| |
| |||||
| Kayıt ol | Arama | Bugünki Mesajlar |
| 26.01.08, 10:46 | #1 |
| | Hatırlanması Gereken Ayetler....! Rabbımız, Al-i İmran Suresi 31.Ayet-i Kerime'de şöyle buyuruyor: "Habibim Ahmed, Rasulûm yâ Muhammed de ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyunuz ki; ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir." Hadis-i Şerif'te de: "Bir defa bana salavât gönderene, Cenab-ı ALLAH on defa rahmet eder." Tek bir salavat okuyacağız, Hâlık-ı Zülcelâl on defa rahmet edecek. Niçin böyle? Peygamberimiz çok büyük olduğundan, ALLAH yanında çok sevgili olduğundan Rasullullah (s.a.v.)'i memnun edenlerden ALLAH da memnun oluyor. Galip Efendi şöyle vasfediyor Peygamberimizi: Hutben okunur minber-i iklim-i bekâda Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda Gülbank-ı kudûmun çalınır arş-ı Hüdâda Esmâ-ı şerifin anılır arz u semâda Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim Hak'tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim. Molla Câmî de: "Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış gördüm. Gül bahçesinden Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kokusu geliyordu. Güneş onun yüzünü, gece saçlarını vasfeder", diyerek duygularını ifade ediyor. ALLAH'ımız, Peygamberimiz için gözlerimizi, burunlarımızı açsın da görebilelim; kokusunu hissedebilelim. Kulaklarımızı açsın da O'nun kemâlâtını dinleyebilelim. Abdulvahab-i Şarânî, Envâr-ı Kutbiyyesi'nde Salavât-ı Şerife okumanın on tane faydasını şöyle kaydediyor: 1- Salavât okumak, hataların affına, derecelerin ref'ine (yükselmesine), amellerin kabulüne sebep olur. 2- Dünya ve ahiret âfetlerine karşı gelir, mânî olur. Kıyamet günü o kimsenin imanına Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.) şehâdet eder. "Şahidin benim ya Rabbi! Bu kulun, bu ümmetim imanlıdır. Bana salavât okumuştu", der. 3- Kul hakkı dışında bütün günahların bağışlanmasına ve Şefaat-ı Nebeviyye'ye vesile olur. 4- ALLAHu Teâlâ'nın gazabından, azâbından emin olarak, Rahmet-i Hakk'a mazhar olur. Güneşin bir mızrak boyu inip, beyinlerin kaynadığı mahşer gününde arşın gölgesinde gölgelenir. 5- Salavât okuyanın mizanda sevabı ağır gelir. Peygamberimizin Kevser havzından kana kana içer. 6- Daha dünyada iken cennetteki makamını görür. Ahirete intikali anında cennetteki makamı gösterilir. 7- Salavât okumak, ALLAH indinde ibadetlerin en makbullerindendir. Rasulullah sevgisi gönüllerimizin gıdasıdır. Sadece insanlar değil, bütün yaratılmışlar O'na hayrandır. Rivayete göre, gök ile yer iddiaya girdiler. Gökyüzü dedi ki: "Yağmur bizden iner, Dünyayı aydınlatan güneş, meyvelerin rengini veren yıldızlar, lezzetini veren ay bizdedir. Hiç günah işlemeyen melekler bizde, Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail bizde; Beytü'l Mâmur, Arş-ı Azâm, Levh ü Kalem, Sidretü'l-Müntehâ hepsi bizde; ben üstünüm", dedi. Yeryüzü mahsun olunca, ilham yoluyla şöyle söyletildi: "Ey gökyüzü, senin yaratılmana vesile olan iki cihan güneşi Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) de bizde doğacak, bizde büyüyecek ve bizim toprağımızda, Medine-i Tahire'de yatacak." Bunun üzerine gökyüzü ağladı ve yâ Rabbî, Habibim, eğer sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım dediğin Rasûlün ne olur beni de şereflendirsin. Miracın sebeplerinden biri de budur denir. ALLAH, Peygamberimizden ayırmasın bizi. Şairin biri diyor ki: Bütün ağaçlar kalem olsa, bütün denizler mürekkep olsa, yer gök kağıt olsa Hz.Peygamber (s.a.v.)'in vasfını bitiremezler. ALLAH O'nu kendi nurundan yaratmış. Bir toplantının sonunda salavât-ı şerife getirmek adabdandır. Ayet-i Celilede: "Şüphesiz ki iyilikler, kötülükleri yok eder" buyurulur. 