| |||||||
| Kayıt ol | Arama | Bugünki Mesajlar |
| 30.06.08, 18:34 | #1 |
| | Deniz Gezmiş Hakkında Herşey 1947 yılında Ankara’da doğdu.Liseyi İstanbul’da okudu.1966’da İÜ Hukuk Fakültesi’ne girdi.Kısa sürede gençlik eylemlerinde öne çıktı.TİP’de çalıştı.1968’de Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu.Amerikan 6.Filosu’nu protesto eylemlerine katıldı ve İstanbul Üniversitesi’nin işgaline öncülük etti.DÖB’ün kurucuları arasında yer aldı.Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü tertipledi.1969’da Filistin’e gitti, gerilla eğitimi gördü.THKO örgütünü kurdu.Örgütün ilk eylemi olan İşbankası Ankara Emek Şubesi soygununa katıldı.Yine Ankara’daki Balgat Amerikan Üssü’nden dört Amerikalının kaçırılması eylemine katıldı.Sivas Gemerek’te çatışmada yakalandı.Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde idam edildi. İstanbul'da Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Kısa sürede gençlik eylemlerinde öne çıktı. TİP’de çalıştı. 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu. Amerikan 6. Filosu’nu protesto eylemlerine katıldı. DÖB’ün kurucuları arasında yer aldı. Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü tertipledi. THKO örgütünü kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra yerlerinin ihbar edilmesi sonucu Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara merkez kapalı cezaevinde idam edildi. İdam edilmeden önce son isteğinin Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek olduğu söylenir, ama bu isteğinin yerine getirilmediği bilinmektedir. İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! " oldu. |
| 30.06.08, 18:35 | #2 |
| | Baba, Mektup elinize gecmis oldugu zaman aranizdan ayrilmis bulunuyorum. Ben ne kadar uzulmeyin dersem yine de uzuleceginizi biliyorum. Fakat bu dururumu metanetle karsilamani istiyorum, insanlar dogar,buyur, yasar olurler,onemli olan cok yasamak degil, yasadigi sure icinde fazla seyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karsiliyorum. Ve kaldi ki benden evvel giden arkadaslarim hicbir zaman olum karsisinda tereddut etmemislerdir. Benim de etmeyecegimden suphen olmasin. Oglun, olum karsisinda aciz ve caresiz kalmis degildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu oldugunu biliyordu. Seninle dusuncelerimiz ayri ama beni anlayacagini tahmin ediyorum. Sadece senin degil, Turkiye'de yasayan Kurt ve Turk halklarinin da anlayacagina inaniyorum. Cenazem icin avukatlarima gerekli talimati verdim. Ayrica savciya da bildirecegim. Ankara'da 1969' olen arkadasim Taylan Ozgur'un yanina gomulmek istiyorum. Onun icin cenazemi Istanbula goturmeye kalkisma, annemi teselli etmek sana dusuyor, kitaplarimi kucuk kardesime birakiyorum. Kendisine ozellikle tembih et onun bilim adami olmasini istiyorum, bilimle ugrassin ve unutmasin ki bilimle ugrasmak da bir yerde insanliga hizmettir. Son anda yaptiklarimdan en ufak bir pismanlik duymadigimi belirtir seni, annemi,abimi,kardesimi devrimciligimin olanca atesi ile kucaklarim. Oglun Deniz Gezmis" |
| 30.06.08, 18:37 | #3 |
| | Deniz Gezmiş, Ankara'nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947'de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul'da bitirdi. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968'de Hukuk Fakültesi'nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesine önderlik etti. İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968'de Samsun'dan İstanbul'a Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. 1969 Haziran'ında Filistin'e giderek Eylül'e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969'da yakalandı ve Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı. 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de idam edildi. Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı 'Yok edilme' düğmesine basıldığı andan itibaren kamuoyundan hiç destek alamayan Deniz Gezmiş'e sevgi beyan etmek son zamanlarda moda haline geldi. Hatta düşünce açısından ona en fazla karşı olacaklarını bekleyebileceğiniz çevreler Deniz Gezmiş'e sevgi ve saygı duyduklarını söylemeye başladılar. Hükümetin bazı bakanları bile bu hislerini alenen söylediler. Bu sevginin ortaya çıkacağı, yıllardır Che Guevera'dan yeniden kült figürü oluşturulmasıyla belli olmuştu. Para sahibi olmayı burjuva olmakla aynı sanan çevrelerde Che Guevera birden çok sevilmeye başlanmış, Che Guevera ile ilgili şarkılar 'Beyaz Türk' eğlence mekanlarının en beğenilen parçaları arasında olmuş. Bununla birlikte Küba da neredeyse Bodrum ve Çeşme'den sonra en favori gezi hedefleri arasına girmişti. Bu çevrelerin Che'den sonra aynen Deniz Gezmiş'i de severek hissiyatlarını lokal bir baza oturtmaları hiç de şaşırtıcı bir olay değildir. Çünkü burada, fikirleri ve amaçları değerlendirme, özlemleri paylaşma gibi bir şey katiyen yok. Sadece isyana övgü ve özenti var. Konformist yaşamlar isyandan kopmadıklarını Che ve Deniz Gezmiş gibi insanları severmiş gibi davranıp çevreye göstermeye çalışıyorlar. Dün 'Yurtsever Cephe' üyelerinin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret edeceklerini öğrenince bu meseleler aklıma geldi. Komünistler 'partili olmak' fetişizmini sosyalist hareket içine taşımışlar ve partili hareket dışında kalanları goşist olarak damgalamakta çekince görmemişlerdir. Bu goşist damgası devlet katında anarşist olarak değiştirilip topluma aynen servis edilmiştir. Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı. Yurtsever Cephe'nin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret etmesi büyük ihtimalle modaya uyum sağlamak niyeti taşımıyordur, ancak ziyaret bana bir zamanlar sosyalist gelenek içinde yaşanan tartışma ve ayrılıkların ne kadar yanlış olduğunu hatırlattı. Partili gelenekten gelenlerin Deniz Gezmiş'e mezarında sahip çıkmaları maalesef geç kalmış bir sevgiden ibarettir. Ve niyetleri ne olursa olsun modaya uymak için yapılmış görüntüsü taşımaktadır. Yüksel Hançerli 'nin objektifi Deniz Gezmiş 'e çevrilmişti. Deniz elinde kazağı, yakın arkadaşlarından Bozkurt Nuhoğlu, Işıtan Gündüz ve Zihni Çetiner 'le İstanbul'da üniversitenin bahçesinde yürüyor. Yanında bir gazeteci, ona sorular soruyor. Gazeteci de Deniz kadar genç. Hemen yanında elinde fotoğraf makinesiyle gazeteci Ergin Konuksever.O da ne kadar genç. Deniz incecik, sırım gibi. Ciddi bir şekilde yürüyor. Deniz, her zaman böyle düşünceli görünmezdi. Gülümserdi, muziplik yapmaktan hoşlanırdı. En zor koşullarda işi alaya alabilirdi.Albümün başka sayfasını çeviriyorum. Aynı insanlar, yine Hançerli'nin objektifindeler. Deniz hâlâ düşünceli. Giysilerine bakıyorum. Filistin'den döndüğü günler olmalı. Ayağında lastik bez karışımı askeri postallar. Gömlek de Filistin'den olabilir. Bir başka fotoğraf. Bir mahkeme sonrası mı ya da bir gençlik olayı mı, bilemiyorum. Belki de Deniz cezaevinden yeni bırakılmıştı. Onu ne çok gözaltına aldılar, ne çok tutukladılar. Bir sayfa daha çeviriyorum. Bu kez Deniz askerler arasında mahkemeye getiriliyor. Sonraki görüntü mahkemeden. İnce dal gibi bir gençti Deniz. 1968 gençlik eylemlerinin tartışmasız önderiydi, sembolüydü. Onunla 1968 Haziran işgalleri sırasında arkadaş olmuştuk. Daha önce de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın Tünel'deki binasında karşılaşır konuşurduk. O kadar çok tutuklanır ve kaçak duruma düşerdi ki, bu nedenle onunla uzun boylu arkadaşlık yapmak mümkün olmazdı. 1968'de Samsun'dan Ankara'ya 'Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü' nü birlikte düzenledik. Ne güzel umutlarımız vardı. Samsun-Ankara yürüyüşünde başımıza neler gelmedi ki! Hemen her gün yaşadıklarımız aleyhimize bir haber olarak sağcı gazetelerin manşetlerinde yer alıyordu. Sonradan anladık ki, aramaza bir ajan yerleştirmişlerdi. Yürüyüşün erzak işlerini üstlenen Muzaffer hemen her gün bağlı olduğu istihbarat örgütüne bilgi veriyormuş, onlar da gazetelere servis yapıyorlarmış. 'Yüksel Hançerli'nin objektifinden 1970 İstanbul' fotoğraflarına yeniden bakıyorum. Jandarmalar, bir duvarın arkasında ellerinde silahlar, belli ki gençleri izliyorlar. Bir başka fotoğrafta binlerce genç 6. Filo'yu protesto için yürüyor. Deniz Gezmiş bir duruşmada kendini savunuyor. Yine etrafı jandarmalarla sarılı. Bir başka sayfada 'güzel bacak yarışması' nın fotoğrafları görülüyor. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 'ı, 6 Mayıs 1972'de Mamak'ta yanımızdaki hücrelerden alıp idama götürdüler. Genceciktiler. Düzene itirazları vardı. Haksızlığa isyan etmişlerdi. Aradan tam 33 yıl geçmiş. Onları yanımızdan alıp götürdüklerinde aynı yaşlardaydık. Şimdi 60 yaşlarına yaklaştık. Yüksel Hançerli'nin çektiği Deniz Gezmiş fotoğraflarını ilk defa gördüm. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamışlardı. O albümü karıştırırken geçmişe yolculuğa çıktım. İçimi garip bir hüzün bastı. Yaşam akıp gidiyor. İnsan belleği hep acılarla yaşayamaz ki! Yaşamın hızı ve acımasızlığı sürükleyip götürüyor. Aniden karşınıza çıkan bir eski arkadaşınız ya da bir ölüm haberiyle sarsılıyor, sonra yola devam ediyorsunuz. Deniz'in genç ve yakışıklı fotoğraflarına içim acıyarak baktım. Her zaman öyle olmaz. Deniz, benim için genellikle umut ve neşe anlamına gelir. Türkiye neden bir türlü demokratikleşemiyor sorusunu soruyoruz. İspanya 50 yıl diktatörlük altında kaldı. Portekiz 60-70 yıl. Yunanistan on yıldan fazla. Bu ülkeler demokrasi konusunda bizden daha geriden başladıkları halde öne geçtiler. Biz neden hep bir engele takılıp kalıyoruz. |
| 30.06.08, 18:38 | #4 |
| | Abisi idam gecesini anlattı 'Yarım saat içinde araba bulun ve götürün dediler. Arabayı bulamam deyince buraya gömün dediler.' 17.03.2008 ![]() 'Yarım saat içinde araba bulun ve götürün dediler. Arabayı bulamam deyince buraya gömün dediler.' Yakın tarihin en çok konuşulan olaylarından biri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamının üzerinden tam otuz yedi sene geçti. Bu zaman zarfında olayı asla unutmayacağız diyenler de oldu, birkaç sene sonra idamı hatırlamayanlar da.. Fakat idamın perde arkasında iki isim vardı ki onlar bu olayı asla hafızalarından silemediler. Bir yanda 1968'den 72'ye kadar geceleri rahat uyuyamayan bir ağabey diğer yanda bu üç genci astığına asla pişman olmayan ve hep vicdanının rahatlığından dem vuran askeri savcı. Bora Gezmiş ve Baki Tuğ. Bugüne dek hiç karşı karşıya gelmeyen iki insanı buluşturalım istedik ancak Baki Tuğ kabul etmedi. Biz de iki ayrı şehirdeki iki insanla idamları ve pişmanlıkları konuştuk. DENİZ SUÇSUZ DEĞİLDİ AMA.. Kardeşini devletin verdiği kararla kaybeden bir isim Bora Gezmiş. Deniz Gezmiş'in kendinden iki yaş büyük ağabeyi. Kardeşinin parkasını işyerinde, yanı başında hala saklayan Gezmiş'le kardeşinin idamını ve Baki Tuğ'un idamlarla ilgili açıklamalarını görüştük. Gezmiş, kardeşini mutlak suçsuz olarak görmüyor ama .... Öğretmen bir babanın evlatları olarak yetişen Deniz ve Bora farklı çocukluklar geçirmiş. Bora Gezmiş siyasetle çok fazla ilgisi olmayan bir gençken, kardeşi Deniz, ağabeyinin tam zıttıymış. Deniz ile babasının bazen ayrılığa düştüğünü anlatan Gezmiş, “Babam demokrat bir adamdı ancak Deniz'in aktif mücadelesini tasvip etmiyordu” diyor. Deniz Gezmiş'in ilk siyasi olaylara karışması ise aileden habersiz Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar'daki gençlik kollarına kaydıyla başlamış. Ağabeyinin anlattığına göre herkes bu olayı Deniz, Hukuk Fakültesi'nde okumaya başlayınca öğrenmiş. YA MUVAFFAK OLACAĞIM, YA DA... Evde