| |
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 |
| | FELSEFİ DÜŞÜNCE AKIMLARI Bu başlıkta Felsefeyi var eden akımları anlatmaya çalışacağız. Konu Dizini: #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] ANALİTİK FELSEFE #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] DİN FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] DENEYCİLİK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] DEVLET FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] DOĞA FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] ELEŞTİREL FELSEFE #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] ENTÜİSYONİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] FRANKFURT OKULU #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] FEMİNİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] FENOMENOLOJİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] HRİSTİYANLIK FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] İDEALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] İSLÂM FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] KUŞKUCULUK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] KYNİKLER (KELBİLER) OKULU #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] LİBERALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] MARKSİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] MATERYALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] NİHİLİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] NİETZSCHECİLİK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] OLGUCULUK (POZİTİVİZM) #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] PRAGMATİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] PİSAGORCULUK (PYTHAGORASÇILIK) #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] POSTYAPISALCILIK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] RASYONALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] REALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SEZGİCİLİK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SOSYALİZM #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SPOR FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] TARİH FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] STOA OKULU #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SEPTİKLER #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SİYASET FELSEFESİ #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SOFİSTLER #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] SKOLASTİK FELSEFE #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] VAR OLUŞÇULUK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] YAPISALCILIK #[Linkleri kayitli üyeler görebilir. Kayit olmak için Tıklayin...] HERMENEUTIK ANALİTİK FELSEFE Analitik felsefe pozitivizmin 20. yüzyılda çağdaş bir görünüm almış şeklidir. Neo-pozitivizm ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Bu yaklaşıma göre felsefe; varlık değer ve tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Bu felsefe anlayışına göre bilime dayanan bilgi doğru bilgidir. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için de bilginin analizi gerekir. Bu amaçla bilimin kullandığı önermelerin kuruluşu ve yapısı incelenir. Bu da dil analizidir.Analitik felsefeye göre felsefede ortaya çıkan sorunlardan birisi bulanık mantıksal çıkarımlar; diğeri değişik anlamları olan sözcüklerin bir birine karıştırılmasıdır. Bu nedenlerden kaynaklanan sorunları çözmek için de bulanık mantıksal çıkarımlar yerine açık-seçik mantıksal çıkarımlar oluşturmak ve tek anlamlı sözcüklerden oluşan yapay bir dil sistemini kurmak gerekir. Bu akımın başlıca temsilcileri; Ludwig Witgenstein Moritz Schlick Rudolf Carnap ve Hans Reichenbach’tır.L. Witgenstein (1889-1951): Witgenstein dili kullanmanın ve dili anlamanın insanları sıradan şeylerden ayıran en önemli özellik olduğunu belirtir. Ona göre dil dünyayı resmetmek suretiyle temsil eder. Bu yüzden önermeler olguların tasvirleri ve olguların resimleridir. Öte yandan önermeler düşüncelerin dile gelmeleridir.Filozof daha sonra bu dil anlayışını değiştirerek başka bir dil görüşü geliştirmiştir. Bu yeni dil anlayışı ile dile doğal bir insan fenomeni toplumsal bir fenomen (birden fazla insanın benimsediği kuralların varlığı ile işleyebilen bir fenomen) olarak yaklaşmıştır. Ona göre felsefe sayılıp dökülecek bir öğreti bütünü değil bir faaliyettir. Filozofa düşen felsefik kuramlar geliştirmek değil dilin nasıl kullanıldığını göstermektir.Analitik felsefe dil analizi eleştirisi yoluyla felsefi problemleri doğrularken onları “anlamsız” ve “anlamlı” olarak bir ayırıma tutar. Metafiziğin konusuna giren problemler anlamsız ve sözde problemlerdir. Tek tek bilimlerin çözebileceği problemler de ilgili bilim dallarını ilgilendirir. Bu durumda felsefeye sadece mantık ve bilgi kuramı kalır.Böylece felsefe araştırmaları sınırlandırılmış olur.Felsefede mantıksal dil çözümlemeleriyle doğrulanabilen önermeler anlamlı olarak kabul edilir. Böylece felsefenin konusu gerçek ya da düşünsel nesneler olmaktan çıkar bilimsel önermelere ve kavramlara indirgenmiş olur.Frege: Wismar'da doğdu. 1869'da Jena Üniversitesi'nde öğrenime başladı ve iki yıl sonra 1873'te Felsefe Doktoru unvanını aldığı Göttingen'e taşındı. İki yıl sonra Jena'ya döndü ve matematik dersleri vermeye başladı. Matematik alanında 1879'da doçent ve 1896'da profesör oldu. 1925'de Bad Kleinen'de öldü.Aristo'dan sonraki zamanların en büyük mantıkçısı kabul edilir. 