HarbiForum  

MÜslim, MÜslÜman

İslamiyet bölümde MÜslim, MÜslÜman konusunu görüntülüyorsunuz.İslâm dinini kabul eden Allah'a teslim olmuş kişi. "Es.le.me" fiilinin ism-i faili olup "İslâm" ile ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > İslamiyet

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 20.03.08, 19:52   #1
Standart MÜslim, MÜslÜman


İslâm dinini kabul eden Allah'a teslim olmuş kişi.
"Es.le.me" fiilinin ism-i faili olup "İslâm" ile aynı kökten gelir. İslâm lügatta itaat etmek boyun eğmek bağlanmak bir şeye teslim olmak kendini Allah'a vermek ihlaslı davranmak samimiyetle ve içten gelerek yönelmek müslüman olmak İslâm'a girmek; Yüce Allah'a itaat etmek Peygamberimiz Hz. Muhammed'in getirdiği din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini benimsemek şer'î hükümlere bağlılık göstermek İslâmiyeti bir din olarak kabul etmektir (Bkz. el-Bakara: 2/112 131-133; Âlu İmrân: 3/20 83; en-Nisa: 4/125; el-Mâide 5/44; el-En'âm: 6/14; en-Nahl: 16/81-83; el-Hacc: 22/34; en-Neml: 27/44; Lokman: 31/22 es-Sâffât: 37/103; ez-Zümer: 39/54; el-Fetih: 48/16; el-Cinn: 72/14).
"İslâm" ile "müslim" veya "müsliman" kelimeleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu sebeple "İslâm" kelimesinin Iüğat ve ıstılah manasında zikredilen özellikleri taşıyan kimseye de müslim veya müsliman denilmiştir. Müsliman Farsça "müslim''in çoğuludur. Halk dilinde bu kelime müslüman şeklinde kullanılmaktadır ve bu şekilde şöhret bulmuştur.
Kur-'ân-ı Kerim'de iman ile İslâm bazan aynı manada kullanılmış bazan da farklı kavramlar olarak ele alınmıştır. İman ile İslâm aynı manâda kullanılırsa; bu durumda İslâm deyince İslam'ın gerekleri olan hükümlerin dinden olduğuna inanmak İslâm'ı bir din olarak benimsemek ve ona boyun eğmek manâsı anlaşılır.
İslâm çok geniş bir kavramdır ve kısaca "İhlâs inkıyad ve teslimiyet" demektir. Teslimiyet ise üç türlü olur: Ya kalben olur ki; bu kat'î inanç demektir. Veya dil ile olur ki; bu da ikrardır. Ya da organlarla olur. Bunlar da ibadetlerdir. Bu üç şeklin en üstünü kalb ile olanıdır. İşte İslâm'ın üç şeklinden biri olan kalbin teslimiyet ve bağlılığına iman denilir. Matüridîler bu anlayıştan hareketle imanla İslâm'ı bir telakki etmişlerdir (bk. Matüridî Kitabü't-Tevhîd s. 398).
İslâm inançları açısından da iman ile İslâm bir kabul edilmiştir. Zira İslâm şer'î hükümleri kabul etmek manâsında boyun eğmektir. Bu da tasdikin hakikatıdır. Aynı şekilde İslâm'ın bir zâhirî bir de bâtınî yönü vardır. Bâtınî yönden inkıyad ve boyun eğmek tasdikın kendisidir. Zâhirî yönden boyun eğmekse ikrar etmektir. Şu halde bir kimse hakkında "mü'mindir fakat müslüman değildir"; yahut "müslümandır fakat mü'min değildir" şeklinde bir hüküm doğru olmaz. Çünkü insanlar Hz. Peygamber zamanında üç fırka üzerinde toplanmaktaydı: "Mü'min münafık kâfir. Bunlar arasında bir dördüncüsü yoktur" (İmam A'zam Fıkh-ı Ekber Aliyyü'l-Kari Şerhi trc. Yunus V. Yavuz s. 361-362).
Hz. Peygamber'in tebliğ etmiş olduğu dine İslâm o dinin mensuplarına "müslüman" adının bizzat Yüce Allah tarafından verilmiş olması da mü'min ile müslüman arasında bir ayırım yapılmadığını göstermektedir (Alû İmrân 3/85; el-Mâide 5/3 el-Hacc 22/78; ez-Zâriyat: 51/35). İman ile İslâm'ın aynı mefhumlar olduğu Kur'ân'ın da ifade ettiği bir husustur (Yunus 10/84; en-Neml: 27/81; ez-Zâriyât: 51/35 vd). Şu halde "iman kalben tasdik etmek olup bâtınî bağlılıktan ibarettir. İslâm ise bu bâtınî bağlılığı dil ile ikrar ederek açıklamak ve İslâm'a âit hükümleri kabul etmektir. Bu sebeple namaz kılmak ve zekât vermeyi İslâm'ın manâsı içine sokmakta bir sakınca yoktur... (İmam A'zam a.g.e. s. 363). Bu gerçek şu âyette açık bir şekilde dile getirilmiştir: "... Daha önce ve Kur'ân'da Peygamber'in size şahid olması sizin de insanlara Şahid olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın zekat verin Allah'ın emirlerine sarılın. O sizin sâhibinizdir. Ne güzel sahib ve ne güzel yardımcıdır!" (el-Hacc 22/78).
