HarbiForum  

köşe yazıları!!

Beşiktaş bölümde köşe yazıları!! konusu, Son dört haftada alınan üç mağlubiyetin, Beşiktaş camiasında nelere yol açtığını merak ediyor musunuz? Haydi birlikte bakalım.... Şampiyonluk yarışından başlayalım. ...
HarbiForum > Spor > Beşiktaş

Kayıt ol Arama Bugünki Mesajlar
16.04.08, 14:15   #21
Cenk Atılgan - 9 doğurtan 9 puan kaybı!

Son dört haftada alınan üç mağlubiyetin, Beşiktaş camiasında nelere yol açtığını merak ediyor musunuz? Haydi birlikte bakalım.... Şampiyonluk yarışından başlayalım. Evdeki hesap çarşıya uymadı, her şey alt üst oldu. Trabzon maçından sonra yapılan "Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak için şunları, bunları yapmalıyız" konuşmaları, bugünlerde yerini "UEFA'ya gidebilecek miyiz acaba?" düşüncesine bıraktı. Nereden nereye.. Yine dört hafta öncenin en 'sağlam' hocasının, bugünlerde 'alternatifi' aranıyor. Yönetimin "Önümüzdeki sezon da Ertuğrul Sağlam ile yola devam edeceğiz" açıklamasına ben de inanmak istiyorum elbette. Ama ne zaman, "Hocamızın sonuna kadar arkasındayız" söylemleri dillenmeye başlansa, o hocanın ömrünün uzun olmadığını gördük yıllarca. (Bakınız; Del Bosque, Rıza Çalımbay, Tigana.) Bu yüzden dört haftanın sonunda hep birlikte göreceğiz hocanın akıbetini...

Nereden nereye...
Futbol takımına göz atalım biraz.. Kimler kalmalı, kimler gitmeli diye soruyor herkes birbirine. Takımda kalması istenen oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Toraman, Holosko, Delgado, Tello ve Serdar Özkan en çok rağbet gören isimler. Gençlerden Aydın Karabulut ve İbrahim Kaş'ı da bu listeye ekleyebiliriz. Bobo, Nobre, Cisse, İbrahim Üzülmez, Ali Tandoğan, Gökhan Zan, Rüştü, Hakan, Serdar Kurtuluş, Batuhan ve Mehmet Sedef için "Kalsalar da olur, gitseler de" yorumları yapılıyor. Gordon, Ricardinho ve Baki Mercimek için yorum bile yapılmıyor! Yani takımın yarısına yol göründü, hayırlı işler! Bitmedi... Suskunluğunu koruyan muhalefet, başkan Demirören ve yönetiminin artık görevi bırakması konusunda fikir beyan etmeye başladı bile. Hür türlü fikre saygımız var ama zamanlama yanlış bence. Bu takım kaybettiği son üç maçı kazanmış olsa şu anda 70 puanla liderdi ve futbolcular omuzlarda, yönetim de göklerde olacaktı! Yalan mı? Şimdi hepsi yerin dibine batırılıyor. Neyse, bu konu biraz derin, onu başka gün yorumlayacağız. Sportif başarı yok, hocanın durumu belirsiz, takımın yarısı gidici, yönetim çatırdıyor, taraftarlar çıldırmış... 9 puan kaybı, Beşiktaş'a 9 doğurtturdu resmen!..
 
16.04.08, 14:19   #22
ßiR iNsaN daHa Né KdaR yaNLı$ anLaMaya DevAm edEr ...?