1879'da yayınladığı devrim niteliğindeki Begriffsschrift veya Kavram Yazısı Aristo'dan beri nüfuzunda bir değişiklik olmayan eski Terim Mantığı'nın yerini alarak mantığın tarihinde yeni bir dönemi haber veriyordu. Begriffsschrift bugün matematiğin her alanında kullanılan nicelikleme gibi Orta Çağ'ın Çoklu Genelleme Problemi'ne çözüm getiren kavramlar ve fonksiyon ve değişkenlerin açık bir şekilde konumlandırılması gibi özellikleriyle temelleri sarstı.Frege Önermeler Mantığı ve kendi icadı Yüklem Mantığı'nın aksiyomatikleştirilmesini oluşturan kişidir. Bertrand Russell'ın Tarifler Teorisi ve Russell ile Alfred North Whitehead'in Principia Mathematica 'sı için son derece temel bir kavram olan nicelikleme de yine Frege'ye aittir. Çalışmaları kendi döneminde geniş ölçüde tanınmamış ve fikirleri özellikle Giuseppe Peano ve Russell gibi etkilediği insanlar aracılığıyla yayılmıştır. Ludwig Wittgenstein ve Edmund Husserl da felsefî açıdan etkilediği kaydadeğer insanlardır.Frege en temelinde önerme'nin fonksiyon-argüman analizi özel isimlerin anlam ve gönderim tefriki kavram ve nesne tefriki ve bağlam prensibinin geliştirilmesi bulunan Lisan Felsefesi'ne yaptığı derin sistematik katkılarla Analitik Felsefe'nin kurucularından sayılır. Edmund Husserl ve Max Schröder gibi zamanının önde gelen bir çok mantıkçı ve felsefecisiyle yazışmıştır.Frege mantıkçılığın -- matematiğin mantığa indirgenebileceği düşüncesinin önde gelen ilk savunucusudur. Grundgesetze der Arithmetik isimli çalışmasında aritmetiğin kanunlarını mantıktan çıkarmaya tevessül eder. (Masraflarını kendi karşıladığı) ilk cildi yayınladığında Russell ismiyle anılan paradoksu keşfetmiş ve Grundgesetzenin aksiyomlarının bu çelişkiye yol açtığını ifade etmiştir. Frege bu paradoksun varlığını kabul edip kitabın ikinci cildinin ek kısmında bu soruna yol açtığını düşündüğü aksiyomu belirtmişse de aksiyomlarında tatmin edici bir değişikliğe gidememiştir. Russell ve John Von Neumann'ın sonraki çalışmalarında bu problemin nasıl çözümleneceği yer almıştır.Buna ve Russell'ın Frege'ye olan övgüsündeki cömertliğe karşın yaşamı boyunca üne kavuşmamış ve --Tractatus ve Felsefî Soruşturmalar'da fikirleri Frege'nin mantık ve dil alanındaki kavramları etrafında dönen-- Ludwig Wittgenstein üzerindeki etkisi olmasa bir filozof olarak değerinin hiç bir zaman anlaşılmayabileceği düşünülmüştür.Frege üzerindeki önemli otoriteler arasında Michael Dummett Günther Patzig Hans Sluga Terence Parsons ve Vincent Riolo sayılabilir. |
|
| | #2 |
| | BİLGİ FELSEFESİ Bilgi Felsefesinin Konusu: Akıl ve sezgi gibi yetiler gerçekten insan zihninde var mıdır? Varsa görünüşlerin ötesinde kalan varlığı bilmemizi sağlayabilirler mi? türünden sorular bilgi felsefesinin konusunu oluşturur.Bilgi kuramı (Epistemoloji) : Bilgi kuramı bilginin ne olduğunu hangi yolla elde edildiğini amacını araştırı. Bir yandan bilginin özünü ilkelerini kökenini yapısını kaynağını araştırır diğer yandan bilginin yöntemini geçerliliğini koşullarını olanak ve sınırlarını sorgular.Bilgi kuramının temel kavramları: Doğruluk : Doğruluk bilginin bilgisi edinilen şeyle tam uygunluğunu dile getirir. Buna göre doğruluk; algılar kavramlar ve bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur.Gerçeklik (Realite) : Varlığın varoluş tarzıdır. Bilinçten bağımsız olarak var olandır.Temellendirme : Ortaya atılan bir soru ya da ileri sürülen bir sav için dayanak gerekçe temel bulma işidir.Bilgi kuramının temel soruları : Bilgi nedir? Kaç türlü bilgi vardır? Bilgi edinmenin amacı nedir? Bilgi edinme sürecinin ilkeleri nelerdir? Hakkında bilgi edinilen nesne ile bilgi edinen özne arasında ne gibi bir ilişki vardır? Kaç çeşit bilgi edinme yolu vardır? Mantık : Düşüncenin temel yasalarını (özdeşlik çelişmezlik yeter neden ilkesi gibi) saptar; doğrunun ölçütlerini arar.Bilgi Kuramının Temel problemi Doğru bilginin imkansızlığı : İnsan aklının (ya da yetilerinin) gerçeği bilemeyeceğini herkes için genel geçer bilginin imkansız olduğunu ileri süren görüşlerdir.Sofistler : İnsanın doğru bilgiye herkes için geçerli olabilecek bilgiye ulaşılamayacağını bilginin kişiden kişiye değiştiğini ileri süren filozoflardır.Protagoras : "İnsan her şeyin ölçüsüdür." der. Protagoras'a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana değişir. Bir şey bana nasıl görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk üşümeyen için soğuk değildir.Gorgias : Hiçbir şey var değildir. Var olsaydı bile bilinemezdi. Bilinse bile başkalarına aktarılamaz. Sözleriyle bilginin bilinemeyeceğini ileri sürer. Septikler : Herhangi bir konu hakkında doğru ya da yanlış şeklinde yargıda bulunulamayacağını ileri süren görüştür. En önemli temsilcileri Pyrrhon Timon Karneades Arkesilaos'tur.Septiklerin bu görüşleri günlük olaylar ve pratik işlerle ilgili değil felsefi gerçekler ve ilkeler hakkındadır. Septisizm gerçeği bütünüyle inkar etmek değildir. Çünkü inkar da bir yargıdır. Oysa Septikler hiçbir konuda kesin yargıda bulunmazlar.Doğru bilginin imkanı Rasyonalizm : Rasyonalizm bilginin akıl ve onun bir işlevi olan düşünme gücü ile oluştuğunu benimseyen doğru bilginin ölçütünü de duyular da değil akıl da bulan bir öğretidir. Rasyonalizme göre insan aklı birtakım ilkeler ya da yetilerle donatılmıştır. Evreni oluşturan tüm nesneler hakkında kesin bilgi edinmemiz için sadece bu ilkelere uygun bir biçimde mantığımızı kullanmamız yeterlidir.* Sokrates (M.Ö. 469 - 399 ) : Ahlaki doğruların ve erdemlerin bilgisinin insanın ahlaklı olabilmesinin zorunlu koşulu olarak gördüğü bilgidir. Sokrates'e göre bu bilgi doğuştandır yani insan dünyaya bu bilgiyle gelir. Fakat insan bu dünyaya geldiğinde bunları unutmuştur. Bu yüzden bu bilgilerin hatırlanması ve bilinç düzeyine çıkarılması gerekir. Bunun Sokrates maiotik (doğurtma) yöntemi kullanır. * Platon (M.Ö. 427 - 347) : Platon'un bilgi felsefesi varlık görüşüne dayanır. Platon'a göre varlık görünüşler dünyası ve idealar dünyası olmak iki evren vardır. Gerçek bilgi ideaların bilgisidir. İdealar değişmez gözle görülemez duyularla algılanamaz olan varlıklardır. İdealar ancak akıl yoluyla bilinebilir. Bunu da filozoflar yapabilir.* Aristoteles (M.Ö. 384 - 322) : Aristoteles'e göre var olan bir şeyle ilgili olarak gerçek bir bilgiye sahip olabilmek için onun varlığa gelişini sağlayan dört nedenin bilinmesi gerekir. Bunlar; maddi neden formel neden fail neden amaçsal nedendir. Aristoteles'e göre bilimin asıl amacı ve genel anlamı tekili bilmektir. Bunun için yapılması gereken tekil ve tümel arasında bağ kurmak tekili tümelden çıkarmaktır. Aristoteles'e göre akılda bilgi üretme yetisi vardır. Varlığı varlığa getiren genel nitelikler o varlığın kendisindedir içindedir. Masa masadır.