8- Salavât, meclisleri nurlandırır, fakirlik ve sıkıntıların yok olmasına sebeptir. Çok salavât okuyanın ehl-i cennet olduğu kesin gibidir. 9- Salavâta devam eden kimse, mahşer gününde Peygamberimize en yakın olacak kişidir. Çünkü salavât, sevginin işaretidir ve sevdiği ile beraberdir. 10- Salavât okumak kalpten pası siler. Münafıklığı, şâkiliği temizler. Bütün mü'minlerin kalbinde o kimseye karşı muhabbet tecelli eder. Ve devam edilirse Fahr-i Kâinat Efendimizi evvela rüyada, sonra açıktan görmeye vesile olur. İmam-ı Şarânî Hazretleri: "Her gün Peygamber Efendimizle kabrinin üzerine elimi koyarak konuşmazsam kendimi ricâl-i mü'minînden saymam", diyor. Yıllarca bize Peygamberimizi unutturmaya çalıştılar. Onun için Peygamber Efendimizi anlatmamız lazım. Çokça salavât okuyarak gönlümüze O'nun muhabbetini yerleştirmemiz lazım. Rabbımız dünyada, ahirette Peygamberimizden ayırmasın bizi. Hamd olsun alemlerin Rabbi olan ALLAH'a. |
| 26.01.08, 10:46 | #2 |
| | Anne Baba İSRÂ 23 –Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle. 24 – Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: “Ya Rabbî, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur!” ------------ LOKMAN 14 –Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: “Hem Bana, hem de annene babana şükret! unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” -------------- AHKÂF 15 –Biz insana, anne ve babasına güzel muamele etmesini emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet insan, gücünü kuvvetini bulup daha sonra kırk yaşına girince “Ya Rabbî!” der, “Gerek bana, gerek anneme babama lütfettiğin nimetlerine şükür yoluna beni sevket. Senin razı olacağın makbul ve güzel iş yapmaya beni yönelt ve bana salih, dine bağlı, makbul nesil nasib eyle! Rabbim! Senin kapına döndüm, ben sana teslim olanlardanım |
| 26.01.08, 10:47 | #3 |
| | Cennet-Cehennem NÂZİÂT 37 – Artık kim azdıysa, 38 – Âhireti unutup dünya zevkini tercih ettiyse, 39 – Onun varacağı yer, olsa olsa cehennemdir! 40 – Ama kim Rabbinin divanında durmaktan korkarsa, ve nefsini heva ve hevese uymaktan dizginlerse, 41 – Onun varacağı yer de olsa olsa cennettir --- YûNUS 26 – İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara en güzel mükâfat yani cennet ile daha da fazlası (olarak Allah’ın cemalini görmek) var. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet! İşte onlar cennetliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır --- MÜ’MİNûN 104 – Orada yüzlerini alevler yalar da, ateş dudaklarını yaktığında, dişleri açıkta kalıverir. --- TûR 17 – Müttakiler ise cennetlerde nimet içindedirler. 18 – Rab’lerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rab’leri onları yakıcı ateşin azabından korumuştur. 19-20 – Ve onlara denilir ki: “Dünyada yaptığınız güzel davranışlardan ötürü: Yiyin, için, afiyetler olsun!” Onlar sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Kendilerine temiz ve güzel hurileri de eş yaparız. [37,44] 21 – Kendileri iman edip zürriyetleri de iman ile kendilerinin izinden gidenlerin nesillerini de kendilerine kavuştururuz. Onların emeklerinden hiçbir şeyin mükâfatını eksiltmeyiz. Onlardan her biri kazandığı güzel neticeleri ile daimdir. [74,38-40; 13,23] Verdiğimiz mâna Ebu’s-suûd’un tercihidir. Müfessirlerin çoğu ise şöyle derler: “Her nefis, kazançları karşılığında bir rehindir.” Allah’ın insana bahşettiği sıhhat, mal, mülk, kabiliyetler âdeta O’nun kullarına verdiği borç durumundadır. Borçlunun teminatı ise kişinin nefsidir. Kim bu nimetleri meşrû şekilde kullanıp sevap kazanarak borcunu öderse rehin olan nefsini kurtaracak, aksi halde mahpus kalacaktır. 