'Bir insan ne kadar süre yanlış anlamaya devam eder... Birincisinde yanlış anlayabilirsiniz, ikincisinde yine yanlış anlayabilirsiniz, üçüncü, dördüncü ya diğerlerinde yanlış anlamakta ısrar etmek...' Nilay ılmaz'ın Milliyet Gazetesi'ndeki köşe yazısı:
Bir insan ne kadar süre yanlış anlamaya devam eder... Birincisinde yanlış anlayabilirsiniz, ikincisinde yine yanlış anlayabilirsiniz, üçüncü, dördüncü ya diğerlerinde yanlış anlamakta ısrar etmek... Buna ne denir? Bizim buralarda art niyetlilik diye bahsedilir adı geçen eylemden...
Başlıktan da anlaşılacağı gibi Erman Toroğlu'ndan bahsediyorum. Beşiktaş maçlarıyla ilgili yazdığı her yazısında Beşiktaş taraftarıyla uğraşmayı alışkanlık haline getirdi her şeyi bilen ağır abi...
Toroğlu'na Maraton programları yetmemiş olacak ki; Hürriyet gazetesindeki köşesinde de Beşiktaş taraftarını anmadan edemiyor. Mesela 20 Ocak 2008 tarihli "Zevk vermiyor" başlıklı yazısında "MAÇ başlıyor, Kasımpaşa 2-0 öne geçiyor. Ne Kasımpaşalı futbolcular, ne Beşiktaşlı oyuncular, ne de seyirciler bu skora inanmıyorlar. Seyirci başlıyor, klasik tezahürata: 'Ölümüne ölümüne Kara Kartal.' Daha sonra ötekine geçiyor: 'Ölmeden mezara koymayın bizi.' Bir başka tezahürat: 'Allah belanı versin'"diye yazmış.
Ünlü yorumcumuz, 27 Ocak'taki "İp de koptu maç da" yazısında ise "Beşiktaş seyircisi ne zaman o 'Allah belanı versin' tezahüratına başlıyor, o zaman kalesinde golü görüyor. Dün gece aynen oldu" demiş...
Şimdi...
Sayın Toroğlu, lütfen insanları kandırmayın!
Belki de kandırmıyorsunuz. Belki de o tezahüratta ne söylendiğini çok iyi biliyorsunuz ve sadece hakemliğinizde yaptığınız gibi ilgi odağı olmayı sevdiğinizden dolayı böyle yapıyorsunuz... Ama yine de yapmayın.
Bu tezahürat yıllardır söyleniyor ve her seferinde de aynı şekilde söyleniyor. "BU SEVDADAN VAZGEÇERSEK ALLAH BELAMIZI VERSİN" diyor taraftar. Belki çok tercih edilesi bir söylem değil ama sevilesi şeylerden vazgeçmeyi kahrolacak denli ağır görüyor. Belki bu sebeple çok iyi anlayamıyorsunuz ve yanlış yazıyorsunuz, söylüyorsunuz. Gazetecilik aynı zamanda doğrusunu öğrenmek değil midir? Eğer niyet varsa tabii...
 
19.04.08, 15:46   #23
Kaan Bora - Transferde oyuncu değil ekol seçin

Sezon bitmeden Beşiktaş bir kez daha transfere sarıldı. Şimdiden menacerler kulübün kapısını aşındırmaya başladı. Boşa giden her sezonun sonunda olduğu gibi yapılacak transferlerle, taraftarın ağzına bir kaşık bal çalınmaya çalışılacak. Ancak ne yazıkki zaman zaman takıma kaydadeğer isimler kazandırılsa da Beşiktaş’ın bir transfer sistematiğinin olduğunu söylemek imkânsız. Bunun en güzel örneğini Gordon Schildenfeld’in transferinde gördük. Beşiktaş ne hikmetse Zago ve Ronaldo’nun gidişinin ardından savunmanın göbeğindeki sorunu bir türlü çözemedi. Geçen sezon başında ve devre arasında gündeme gelen 30 kadar yabancı stoper adayından sonra Hırvat oyuncunun transferi, gariplikler içinde gerçekleşti. Şu anda kadroda beş stoper bulunuyor. Şimdi de biri yerli olmak üzere üç savunmacıyla daha kadronun takviye edileceği konuşuluyor. Kimseyi işbilmezlikle nitelemiyoruz. Ancak Higuain, Diatta ve Gordon’da olduğu gibi her yanlış transfer kulübün bütçesinde maddi delikler açıyor. Beşiktaş’ın artık bu konuda hata yapma lüksü kalmamıştır.
Siyah-Beyazlılar, savunmadaki problemi çözmek için ani reflekslerle hareket etme huyundan vazgeçip, bir fizibilite çalışması yaparak transferi bir sonuca bağlamalı. Bunu yaparken de belli futbol ekolleri üzerinde yoğunlaşılmalı. İtalyanlar’ın spagetti ve pizzadan sonra yaptıkları en iyi iş savunmadır... Tabii ki Juventus, Milan, İnter ve Roma gibi takımlardan oyuncu almak zordur, ama Serie A’da forma giyen iki ortalama defans oyuncusu bile Beşiktaş’ın işini görebilir. Bu arada gündeme gelen onca isme rağmen göz önündekilerin değerlendirilmemesi düşündürücü... Geçen sezon Antalyaspor’a gelen ve hâlâ 1. Lig’de forma giyen iki Polonyalı Bieniuk ve Dziewicki örneğinden hareket edilerek, Beşiktaş’ta savunma için benzer bir yapılanma içine gelebilir. Şimdi “Küme düşen takımın göbeğindeki iki adam iyi örnek olarak gösterilir mi?” diyenler olacaktır. Ama unutmadan Antalyaspor geçen sezon düşerken, Beşiktaş ve Fenerbahçe’den sonra ligin en az gol yiyen takımıydı...
 
19.04.08, 15:46   #24
Ali Karaboğa -Kartal’daki gerçekler!..