* Farabi (870 - 950) : Akılda bir sezgi gücü bulunduğunu insan zihninde doğuştan getirilen düşünceler olduğunu kabul eder. Farabi bilginin üç kaynağı olduğunu söyler. Bunlar duyu akıl ve nazardır. İşte Farabi'nin nazar dediği doğuştan fikirlerdir. Farabi'ye göre ayrıca insan zihninde sezgi adı verilen bir güç vardır. Sezgi apaçık ve kesin bilgiye ulaşma aracıdır.* Descartes (1596 - 1650) : Bilginin kaynağında yalnızca aklın olduğunu ve insan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu savunur.Descartes'a göre insan zihninin iki temel gücü vardır. Bunlar sezgi ve tümdengelimdir. Sezgi zihinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve en yüksek derecede açık olan bir kavrayış faaliyetidir. İnsan sezgi yoluyla bazı şeyleri açık seçik olarak bilir.Tümdengelim ise sezgi yoluyla açık seçik olarak bilinen doğrulardan ve tam bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çıkarmadır.* Hegel (1770 - 1831) : Hegel'e göre insan; varlık hakkında duyuları hiç kullanmaksızın yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bir bilgiye ulaşabilir. Çünkü aklın yasalarıyla varlığın yasaları bir aynıdır. Bunu da "Akla uygun olan gerçek gerçek olan da akla uygundur." şeklinde açıklamıştır. Hegel aklın ve varlığın yasaları konusunda geleneksel mantık ilkelerini reddederek diyalektik yasalar adını verdiği yasalar ortaya koymuştur. Bu yasalara göre varlığın kendini tez-antitez-sentez şeklinde açtığını savunur. (Varlık-yokluk-oluş). Bu aşamanın sonunda Mutlak Ruh vardır. Mutlak ruh gelişim aşamasını tamamlamış ve varlık dünyasını kavramıştır.Ampirizm : Ampirizm bilgimizin kaynağında yalnızca deneyin bulunduğunu söyleyen görüştür. Ampirizme göre insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir. Bu boş levha sonradan deney yoluyla dolar.* Locke (1632 - 1704) : Ampirizmin kurucudur. Locke'a göre tüm düşüncelerimizin ve bilgilerimizin kaynağında deney vardır. Locke iki türlü deney olduğunu söyler. Birincisi dış deney diğeri iç deneydir. Dış deneyde dış dünyadaki varlıklar duyularla denenir. İç deneyde ise insanın kendi zihninde ve ruhunda olup bitenlerin bilincine varılır.Locke'a göre insan zihninde kompleks düşüncelerin ve dolayısıyla bilginin meydana gelmesi için şu yetilere ihtiyaç vardır: Algı bellek ayırt etme karşılaştırma birleştirme ve soyutlama yetileri. Locke üç türlü bilgi kabul eder. - Sezgisel bilgi kendi varlığının bilgisine sahip olmasını sağlar.- Duyusal bilgi dış dünyadaki nesnelerin bilgisine sahip olmayı sağlar.- Tanıtlayıcı bilgi Tanrının varolduğunu kanıtlamayı sağlar.* David Hume (1711 - 1776) : Hume insanın her şeyi algı yoluyla bildiğini söyler. Ona göre algılar iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar; - İzlenimler - İdeler (kavramlar ve düşünceler)Zihinde bulunan her şeyin tüm izlenim kavram ve düşüncelerin temelinde dış dünyanın duyular yoluyla algılanması vardır. Bu algılarda belli özellikler bulunduğu zaman bunlar birbirleriyle birleştirilir.Buna bağlı olarak Hume nedensellik ilkesinin deneyin sonucu olan bir düşünce olması gerektiğini söyler. Yani nedensellik bir zorunluluk değil bizim bir alışkanlığımızdır.Kritisizm : İnsan zihninin güçlerine ve insanın neyi bilip bilemeyeceğine ilişkin bir araştırmadan meydana gelen felsefi yaklaşımdır. Kurucusu Kant'tır. * Immanuel Kant (1724 - 1804) : Felsefede rasyonalizm ve ampirizm akımlarının bir sentezini yapmıştır. Kant'a göre bilgi deneyle başlar fakat deneyle sona ermez. Kant insan zihninde apriori (önsel) bir bilgi olduğunu savunur. Bir kısım bilgi de aposteriori olarak sonradan elde edilir.İnsan bilgi sürecinde pasif olmayıp aktif bir biçimde duyular yoluyla gelen izlenimleri sınıflar kalıplara yerleştirir ve yorumlar. Kant'a göre insan bilgisi sınırlıdır. İnsan zihni nesneleri ve olayları gerçekte oldukları şekliyle bilemez. Nesneler zihnin imkanlarına yapısına ve formlarına göre bilinebilir. İnsan zihni fenomenleri (görüngü) bilebilir.Entüisyonizm : Bilginin doğrudan ve aracısız bir bilme tarzına karşılık gelen sezgi yoluyla elde edilebileceğini savunan görüşe entüisyonizm (sezgicilik) denir. Sezgiye önem veren filozoflar rasyonel bilginin uygulama ve eylem için önem taşıdığını kabul eder. Ancak akla dayanan bilgi nesnelerle kurulan doğrudan ve aracısız temasın sonucunda ortaya çıkan sezgisel bilginin tamlığından ve kesinliğinden yoksundur.* Gazali (1058 - 1111) : Ona göre insan bilgi yolunda duyulardan da akıldan da yararlanabilir ancak bu yetiler insana gerçek varlığın bilgisini veremez.Zira gerçek ve kesin bilgi sezgi yoluyla elde edilir. Bu bilgi türü insan gönlüne yüce ve manevi bir algı olarak iner. Gazali iki göz ya da akıl bulunduğunu savunur. Bunlardan birincisi normal fiziki göz ya da akıldır. İnsan bununla maddi dünyaya yönelir ve birtakım bilgilere ulaşılır.İnsanda bir de kalp gözü vardır. Kalbin kendisi manevi bir töz olduğu için insan onunla yani sezgiyle gerçekleri bütün açıklığıyla kavrar. * Bergson (1859 - 1941) : Ona göre gerçekten varolan durağan madde değil süredir. Başka deyişle gerçeklik hayattır ve bunu yalnızca sezgi kavrayabilir. Bergson'a göre bilmenin birbirlerinden tümüyle farklı olan iki yolu vardır:Bilimlerde geçerli olan analitik yol : Akıl yada zeka yoluyla bilmeye karşılık gelen bu bilme tarzında gerçekliğin maddeden oluştuğu düşünülür. Bilimler varlık alanını parçalara ayırır. Her bilimin araştırdığı alan farklıdır. Bilimler varlığın özüne nüfuz edemez. Varlığın özüne nüfuz eden sezgi : Bergson'a göre sezgi gerçekliğin temelinde yaratıcı yaşam atılımının bulunduğunu yaşayarak anlar. Sezgi gerçekliği yani süreyi yaşamı içten içe duyup yaşayarak kavrar.Pozitivizm : İnsan için bilgide önemli olanın yalnızca olguları araştırmak olduğunu savunan akıma pozitivizm denir. Kurucusu A. Comte'tur. * A. Comte (1798 - 1857) : Comte toplumu bilim yoluyla yeni baştan düzenlemeyi amaçlamıştır. Ona göre düşüncelerdeki anarşinin toplumda karmaşaya yol açtığı bir çağda toplumun kurtuluşunu sağlayacak tek çözüm pozitivizmdir.Comte insan için olumlu ve yapıcı olanın yalnızca olguları gözlemleyerek tasvir etmek olduğunu öne sürer.Analitik Felsefe : Neo pozitivizm yada mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Bu yaklaşıma göre; felsefe varlık değer ve Tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir.* Wittgenstein (1889 - 1951) : Wittgenstein dili çevremizde olup biten bir şey karmaşık insan faaliyetlerinin oluşturduğu bir bütün olarak görmüştür. Bütün felsefe problemlerini bir dil problemine indirgeyen Wittgenstein felsefenin özünde bir kuram değil faaliyet olduğunu söyler.Pragmatizm (Faydacılık) : Doğruyu ve gerçekliği eylemlerin sonuçları değerlendiren ve onlara fayda açısından yaklaşan felsefi akımdır. Bu akıma göre bir düşüncenin değeri o düşüncenin pratik amaçlarına bağlıdır. Savunucuları James ve Dewey'dir.* William James (1842 - 1910) : Bütün kavramlar bilgiler insan yaşamına insan amacına yardımcı oldukları zaman doğrudur. James'e göre "bir düşünce yararlıdır çünkü doğrudur; bir düşünce doğrudur çünkü yararlıdır." Doğru bilginin ölçütü yararlı olmasıdır.* John Dewey (1859 - 1952) : Dewey'e göre kişiye yararlı olan ve ona mutluluk veren düşünceler doğrudur. Ona göre düşünce çevreye uymayı doğadan yararlanmayı ve mutlu olmayı sağlayan bir alettir. Bilimsel yasalar ve kuramlar başarılı olursa yani uygulamada bir işe yararsa iyi ve doğrudur aksi olursa yanlıştır.Fenomenoloji : Kurucusu Edmund Husserl'dir. Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri süren bir görüştür. Bu görüşe göre öz fenomenin içinde vardır ve bilinç onu yakalayabilir. Öz bilgisine varabilmek için önce bütün verilmiş bilgileri parantez içine alıp ortadan kaldırmak yok saymak gerekir. Yani insan günlük yaşamdan edindiği bilgileri önyargıları din bilim vb yolla elde ettiği tüm görüşleri bir tarafa bırakarak onlardan arınarak duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan ideal özlükler alanına ulaşabilir.Şevki YEŞİLPINAR Yazısıdır. |
|
| | #3 |
| | DİN FELSEFESİ ÜNİTE 1: Din Felsefesine Giriş A. Felsefenin ve Dinin tanımı. B. Felsefe ve Din Felsefesi C. Fideism ve Neutralism – Eleştirisel yaklaşım. D. Değerlendirme Soruları ÜNİTE 2: Tanrı Kavramı A. Farklı Tanrı kavramları B. Teistik Tanrı kavramı C. Doğal İlahiyat D. Tanrının Varlığı konusunda kanıtlar E. Değerlendirme Soruları ÜNİTE 3: Klasik Tartışmalar A. Ontolojik kanıtlar B. Kozmolojik kanıtlar C. Teleolojik kanıtlar D. Ahlaki kanıtlar E. Dinsel deneyimler F. Değerlendirme Soruları ÜNİTE 4: Tanrının Özel Etkinlikleri A. Vahiy teorileri B. Mucize kavramı C. Değerlendirme Soruları ÜNİTE 5: Teizm Karşıtları A. Modernlik kavramı B. Bilim kavramı C. Kötü problemi D. Değerlendirme Soruları Ünite 1. Din Felsefesine Giriş A. Felsefe ve dinin tanımı: a) Felsefenin tanımı: Kavram olarak felsefe üzerinde birçok felsefecinin birleştiği tek bir tanımı bulmak oldukça zordur. Felsefe aslında akla dayalı bir çaba olarak bir anlamda ‘mytos’tan’ ‘logos’a’ geçiştir. İnsanın doğası doğal yaşantısı ve bunlara bağlı güçlükler problemler ve sorular felsefi düşüncenin kaynağını oluşturur. Felsefe bilgeliktir bilgiyi elde etmeye çalışmaktır. İlk filozoflar olarak bildiğimiz Thales Aneximandros ve Aneximenes “sophoi” olarak adlandırılıyordu. Sophia-zorlukları problemleri aşacak yetenekte olma el sanatları politikada zeki becerikli olan anlamındadır. Bu yeteneklere sahip kişilere de “sophos” denmektedir.Philosophos deyimini ilk önce Heraklitos(M.Ö 544-484) bazı felsefecilere göre ise Pythagoras(M.Ö 370-494) kullanmıştır. Sokrates(M.Ö470-399) ve esas olarak Platon (M.Ö 427-347) sözcüğün (sophos) ilk bölümüne ağırlık veren filozoflardır. Felsefe aynı zamanda bilimdir de. Hatta bilimlerin bilimidir. Aristoteles(M.Ö384-322) felsefeden bilimi anlamaktadır. Aristotales’in anlayışına göre ilk felsefe bilimlere temel teşkil eden “varlık” kavramıdır. Felsefe o zamana göre varlığı inceleyen bir bilimdir. Platon’da ise bilim “gerçek varlık” “idealar” anlamındadır. Felsefe hem teori hem de pratiğin kesin bilgisidir. Çevremizde olup bitenlere bir anlamda hayret etmektir. Soru sormaktır. Şüphe etmektir. Araştırmaktır. Gerçeklendirme ve temellendirmedir. Eleştirel bir tepkidir. Yani bir anlamda doğruyu yanlıştan ayırma işlemidir. Felsefe öğretilmez yapılır. Filozof genellikle varolandan- dış dünyada düşünmede dilde neyi anlıyorsa felsefesini de ona göre kurmaktadır. Filozof “Felsefe nedir? Felsefe kavramı nedir? diye açık seçik olarak sormasa bile işbaşında bu soruya bir var olan olarak felsefenin ne olduğu sorusuna bir cevap arama çabasına girecektir.Terim anlamı açısından en genel şekliyle felsefe varlık bilgi ve değer alanlarıyla ilgili sorunları akılca ve eleştirel bir tarzda değerlendirmek bu sayede maddi evreni anlamlandırmak ve buradaki kendi var oluşunu kim ve ne olduğunu açıklamaya çalışmaktır.Bu çabayı evrensel bir açıklama haline getiren nokta evreni bir bütün olarak incelemeye çalışması ve bunu fikri bir sistematiklik çerçevesinde yapmasıdır. Bunun için olsa gerek ki felsefe hiç kesintiye uğramayan bir bilgi dalı bir insan etkinliği olarak görülmekte ve düşünceler serüveni olarak tanımlanmaktadır(Whitehead)(Niçin Felsefe-Lokman Çilingir- Elis- 142 sayfa/ Felsefeyi anlamak felsefe ile anlamak-Betül Çotuksöken-Inkilap-311 sayfa/ Felsefi düşünceye çağrı –Mevlüt Uyanık – Elis-300 sayfa)b) Dinin tanımı: Dinlerin çok fazla sayıda olması dinin net bir tanımını da oldukça güçleştirmektedir. Çünkü “din” kelimesi bile bir Müslüman ile bir Budist’in aklında farklı bir biçimde şekillenmektedir. Bir psikoloğa göre din yaşanan bir tecrübedir. Bir sosyoloğa göre ise toplumsal bir kurumdur; bir kelamcı ise dini akılla savunulabilen bir sistem olarak görmektedir. Özellikle kitaplı dinler dediğimiz üç büyükler yani Yahudilik Hristiyanlık ve İslam inançlarına bakarak dini kişisel ve toplumsal yanı olan fikir ve uygulama açısından sistemleşmiş inananına belli bir yaşam tarzı ve dünya görüşü veren ve bunların etrafında toplayan bir kurumdur şeklinde tanımlayabiliriz..B. Felsefe ve Din Felsefesi Düşünce tarihinde felsefe dini ve ahlaki bilgilerin inançların eleştirisi olarak ortaya çıkmıştır. Buna karşın