilâl denemelerine girişmişti.