BEŞİKTAŞ’IN bugüne kadar yaptığı transferlere baktığımızda doğruların az, yanlışların çok olduğunu açıkça görüyoruz. Hem sezon başında hem de ortasında alınan oyuncular takıma uyum sağlayamadı. Yapılan transferlerin hiçbirisi tribünlere heyecan getirmedi. Beşiktaş taraftarı, her türlü sıkıntıya rağmen, tribünleri coşkuyla dolduruyor, maçlarda 12. adam rolünü ezeli rakip taraftarlarından daha iyi oynuyor. Dolayısıyla, bu başarısızlıklarda taraftara pay çıkarmak insafsızlık olur. Taraftar takımını seviyor. Hem de fazlasıyla seviyor. Ancak aralarında bazıları var ki, onlar bu işi abartıyor ve yaptığı yanlışlarla Beşiktaş’a zarar veriyor. Bunlara en yakın örnek: Fenerbahçe maçında sahaya atılan su şişelerinden gelen cezalar. Yazık değil mi? Bu nasıl sevgi?.. Yani takımı maçta 90 dakika canla-başla desteklemek de yetmiyor. Oyunu kuralına göre oynayacaksın, takımını zarara sokmayacaksın... Kartal, lig boyunca yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen, 24. haftada liderlik koltuğuna oturmayı başardı ve 2 hafta süren bu mutluluğun ardından birkaç hakemin yaptığı hatalar yüzünden inişe geçti. Eğer bu tür olumsuzluklar yaşanmasaydı Beşiktaş hala şampiyonluk yolunda en avantajlı takımdı. Bunu tartışacak ne bir birim var ne de hesap soracak yönetim. Rüştü, Baki, İbrahim Kaş Cisse, Tello ve Bobo’yu sakat ve cezalı olmaları nedeniyle oynatamayan Sağlam, eldeki kadroyla şampiyonluk yolunda fire vermeye başladı. Bunun yanında, Avrupa’da başarı gösteren Fenerbahçe’nin moral değerlerinin yükselişi, Feldkamp’ın gitmesine rağmen Galatasaray’ın kazanmaya devam etmesi, Beşiktaş cephesinde umutsuzluk rüzgarları estirmeye başladı. Ertuğrul Sağlam’ı suçlamak en kolay yol. Peki bu kadro Zico’nun elinde olsaydı, durum değişecek miydi? Tabii ki değişmeyecekti... Çünkü Zico’nun elinde Gökhan Gönül, Edu, Deivid, Aurelio, Alex, Semih, Kezman ve Colin Kazım gibi her an skoru değiştirecek yetenekte oyuncuları olmayacaktı... Daha kötü olacağı bir gerçekBu yüzden Ertuğrul Sağlam’ı suçlarken bu gerçekleri görmemiz gerektiğini de unutmayalım
 
19.04.08, 15:47   #25
Turgay Demir - Disiplin müfettişleri!

Futbol ailesinin büyük bölümü Tahkim Kurulu'nun noter görevi gördüğünü düşünür. İşin detaylarını bilmeyen, araştırmayan da bunun böyle olduğunu sanır. Tahkim Kurulu'nun cezaları onaylamak veya indirmek dışında bir şey yapamayacağına inanır. Oysa gerçek bu değil. Tahkim Kurulu'nun (Müracat olmadan) ceza artırım yetkisi yok, bu doğru. Yani Tahkim kendisine yapılan müracata cevap verir. Herkes cezası indirilmesi için başvurduğu için de Tahkim'e düşen onaylamak ya da indirim yapmaktır. En azından bizde yıllardır yaşanan manzara böyledir. Her önüne gelen bin YTL verip Tahkim'e gider. Dolayısıyla Tahkim Kurulu, cezayı aynen onaylayan ya da indirim yapan kurum olarak görülür. Böyle görülmesinin bir nedeni de, bugüne kadar sadece bir kez ceza arttırımı yapmış olmasındandır. Ancak bunda da Tahkim Kurulu'nun suçu yok. Daha doğrusu ortada bir suç yok, peki ne var derseniz, 'görevini yapmayan futbol müffettişleri var' derim. Çünkü gerçek bu. Gelin isterseniz bizdeki sistemi açıklayıp, problemin nereden kaynaklandığını daha net ortaya koyalım. Bizim sistemimiz şu şekilde işlemektedir. Hukuk Kurulu'nun incelediği dosyaları PFDK'ya futbol müfettişleri sevkeder. Bu müffetişler bir anlamda futbolun savcılarıdır. Pek bilinmez ama onların da Tahkim Kurulu'na başvurma hakları vardır. Zaten işin sırrı da buradadır. Misal, bir kişi ya da kulübe ceza verilmesi için PFDK'ya başvuran müffettişler verilen cezayı yetersiz buldukları taktirde cezanın arttırılması istemiyle Tahkim'e başvurabilirler. Levent Bıçakcı döneminde yapılan yasal düzenlemeler buna izin veriyor. Peki hal böyleyken neden hiç bir müffettiş bu konuda bir başvuru yapmıyor diye soranlar olabilir ama bunu bana değil müffettiş arkadaşlara sormaları gerekir. Onlar işlerini layıkıyla yaptıkları taktirde, aldığı cezayı yerden göğe kadar hak ettiğini bile bile hiç kimse Tahkim Kurulu'na, indirim için başvuramaz. Eğer gerçekten haksız ise en azından müffettişlerin karşı hamlesinden korkar. Yeter ki müffettişler görevlerini yapsın. Bakın Tahkim'in havası nasıl değişiyor, cezalar nasıl caydırıcı hale geliyor. "Cezamı indirin" diyenlerin sayıları nasıl azalıyor.
 