felsefe ve din birbirine karşıt iki bilgi türü değildir. Her ikiside insan ve evren ilişkisini açıklamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktadır. Çalıştıkları alanlarda benzerlikler çok olduğu için birbirlerinden yararlanmaları da oldukça doğaldır. Felsefe varlığın yapısı hakkında din ise sonsuzluk hakkında bir arayış içindedir. Felsefe sonsuz olanı ifade etmede kavramları din ise sembolleri kullanır.Din felsefesini daha net bir biçimde tarif etmemiz gerekirse “Din felsefesi dinin felsefe olarak ele alınması dinin üzerinde düşünme ve tartışmalarda bulunmadır” Fakat ortada felsefenin kendi yapısından kaynaklanan bir sorun vardır. Her filozof kendine göre bir düşünce yapısına sahiptir. Felsefeyi tanımlamak ne denli zorsa felsefenin alt dalı olan din felsefesini de tanımlamak bir anlamda o kadar zordur. Ama bir çok filozofun belli konular üzerinde oluşturduğu belli bir disiplin göz önünde bulundurularak; din felsefesi yapmak dinin temel iddiaları hakkında rasyonel objektif geniş kapsamlı ve tutarlı bir tarzda düşünmek ve konuşmaktır diyebiliriz.Din felsefesi yapan kişi konusuna “rasyonel” olarak yaklaşmalıdır. Yani “Tanrı’nın varlığı” “Ruh’un ölümsüzlüğü” gibi kavramları akıl gücünün imkanlarını kullanmaya çalışarak temellendirmelidir. Bu da nereye kadar başarılabilirse oraya kadar şeklindedir. Aynı zamanda “ geniş kapsamlı” bir biçimde konulara eğilmelidir. Dinin sorunları üzerinde fikir yürütürken konuyla ilgili tarihi ilmi mantiki bütün verileri ele almak zorundadır. Hatta konuya ilişkin karşıt söylemlerin ne olduğuna da bakmalıdır.Ayrıca filozofun ortaya koyduğu görüşler arasında bir tutarlılığın olması da esastır. Görüşlerde tutarsızlığı görebilmek için oldukça iyi eleştirilere ihtiyaç vardır. Özellikle bu ve benzeri araştırmalarda dinin lehine ve aleyhine yaklaşmak yerine dini olduğu gibi incelemeye tabi tutmak “objektif” bir biçimde yaklaşmak esas olmalıdır. Bütün bunların yapılmasındaki yegane gaye Felsefi yaklaşımın esas olarak dile getirme açıklama kaynaştırma bütünleştirme ve değerlendirmedir. Din felsefesi aynı zamanda dinler üzerinde ciddi araştırmaların yapılması için özel bir basamaktır. Böylelikle din konusunda herkes başıboş bir biçimde kendi özgür görüşlerini yorumlarını sağa sola savuramaz.Din tarifimizi Yahudilik Hristiyanlık ve İslam gibi üç büyük kitaplı dine göre yapmaya kalktığımızda din kişisel ve toplumsal yanı bulunan fikir ve uygulama açısından sistemleşmiş olan inananlara bir yaşama tarzı sunan onları belli bir dünya görüşü etrafında toplayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında Tanrı’nın varlığının ispatı gibi konularda bu üç büyük din birbiri ile oldukça yakın ilişki içindedir. Çünkü her biride yaratıcı kavramı açısından tek bir Yaratıcının varlığına inanma durumundadırlar. Bu nedenle bir İbn Meymun bir Thomas Aquinas’ın Farabiden ya da Müslüman düşünürlerin Hristiyan ya da Yahudi düşünürlerden etkilenmesi oldukça doğaldır. Bütün bunların üstünde söylemek gerekirse felsefenin özü düşünmektir; dinin özü ise Gazalinin deyimiyle ruhani bir zevk halini yaşamaktır(Kitabu’l Arba’in 2.bsk. Kahire 1925 s.8vd.) Felsefenin dinle ilgilenmesi genellikle iki şekilde olmuştur: Dini olmayan verilerden veya unsurlardan hareket ederek dini bir hükmü açıklamaya hatta bazen kanıtlamaya çalışan yaklaşım. Örneğin bilimsel verilere ve sonuçlarına dayanarak Tanrının varlığını ruhun ölümsüzlüğünü ispatlamaya çalışmak gibi. İkinci olarak doğrudan doğruya din fenomeninden yola çıkarak dinin temel hükümlerini açıklamaya çalışan yaklaşım. Her iki ilginin birlikte sürdürüldüğü durumlara da oldukça sık rastlamak mümkündür.Bu bağlamda din felsefesinin ilgilendiği problemleri şu şekilde sıralayabiliriz: a) Metafizik ve kozmolojik problemler: Tanrı’nın varlığı ve bu konuyla ilgili lehte ya da aleyhte ortaya sürülen akli deliller. Evrenin yaratılışı. İnsanın evren içindeki yeri ve önemi. Vahyin imkanı. Ölümden sonra hayat ve ruhun ölümsüzlüğü. b) Epistemolojik problemler: Evrenle ilgili bilgilerimizden Tanrının bilinmesine gitme çabalarının epistemolojik değir. Bir bilgi kaynağı olarak vahiy ve dini tecrübe. İnanma bilme şüphe etme zan yakin ve benzeri kavramların epistemolojik tahlil ve tenkidi. Temel dini hükümlerin doğrulanması ve yanlışlanmasıc) Dini hükümlerin dil ve mantık açısından eleştiri ve incelenmesi. Din dilinin mantık açısından durumunun belirlenmesi. d) Dinin ahlak sanat ve ilimle olan ilişkileri. Bütün insan tecrübelerinin organik bir bütünlüğe kavuşturulması ve yeni dini düşünme sisteminin oluşturulması çabalarıe) Dinsel simgeselliğin anlamı ve önemi. C. Fideism ve Neutralism- Eleştirisel Yaklaşım Katı akılcılık: İnanç ve eylemleri belirlerken akla ve zekaya güven anlamına gelir. Burada kullanılan akılcılık emprizmin karşıtı olan ve gerçekleri duyu algılarına dayanmaksızın salt akılla bilinebileceğini söyleyen öğretidir. Bir inanç sisteminin uygn bir biçimde rasyonel bir şekilde kabul edilmesi için o inanç sisteminin doğru olduğunu kanıtlamanın mümkün olduğunu söylemektir. İmancılık(Fideizm): Birçok ilahiyatçılara göre insanlar doğuştan dindardırlar. Gerçek Tanrıya tapınmasalar da tapınacak bir şeyler bulurlar. Bu görüşe göre insanların nötr olması mümkün değildir. İlla ya Yaratıcıya itaatkar olacaklar ya da karşı geleceklerdir. Bir inanç sistemi rasyonel değerlendirmeye tabi tutulmaz. İmanın kendisi bir insanın hayatının temelini oluşturur. İmancılıkta iman hakikat açısından yargılanamaz.Eleştirel akılcılık: Dini bir inancı veya sistemi rasyonel olarak eleştirmek ve değerlendirmek mümkündür. İlk anlamdaki rasyoneliteye zır evrensel olarak ikna edici bir kanıtla sonuçlanmasını beklemek de gerekmez (Karl Popper)Değerlendirme Soruları: 1. Genel anlamda din felsefesi nedir? Neyi içerir? 2. Felsefe nedir? Felsefe ile Din Felsefesini karşılaştırın. 3. Fideist düşünce nedir? 