22 – Onlara canlarının istediği meyve ve et çeşitlerinden bol bol veririz. [56,20-21] {KM, Matta 8,11; Luka 13,29; Vahiy 19,9} 23 – Onlar orada meşrubat dolu kadehleri elden ele dolaştırırlar. Bunları içmede ne saçma sapan konuşma olur, ne de günaha girilir. 24 – Etraflarında kendi hizmetlerine tahsis edilmiş, sedef içinde saklı inci gibi pırıl pırıl civanlar dolaşır. 25 – Birbirlerinin yanına gelip şöyle sorup sohbet etmeye başlarlar. 26-27 – Biz dünyada, ailemiz içinde iken sonumuzdan endişe ederdik. Ama şükürler olsun ki Allah bize lütfetti ve bizi, o kavuran ateşten korudu. Semûm: çok sıcak rüzgâr anlamına gelip cehennemden yükselecek olan yakıcı alevlerin sıcak rüzgârı, vücudun içine işleyen alev mânasına gelir. 28 – Çünkü biz daha önce Allah’a dua ve ibadet eder, bizi ateşten korumasını niyaz ederdik. Gerçekten O, berr’dir, rahîmdir (hayırların kaynağıdır, merhamet ve ihsanı boldur). --- ENBİYÂ47 – Biz kıyamet gününe mahsus, öyle doğru ve hassas teraziler koyacağız ki hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık edilmez. Hardal tanesi ağırlığınca da olsa, yapılan iyi veya kötü işi oraya getirip tartarız. Hesap görücü olarak Biz fazlasıyla yeteriz. --- 28 – Dalbastı kirazlar, 29 – Dolgun salkımlı muzlar, 30 – Yayılmış gölgeler... 31 – Şırıl şırıl akan sular... 32-33 – Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler. 34-35 – Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik. Yepyeni yaratılışa mazhar olanlar, bir hadis-i şerife göre, dünyada kocakarı olarak vefat etmiş olan eşlerdir. Yaşlı bir kadın Peygamber Efendimize: “Ya Resulallah, beni cennete yerleştirmesi için Allah’a dua eder misin?” dedi. O: “İhtiyarlar cennete giremez!” buyurunca kadın ağlayarak huzurundan ayrıldı. Az sonra Efendimiz: “Ona söyleyin ki cennete, bu yaşlı haliyle giremez. Zira Allah Teâla: “Biz, o eşleri yepyeni bir yaratılışla yarattık (...) buyurur.” --- ENBİYÂ 46 –Eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti bile dokunsa: “Eyvah, yazıklar olsun bize, biz gerçekten kendimizi bu azaba müstahak etmekle kendimize zulmetmişiz!” derler --- TAHRîM 6 – Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailenizi yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun! Onun başında heybetli, sert ve şiddetli melekler olup onlar asla Allah’a isyan etmez ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler. --- RA’D23-24 – O güzel âkıbet Adn cennetleri olup, onlar babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi olanlarla birlikte o cennetlere girerler. Öyle ki melekler de her kapıdan yanlarına varıp: “Sabretmenize karşılık size selamlar, selametler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu!” diyecekler. |
| 26.01.08, 10:47 | #4 |
| | MAİDE 9- Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.10- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler. NİSA57- İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. GÂŞİYE 1 – Gâşiye’nin, dehşeti her tarafı saracak olan o felâketin mahiyeti hakkında elbet sen de bilgi sahibi oldun. 2 – Yüzler vardır o gün yere eğilmiştir, zelildir. 3 – Yorgundur, bitkin mi bitkindir! 4 – Kızgın ateşe girerler. 5 – Susayınca kaynar su kaynayan bir çeşmeden içerler. 6 – Yiyecekleri sadece bir dikenden ibarettir. 7 – Bu diken ne besleyicidir, ne de açlığı giderir. 8 – Ama yüzler vardır, o gün mutludur, 9 – Emeklerinin neticesini almadan ötürü gayet memnundur. 10 – Pek üstün ve pek muteber bir cennettedir. 11 – Orada hiç boş söz işitmezler. 12 – Orada akan berrak pınarlar... 13 – Orada üstün, kıymetli tahtlar... 14 – Hazırlanmış kadehler... 15 – Dizilmiş koltuklar, yastıklar... 16 – Yayılmış halılar ve döşemeler... NİSA173- İnanıp güzel işler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır. NİSA124- Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar. SÂFFÂT 43-47 – Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. 