19.04.08, 15:47   #26
Cem Dizdar -'Körler Meseli'

Derin düş kırıklığı, keskin bir umutsuzluk var Beşiktaşlılar’da. Çoğu, önlerini görememenin şaşkınlığı içinde. Nostalji kabarmış. Haksızlığa uğradıkları duygusunun da payı var bu ‘Baba Hakkı’ ve ‘Şeref Bey’ göndermelerinde ya, ille de bu düş kırıklığı ve umutsuzluk bana sorarsanız nostaljiyi yaratan. Futbol bir umut oyunuyken, neden umutsuz bu kadar insan?
Sanırım yanıtı hepimiz biliyoruz. Beşiktaş’ı her düzeyde yönetenlerin -idari ve teknik- gözle görünür yetersizliği bu umutsuzluğun kaynağı. Kaç sezondur işler iyi gitmiyor ve peynir gemisi hep lafla yürütülmeye çalışılıyor.
Hatırlayın, Mayıs’a kadar taraftardan süre isterken ne demişti menacer Sinan Engin, geçen yılın Kasım ayında! Aynen şöyle; “Bize zaman verilsin. Hoşgörülü olsunlar. Bıraksınlar, transferlerimizi yapalım. Başarısız olursak isterlerse büstümü yapıp sonra da yaksınlar...”
Kimsenin ne büstünün ne de kendisinin yanmasına gerek yok. Ama bir yangın olduğu da aşikâr. Ve bu yangının sorumlularının kim olduğu da!
Bunca yanlış transfer yapan teknik kadro hâlâ Belçika’dan, Çek Cumhuriyeti’ne oradan Rusya’ya kadar futbolcu arayışı içinde. “Sezon bitmeden transferi bitireceğiz” diyorlar. Peki ama bunca yanlışa rağmen bu ısrar niye? Çok açık, bu kadro ya futbolcu seçmeyi bilmiyor ya da seçtiği futbolcuları oynatmayı. Hatta biraz daha ileri gideyim, futbolcuları sağlam tutmayı bile beceremiyor.
Kendini eleştirmeyen, gelişemez.
Varolan borçların ne kadar olduğu, başkana olan şahsi borcun miktarının bilinmediği, basit bir hukuk davasının bile akıl almaz zararlarla kapatıldığı bir kulüp için iyi yönetiliyor denebilir mi?
Bütün sezon iyi oyun adına -dikkat edin kazanma demiyorum sadece iyi oyun- bir kaç maç dışında kısa da olsa bir periyot yakalayamamış bir takımın teknik kadrosu için başarılı denebilir mi?
Bütün bu başarısızlıklar sadece ‘dış kaynaklı’ ya da ‘istenmeyen sakatlıklardan’ kaynaklanıyor olabilir mi? Beşiktaş’ın kaybettiği şampiyonluk değil, sorunumuz bu değil. Beşiktaş hızla vakurunu, o çok övünülen duruşunu, ağırbaşlılığını, itibarını yitiriyor. Beşiktaşlı olsun olmasın, herkesi acıtan şey bu. “Falanca takımı tutmasaydım Beşiktaşlı olurdum” dedirten o dili, o duyguyu kaybediyor Beşiktaş.
Flaman ressam Pieter Bruegel’in bir tablosu vardır üzerine çok yazılan çizilen. İncil’deki ‘Bir körü bir başka kör güderse ikisi de bir çukura düşer!’ cümlesinden yola çıkarak yapılan bu tablonun adı ‘Körler Meseli’dir. Bu yazıyı yazarken birden aklıma bu tablo geldi nedense...
 