4. Nötralizm görüşü neyi ifade etmektedir? Ünite 2 – Tanrı Kavramı A. Tanrı Kavramları Tanrı’ya ilişkin dünyada birçok görüşler bulunmaktadır. Buna rağmen bu görüşlerin çoğunu bir araya getirseniz aslında Tanrı hakkında bir çok tanımlamanın üç aşağı beş yukarı birbirine benzerlikler taşıdığını görmeniz de mümkündür. Şimdi bu farklı görüşlerin bazılarının ana başlıklarını sıralayalım: Politeizm: Eski Yunan ve Nordik mitolojilerinde oldukça yaygın olan ve birçok kişisel tanrının varlığını kabul eden bir inanç biçimidir. Henoteizm: Bu inanç biçimi de çok tanrıcılık olarak bilinmektedir. Fakat tek bir tanrı diğer bütün tanrıların başında yer almaktadır. Çünkü bu tanrı kendi kabilesinin halkının tanrısıdır.Monoteizm: Bu kısaca Teizm ile ifade edilmektedir. Tek bir tanrının varlığına imandır. Tanrı kendi kendine var olan ve her şeyi yaratan en yüce ve kadir Olandır. Bütün her şeyi hiç yoktan var etmiştir. Panteizm: Genelde Hinduizm ve Doğu dinleri ile bağlantılıdır. Batıda pek yaygın değildir. Tanrı bir kişi değil her şeyde bütün evrende kendi varlığını sunmaktadır. Panenteizm: Bu inanca göre tanrı evrenle tanımlanamaz ama fakat evrene dahil olarak görülebilir. Evren bir anlamda Tanrı sayılsa da Tanrı evrenden daha fazla büyüklüktedir. Yukarda saydıklarımız dünyamızın belli başlı dinlerinin Tanrı görüşleridir. Bu ana başlıkların aslında bir de alt başlıkları da vardır. Tabi bunların her birini ayrı ayrı tanımlamamız mümkün değildir. Ancak bazı alt inançları da burada görmemiz gerekiyor: Dualizm: Panteizmin bir çeşidi olarak karşımıza çıkar. Dualist birbirine karşı iki tanrıya inanır. Genelde bu tanrılardan biri iyi bir diğeri ise kötü tanrıdır. Görüldüğü gibi çok tanrılı bir inanç sistemini koruyup iki tanrı ile sınırlandırmış olmaktır. Deizm: Bir anlamda Teizmin bir alt çeşididir denilebilir. Bu inançta kişi bir Teist gibi tek bir Tanrıya inanır ama fark Deist’e göre bu Tanrı yaratma eyleminden sonra evrenin hiçbir işine müdahale etmemektedir. Mutlak Monizm: Bu da yine Panteizmin ya da Panenteizmin bir çeşitlemesidir. Bu inanca göre Tanrı mutlak bir birlik içindedir. Yalnız kendisini tam anlamı ile gerçek olmayan bir dünyaya çoğul bir görünümde kendini açıklamaktadır. Bu tarz tanrısal inanç görüşleri ve çeşitleri yanı sıra bir de herhangi bir tanrıyı kabul etmeyi reddedenler vardır. Bunları da şu başlıklarla özetlememiz mümkündür: Agnostikler: Bu anlayışa göre Tanrı hakkındaki gerçek bilinmez ve bilinemez. Ateizm: Teizmin karşıtı olan görüştür. Tanrının varlığını tamamen inkar ederler. Naturalizm: Basitçe ateizmin olumlu ifadesidir. Ateistler doğanın arkasında bir tanrı fikrini kabul etmezler ve her şeyin kendi başına var olduğunu ileri sürerler. Ateizm bir çok din karşıtı kişi tarafından izlenilen bir inanç olduğu halde bazen bazı dindar kişilerde bu inancı edinmişlerdir. Budizmin bir çeşidi olan Teravadanın ateizmden etkilendiği görülmektedir. Bazı ateistler hümanist insan dininin hiçbir tanrı ile ilgisi olmadan olabileceğini de ileri sürmektedirler. B. Teist Tanrı Kavramı Tanrıya farklı farklı bakış açıları arasında dünyanın en büyük üç büyük dininden ötürü monoteizim en etkin olanlarından biridir. Aslında monoteist bakış açısını zaman zaman Hindularda Budistlerde hatta büyük Yunan Filozofları arasında da görmek mümkündür. Yahudi-Hristiyan geleneğinde Tanrı’nın karakter özelliklerine ilişkin oldukça belirgin bir liste söz konusudur. Diğer monoteist inançlar ya da kişiler bu listenin tamamını kabul etmese de yine de bir çok noktada Teist Tanrı kavramındaki kişiler bu birleşirler. Eğer Tanrı var ise böyle bir varlığın Tanrı’nın nasıl olduğu konusunda büyük bir aynı görüş söz konusudur. O her şeyin en yücesi tapılmaya layık olandır. Her şeye kadir olan (omnipotent) her şeyi bilendir(omniscient). Ahlak açısından da en mükemmel olandır. Aynı zamanda Tanrı sınırsızdır. O aynı zamanda her yerdedir (omnipresent) sonsuz ruh sahibidir. Birçok Teist Tanrı’nın zaman üstü olduğuna ve değişmez olduğuna (immutable) inanmaktadır.C. Doğal İlahiyat Görüldüğü gibi Teist Tanrı kavramı her üç büyük dinin de özünde vardır. Bu üç büyük dinle Teism arasındaki fark ilişki şu örnekteki gibidir. Eğer Hristiyanlık doğruysa Teism’de doğrudur. Eğer Teism doğruysa Hristiyanlığın doğru olması gerekmemektedir. Belki doğru olabilir. Hatta bir kişi Hristiyanlığın doğru olduğu konusunda iddia edebilir. En azında Teism’in doğru olması Hristiyanlığın yanlış olma ihtimalini dışarıda bırakabilir. Genelde Hristiyanlık gibi bir dinin uygunluğu ile ilgilenen filozoflar öncelikle teizmin doğru olup olmadığına bakarlar. Öncelikle bir kişi Tanrı var olup olmadığı konusunda karar vermeli Tanrı varsa kendisini ifade eden yol ve kaynaklara ondan sonra eğilmelidir. Belli başlı bir dini mihenk taşı edinmeksizin Teismin doğruluğu üzerinde karar yürütmeye doğal ilahiyat ya da felsefi ilahiyat denir. Natural İlahiyatın gerçek anlamda Tanrının varlığı gibi belli bir dinden ziyade monoteist inançların bütününü ilgilendiren konularda söylediği bir çok yerinde konu vardır. Ama yinede kişisel deneyim ve uygulamalarda esas dinin yalnızca bir bölümünü oluşturmaktadır. Şimdi Teist yaklaşımla Tanrı’nın varlığı konusunda klasik söylemlere bakalım. Bu tarz söylemler Yahudilik Hristiyanlık ve İslam için oldukça geçerli kavramlardır.A. Tanrı’nın varlığı konusunda kanıtlar. Tanrı’nın varlığı konusunu felsefe ve ilahiyatın merkezinde yer alan bir konudur. Felsefeciler ve ilahiyatçılar bu konu üzerinde sayfalar dolusu yazılar yazmışlardır ve halende yazılar yazmaktadırlar. İslam felsefesinin ünlü düşünürlerinden Gazali olsun Batı felsefesinin ünlü düşünürlerinden Descartes olsun her ikisi de inanmanın doğuştan olduğunu söylemektedirler. Buna karşın bu gibi ünlü düşünürlerin her biri yine de Tanrı’nın varlığını ispat için oldukça gayret harcamışlardır.a. Aslında Tanrı’nın varlığı konusundaki tartışmaları inançların esas özünü teşkil eden kaynaklarında görürüz. Özellikle bunun en güzel örnekleri kitaplı dinlerde gözlemlenmektedir. Her ortaya çıkan yeni inanç hemen bir karşı koyma ile karşılaşmaktadır. Doğal olarak kendisini savunmaya gayret eden inanç temel karşı koyuş prensipleri içinde felsefi ya da kelam üzerine olsun fikri tartışmaları ortaya dökmektedir. Böylesine fikri tartışmalar içinde Tanrı’nın varlığı ve bu