bazen aile üyelerine de siyasi telkinlerde bulunan Deniz, pek başarılı olamamış. Bora Gezmiş kardeşini bu konuda birçok kez uyarmış fakat Deniz'den her seferinde şu cevabı almış: “Ben bu davada ya muvaffak olacağım, ya asılacağım.” Deniz'in eylemlere katıldığı günlerde ailenin evinin önünden polisler eksik olmazmış. Aile olarak olayların yaşandığı dönemde çok zor günler geçirdiklerini anlatan Gezmiş, “Deniz olaylara karışana kadar karakolla ya da hapishaneyle hiç işimiz olmazdı. Ama hapishane kapılarında da bekledik karakol koridorlarında da” diyor. BAKİ TUĞ MAŞAYDI Deniz Gezmiş'i asan hakim ve savcılar vicdanlarını yastık yapıp yatarken Gezmiş ailesi her an kötü bir haber gelecek diye 1968'den 72'ye kadar huzurlu tek gece geçirmemiş. İdama tanık olanların hâlâ pişman olmadıklarına akıl erdiremeyen ağabey Gezmiş, en çok Baki Tuğ'a öfkeli. Tuğ'un idam olayında bir “maşa” olduğunu düşenen Gezmiş, “O emirle hareket eden ufak biridir” diyor. Gezmiş, Süleyman Demirel bile pişmanlığını dile getirirken Tuğ'un iyi ki astık demesine anlam veremiyor. İdam kararı alındıktan sonra Gezmiş ailesinin evine devlet adamlarından sayısız telefon gelmiş. Gelen telefonlarda söylenen tek söz ise “Mahkemede pişmanız desinler onları idamdan kurtaralım” olmuş. Baba Gezmiş bir görüş gününde bunu oğluna anlatınca Deniz Gezmiş'in cevabı açık ve net olmuş: “Öyle bir şey söylersen seni babalıktan reddederim.” Mahkemelere ağabey Gezmiş katılamazken babası hiçbir duruşmada oğlunu yalnız bırakmamış. İdam kararının verildiği gün Deniz, Hüseyin ve Yusuf diğerlerinden ayrı oturtulunca baba Gezmiş oğlunun asılacağına kanaat getirmiş. Ağabey Gezmiş ise çok fazla zaman geçiremediği kardeşine sarfettiği bir laf yüzünden kendini asla affedememiş. Gezmiş o günü şöyle anlatıyor: “İdamdan yirmi beş gün önce görüşe gittiğimizde o anki üzüntümle Deniz'e “Oğlum neticeyi gördün mü? Ben sana demiştim” dedim babam beni dürttü. O da 'Ben vazifemi yaptım vazifesini yapamayanlara bunu söyle sen' dedi. O sözümün pişmanlığını hâlâ yaşarım.” HÜSEYİN VE YUSUF TOMBALADAN ÇIKTI Hüseyin ve Yusuf'un idamının sırrını koruduğunu anlatan Gezmiş “Deniz öne çıkan bir adamdı. Ya Hüseyin ile Yusuf. Onların yargılanan 47 kişiden hiçbir farkı yoktur. Onlar tombaladan çıkmışlar ve asılmışlardır” diyor. Ağabey Gezmiş idam için tüm olayların Deniz'in aleyhine geliştiğini vurguluyor ve ekliyor “Anayasa Mahkemesi'ne CHP'nin yardımıyla başvurduk. 27 tane imza topladık. 35 imzayla başvurabiliyorduk. 8 imza lazımdı. Tam o esnada uçak kaçırma olayları oldu. O 27 imzayı verenler de 'Ya biz verdik ama durum kritik imzamızı geri alıyoruz' dediler. Biz 8 imza toplayamadık eğer 8 imza daha olsaydı Anayasa Mahkemesi kararı bozacaktı ve kardeşim bugün yaşıyor olacaktı.” "TEVEKKÜLLE KARŞILADIK" Deniz'in idamını Gezmiş ailesi tevekkülle karşılamış. O dönemde duydukları en ufak bir haberi bile iyiye yormaya çalışmışlar. İdam günü kardeşiyle görüşmek için babasını da yanına alarak Ankara'ya giden Bora Gezmiş o gün Deniz'le görüşememiş. O gece saat üçte ise Deniz'in idam haberi gelmiş. Aceleyle Karşıyaka mezarlığına giden Deniz'in babası, ağabeyi, Hüseyin'in babası, Yusuf'un eniştesi ve babası bir polis barikatından geçerek evlatlarının cenazelerine ulaşmışlar. O sırada etraftaki sivil polisler sürekli 'Yarım saate kadar taksi bulun bulamazsanız buraya gömeceksiniz' diyorlarmış. YANYANA GÖMEMEZSİNİZ Gezmiş o geceyi şöyle anlatıyor: “Beş kişiyle bütün işlemleri yaptık. Sivil polisler yarım saat içinde araba bulun ve götürün dediler. Arabayı bulamam deyince buraya gömün dediler. Ama yan yana gömemezsiniz dediler. Ben iyice bunaldım ve oradaki polislere 'Siz bunların dirilerinden korkuyordunuz ölülerinden de mi korkuyorsunuz' dedim. Aralarına ikişer mezar yeri koyduk öyle gömdük. Namaz saatini beklemek gibi bir olay olmadı. Beş kişiyle cenaze namazı kıldık kordon altında. Tek bir polis yardım etmedi bize. Oranın imamı “Ben bunların cenaze namazını kıldırmam dedi.” Gezmiş kardeşini hep en son gördüğü haliyle hatırlamak için cenazeye bakmamış. Karşıyaka Mezarlığı'nın cenaze odasında evlatlarının cenazesini gören üç babanın o kapıdan yıkılmış bir şekilde çıkışı ise asla silinmemiş ağabey Gezmiş'in zihninden. Deniz'in idamından sonra uzun bir süre kendine gelemeyen ailenin tek tesellisi ise oğullarının yüz kızartıcı bir suçtan dolayı idam cezası almaması olmuş. Deniz Gezmiş'in veda mektubunda bilimadamı olmasını istediği kardeşi Hamdi muhasebecilik yaparken ağabey Gezmiş bir firmada genel müdürlük görevine devam ediyor. Türkiye'de birçok çocuğa ismi verilen Deniz Gezmiş'in ismi ailede başka hiç bir çocuğa koyulmamış. Bora Gezmiş bu durumu “Bir aileye bir tane yeter. O tekti ve hep tek kalacak bizim için” sözleriyle anlatıyor. "ASMASAYDIK DA NE YAPSAYDIK?" Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararında imzası olan Baki Tuğ “Asla pişman değilim” diyor. Hatırla Sevgili dizisindeki mahkeme sahneleriyle yeniden canlanan o günlerin en önemli aktörü, diziye de tepkili. Dizideki beş replikten dördünün yanlış olduğunu söyleyen Tuğ, sanat adına da utanç duyduğunu söylüyor Sorularımızı sorarken sıkıştığı anlarda sinirlenen ve herkesi tarihi bilmeyen insanlar olarak tanımlayan Baki Tuğ, Sıkıyönetim Mahkemeleri'ne askeri savcı olarak atanmadan önce Deniz Gezmiş'in ismini dahi duymamış. Baki Tuğ idamlardan dolayı asla vicdan azabı duymadığını ifade ediyor. Görev yaptığı yıllarda kara kaplı kitap ve vicdanının sesini dinleyerek kararlar verdiğini anlatan Tuğ, Türkiye'yi kurtarmak adına üç genci feda etmekte sakınca görmediğini dile getiriyor. O gençlerin bizi ve Türkiye'yi yok edeceklerine inanan eski savcı, bir dönem Kenan Evren'in söylediği “Asmasaydık da beslese