19.04.08, 15:48   #27
Kazım Kanat -Beşiktaşlı duruşu, şampiyonluktan önemli

Beşiktaşlı duruşu, şampiyonluktan önemli

Beşiktaşlı, bugün Beşiktaşlı olduğunu göğsünü gere gere söyleyemiyor. Çünkü utanıyor! Beşiktaşlıları utandıracak en son şey şampiyon olamamaktır. Saha başarılarının o kadar önemi de yoktur. Önemli olan Beşiktaşlıların sahada Türkiye'ye örnek davranışıdır. Bunun adı da 'Beşiktaşlı duruşu' dur.
Elbette Türkiye'de, 'yükselen değerlerin takımı Beşiktaş' ı yönetenler, bu gerçeği bilmiyorlar, göremiyorlar. Asıl sorun buradadır. Gelinen çok önemli iki noktanın altını çiziyorum:
A-Artık çocuklar, babaları gibi Beşiktaşlı olmuyor.
B-Beşiktaşlı olan çocuklar, babalarına kızıp, takım değiştirmek istiyorlar.
Peki Beşiktaş bu hale niye geldi?
1-Beşiktaş'ın, 'cesur kalbi' olan ve bir yaşam felsefesi taşıyan dünyaya örnek olan Çarşı'nın içine sızdılar. Çarşı, Çarşı'ya karşı oldu. Maç seyretmek cesaret işi oldu. (Tribün terörü var. Dikkat!)
2-Beşiktaş, öz kaynaklarına ihanet ederek, evlatlarına sahip çıkmadı. F.Bahçe ve G.Saray'ın kapıya koyduklarını aldı. Beşiktaş sevgisini taşıyan
kolej gibi takım karizması çizildi.
3-Yönetenler, Beşiktaş'ın paralarını sokağa attılar. Beşiktaş'ın geleceğini ipotek altına aldılar. (Asıl tehlike burada!)
4-Beşiktaş'ı yöneten başkanların sözü senettir; tartışılmaz. Ama Demirören, söylediklerini yapamayan başkan oldu.
5-Menajeri mafya ilişkileri için yargılanırsa, antrenörü tarikat bağlantılarının içinde olursa; Atatürk'ün takımında bu utanç dolu görüntüler olursa elbette Beşiktaş büyük yara alır.
SON SÖZ: Ey Beşiktaş'ın büyükleri... Beşiktaş elden gidiyor. Lütfen Beşiktaşlı gibi davranın ve 2010 yılını beklemeyin.
 
19.04.08, 15:49   #28
Şansal Büyüka'dan Değerlendirmeler!

Hani verdiğin sözler

Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve yönetimin yeni üyeleri göreve geldikleri günden beri , yani aşağı yukarı bir aya yakın bir zamandır , aynı iddialı açıklamayı ısrarla yaptılar:
“ Hem ligi , hem kupayı alacağız ... “
Ne oldu ? Kupa gitti ...
Ligi kazanma şansı yüksek ... Tabi kaybetme riski de...
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ‘e bakıyorum , sezon başından beri inadına “ Beşiktaş şampiyon olacak “ diye açıklamalar yaptı.
Ne oldu ?
Beşiktaş ne ligde ne kupada var ...
Bırakın şampiyonluğu , Beşiktaş ‘ın avrupaya gitme şansı bile ciddi biçimde tehlikede...
Fenerbahçe ‘ye bakıyorum ... Belki de geçmiş yıllarda yaptıkları yanlışlardan ders almış olacaklar “ kupayı kazanacağız , ligi alacağız “ diye bir açıklamalarına rastlamıyorum...
Kaldı ki ligi alma şansları da varken ...
Üstelik bu kupalar her zaman “ üç büyükler” e de kalmıyor ...
İşte örnek ...
Fortis Türkiye Kupası finalini Kayserispor- Gençlerbirliği oynayacak...
O zaman ısrarla böyle açıklamalar yaparsanız , camianın beklentileri büyüyor , gerilim artıyor , futbol takımı baskı altında kalıyor...
Bugün Chelsea’nin , Barcelona ‘nın , Real Madrid ‘in , avrupanın devlerinin başkanları , o dev kadrolara rağmen “ şampiyonluk “ için peşin sipariş veriyorlar mı ?
Vermiyorlar ... O kadar pahalı kadrolara rağmen veremiyorlar ...
Ama biz bol keseden atmaya meraklıyız ya ...
Üstelik bu kadar iddialı açıklamalar kısa bir süre sonra boşa çıkıyor , beklentiler damdan düşmüş gibi yere çakılıyor...
İşin en kötü tarafı başkanlar ve yöneticiler verdikleri sözlerin altında kalıyor ...
İddianızı , takımınıza güveninizi elbette sürdürün... Ama bu konuda daha gerçekçi yöntemler deneyin ...
Biliyorum , yılların verdiği kötü alışkanlıklar var ...
Hani ne demişler :
“Alışkanlıklar paslanmış çiviye benzer , söküp atmak zordur... “
Doğru , bu alışkanlıklardan kurtulmak zor da , böyle bol keseden atmanın da kimseye bir faydası yok ...Başta Başkan’lara...



Doktor bana bir çare

Fenerbahçe’de Roberto Carlos ‘un önümüzdeki hafta Galatasaray maçında oynaması bekleniyordu , sezonu kapadığı açıklandı . Fenerbahçe ‘nin orta alandaki en büyük gücü olan Deniz neredeyse sezon başından beri ortalıkta yok. Appiah deseniz “ çürüğe “ çıktı.Fenerbahçe’nin Sağlık Kurulu ... Sevgili doktorlar, neler oluyor oralarda...