Tanrı’nın kimliği üzerinde de bol bol deliller kelami olarak ortaya dökülmektedir. Örneğin; Mesih İsa’nın kendisinin Tanrı Oğlu Tanrı Sözü olarak yeryüzünde bulunduğuna ilişkin öğretilerine karşı çıkan Yahudi din adamları Mesih İsa’nın kendisi ya da ilk izleyicileri tarafından sürekli olarak karşılıklar almışlardır. Tanrı’nın varlığı ve özellikle Kurtarıcı olarak Mesihini gönderdiği karşı görüşlere karşı verilen cevaplarla kanıtlanmaya çalışılmıştır. Romalılar bölümünde Resul Pavlus’un sözleri buna örnek olarak verilebilir ünkü Tanrı’ya ilişkin bilinen ne varsa gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri-sonsuz gücü ve Tanrılığı- dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur (Romalılar 1:19-20) Davut’un Mezmurlarında da benzer durumları görmek mümkündür: Akılsız içinden “Tanrı yok!” der(Mezmurlar 14:1) Aslında genel anlamda Kutsal Kitap Tanrı’nın varlığını ve yokluğunu tartışma gibi bir kaygı içinde değildir. Kutsal Kitaba göre Tanrı zaten vardır ve bu varlık içinde kendisini öz söz ve ruh olarak açıklama durumundadır. Varlığından ziyade kendisinin kimliğini araştıranlara tanıtma gayreti içindedir. Bu da bir anlamda Tanrı varlığının kanıtlanması kavramıdır. Çünkü Tanrı’nın hem varlığı hem de kimliği hakkında sürekli olarak karşı çıkmalar söz konusudur. Bu İslam inancının kitabında da karşı çıkanlara burhanınızı getirin(Enbiya 24; Neml 64) gibi sorularla kanıtlara davet söz konusudur.Kitaplı dinlerin kitaplarından kaynaklanan bu gibi kanıtlar ortaya koyma bu dinlerin önde gelen din alimlerini de Tanrı’nın varlığı kimliği gibi konularda derin düşünmelerine neden olmuştur.b. Dinsel inanç önce olduğu gibi inancı alma yani imanı bir anlamda taklit etme ile kişinin varlığında dirilir. Daha sonra bu iman kişiyi inancı hakkında öğrenmeye yönlendirebilir. Bu da araştırma basamağıdır. Daha sonra da inancın içsel olarak hissedilişi yaşanması söz konusu olur. Bu üç basamağın toplamına biz iman tecrübesi diyebiliriz. Prof. Mehmet Aydın’ın[1] açıklamasında olduğu gibi bu üç basamağı biz taklit ilim ve zevk olarak isimlendirebiliriz. İşte onunda ifadesi ile imanda delil arama merhalesi ikinci basamakta ortaya çıkar.c. İnsanların zaman zaman şüphe durumlarında ya da şüphe duyan insanların sorularına cevap verme durumlarında kanıtlara ihtiyaç vardır. d. Kant “inanca yer bulmak için bilgiyi inkar ettim”[2] demektedir. Onun bu görüşü iman ile ilmin arasını müthiş bir biçimde açmaktadır. Oysa fikirle manevi yaşamın bir arada uyum içinde olduğu bir yaşam insanın esas hedeflediği bir yaşamdır. Felsefe bu konuda yardımcı bir unsurdur. Aynı zamanda Tanrı’nın varlığı aynı zamanda bir bilgilenme sorunudur da. Demek ki Kant aslında yukarıdaki ifadesi ile araya bir ayrım koymaktadır. Prof. Ronald H. Nash buna Kant’ın duvarı demektedir. Düşünce ile imanı ayırmaktadır. Hatta akıl ile Tanrı’nın anlaşılmasının mümkün olmadığını Tanrı’nın var ama bilinmez olduğunu söylemektedir. Prof. Nash kitabında “Kant’ın Tanrısı hem bilinmez hem bilinemez bir Tanrıdır”demektedir.[3]e. Bazen felsefe sistemi içinde de Tanrı’nın varlığı konusunda tartışma gerekli olabilir. Aristoteles evren üzerindeki düşünürken Tanrı’yı evrene ilk hareketi veren bir ilke olarak görüyordu. Farabi her düzeyde varoluşu açıklamak için Zorunlu Varlık’a muhtaçtı. Whitehead ilmi ve felsefi kozmolojisi Tanrı’nın anlam ve işlevini belirlemeyi gerekli kılıyordu.Bütün bu maddelerde gördüğümüz gibi insanlık her konuda düşünce sistemini geliştirirken tekrar ve tekrar Tanrı’nın varlığı üzerindeki kanıtlara dönme durumunda kalmıştır. Bu kanıtlar üzerinde defalarca düşünen hem batılı hem Hristiyan hem Müslüman düşünürler içinde bu konuda buldukları ve sundukları kanıtlardan memnun olan düşünürler vardır. Örneğin Aziz Thomas Descarte Leibniz Wolf teizmin delilleri karşısında tam bir güven içindedir. İslam dünyasında da Farabi İbn Sina Cüveyni Gazali Fahruddin’i razi bu işi başarı ile yaptıklarına inanmaktadırlar. Bazı düşünürler inanmayı hep akla dayandırmaktadırlar. İmanla bilim arasına duvar ören Kant gibi eleştirici bir düşünür bile inancın akılcılığını açıkça ifade etmektedir.[4]Değerlendirme Soruları 1. Farklı Tanrı kavramları nelerdir? Kısaca sıralayıp açıklayın. 2. Teistik Tanrı kavramı nedir? Açıklayın. 3. Doğal İlahiyatla kasdedilen nedir? 4. Tanrının varlığının kanıtlanması konusunda ne gibi görüşler vardır? Ünite 3- Klasik Tartışmalar A.Ontolojik kanıt Buna varlık bilimsel kanıtta denir. İlk kez Aziz Anselm (1033-1109) tarafından kullanılmıştır. Tanrı burada “mutlak olarak mükemmel varlık”tır. Varlığı zorunludur.Kendisinden daha mükemmeli tasavvur edilemeyen varlıktır. Bu durumda düşüncenin en mükemmel konusu Tanrı’dır. Ontolojik kanıt denilmesi Tanrı’nın varlığının O’nun varolmasıyla kanıtlanmasından ötürüdür. Düşüncede özü itibarıyla varlığı zorunludur bir an için bile yok sayılması mantıksal olarak imkansızdır. Çünkü Tanrı’nın varolmadığını düşünmek onun en mükemmel bir varlık olmadığını söylemek anlamına gelir bu ise varolmak niteliğinin eksilmesi demektir. Noksan bir varlığın Tanrı olması düşünülemez bile. Onun dışındaki varolan şeyler de ona katılarak ondan pay alarak “varlık” kazanırlar. Tanrı mutlak varlık mutlak iyidir.O Platon’un ideasına; yani tümel kavramları gerçek varlık sayan kavram realizmine dayanarak Tanrı’nın varlığını ispatlamaya çalışmıştır. Bu doğaldır çünkü ona göre bilmek düşünmektir. Hakikat de ispat edilerek bilinir. Bu anlamda bilgi gerçeğe uygunluktur.R. Descartes Düşünceler (Meditations)[5] isimli eserinde bu kanıtı şöyle açıklamaktadır. 