miydik” lafına “Biz bu çocukları asmasaydık da ne yapsaydık” diyerek gönderme yapıyor. Gezmiş'in ailesinden karşılaştığınız insanlar oldu mu diye sorduğumuz Tuğ, tartışma yaratacak bir cevap veriyor: “Ben politikaya girdikten sonra Deniz Gezmiş'in bir yakını geldi. Çok isabetli bir karar vermişsiniz dedi ve elimi öptü.” HEPSİ BİRER DENİZ GEZMİŞ'Tİ Davalar esnasında hiç bir devlet görevlisiyle görüşmeyen Tuğ, baskı altında kalmadan bu kararı verdiğini söylüyor. O yıllardan bu yana kafasını yastığa, vicdanı rahat bir şekilde koyduğunu anlatan Tuğ, görüşmemiz boyunca yaptıklarından pişman olmadığını vurguluyor. Mahkemede yargılama sırasında orada bulunan gençlerin hepsine aynı mesafede durduğunu ifade eden Tuğ “Oradaki her genç bir Deniz Gezmiş'ti bana göre. Onun hiç bir farklılığı yoktu” diye de ekliyor. “O dönemde tehlike yalnızca asılan üç gençte değildi” diyen eski savcı, geri kalanları asmadığı için de pişmanlık duyuyormuş. Gençlerin alelacele asıldığı söylentilerine de şiddetle karşı çıkan Tuğ'a göre her şey kitabına göre yapılmış. Eski savcının yargısız infaz yaptı diyenlere de cevabı var: “Biz o günde asmasaydık şimdi onlar herkesin başına bela olurdu” Bugüne dek yapılan hiç bir idamın yanlış olmadığını savunan Tuğ, ABD'den örnek vererek “Eğer siz bu medeni bir şey dir diyorsanız o zaman ABD'nin gayri medeni bir devlet olduğunu da söylemiş olursunuz. Çünkü onlar hâlâ idamlara devam ediyor” diyor. HATIRLA SEVGİLİ TAMAMEN YANLIŞ Eylemlerden nedamet duysalardı bu gençlerin idam edilmeyeceğini savunan Tuğ, Deniz ve arkadaşlarının mahkemede fütursuz davranmalarına çok öfkelenmiş. Tuğ bu davranışları bir tek sebebe bağlıyor: “Bu gençler cezaevinde tutukluyken hergün cezaevine haber ve istihbarat iletiliyordu. “Dayanın çok kısa sürede kominist ihtilal olacak. Siz çıkacaksınız, dışarıdakiler içeri alınacak” diyorlardı. Durmadan bu çocukları suç işlemeye teşvik ettikleri için, bu çocuklarda mahkemeye saygılı davranmamışlardır” Şimdilerde Hatırla Sevgili dizisinin de sıkı takipçisi olan Tuğ bu konuya da eleştirel yaklaşıyor. Tuğ'a göre dizideki beş kelimeden dördü yalan. Tuğ izlerken sinema ve sanat adına utanç duyuyormuş. (Yenişafak) DENİZ GEZMİŞ'İN DEVRİM GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ Atatürk’ün, “Tam bağımsızlık” ülküsünü kendilerine şiar edinen devrimci gençleri sindirmek için cinayet tedbirlerine kadar varan planlar yapılıyor şu günlerde. Tertipçilerin baş hedeflerinden biri de gençliğin önde gelen liderlerinden Deniz Gezmiş, son olayları şöyle yorumladı: - Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen, bütçenin açığı 2,5 milyardır. Bu, tutucular koalisyonunun iflasını açıkça ortaya koymuştur. Tutucu güçler, egemenliklerini uzun süre devam ettiremeyeceklerini anlamış olmanın telaşı içindedir. Devrimci gençlik eylemini engellemek için tertiplere girişmeleri bundandır. Fakat umduklarının tersi olmuş ve bu olaylar bizi daha örgütlü, daha disiplinli ve daha güçlü eylemlere hazırlamıştır. Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını biribirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağıza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün. ![]() - Gençlik eylemleri içinde önemli bir yerin var ve tutucu güçler senin okuldan atılmış olmanı sürekli istismar konusu ediyorlar. Bu durumda senin söyleyeceklerin neler? - Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır. - Mustafa Kemal’in gençliğe yüklediği devrimci görevler nelerdir, biraz daha açıklar mısın? - Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Politikacı, anti-Kemalist karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmaktadır. Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmaktadır. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrimci eylemde bulunacaktır. Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara maledilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır. - Halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için gençliğin dayanışma içinde bulunacağı Kemalist güçler kimlerdir? - Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle eleledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı devrimi tezgahlayanlar açmayı başaramayacaklardır. - Emperyalizme karşı nasıl bir mücadele verilecektir? - Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşı biz de, emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik: tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi. Emperyalizm bugün millici güçleri tasfiye etmek için listeler hazırlamakta ve bütün kurumlarımıza elini uzatmaktadır. Bizse onları defterden sileli çok oldu. Milli kurumlarımıza uzanan elleri de kırmakta kararlıyız. - Bazı çevreler bu görüşleri, “devrim yobazlığı” sayıyorlar. Bu sence nasıl açıklanabilir? - Devrimcilik demek halk dalkavukluğu demek değildir. Her şeyden önce devrimcilerin görevi halkın önünde gitmek, halkın gerçek özlemleri için mücadele etmektir. Halk için düzen değişikliği isteyen gençliğe halk karşıdır gibi saçma bir iddiayla Kanlı Pazarları görmezlikten gelen ve gerçek devrimciyi yobazlıkla suçlamaya kalkışan tatlısu devrimciliğine özenmiş politikacı, aslında tutucu güçler koalisyonunun usta propagandalarının esiri olmaktadır. Politikacı, “halk kızar” diye, halk düşmanlarının uşaklığını yapmaktadır. Değirmenköy, Elmalı, Göllüce köyleri, davalarını desteklediğimiz bu topraksız köylüler bize hiç kızmadı, aksine gençliği bağrına bastı. Demir Döküm işçileri de öyle yaptı. Devrimci gençliği halkçı görünüp, egemen sınıflara göz kırpan tatlısu devrimcisi politikacı anlamaz ama işçi ve köylü anlar. Devrimci gençlik de onlara dalkavukluk etmez, gerçek kurtuluş yolunda onlarla birlikte mücadele eder. Hem egemen sınıflara göz kırpan oy