48-49 – Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır. 50 – Birbirleriyle sohbete girerler. 51-53 – Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli “Sen de mi,” derdi, “bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?” 54-57 – “Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” dedi. Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında buldu. “Vallahi,” dedi “nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” 58-61 – Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!” 62-65 – “Şimdi iyi düşünün.” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri: sanki şeytanların başları!” 66 – İşte o zalimler bunları yer ve karınlarını tıka basa doldururlar. 67 – Zakkum yemeğinin üstüne, barsakları parçalayan irin karışık kaynar su içerler. |
| 26.01.08, 10:47 | #5 |
| | DUHÂN 51-57 –Müttakiler güvenli bir makamdadırlar: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giymiş olarak karşılıklı otururlar. Hem Biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. Onlar canlarının çektiği her meyveden rahatlıkla isterler. İlk ölüm dışında artık orada ölüm tatmazlar. Allah kendilerini, tarafından bir lütuf eseri olarak cehennem azabından korur. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur. KEHF 30 – İman edip güzel ve yararlı işler yapanlara gelince, şu bir gerçek ki Biz güzel iş yapanların işlerini asla zayi etmeyiz. 31 – İşte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak kendilerine altın bilezikler takılacak, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler. Tahtlara kurulacaklar. Ne güzel mükâfattır bunlar ve ne güzel bir meskendir o cennet! ANKEBÛT 58 – İman edip güzel ve makbul işler yapanları, cennetin yüksek köşklerine yerleştireceğiz. İçinden ırmaklar akan o cennetlere, onlar devamlı kalmak üzere gireceklerdir. İyi iş yapanların mükâfatları ne güzel! 59 –Onlar, sabreden ve yalnız Rab’lerine dayanıp güvenen müminlerdir. HİCR 46 – “Esenlikle, emin olarak girin oraya” (denir onlara). 47 – Onların kalplerindeki kini söküp çıkarmışızdır. Dost ve kardeş olarak, divanlar üzerinde karşı karşıya otururlar. 48 – Orada kendilerine hiç bir zahmet ve meşakkat dokunmaz, oradan hiç çıkarılmazlar |
| 26.01.08, 10:48 | #6 |
| | Dua A’RÂF55 –Rabbinize için için yalvararak, başka nazarlardan uzak, gizlice dua edin. Gerçekten O, haddi aşanları hiç sevmez. ŞûRÂ 26 – Hem iman edip makbul ve güzel işler yapanların dualarına karşılık verir, hatta lütuf ve ihsanından onların ödüllerini artırır. Kâfirlere ise şiddetli bir azap vardır. FURKAN 77 –De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki? MÜ’MİN 60 – Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira Bana ibadet, yani dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir.” MÜ’MİNûN 118 –Öyleyse ey Resulüm ve ey mümin! Sen şöyle dua et: “Ya Rabbî, Sen bizi affet, Sen bize merhamet et. Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin Sen!” |
| 26.01.08, 10:48 | #7 |
| | Dünya 2189 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)'ın Adbâ adında bir devesi vardır. Bu bütün yarışları kazanırdı. Bir gün binek devesi üzerinde bir bedevi geldi ve yarışta Adbâ'yı geçti. Bu durum Ashâb'ın ağrına gitti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), üzüntülerini yüzlerinden okuyunca şu açıklamayı yaptı: "Yeryüzünde, yükselttiği herşeyi arkadan alçaltmak Allah üzerine bir haktır." Buhârî, Cihâd 59, Rikâk 38; Ebü Dâvud, Edeb 9, (4802); Nesâî, Hayl 14, (6, 227). 