Buna göre "iman-İslâm" veya "mü'min-müslim" kelimeleri arasında netice itibariyle bir fark yoktur. Ancak Kur'ân-ı Kerim'in bir yerinde "İslâm" "dış görünüş itibariyle müslüman olmak" anlamında gelmektedir. Şöyle ki: "Habibim! Bedevîler "inandık" dediler. De ki: "İnanmadınız ama İslâm olduk deyin (çünkü iman gönülden olur... İslâm ise itaat ederek barışa girmek savaşı "bırakmaktır. Savaşı bırakmakla İslâm olup güvene girdiniz). Fakat henüz iman gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz işlediklerinizden bir şey eksilmez..." (el-Hucurât 49/14).
Müslim sözcüğü tekil olarak yalnız iki âyet-i kerimede geçer. "Îbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyandı. Fakat o doğruya yönelmiş bir müslim(müslüman)dı. Müşriklerden de değildi" (Âlû İmrân 3/67). Başka bir âyette Yûsuf(a.s.)'ın Mısır'da büyük mülk ve nimetlere kavuştuktan sonra şöyle dua ettiği bildirilir: "Rabbim! Bana mülk verdin bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünya ve âhirette dostum Sen'sin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni salihlere kat" (Yusuf 12/101).
Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.) Kâ'be-i Muazzama'nın temelini yükseltirken şöyle dua etmişlerdi: "Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olan (müslimeyn) kıl. Soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet meydana getir" (el-Bakara 2/128).
Müslim kelimesi pek çok âyette çoğul olarak geçer. Bu arada Kur'ân-ı Kerim'de erkek müslümanlardan çokça söz edildiği halde kadınlardan söz edilmemesi bazı sahabe hanımlarının dikkatini çekmiş ve Allah'ın Rasûlüne bu konuda başvuranlar olmuştur. bunun üzerine şu âyet inmiştir: "Müslüman erkeklerle müslüman kadınlara mü'min erkeklerle mü'min kadınlara ibadete devam eden erkeklerle ibadete devam eden kadınlara sadık erkeklerle sadık kadınlara sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara Allah'tan hakkıyla korkan erkeklerle Allah'tan hakkıyla korkan kadınlara sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlara oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlara iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlara şüphesiz ki Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb 33/35).
Râgıb el-Isfahanî'ye göre İslâm iki kısma ayrılır: Birincisi iman'ın daha aşağısındadır ki bu dil ile itiraftır. Yukarıda geçen âyette bu kasdedilir. İkincisi ise imanın üzerindedir ki bu da dil ile itirafın yanında kalb ile itikad fiil ile yerine getirme ve Allah'ın tüm kaza ve kaderinde O'na teslimiyet göstermektir. Nitekim İbrahim (a.s.)'a "Rabbi: "Teslim ol" buyurduğunda "Âlemlerin Rabb'ine teslim oldum" demişti..." (el-Bakara 2/131). Yine "Allah katında din İslâm'dır..." (Âl-u İmrân 3/19): "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette kaybedenlerden olacaktır" (Âl-u İmrân 3/85) âyetleri İslâm'ın ikinci türünü belirtir (Râgıb el-İsfahanî el-Müfredat s. 351-352).
Sa'd b.Ebi Vakkas'ın babası Sa'd'tan naklen haber verdiğine göre Rasûlüllah (s.a.s.) (Sa'd da aralarında oturmakta iken bir kaç kişiye dünyalık vermiş) Sa'd hâdiseyi şöyle anlatmıştır: "Rasûlüllah (s.a.s.) onlardan birine bir şey vermedi. Halbuki en çok beğendiğim o idi. Bunun üzerine ben:
