HarbiForum  

dini hikayeler

İslamiyet bölümde dini hikayeler konusunu görüntülüyorsunuz.ADALET İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkümleri serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki ...
Geri git   HarbiForum > Bizi Biz Yapan Değerler > İslamiyet

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Alt 28.01.08, 20:43   #1
Standart dini hikayeler


ADALET

İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkümleri serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.

Durum Hazreti Fatih'e bildirildi. O asker göndererek papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih'e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti:

- Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz müslüman hakimlerin ve müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz.

Hazreti Fatih'in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi... Bursa'da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar:

Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.

Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:

- Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim sağlam diye satılan atı sahibine iade eder paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine madem ki ben sebep oldum atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım deyip atın parasını müslümana vermiş.

Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler.

Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik'e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar:

Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister;

- Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını der.

Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler:

- Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar.

Kadı her iki şahsada çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını cehiz olarak verir.

Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul'a Hazreti Fatih'in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler:

- Bizler artık inandık ki bu kadar adalet ve biribirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz derler.
BERKİTO isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28.01.08, 20:44   #2
Standart


Bir hikmeti vardır

Adamın biri bir pislik böceği görür
" Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der.

Aradan zaman geçer adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz. Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah'tan umut kesilmez diyerek kabul eder.

Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ;
- Adamın isteğini yerine getirin ne diyorsa yapın.
Yolcu getirilen böceği yakar ve külünüyaranın üzerine serper ve yara Allah'ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ;
- Unutmayın ! Allah'u Teala'nın yarattıklarının yaratılışında bir hikmet vardır bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi.
BERKİTO isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28.01.08, 20:45   #3
Standart


AMEŞ VE KARISI

İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.'in arkadaşlarından o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A'meş bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş ama hanımı kocasına kırgın olduğu için adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.
Adam öfkeyle:
-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp azarladı. Fakat bir cevap alamadı.
A'meş'in kızı babasına:
-Bu gece olmasa da yarın sabah konuşur seninle dediyse de adamın öfkesi dinmedi:
-Eğer bu gece benimle konuşmazsa benden kesin boş olsun dedi.
Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti konuşmamakta direndi.Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A'meş'in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A'meş karısıyla olan hadiseyi anlattı dert yandı:
-Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.
Ebu Hanife:
-Üzme kendini. Allah'ın izniyle bir care bulunur dedi.
Ebu Hanife A'meş'in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi. A'meş de evine dönüp ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A'meş'in hanımı sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:
-Oh be! dedi. Senden kurtuldum kötü huylu herif!
A'meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:
-Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden Allah razı olsun.
BERKİTO isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28.01.08, 20:45   #4
Standart


Dul Kadın ve Yahudinin İmanı


Bir bayram arefesinde dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi:

- Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan diyerek kovdu.

Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız melül- mahzun oradan ayrılıp giderken hacının karşısında aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi o fakirin ızdırabını anladı .

- Nedir hanım hacı size niçin bağırdı? diye sordu.

İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine :

- O benim büyüğümdür. Döver de kovar da sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi.

Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp ne isterse almasını kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler kuşandılar ve kadın Yahudiye :

- Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin giblerden dua etti yanındaki masum çocuk da anasının duasına amin dedi. Şen şakarak oradan ayrılıp gittiler.

Dul ve yetimi dükkanından kovan hacı o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendis cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki köşkün kapısında kendisnin ismi yazılı idi. <<Demek ki burası bana ait>> diyerek köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi olarak bekleyen melekler hacıyı içeri almadılar.

- Giremezsin hacı dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler.

Hacı durdu :

- Niye giremiyorum bu köşk benim değil mi? diye sordu.

Melekler cevap verdiler :

- Düne kadar senindi ama maalesef dün sizden başkasına devredildi. Daha henüz kapısının üzerrindeki tabelâ da sçkülmemiş yakında sökerler dediler.

Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan içinde uyandı ki yatakta yatıyor : <<Eyvah ben ne yaptım ... Dün çocuklara iyilik etmemekle hata ettim demek ki benden sonra onları yahudi Avram efendi giydirmişti. Köşkü kaçırdık>> dedi.

Sabah olunca doğru yahudi Avram efendinin dükkanına gitti. Selam hoş - beşten sonra:

- Avram efendi dünkü dul kadına sen kaç liralık elbise verdiysenonların parasını sana ben vereceğim dedi.

Yahudi bir altın değerinde elbise verdiğni söyledi.

Hacı :

- Madem o kadarmış al sana onun iki misli dedi.

Fakat Avram olmaz dedi. Hacı değerini yükseltti hacı yükselttikçe yahudi olmaz diyor yahudi kabul etmedikçe hacı vermek istediği parayı artırıyordu. Hacı yüz altın ikiyüz altın vermeğe başladı ama artık Avram'ın da sabrı taşmıştı.

- Olmaz hacı olmaz o köşk yüz altınla bin altınla satın alınmaz... O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm ve işte müslüman oldum. o köşk düne kadar senindi sen daha evvel yaptığın hayır - hasenatla o kçşkü yaptırmıştın ama dün bana sattın. Ben onu tekrar sana satmaya niyetli değilim. Sen artık bundan sonra kapına geleni boş çevirmede Cennette kendine başka saraylar yaptır. Allah'ın mülkü geniştri dedi.

Yahudiden de bu cevabı alan hacı bir daha kapısına geleni boş çevirmeyceğine dair kendi kendine söz vererek oradan ayrılığ gitti. Ama köş de elden gitti. Allah yardımcısı olsun.
BERKİTO isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28.01.08, 20:46   #5
Standart


DUÂ AYNI DUÂ AMA OKUYAN AĞIZ...




Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

'Fakirin biri bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir ihtiyaçlarını arz eder:

' Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim ne olur bana biraz yardımda bulunun der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

' Al der fakire. İhtiyacını karşıla!

Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

' Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

' Kur'ân-ı Kerîm Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur okur okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

' Ben de okudum ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker mahcup bir edâ ile cevap verir:

' Ne yapayım der. Duâ aynı duâ; ama okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz
BERKİTO isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla


Bu konuyu aşağıdaki sitelere kaydet

Etiketler
hikayeler, dini


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Konu açma yetkiniz yok
Mesaj yazma yetkiniz yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesajlarınızı değiştirme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Tüm dini programlar sepeti(Dini Programlar AIO) hektor__ PC-Program 2 10.06.08 17:33
Temel Dini Blgiler BERKİTO İslamiyet 0 24.01.08 19:26
Yakarış!!(dini şiir) Rebel Angel İslamiyet 4 21.07.07 22:10
yalvar güzel ALLAH' a((dini şiir..)) Rebel Angel İslamiyet 2 13.07.07 00:04
Dini Açıklamalarıyla Bilim MAkaleleri.. SЧSTЄM Teknoloji Haberleri 0 09.07.07 13:28


Forum Zaman Ayarları GMT +2 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 10:02 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
HarbiForum; Haybeden Değil , Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2008
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.