1. Ben en yüce derecede yetkin varlık olan Tanrı fikrini zihnimde taşıyorum.2. Mükemmellik niteliklerinin birinden mahrum olan bir varlık en yüce yetkin varlık olamaz. Öyle ise![]() 3. Tanrı’nın yani en yüce derecede olgunluğa sahip varlığın mükemmellik niteliklerinden mahrum olduğunu düşünmek çelişki ortaya çıkarır.4. Varlık bir yetkinlik niteliğidir. Öyle ise![]() 5. Varlıktan mahrum olmak yetkinlikten mahrum olmak demektir.6. En yetkin varlık olan Tanrı’nın varlıktan mahrum olacağını söylemek çelişki doğurur.7. O halde Tanrı’nın varolması Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.8. Sonuç olarak Tanrı gerçek anlamda vardır.Descartes’in bu kanıtı bütün maddelerin önüne yerleştirilmesi gerekli olan şu kanıta dayalıdır: Eğer A’nın B’yi mantıken içerdiği açık ve seçik olarak görülürse A’nın B’yi hakikatte de içerdiği anlaşılır.Buna göre Descartes mükemmel varlık kavramıyla başlıyor sonra böyle bir varlık için “varlığını zorunluluğu”nu öne sürüyor; yani bir bakıma “zorunlu varlık”ı orta terim olarak takdim ediyor ve sonunda kavramdan gerçekliğe geçiyor. Demek ki Descartes’e göre Tanrı adeta her yarattığı insanın ruhuna “mükemmel varlık” fikrini mühürlüyor.Spinoza ise ontolojik kanıta Ahlak[6] isimli eserinde yer veriyor. Ona göre Tanrı hakkında bir fikre sahip olmak bir cevheri algılamaya çalışmak gibi bir olaydır. Varlık cevherin anlamına aittir. Öyle ise Tanrı varlığı zorunlu olan bir cevherdir.Leibniz’e göre ise kudret ilim ve irade sıfatları varlık kavramı ile tutarlılık oluşturmaktadır. Tanrı’yı kendi kendisiyle tutarsız kılacak yani O’nun bilgi kudret ve iradesini zorlayacak hiçbir sınırlama bulunamaz. O halde Tanrı fikri mantıken sağlam ve tutarlıdır. Buradan “Tanrı zorunlu olarak vardır” tarzında çelişki oluşturmayan bir sonuca gidilir.İslam filozofu Farabi’ye baktığımızda varlığı “vacib” ve “mümkün” şeklinde ikiye ayırarak bu kanıtı Tanrı’nın varlığını ispat için kullandığını görürüz. Varlığı zorunlu (yani vacibu’l vucud) olan Tanrı ilk nedendir. Varlığını başka bir varlıktan almadığı için inkar mümkün değildir. Mükemmel Tanrı saf düşünce(akıl-intellectus) saf düşünen (akil intellegens) ve saf düşünülen (makul intellectum)dir. Bu niteliklere sahip olmak O’nu her şeyden ayrı tutmaktadır.Klasik Felsefeciler tarafından savunulan ontolojik kanıt yani varlık bilimsel kanıt yirminci yüzyıl düşünürler olan Charles Hartshorne Norman Malcolm ve Alvin Plantinga tarafından da savunulmuştur.Anselm’in bu kanıtı geliştirmesi aslında Kutsal Kitap’ta Mezmurlarda var olan Akılsız içinden “Tanrı yok!” der (Mezmur 14:1) sözü üzerinde yazdıkları ile ortaya çıkmıştır. Bu yazıların bulunduğu Anselm’in kitabının orijinal adı Proslogion’dur.[7] Bu yazılarında özetle ifade etmek istersek Anselm;1. Tanrı en yüce mümkün olan varlıktır. 2. Tanrı en azından her kesin aklında ya da anlayışında vardır. 3. Akılda olan en yüce varlık gerçekte olan en yüce varlık kadar yüce olamaz. 4. Eğer Tanrı yalnızca akılda en yüceyse o zaman varlığı mümkün olan en yüce varlık olamaz. 5. O zaman Tanrı akılda olduğu gibi gerçekte de vardır. Klasik ontolojik kanıta yöneltilen bir takım eleştiriler olmuştur. İlk itiraz Thomas Aquinas’tan gelmiştir. Ona göre Tanrı’nın varlığını Tanrı’nın etkinliklerinden anlamak gerekir. Alemden yola çıkmak gerekir. Bir anlamda psikolojik veya analitik değil sentetik açıdan bakmak gerekir demektedir.Kant’ta Aquinas’ın bıraktığı yerden devam etmiştir. Bu tarz eleştirileri önceden gören Descartes “Tanrıyı düşündüğüm için O var değildir. O var olduğu için ben O’nu düşünüyorum.” Tanrı’nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı’nın varlığını düşünüyorum şeklinde karşı eleştirilere adeta bir ön cevapta bulunmuştur. Yirminci yüzyıl düşünürü Norman Malcolm’a göre şöyle bir akıl yürütme bu tarz eleştirilere adeta bir cevap oluşturmaktadır. 1.Eğer Tanrı varsa O’nun varlığı gereklidir. 2.Eğer Tanrı yoksa O’nun varlığı imkansızdır.3.O zaman Tanrı ya vardır ya yoktur. 4.Tanrı’nın varlığı ya gereklidir ya da imkansızdır. Yani çelişki vardır. 5.Tanrı’nın varlığı mümkündür. İmkansız değildir. Yani çelişki ispatlanamamıştır. 6.O zaman Tanrı’nın varlığı gereklidir. Karl Barth’a göre Anselm’in ontolojik kanıt görüşü bir kanıt değil iman açısından kabul edileni daha derinden anlamaya çalışmaktır. Bütün bunlara bakarak aslında Anselm’in “Ontolojik Kanıtının” gerek Tanrı’nın varlığının kanıtı açısından gerekse imanın daha derinden anlaşılması açısından çok büyük rol oynadığı hiç kuşkusuz ortadadır. Özellikle Teist görüşün karşısında yer alan Ateistler için oldukça zorlayıcı bir yaklaşımdır. Çünkü p’nin varlığının inkarının gerçekleşmesi için p’nin gerçekten söz konusu bile edilememesi gerekir. B. Kozmolojik kanıt Kozmolojik kanıtta Tanrı’nın varlığı evrenden hareketle kanıtlanmaya çalışılır. Bazen bu tarz bir tartışmaya ilk neden kanıtı da denmektedir. Bu tartışmanın tarihi kaynağı Plato ve Aristotales’e kadar gitmektedir. Ortaçağ döneminde Thomas Aquinas ve Duns Scotus döneminde daha da gelişmiştir. Tanrı’nın varlığı hakkında Thomas Aquinas’ın Summa Theologica’sında beş kanıt gösterilmektedir bunlardan ilk üçü kozmolojik kanıt olarak görülmektedir. Daha sonra Samuel Clarke ve Leibniz tarafından buna benzer görüşler savunulmuştur. Yirminci yüzyılda ise Richard Taylor bu görüşü savunmuştur. Bu konuşta tartışma konusu oldukça geniştir. Bu da bu kanıtın oldukça eski bir kanıt olmasından kaynaklanmaktadır. Kozmolojik kanıtın ilk ve basit şekillerini Platon’un kanunlarında görmek (10. Kitap) mümkündür. Aynı zamanda Aristoteles’in Metafizikde de (12.Kitap) görmek mümkündür. Örneğin Aristoteles hareketi en son noktada Hareket Etmeyen Hareket ettiriciye dayandırarak açıklamaktadır. Bu felsefe tarihinde oldukça etkin bir fikirdir.Bu kanıt daha sonra Yunan felsefesinin etkisi altında kalan bazı Yahudi ve Hristiyan din bilginlerinin dikkatini çekmiştir. Daha sonrada İslam din bilginlerinin dikkatini çekmiştir. İslam düşünce tarihinde kelamcılar daha ziyade “hudüs kanıtını” filozoflar ise “imkan kanıtını” tercih etmişlerdir. Daha sonra ikisi arasında bağlantı kurmaya çalışanlarda olmuştur. El-Kindi sonlu-sonsuz ilişkisi ile bir kanıt bulmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Kindi ve Gazali gibi İslam düşünürlerinin hareketi de bir kanıt olarak kullanmaya çalıştıkları görülmüştür. Kozmolojik kanıt felsefe tarihinde hep önemli olmuştur. Leibniz “Varlıkların en son kaynağı” isimli kitabında[8] Leibniz’in çağdaşı Samuel Clarke’da “Tanrı’nın varlığı ve Sıfatlarının Kanıtı” isimli konferans metninde kozmolojik kanıtı savunmuştur.[9]Kozmolojik kanıtın deği |