Sessiz fırtına

Federasyon’da sessiz bir fırtına var . Daha doğrusu kıyım var .Hasan Doğan federasyonunun yeni bir düzenleme içinde olması doğal karşılanabilir . Ama adam çıkarmaların , adam almaların belli bir kriteri olmalı .Duyuyoruz ki , Ankara ‘dan gelen bir telefonla bir çıkış durduruluyor , bir başka telefonla yeni kurulan bir birime atama yapılabiliyor.Sözün özü şu : Torpil her devirde çalışıyor.



Göçek dikkat

Hüseyin Göçek , son dönemlerin Türk hakemliğinde sivrilen isimlerinden biri . Üstelik sıkça maç alıyor , neredeyse boşu yok . Hepsi tamam , hoş da , bu kadar sık görev alan , bu kadar kritik maçları yönetin bir hakemin çok dikkatli olması gerekiyor . Sevgili Göçek ‘e son yönettiği Galatasaray- Gençlerbirliği kupa maçını bir kez daha dikkatlice izlemesini öneririm.



Paşa ‘nın yeri dolmadı

Beşiktaş Delgado ‘yu “ baştacı “ yaptı , “ Paşa “ ilan ettiği Ricardinho ‘nun apoletlerini söktü.Bu yönetimin , teknik adamların tercihidir elbette . Ama forvetin arkasındaki etkili oyunuyla , çapraz pasları , dar alandan çıkışıyla , oyunu yönlendirmesi , yaratıcılığı ve futbola kattığı görsel zenginlikle , sanki Beşiktaş “ Paşa “ sını arıyor gibi geldi bana. “ Ricardinho koşmuyordu “ diyenlere Delgado ‘nun ne kadar koştuğunu sorarım. “ Takıma hangisi daha yararlı “ derseniz , onu da tartışırım.



Tarihi eser

Beşiktaş yönetimi Barcelona ‘nın Brezilyalı yıldızı Edmilson ‘u almak üzereyken , Ertuğrul Sağlam ‘ın vetosuyla karşılaştı. Kabul edelim ki Edmilson geçmiş yılların çok önemli bir oyuncusuydu . Ama geçtiğimiz sezon yaşadığı uzun sakatlıklar ve kulübe bağımlılığı Edmilson ‘u “ tarihi eser “e çevirdi.Beşiktaş ‘ın tarihi esere değil , takımı sırtlayacak , maçın kaderini değiştirecek “ top klas “ oyunculara ihtiyacı var .



Bu futbol yetmez

Pazartesi günü birinci lige çıkmaya hazırlanan iki takımın mücadelesini, Sakaryaspor- Antalyaspor maçını izledim.Antalyaspor , rakip ceza alanına giremeden maçı kazandı . Sakaryaspor doksan dakika, rakibin ikişer metrelik iki stoperine rağman havadan oynadı. Futbol fakiri bir maçtı.Zirvenin diğer iki adayı Eskişehirspor ile Kocaelispor ‘a bakıyorum , onlar da pek farklı değil. Dost acı söyler : Bu futbolla gelirseniz, geldiğiniz gibi gidersiniz .



Ya gelin ya susun

Beşiktaş kongresinin yapılalı bir yıl oldu . Başkan Yıldırım Demirören ‘in karşısına aday bile çıkmadı .Eğer yanlış transfer varsa , eğer aşırı borçlanma varsa , eğer kötü bir yönetim varsa , o gün de vardı ...
Kongre günü aday bile çıkaramayanlar şimdi gölge kabineler kuruyorlar , çalışma grubu oluşturuyorlar , açıklamalar yapıyorlar.
Kardeşim , bir yıl önce de aynı şeyleri yaptınız , aday bile çıkartamadınız. Yıldırım Demirören yönetiminden madem bu kadar şikayet var, yaparsınız projeleri , toplarsınız paraları, attırırsınız yeterli imzaları, gidersiniz genel kurula.
Demirören ‘e “ git “ diyorsunuz, ama “ gel “ denince ortalıkta görünmüyorsunuz...
 
19.04.08, 15:50   #29
Asena Özkan - Kızgın Beşiktaşlılara...