- Ya Rasûlüllah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü'nıin görüyorum dedim. Rasûlüllah (s.a.s.): "Yahud müslim" dedi. Biraz sustum. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çalarak;
-Ya Rasulallah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü'min görüyorum dedim. Rasulüllah (sas): "Yahud müslim" buyurdu. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çaldı. Ve; ya Rasûlüllah! Filanı niçin bıraktın? Vallahi ben onu iyi mü'min görüyorum dedim. Rasûlüllah (s.a.s.) tekrar:
"Yahud müslim" buyurdu ve ilave ederek: "Ey Sa'd! Ben -başkası benim için daha makbul olduğu halde- bazan sırf bir adam yüz üstü Cehenneme atılır endişesiyle ona bir şeyler veriyorum" buyurdular (Buhârî İman: 19; Müslim İman 236 237). Hadisin zahiri: "... De ki: Siz iman etmediniz bâri müslüman olduk deyin" (el-Hucurât 49/14) ayetine uymaktadır. Hadiste Rasulullah (s.a.s.) imanın İslâm'a nazaran daha özel olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca o şahsın münafık olmadığını müslüman olduğunu da belirtmiştir. Ona vermeyişinin sebebi ise onun müslüman olduğunu bilmiş olmasıdır. Rasûlüllah'ın esas gayesi daha çok müellefe-i kulûb durumunda olan kimselere bir şeyler vermek suretiyle onların kalblerini İslâm'a kazanmaktı. Aynı zamanda "yahud müslim" sözü ile bir gerçeğe de işaret etmek istiyordu. O da imanın bir kalb işi olduğu ve kalbde olana kolay kolay vakıf olunamayacağı onun için de "müslim" demenin daha uygun olacağı gerçeği idi. Aynı şekilde bir kimseyi överken onun bâtınî (iç) durumunu söylemekten sakınmak gerekir. Çünkü insanın iç dünyasını yalnız Allah Teâlâ bileceğinden insanın zâhirî durumuna bakarak "müslim" demenin daha uygun olduğu dile getirilmek istenmiştir (İbn Kesîr Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azîm IV 219; Tecrîd-i Sarih tercemesi I 40).
Genel olarak Hz. Peygamber de "iman" ile "İslam" veya "mü'min" ile "müslim" arasında ayırım yapmamıştır. Hattâ aynı şeyi ifade etmek üzere söylenen hadislerde bazan "müslim" bazan da "mü'min" kelimeleri kullanılmıştır (bkz. Buhârî İman: 20 36; Nesâî İman: 3 4; Ebu Davud Edeb 47; Ahmed b. Hanbel Müsned IV 89 90 162).
Müslümanın tanımı karakteristik özellikleri ve birbirlerine karşı nasıl olmaları gerektiği özetle şöyle belirtilmiştir:
"Müslüman diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Buhârî İman: 4; Müslim İman: 64 65 66; Ebu Davud Cihad: 2; Tirmizi Kiyame: 52; Nesâî İman 8 8);
"Kim bizim kıldığımız namazı kılar kıblemize yönelir ve kestiğimiz kurbanın etinden yerse işte o müslümandır" (Nesaî İman: 9);
"Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve başkalarının zulmetmesine de razı olmaz..." (Buhârî Mezâlim 3); "Bir müslümana küfretmek fâsıklık onu öldürmek ise küfürdür"(Buhârî İman: 36; Müslim İman: 116).
"İslâm'a gir kurtulursun" (Buhârî Bed'ul Vahy 6 Cihâd 102 Tefsîru Sûre 3 4; Müslim Cihâd: 74; İbn Mâce Mukaddime 10); "Müslümanın müslümana kanı malı ve ırzı haramdır" (Müslim Birr: 32; Ahmed b. Hanbel III 491); "Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâmını almak davetine icabet etmek cenazesinde hazır bulunmak hastalandığı zaman ziyaret etmek ve aksırdığı zaman Allah'a hamdederse "yerhamüke'llahü (Allah sana rahmet etsin)" demek" (Buhârî Cenâiz: 2; Müslim Selâm 4-6; Tirmizî Edeb: 1; İbn Mâce Cenâiz: 1; Ahmed b. Hanbel II 332 372 412 540).