goygoyculuğu, hem devrimcilik olmaz. Bugün bizi devrim yobazı olarak nitelendiren birkaç CHP yöneticisi Ortanın Solu tabanını temsil etmemektedir. Anti-Kemalist karşı devrimcilerin yanında yer alan bu birkaç yöneticiyle ortak bir mücadele söz konusu değildir. Fakat şuna inanıyoruz ki, tam bağımsızlık isteyen dürüst Ortanın Solu tabanı Kemalist bir Türkiye’nin kurulması için bizimle birlikte mücadele edecektir.” (Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim Gazetesi - 23 Aralık 1969 - Sayı: 10 - Sayfa: 2-7) Johnson'un Kıbrıs özel temsilcisi C Vance'in gelişindeki olayları iyi hatırlıyorum. ( Bu Cyrus Vance daha sonraki yıllarda Carter'in dışişleri bakanlığını yaptı ). Önce et arabalarını doldurup Esenboğa hava alanına gitmiştik. Diğer okullardan FKF'lilerde gelmişti - FKF henüz Dev-Genç adını almamıştı. Hava alanını adeta işgal ettik. Pistlere indik. Sloganlar attık, FKF başkanı - sanırım Zülüf Şahin’di - konuştu. Toplum polisi geldi ama saldırmadı. Hava alaninda gözalti oldugunu hatırlamıyorum. Yarim saat belki daha fazla bir süre pistlerde gösteri yaptıktan sonra... C Vance'in Mürted askeri hava alanına iniş yaptığını öğrendik ve geri döndük. *** Ayni aksam mıydı yoksa ertesi gün mü tam hatırlamıyorum ama... Gösteriler Kızılay’da devam etti. Amerikan Türk Diş Ticaret Bankasının, Amerikan haberler merkezinin Cami-vitrini kirildi. O gün tutuklamalar oldu. Bende ilk defa o gün gözaltına âlindim. Emniyette 30 kişi kadardık. Sinan'da vardı. Halil'in belirttiği gibi Yusuf'ta. ( bir yerlerde okudum gözaltında Baskın Oran'da varmış ). Mahkemeye çıktık, Yusuf bir polise direnidiği - ya da tekme attığı - Gerekçesiyle tutuklandı geri kalanlarımız serbest bırakıldık. *** Bir kaç gün sonra Yusuf'ta tahliye oldu. Yanılmıyorsam Yusuf bu olaydan sonra SFK’ ya üye oldu. Daha önce değildi. O dönem İbo Seven başkanlığında, Taylan, Halil, Mete, Hülya Karadeniz (sonra Harun Karadeniz'le evlenmişti ) ve ben SFK yönetim kurulundaydık. Protestoların tam ortasındaydık. Belki biraz da bu nedenle Vance'in gelişinde yaşanan olayları oldukça iyi hatırlıyorum. |
| 30.06.08, 18:40 | #5 |
| | ![]() 30 yıl sonra gençlik ne istiyor? 30 yıl önce, 1972'de, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, devrimci gençlik hareketinin en önde gelen liderleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildiler. O günden bugüne geçen 30 yıllık süre içinde Denizler unutulmak bir yana, giderek daha da hatırlanır oldular. İdamlarının 30. yıldönümüne gelindiğinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gurur duyulan isimleri haline geldi. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durum ve bunun karşısındaki çaresizlik, Türkiye'yi bu duruma getiren sürece daha en başında direnen devrimci gençlik hareketini ve onun önderlerini daha da değerli kılıyor. Devrimci Gençlik Ne İstedi? Düşmanı Kimdi? Denizlerin idamının ne anlama geldiğini bugün Türkiye daha iyi anlıyor. Devrimci gençlik hareketi o dönemde ne istediğini açıkça belirtmişti: Emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmuş, kendi halkının iradesiyle yönetilen bir Türkiye. Yani "tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye". Bu devrimciler bu fikirleri savunmaktan ve mücadele etmekten başka bir şeyle suçlanmadıklarına göre idam fetvası verilen de bağımsız Türkiye özlemidir. İkinci olarak, Denizler amaçlarına ulaşmak için Türkiye'deki siyasal mekanizmadan herhangi bir beklenti içine girmeyerek, tarihsel bir geleneğe yani Kuvayı Milliye geleneğine dayandılar. Güvendikleri toplumsal kuvvet ise parlamentarizm içinde asla özlemine ulaşamayacak olan emekçi halktı. Yani Denizlerin idam kararı, aslında, Batıcı ve gerici bir siyasal düzeni sürdürme çabasından başka bir şey değildi. Deniz Gezmiş gençliğin kavgasını "antiemperyalist" kavga olarak adlandırmıştı. Denizler ulusal kurtuluş savaşçıları olarak emperyalistlerin düşmanıdırlar. Devrimci gençlik andında "sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan" diye belirtilen bir bölüm vardır. İşte bu sefer düşman, sayılarına bakmaksızın ne olursa olsun onları yoketmek gerekliliğini kavramış olarak saldırmıştı. O dönemin devrimci liderlerinin büyük çoğunluğu şehit edildiler. Çünkü bu savaş sadece devrimciler için değil, devrimcilerin ve halkın düşmanı olan emperyalistler için de ölüm kalım savaşıydı. Köklü Gelenek, Güçlü Halk Desteği 1970'lere girilirken iyice açığa çıkan şey, emperyalistlerin çıkarları ile ezilen ulusların bağımsızlığını birarada muhafaza edebilecek bir dünya sisteminin bulunamayacağıdır. Geçen 30 yıl hem dünya çapında bir krizi derinleştirdi, hem de daha fazla ulusun emperyalistlerin saldırılarına hedef olduğunu gösterdi. Bu yüzden emperyalistler için her ulusal kurtuluş mücadelesi tehdittir. Hele hele köklü bir geleneğe, güçlü bir halk desteğine sahipse daha da büyük tehdittir. Türkiye'nin yüzyılın ilk çeyreğindeki bağımsızlık mücadelesinin ne anlama geldiği bilinir. Eğer aynı ülkede milyonlarca insanın dilinde "ikinci kurtuluş savaşı" sloganı duyuluyorsa ve devrimciler emperyalizme karşı mücadelenin gereklerini ölümü göze alarak yerine getireceklerini göstermişlerse, emperyalistler açısından bunun ne anlama geleceği de açıktır. Bu yüzden Batıcı rejimin Denizlerin idamını bir an önce ilan etmek için ne büyük bir çaba içine girdiğini hatırlamak gerek. O günün parlamenterlerinin yalnızca ülke içindeki bir siyasal hesaplaşmanın, bir intikam arzusunun izinde hareket ettiğini söylemek gerçekleri algılama bozukluğunun bir sonucudur ancak. İdam edilenler ne karşıt siyasetin bürokratları, ne siyasi parti liderleri, ne bakanlar, ne de askerlerdir. Devrimci gençler, ulusal kurtuluş savaşçıları, Atatürk'ün izindekiler idam edilmiştir. Mesaj elbette Batıyadır: Senin yanındayız ve düşmanlarına saldırıyoruz. Bugün Gençlik Ne İstiyor? Türkiye'yi bugüne getiren süreç Denizler gibi ulusal kurtuluş mücadelesinde kararlı gençler varken olanaklı değildi. Onlar varoldukça Türkiyeyi emperyalistlere bağlayan ip bir yerde mutlaka kopacaktı. Bu yüzden Türkiye'yi emperyalistlere bağlayan ip Denizlerin boğazına dolandı. Bugün Türkiye 60'lı yıllarda olduğundan daha fazla emperyalizme bağımlı. Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü ABD ve AB'nin emperyalist çıkarları daha fazla tehdit ediyor. Bunun yanında ülkenin böyle bir boyunduruktan kurtulabilmesi için mevcut siyasal mekanizmadan beklentiler içine girmek olanaklı değil. Tüm parlamenter yapı olduğu gibi Batının gösterdiği yolda yürümekte kararlı. İnanılması güç ama arada hiçbir fark yok. O gün Denizlerin mücadele ettiği Batıcı ve gerici rejim neredeyse tamamen aynı kadrolarla devam ediyor yoluna. Denizlerin idamından hemen sonra Türkiye'yi yıllarca yönetmiş ve büyük krizlere sebep olmuş tüm parlamenter yapı olduğu gibi korunuyor. Soluyla sağıyla tek vücut halka karşı duruyorlar. Denizlerin istediklerinden ve yaptıklarından daha azını istemek için hiçbir neden yok? Daha fazlasını istemek gerekiyor. Çünkü Türkiye, devrimci gençlik hareketinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin boğulduğu ölçüde daha geriye gitti. Türkiye'yi Ne Hale Getirdiler? Atatürk'ün yolundan yürümeyen siyasal partilerin hegemonyası giderek güçlendi. Öyle ki Denizlerin idamından bu yana tek bir Atatürkçü iktidar görülemezken, Atatürk düşmanı olduğunu gizlemeyen partilerin koalisyonlarıyla Türkiye yönetildi. Görülmedik derecede gerici yönetimler altında Türkiye büyük karışıklıklara sürüklendi. Binlerce insanın hayatına malolan katliamlara, aydınlarımızın birer birer katledilmesine göz yuman, destek çıkan, kışkırtan iktidarlar Batıya verdikleri tavizleri gericilere verdikleri tavizlerle koruyabildiler. Halkın üstünde büyük bir baskı ve korku rejimi oluşturdular. Gerici odakların desteğini almadan hiçbir parti bir yere kıpırdayamıyor. Türkiye on yıllardır, halkın en çok %20'sinin desteğini alan partilerin koalisyonlarıyla yönetiliyor. Elbette bu oyu alabilmelerinin de tek sebebi kendi çıkarları doğrultusunda sürekli yeniledikleri seçim sistemleri. Buna rağmen bugün hiçbir partinin %10'ları aşabilecek bir desteğe sahip olmadığını partilerin kendi yaptırdıkları kamuoyu yoklamaları gösteriyor. Buna rağmen "başka bir alternatif yok" demekte ısrar ediyorlar. Elbette böylesine bir halk düşmanı rejim halka hiçbir şey vermiyor. Tersine daha Atatürk zamanında inşa edilmiş kamusal alan ortadan kaldırılıyor. Batı sermayesinin hegemonyasında olmaktan başka bir şey ifade etmeyen piyasa düzeni tüm ekonomimizi yıkıyor. Halka yoksulluk getiriyor. Ülkenin geniş köylü kitlesi tarımın tamamen kendi haline bırakılması, yani çökertilmesi ile kentlere göçe zorlanıyor. Ve şimdi kentlerdeki büyük işsizlik dalgası halkı ne yapacağını bilemez halde ortada bırakıyor. "Paran yoksa öl" diyebilmiş bir piyasa düzeni savunuculuğunun gençliği isyan ettirmesine kimse şaşıramaz. Gençliğin bu düzeni ortadan kaldıracak bir devrim istemesi haktır. Denizler böyle bir gidişi gördükleri gibi ona karşı mücadele ettikleri için hedef haline geldiler. Bunun Batı işbirlikçileri açısından ne kadar yerinde bir tespit olduğunu ise Türkiye'nin geldiği yerin bir başka yüzü gösteriyor. Düzeni halka ve Türkiye'nin bağımsızlığına karşı daha yıkıcı olmamakla eleştiren, piyasacılığın ve Batıcılığın meşruluğunu gözeten bir komprador sol anlayış, neden iktidarın "başka bir alternatif yok" diyebildiğini açıklıyor. Denizlerin her türden oportünizme, revizyonizme ve Batı uşaklığına karşı aldığı net tavrı ortadan kaldırılınca meydan böylelerine kalıyordu. İşte şimdi de bunlar yeniden "faşizm geliyor" korkutmacalarıyla halktan daha fazla taviz, Batıdan daha fazla hamilik beklemiyorlar mı? Türkiye'nin Batı karşısında bağımsız kalmayı isteyen ulusal kuvvetlerine karşı "sivil" parlamentarizm destekçiliği yapmıyorlar mı? Devrimci gençlik varken böyle bir düzen de, böyle bir solculuk da mümkün değildir. Herkes bunu tecrübeleriyle biliyor. Halk Denizleri Neden Benimsedi? Siyasal düzenin halkın güvenini kazanamadığı ölçüde Denizler de halk tarafından benimsenmiştir. Aradan geçen 30 yıla rağmen ne unutturulabilmişler, ne olumsuz bir örnek haline getirilebilmişler, ne de ulusal kurtuluş davalarından koparılarak "eşkıya" haline sokulabilmişlerdir. Halkın gözünde tek ve devrimci bir gençlik görüntüsü Denizler ile vardır. Denizler ne şekilde halktan koparılmaya çalışılırsa çalışılsın bu mümkün olmamıştır. Durdukları yer doğrudur çünkü. Onlar parlamentarizmin demokrasi aldatmacalarına kanmamışlar, halkın sisteme olan inançsızlığının açık, net sözcüleri olmuşlardır. Deniz'i bir efsane haline getiren olaylardan biri, yakalandığında dönemin İçişleri Bakanı kendisini aşağılamak isterken ona verdiği cevaptır. Bakan "Bu pejmürde kılıklı adam mı halk kurtuluş ordusunun komutanı?" dediğinde Deniz başı dik "Ordu muhtırayı verince sizin ne olduğunuzu da gördük" diyerek cevap verir. Türk halkını temsil etme yeteneği olmayan, ondan olmayan, Batılı ve halk düşmanı bir parlamenter gelenek 27 Mayıs'tan sonra bu sefer elleri kelepçeli devrimci bir gencin bu sözleri altında ezilecektir. Denizleri o parlamentarizmden ayıran ne varsa halk bugün ona sahip çıkıyor ve Denizler bu yüzden dimdik ayakta hatırlanıyor. Devrimci Gençlik Olmak Bunun yanında bugün halkın çoğunluğunun da gençliğe yönelik bir beklenti içinde olduğunu söylemek gerekli. Siyasal rejim ciddi bir krizde, ancak bunun dışına çıkmak için tüm yollar kapalı gözüküyor. Mevcut siyasal rejim dışında halkın en güvendiği