'Sen ne anlarsın futbolcudan? İstanbul gecelerinde dolanıp, kazan-kepçe bütünleşmesini sağlamakla yükümle değil misin? Kim gönderiyor seni futbolcu izlemeye? Albenili hanım kişiler, keyifli yemekler, kaliteli şaraplar senin ilgi alanın değil mi? Sanırım karıştırdı birileri, yapman gerekenleri!.." Sohbet dilini, yazım diline çevirince buna benzer cümleler, beraberinde de anlatımlar 'peydahlanıyor' istem dışı. Arkadaş sohbetlerinde anlatımı kolay da 'başını belaya sokmadan' yazılımını gerçekleştirmek gerçekten oldukça güç!
Beşiktaşlılar 'kızgın', Beşiktaşlılar 'kırgın...' Şampiyonluktan söz ederken gündemi Intertoto Kupası oluşturmaya başlarsa, nasıl kızgın olmasınlar? Sohbetlerde çözüm üretemediğimiz varsayımları paylaşma gereksinimi duyuverdim bu kez durmadık yerde! Bizlere, 'paradokslar' yaşayan 'şüpheci' yaftası mı yapıştırılmalı yoksa 'gerçekçi düşünenler' yakıştırmasını mı sunmalı, onun kararını siz verin! Öncelik; elbette ki, 'ecnebi' futbolcu alımı ile satımının. Eşin, dostun, arkadaşın 'haklı' takılmalarından utanır olmuş Beşiktaşlı, futbolun 'f' sini duymak bile istemiyor şu aralar. Benzer duyarlılığı yöneticisinden, teknik kadrosundan ve de daha bilumumundan bekliyor. Bekleye dursunlar, bir de bekleyemeyenler ve 'tabakhaneye' yetiştirme derdinde olanlar var! Olacak bitecek belirsiz, ama harıl harıl 'birileri' yurt dışında futbolcu arıyor, takımın teknik direktörü kalacak mı, gidecek mi bilinmezlik denklemi çözülememişken. Bugüne kadar alınlara ödenen rakamları yan yana konunca durumun 'vahameti' tüm açıklığı ortaya çıkarken...
İşte tam burada kilitleniyoruz! Neden futboldan ve futbolcudan anlamayanlar yurt dışına, oyun ile oyuncu izlemeye giderler, üstüne üstlük izlemekle de yetinmeyip futbolcuların menajerleri ile uzlaşırlar? Olmaz tabii ki, ancak yine de irdelemeli! Acep, burada bireysel 'çıkar' söz konusu olabilir mi? Futbolcuya ödenen rakam, menajerine ödenen rakam, hep bilinir mi? Ya da 'resmi' midir, yoksa gayrı-resmi mi? Sohbetlerde çok şeyi aşıyoruz, ender de olsa Beşiktaş'ı düze bile çıkardığımız oluyor ama gel gelelim buraya takılıyoruz!
Beşiktaş son dört sezondur kaç 'ecnebi' futbolcu transfer etti, bu oyunculara ne kadar, menajerlerine ne kadar 'dolar' ödendi? 'Birileri' bu transferlerden kazanç sağladı mı, sağlamadı mı? Transfer ödentilerinin resmi evrakları mevcut mudur, mevcut yönetimde? Başta da belirttiğimiz gibi, gereksiz 'şüphecilik' yapıyor olabiliriz ama her olasılığı göz önünde bulundurmak gerekiyor! Bu sistem yürürlükle olduğu sürece, Beşiktaş Kulübü'nün başkanına borcunun 40 milyon dolarla sınırlı kalmayacağı, 140 milyon doları bulmasının 'an meselesi' olduğu 'gün' gibi ortada! Kim alıyor, niçin alıyor, neden alıyor? Sorular yanıt bekliyor. Ayrıca alınıyor alınıyor da, İbrahim Üzülmez hala bu takımda oynuyor! Bizler sadece sohbetlerimizin bir bölümünü yazım diline uyarladık. Uygulamayı kim ya da kimler yapacak? Tartışmasız; Beşiktaş'ı 'çıkar' gözetmeksizin sevenler, tribündeki 'cefakar' yandaş grubu ve kendisini değil Beşiktaş'ı ileriye taşıyacak, gerçek Beşiktaşlı...
 
19.04.08, 15:50   #30
Cahit Eroğul - Muhalefetin daha önce aklı nerdeydi?

Beşiktaş’ın tam da Del Bosque davasını kaybetmesinin üzerinden 1 ay geçmişken, tam da ligde dördüncülüğe düşüp ufukta İntertoto ihtimali belirmişken, tam da yabancıları baş kaldırıp birer birer tüymenin yollarını ararken, muhalefet ayaklandı, Yıldırım Demirören’e karşı bir cephe kurmanın peşine düştü. Eleştirdikleri şey hep aynı; yanlış transfer politikası, kulübün uçup giden milyon dolarları ve hatada ısrar...
Yıldırım Demirören 4 yıldır bu kulübün başında. Daha son kongrenin üstünden 1 yıl geçti. Muhalefetin bahsettiği hataları her seferinde “tekrarlamayacağız” diye diye yaptılar.
İstikrarsızlığın istikrarı şu tablo:
Del Bosque - Rıza Çalımbay - Jean Tigana - Ertuğrul Sağlam...
4 yılda 40’tan fazla futbolcu alındı, bir o kadarı gönderildi...
Yönetime talip olmak, şartları uyan her kongre üyesinin hakkıdır. Da, son kongrede bu oluşum neredeydi? O zamanlar kulüp yeterince borç içinde değil miydi, o zamanlar her şey güllük gülistanlık mıydı? Transferler “cuk” mu oturuyordu? CAS’a giden davalar, kasaya geri mi dönüyordu?
Hem başarısızlığın faturasını hakem hatalarına kes, hem de “kulüp iyi yönetilmiyor” de... Hangisi doğru? Yoksa hepsi birden mi? Cevap; hepsi birden diyorsanız niye şimdi ayaklandınız. 1 yıl önce kulübün borçlarını karşılayacak paranız mı yoktu, projeniz mi?
Muhalefetin aklı daha önce neredeydi? Değişen ne, sadece bunu anlamış değilim...