İman kalb işi olduğu halde İslâm daha çok imanın amel olarak dışarıya yansımasını ifade eder. Nitekim Cibril hadisinde iman tarif edilirken; "Allah'a meleklere kitaplara peygamberlere kıyamet gününe hayır ve şerrin Allahû Teâlâ'dan olduğuna inanmandır" buyurulurken; İslâm'ın tarifinde topluma ilân edilen ve amel olarak yapılması gereken prensipler yani İslâm'ın beş şartı sayılır: "İslâm Allah'tan başka hiç bir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şehadet etmen namazı kılman zekâtı vermen ramazan orucunu tutman ve gücün yetiyorsa hac farizasını yerine getirmendir" (Buhârî İmân 34 37 Şehâdat: 26 Tefsîru Sûre: 31/2; Müslim İmân: 5 7 8; Ebû Dâvud Sünne: 16; Tirmizî İmân: 4).
"Müslüman sevdiğini Allah için seven Allah'ı ve Rasûlü'nü her Şeyden çok seven ve Allah kendisine imanı nasip ettikten sonra tekrar küfre dönmeyi cehenneme yüz üstü atılmaktan daha tehlikeli gören kimsedir" (Nesâî İmân: 3 4);
"Müslüman diğer müslümanların canına malına ve namusuna saygı duyan kimsedir" (Ahmed b. Hanbel a.g.e. II 491);
"Bir müslümanın din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl olmaz" (Buhârî Edeb: 57; Müslim Birr: 23 25; Ebu Davud Edeb: 47; Tirmizi Birr: 21 24; İbn Mace Mukaddime: 7; Ahmed b. Hanbel a.g.e. I 176).
Hangi müslümanlık daha hayırlıdır diyen birine Rasûlüllah (s.a.s.); "Tanıdığın ve tanımadığın herkese yemek ikram eder ve selam verirsin " cevabını vermiştir (Buhârî İman: 6 20; Müslim İman: 63; Nesaî İman: 12). Şu halde cömertlik ve Allah'ın selâmının yayılması da İslâm'ın prensiplerinden ve müslümanların örnek vasıflarındandır.
Kalbinde imanı olan her insan aynı zamanda müslümandır. Fakat her müslüman mü'min olmayabilir. İslam'da asıl olan iman ve amelin birlikte bulunmasıdır. İbadetler insanlar arası münasebetleri düzenleyen hükümler ve bunlara uymayanlar için öngörülen dünyevî ve uhrevî müeyyideler bir bütün olarak alınır birbirini tâmamlayacak şekilde kişi ve toplum hayatında uygulamaya konulursa "İslâm'a gir kurtulmuş olursun" hadisinin haber verdiği gerçek ortaya çıkar.
İbadet ve muamelelerden soyutlanmış kalbteki bir imanın korunması güçtür. Aylarca veya yıllarca namaz oruç zekât ibadetini tanımamış günlük işlerinde İslâmî bir endişesi olmayan bir kimsenin kalbi kararabilir ve İlâhî duygulara karşı duyarlılığını kaybedebilir. Özellikle kendilerini amelden müstağnî görerek başkalarını irşad etmeye çalışmanın çirkinliği Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir: "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söyleyip duruyorsunuz?" (es-Saff 61/2). "İnsanlara iyiliği emrediyor da kendi nefsinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı da okuyorsunuz. Hiç düşünmez misiniz?" (el-Bakara 2/44).
Sonuç olarak müslüman; özü sözü ve işleriyle en doğru hareket eden haksızlık yapmayan daima her işin iyi yanını görmeye ve almaya çalışan dünyada her davranışının yazıcı melekler tarafından tespit edildiğine inanan kimsedir (Ayrıntı için bk. "İslâm" mad.).
EMRE isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla


Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet

Etiketler
musluman, muslim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kazım Müslüman mı oluyor ? kralex Fenerbahçe 0 20.03.08 14:32
Belçikalıların yüzde 12'si Müslüman ibiramcan Güncel Haberler 0 11.03.08 18:38
MÜslÜman Ayi hektor__ Fıkralar 1 28.07.07 13:54
Müslüman Türk Devletleri memati Türk Tarihi & Türk Büyükleri 1 12.06.07 20:18


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 18:06 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.