kurum olarak ordu ortaya çıkıyor. Ancak tek başına ordunun halkın beklentilerini yansıtabilmesi mümkün gözükmüyor. Ayrıca halkın kendi bağımsız örgütlerinin olmadığı koşullarda mevcut siyasal mekanizmaya yönelik her müdahale çıkmazları daha da arttırmaktan başka bir şeye yaramıyor. Gençlik bu yüzden kendini siyasetin zincirlerinden kurtardığı oranda halkın umudu olmaya devam ediyor. Devrimci gençlik hareketinin 50 yıla uzanan tarihi siyasal mekanizmanın halkçı eleştirisinde gençliğin kuvvetli bir unsur olduğunu gösterdi. Bu gerçek belleklerden henüz kazınabilmiş değil ve bu yüzden gençliğin attığı her adım coşkuyla karşılanıyor. Gençliğin isteği, her şeyden önce bu beklentiye cevap verebilmek. Halkın istediği gençlik olmak. Devrimci gençlik olmak. Halkın gençlikten beklentileri gençliğin de bugün ne istediğini belirliyor? Sermayenin ve emperyalistlerin çıkarlarından arındırılmış halkçı ve bağımsız bir Türkiye. Gençliğin ne istemediği de ortada: Bugünkü siyasal yapının, düzenin devamı. Gençlik kesinlikle mevcut parlamenter yapıyla Türkiye'nin güzel bir geleceğe yönelmediğini görüyor. O günlerde halkın Denizleri benimsemesine temel olan "düzen karşıtlığı" bugün de Türk gençliğiyle halkın arasında bağların kurulmasını sağlıyor. Halk İttifakı ve Gençlik Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan da zaten böyle bağların kurulması. Şimdiki Batıcı ve gerici siyasal rejimin değiştirilmesinin yolu onun karşısında yer alan tüm ulusal kuvvetlerin yeralacağı bir devrimle mümkün. Siyasal rejimin tamamen dışına sürülmüş emekçi halkın, aydınların, gençliğin ve rejimin her şeyin günah keçisi olarak ilan ettiği ordunun arasında sağlıklı bağların kurulması gerekli. Bugün mevcut siyasal rejim ve destekçileri tarafından bunların hepsine karşı bir karalama kampanyası yürütülmekte. Emekçiler ve kamusal alan, ekonomik krizin sebebi olarak gösterilmekte ve IMF reçeteleri, Amerika'nın memurlarının yönetimi doğrultusunda tüm fatura emekçi halka çıkarılmaktadır. Siyasette emekçilerin ağırlığını hissettirebilecek her türlü çaba popülizm olarak suçlanmakta, zaten baskılarla iyice güdükleştirilmiş emekçi örgütlenmesi ve mücadelesi yıllardır hedef gösterilmektedir. Türkiye'nin aydınlarına karşı da özellikle medya tarafından yürütülen bir savaş açılmıştır. Ülkenin bağımsızlığını savunmak, AB süreci içerisinde Türkiye'yi bekleyen tehditlerden bahsetmek "Sevr paronayası" yapmakla suçlanmaktadır. Oysa bu şekilde aydınlarımıza saldıranların zaten Sevr gibi bir derdi hiç olmamıştır. Açıkça ülkenin bölünmesinin ve bağımsızlığını ABD ve Avrupa çıkarları doğultusunda terk edilmesinin propagandası yapılmaktadır. Aydınlar 80'li yılların başından beri özellikle artan baskıların yanısıra ordunun özellikle 28 Şubat süreci ile birlikte gericiliğe ve siyasal partilerin gericilere verdikleri tavizlere karşı durduğu zamandan beri ciddi bir saldırı altındadır. Buna ek olarak ordunun AB süreci içinde çekincelerini ortaya koyması, ekonomik krizde siyasal partileri suçlaması giderek daha fazla saldırıların hedefi olmasına yol açmıştır. Bağımsızlığı savunan aydınlarımıza yönelik saldırıların benzerleri orduya karşı da yöneltilmiştir. Son olarak ordunun 90'lı yılların başından beri, siyasal rejimin ve liberal çevrelerin aksine Irak konusunda toprak bütünlüğünün korunması doğrultusundaki tavrı da, Türkiye'nin toprak bütünlüğü konusunda en ufak bir derdi olmayan siyasal partilerin ve düzen savunucularının tepkisini toplamıştır. Bu yüzden Batıcı ve gerici rejimin kendisine sorun çıkaracağını düşündüğü tüm kuvvetlere yönelik saldırıları şiddetle artarken kendi mezarını da kazmakta olduğunu söylemek gerek. Devrimci gençliğe yönelik saldırıların Cumhuriyet'in bağımsız ve devrimci rejimini ayakta tutmaya çalışan böyle bir halk ittifakını ortadan kaldırmak için yapıldığı unutulmamalı. Gençlik halkın devrimci örgütlenmesinde her zaman önemli görevler üstlenecektir. Gençlik bu örgütlenmenin bir parçası değil en militan örgütleyicisidir. İdeolojik olarak da gençlik siyasal rejimle her türlü bağları kopararak halkın desteğini kazanma mücadelesinin kararlı savunucusu olacaktır. Gençlik Atatürk'ün, Türkiye'nin bağımsızlığı ve halkın iradesiyle yönetilmesi fikrinden kopmayacaktır. Devrimciler Ölür, Devrimler Durmaz Sürer Dev-Genç Marşı'nın iki dizesinde açıklanmıştır durum: "Devrimciler Ölür/Devrimler Durmaz Sürer". Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan devraldıkları bir bayrağı en onurlu biçimde geleceğe devretmek için idam sehpasına yürürlerken bugün Türkiye'de halkın en çok ihtiyacı olan şeyi onlara vermiş oldular. Devrimci gençler kısa yaşamları içinde Türk halkının zekasını, çalışkanlığını ve ahlakını en yüce bir şekilde kanıtlamış oldular. Bugün Türk halkı tarihinde görmediği kadar aşağılanmaktadır. Emperyalistlerin saldırganlığı görülmemiş boyutlardadır. Türkiye toprakları da bu saldırganlığın hedefleri arasındadır. Sömürgecilik saldırısı, onlara hizmet eden komprador sistem görülmedik derecede aşağılıktır. Böyle bir durumda gençlere, devrimci gençlere ihtiyaç vardır. Kimse gençliksiz bir yere kıpırdayamaz. Ülke onlara emanet edilmiştir. Bu koşullarda Denizlerden farklı düşünmek için neden var mı? Denizlerden farklı yaşamak için neden var mı? Gençlik devrim istiyor! Ya istiklal ya ölüm! Tek yol devrim! |
| 30.06.08, 18:41 | #6 |