5817 - Hz. Enes radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a soruldu: "Mü'minlerden hangisi efdal (enfaziletli)dir?" "Ahlakça en güzelleridir!" cevabını verdi. Tekrar soruldu: "Pekiyi, mu'minlerden hangisi en akıllıdır?" "Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İste akıllılar bunlardır." 5335 - Seddad Ibnu Evs radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de, nefsini hevesinin peşine takan ve Allah'tan temennide bulunan kimsedir." Tirmizi, Kiyamet 26, (2461). 1947 - Katade Ibnu Nu'man (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi." Tirmizi, Tibb 1, (2037). 4487 - Rezin şunu ilave etmiştir: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atılması için emir verilir. Giderken, (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlar, onu tanır ve ona: "Benim için şefaat etmeyecek misin?" der. Adam: "Sen de kimsin?" diye sorunca: "Ben sana falan falan gün su içirmedim mi?" der. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun lehinde şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider." Tirmizi, Kıyamet 11, (2437). 1653 - Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belanızı defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz." Ebu Zerr (radıyallâhu anh) ilâve etti:"Keşke sökülen bir ağaç olsaydım." Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190). |
| 26.01.08, 10:49 | #8 |
| | Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: " Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, kelebekler ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz" Buhârî, Rikâk 26, Enbiya 40; Müslim, Fezâil 17, (2284); Tirmizî, Emsâl 7, (2877). 1945 - İbnu Mes'ud (radiyalllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'in yanına girmiştir. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. "Ey Allah’ın Resulü dedim, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karsı sizi korusa!" "Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misalim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir." Tirmizi, Zuhd 44, (2378). 1942 - Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Dünya mel'undur, içindekiler de mel'undur, ancak zikrullah ve zikrullah'a yardımcı olanlarla alim veya muteallim hariç." Tirnizi, Zuhd 14, (2323); Ibnu Mace, Zuhd 3, (4112). 5337 - Hz. Huzeyfe radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır. Kadın, şeytanın oltasıdır, dünya sevgisi her çeşit hatanın başıdır." 1941 - Yine Ebü Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatü vesselâm) buyurdular ki: ‘Dünya tatlı ve hoştur. AIIah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Beni İsrail'in iIk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır." Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizi, Fiten 26, (2192); İbnu Mâce, Fiten 19, (4000). 7209 - Sehl Ibnu Sa'd radiyallahu anh anlatıyor: "Biz (hacc sırasında) Zulhuleyfe'de Resulullah aleyhissalatu vesselam ile beraberdik. O, birden şişkinlikten ayağı havaya kalkmış bir davar ölüsüyle karsılaştı. Bunun üzerine: "Şu laşenin, sahibine ne kadar değersiz olduğunu görüyor musunuz? Nefsimi elinde tutan Zat-i Zulcelal'e yemin olsun, şu dünya, Allah yanında, bunun sahibi yanındaki değersizliğinden daha değersizdir. Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, kafire ondan ebediyen tek damla su içirmezdi" buyurdular." |
| 26.01.08, 10:49 | #9 |