ah basına gelenler
Kör talih!
Bundan 10-12 yıl önce... Seyit Kalender bizim Ankara muhabirimiz... Ankaralı fanatik bir bayan, sürekli büroyu arayarak Seyit’le akşama kadar futbol muhabbeti yapıyor. Seyit bıkmış, başından nasıl savacağını bilemiyor. Kız doğuştan görme özürlü olduğu için de tersleyip sohbeti kesemiyor.
O hafta Ankara’da Ankaragücü-Beşiktaş maçı var... Seyit’in telefonu çalıyor, yine o kız... Bir-iki “İyidir ne olsun işte, koşturup duruyoruz” muhabbetinin ardından kız aniden, “Beni de maça götürsene” diyor...
Seyit, “N’apacaksın sen maçta yaa” diye geveliyor. Ama kız ısrarlı, “Bir maçın havasını yaşamak istiyorum, taraftarın tezahüratlarını duymak istiyorum” deyince bizimki bombayı patlatıyor;
- Yav kızım ben nasıl uğraşacam orada seninle. Hem televizyon naklen veriyo, otur evinde izle!..

Unutulmaz anılar
Liverpool’un efsane kaptanı Steven Gerrard, geçen yıl çıkardığı ve hayatını anlattığı kitabında Galatasaray’a da özel bir yer ayırmış. Geçtiğimiz gün Fanatik’te de çıktı... İşte Gerrard’ın gözüyle, Galatasaray’ın Liverpool’la 2003’te Amsterdam’da oynayıp 2-1 kazandığı maçta yaşananlar...
“Ve tarih 3 Ağustos 2003... Kendimizi Hollanda’nın Amsterdam Arena Stadı’nda Galatasaray’la oynarken buluyoruz. Bu kesinlikle sezon öncesinde centilmence oynanan bir hazırlık maçı değildi. Bu, gerçek bir savaştı. En ufak bir kıvılcım bile tansiyonu artırıyordu.
Maça yedek kulübesinde başlamıştım. Türkler Michael (Owen) ve Emile’e (Heskey) sert giriyordu. Dayanamıyordum, hocamız Gerard Houlier’e sürekli beni oyuna almasını söylüyordum. Bundan yarım saat sonra (Dk.64) sahadaydım. Harry Kewell’a çok sert bir müdahale yapıldı. Bu tıpkı bir vahşi batı filmi gibiydi. İki taraf arasında savaş devam ediyordu. Benim oyunda olmadığım süreyi telafi etmem gerekiyordu...”
Devamı haftaya...

Unutulmaz sözler...
“Ben rakip takıma karşı değil, yenilme düşüncesine karşı oynuyorum”
(Eric Cantona)

Kompleks işte
Eric Gerets, “G.Saray’ı çalıştırdığım dönemde F.Bahçe’ye iki defa yenildim ve bu, camiada utanç vesilesi olarak kabul edildi. Orada F.Bahçe’yi yendin mi bütün sezonun iyi geçmiş sayılır” demiş...
Orası öyle... Hele de Kadıköy’de yenersen tadından yenmez... Hele bir de sahanın ortasına bayrak dikersen, bir ömür unutulmazsın... Bakınız; “Ulubatlı” Greame Souness...
 
Cevap Yaz

köşe yazıları!!

Beşiktaş bölümde köşe yazıları!! konusu, Son dört haftada alınan üç mağlubiyetin, Beşiktaş camiasında nelere yol açtığını merak ediyor musunuz? Haydi birlikte bakalım.... Şampiyonluk yarışından başlayalım. ...



Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
duvar yazıları... P®€ñ§£$ Harbi Geyik 11 15.04.08 12:41
İlhan Selçuk'u gözaltına aldıran köşe Betül17 Güncel Haberler 1 21.03.08 18:23
Kamyon Yazıları agent force Harbi Geyik 1 05.03.08 17:47
Kamyon yazıları...:D audi tt Motorlu Araçlar Dünyası 0 18.02.08 23:20
mezartası yazıları green_eyes Harbi Muhabbet 1 17.07.07 02:40



Forum Zaman Ayarları GMT +3 olarak ayarlanmıştır.
Şu Anki Saat: 07:40 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0
HarbiForum; Haybeden Değil ,Harbiden
Her Hakkı Saklıdır ©2007-2009
Valid XHTML 1.0 Transitional Creative Commons License
İçeriğimizi başka bir sitede paylaşıyorsanız lütfen kaynak belirtmeyi unutmayın,ilginize teşekkür ederiz.
Sitemizde bulunan bir içeriğin telif haklarına veya yasalara aykırı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bize bildirin.
If you own the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be removed from our web site,
please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.