| | 7265 - Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsaydı bir uçuncusunu isterdi. Onun nefsini ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder." 398 - İbnu Mes'ud (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir keresinde, "Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat: "Ey Allah’ın Resulü içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine: "Öyleyse şunu bilin: Kişinin gerçek mali hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malidir." Buhari, Rikak 12; Nesai, Vesaya 1, (6, 237-238). 5022 - İbnu Abbas radiyallahu anhuma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam: "Sizler Allah'a yalınayak, bedenleriniz çıplak haşr olunacaksınız!" buyurdular." 7264 - Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İhtiyar kimsenin kalbi iki şeyin sevgisinde daima gençtir: "Hayat sevgisi, çok mal sevgisi." 396 - Abdullah İbnu's-Sihhir (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah Bana: "İnsanoğlu malım malım der. Halbuki ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden başka kendisinin olan neyi var? Gerisini ölümle terk eder ve insanlara bırakır." Muslim, Zuhd 3, 4, (2958); Nesai, Vesaya 1 (6, 238); Tirmizi, Tefsir, Tekasur, (3351). 638 - Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karsı hırs ve hayata karsı hırs". (Buhari, Rikak 5; Muslim, Zekat 115, (1047); Tirmizi, Zuhd 28. (2340), : Ibnu Mace, Zuhd 27, (4234). 1640 - hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ademoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Ademoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenleri affeder." Buhari, Rikak 10; Muslim, Rikak 116, (1048); Tirmizi, Zuhd 27, (2338). |
| 26.01.08, 10:50 | #10 |
| | 1639 - Ka'b Ibnu Malik (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resululullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir." Tirmizi, Zuhd, 43, (2377). Manası sudur: Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesada ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hasıl edecekleri zarar gibi... 5033 - Ebu Berse radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kıyamet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılamaz: -Ömrünü nerede harcadığından, -Ne amelde bulunduğundan, -Malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından, -Vücudunu nerede çürüttüğünden." Tirmizi, Kıyamet 1, (2419). 5034 - Ebu Sa'id ve Ebu Hureyre radiyallahu anhuma anlatıyorlar: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kıyamet günü kul (hesap vermek üzere huzur-u ilahiye) getirilir. Allah Teala Hazretleri: "Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana hayvanları ve ekimi musahhar kılmadım mi? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere serbest bırakmadım mi? Acaba, benimle bugünkü Şu karsılaşmanı hiç düşündün mü?" diye soracak. Kul da: "Hayır" diyecek. Allah Teali Hazretleri: "Öyleyse bu gün ben de seni unutacağım, tıpkı senin (dünyada) beni unuttuğun gibi!" buyuracak." Tirmizi, Kiyamet 7, (2430). 5465 - Yine Hz. Enes radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Ölüyü, (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle baki kalır." Buharı, Rikak 42; Muslim, Zuhd 5, (2960); Tirmizi, Zuhd 46, (2380). İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. 4219 - Hz. Cabir radiyallahu anh anlatıyor: "Uhud günü bir adam Resulullah aleyhissalatu vesselam'a sordu: "Öldürülecek olsam, nereye gideceğim Ey Allah’ın Resulü?" "Cennete!" cevabini alınca elindeki hurmaları fırlatıp attı. (Kafirlerin içine dalıp) öldürülünceye kadar savaştı." Buhari, Megazi 17; Muslim, imaret 143, (1899); Nesai, Cihad 31, (6, 33) |
| Cevap Yaz |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Her Türk'te olması Gereken TeMA!.. | SЧSTЄM | Atıl Forum | 15 | 16.04.08 20:11 |
| Köylüler, Ölen Yakınlarının Hatırlanması için Yol Kenarına Tabela Dikti | ibiramcan | Güncel Haberler | 0 | 12.07.07 18:20 |
| Türkiye'de görülmesi gereken 101 yer | KabusTeam | Turizm | 1 | 11.07.07 19:44 |
| herkesin bilmesi gereken sey!!! | green_eyes | İslamiyet | 1 | 11.07.07 19:06 |
| kıyamet ile ilgili ayetler | green_eyes | İslamiyet | 2 | 11.07.07 11:47 |