| | Deniz Gezmiş (Türk Solu,19 Kasım 1968) Gençlik ve antiemperyalist kavgası Çağımız devrimcilerin Amerikan emperyalizmini adım adım kovaladığı çağdır. Çağımız gençliğin Çekoslavakya'da ve diğer revizyonist ülkelerde karşı devrimci olduğu çağdır. Çağımız biz yaştakilerin Vietnam'da, Dominik'te, Meksika'da Amerikan emperyalizmine karşı dövüşerek öldüğü çağdır. Az gelişmiş dünya halkları emperyalizme karşı bir savaş verirken gençlik bunun dışında kalamaz. Biz daima ezilenlerden yana çıkmak zorundayız. Eğer bizim kavgamız antiemperyalist kavganın paralelinde yürümezse, ayaklarımız havada kalır. Yalnız gençlik bu paralelde savaşırken politik partilerden bağımsız olmak zorundadır. Geçmişteki örnekler bağımlılığın zararlarını göstermiştir. Bu hataları bir kere daha tekrar etmenin anlamı yoktur. Gençlik yalnız devrime karşı sorumludur, politik partilere değil. Zaman olur ki bütün politik partiler karşı devrimci olabilirler. Bugün Türkiye'de olduğu gibi. Bu nedenlerden ötürü gençliğin görevi antiemperyalist kavgaya katılmak fakat bağımsız olmaktır. Bugün bu zorunlu kavgada tek umut olması gereken devrimci gençlik bölünmüştür. Burada şüphesiz ki oportünist kişilerin rolü büyüktür. Dürüst, yiğit, devrimci kardeşlerimizden bir kısmı, sekterlikleri yüzünden oportünistlerin etki alanına girmiştir. Bu giriş onları giderek karşı devrimcilerin safına düşürmüştür. O kadar ki, Amerikan erlerini denize atmak isteyenlere engel olmak için barikat kumaya kadar götürmüştür. Bu gidiş onları aktif direnmenin başladığı yerde pasif direnmeye itmişti. Cağaloğlu'nda görüldüğü gibi. Bu oportünist kişiler hiçbir şey yapamadıkları zaman faşizm gelir fobisini ortaya atarak devrimci gnçliği eylemden çekmeyi denemişlerdir. Bu fobi kısmen başarı sağlamış ve devrimci eyleme büyük darbe vurmuştur. Bu iddiayı dikatle incelemek gerekir. Sosyalist örgütün %3 oy aldığı bir ortamda faşizme gitmek için hiçbir sebep bulunmazken bunu söyleyenler Hürriyet Meydanı'nda ve Kızılay'da hiçbir şey halledilmez diyenlerle aynı düşünceye sahiptirler. Fakat bütün bunları olağan karşılamak gerekir. Çünkü küçük burjuva sosyalistlerinden fazlası beklenemez. Onlar, elbette ki, rahat mücadeleyi tercih edeceklerdir. Bizim bu gibilere söyleyeceğimiz tek şey şudur: "Düşmesin bizimle yola Evinde ağlayanların göz yaşlarını Boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar." Devimci gençlik Amerikan emperyalizmine ve oportünizmine karşı duran gençliktir. Onların görevi sayısının azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan Amerikan emperyalizmine karşı sonuna kadar dövüşmektir. O en iyi biçimde karar veren ve uygulayandır. O boş gecelerini değil, boylu boyunca ömrünü bu kavgaya verendir. Yaşasın Bağımsızlık savaşı veren dünya halkları! Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye! |
| 30.06.08, 18:41 | #7 |
| | ![]() Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan: Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir. 1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik. 1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez. Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz. Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir. Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır. Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur. Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz. |
| 30.06.08, 18:41 | #8 |
| | ![]() Denizler nerede yanıldı? Nasıl devrimci gençlik olunacak? Gençlik bir devrimin örgütlenmesinde nasıl bulunacak? 60'lı yıllarda gençlerin kafasını en çok meşgul eden soru buydu herhalde. O dönemin ideolojik ortamını en çok etkileyen de bu sorundu. Gençler devrimci ve antiemperyalist mücadelenin örgütlenmesinde kendilerine yer arıyorlardı. Ancak bildikleri bir şey de bunun yalnızca kitaplar okuyarak öğrenilemeyeceği idi. Ciddi bir ideolojik çalışmanın yanında gençler halkla bağlar kurmaya, devrimci eylemler örgütlemeye giriştiler. Kısa zamanda çok büyük bir kitleselliğe ve halkın içinde önemli bir güce ulaştıkları da söylenebilir. Ancak bu çaba aynı zamada bir çok yanlışları da beraberinde getirdi ister istemez. En önemli sorun gençliğin ne yapması gerektiği üzerineydi? Denizler ısrarla gençiliğin tüm siyasal partilerden uzak durmaları gerektiğini vurguladılar ki, bu doğruydu. Gençliğin rolü ve doğası hakında gerçekten önemli bir fikirdi bu. Ancak zamanla bu fikir tek başına gençlerin öncü kuvvetler olarak algılanmasına kadar vardı. Hatta bunu da aşarak tüm devrimci eylemin yükünü gençlerin sırtlayabileceklerini düşündüler. Ülkenin siyasal mekanizmasından tümüyle kopup devrimci eylem örgütlemeye girişmek doğruydu, ancak halktan koparak devrimci eylem mümkün değildi. Silahlı eylem Türkiye koşullarında ister istemez bunu getirdi. Denizler çıkışlarında ve eylemlerinde Kuvayı Milliye'ye dayanıyorlardı. Ancak bunu Latin Amerika benzerlerine koşullayarak salt silahlı eyleme indirgemek büyük bir hataydı, aynı zamanda ülkenin gerçek tarihsel mirasından da kopulmasını getirdi. Gençlik, enerjisini halk kuvvetlerinin bağlarının güçlendirilmesine, örgütlendirilmesine ve bilinçlendirilmesine harcayabileceği bir zamanda ondan tamamen kopmak sonucunu doğuracak bir eylem türüne girişti. Denizlerin önemli yanlışı budur. Ancak sapla samanı birbirinden ayırmak gerekir. Denizlerin idam edilmesinin sebebi devrimci olmalarıydı. Yanlış eylemler yapmaları değil. Onlar maceraya giriştiler ve bunun bedelini ödediler demek ağır bir sapkınlık belirtisidir. Dönemin devrimci gençlik önderlerinin tümünün de büyük saldırılar ve ölümlerle karşılaşmalarının sebebi devrimcilikleridir. Yanlış eylemleri değil. Devrimci mücadelenin bedelinin ağır olduğunun en temel kanıtları yine Kuvayı Milliye geleneğinin binlerce şehitle kurtuluşa ulaşmış olmasıdır. Devrimcilik için "ölüm hoş geldi, safa geldi" diyebilecek kadar metin olmak şarttır. Denizlerin hataları, asıl yıkıcı sonuçlarını onlar idam edildikten sonra gösterdi. Devrimci hareket 70'li yıllar boyunca büyük bir ideolojik bunalıma düştü. Bir yandan kurtuluşa ve Kuvayı Milliye geleneğine yönelik bir umutsuzluk başgösterdi. 60'lı yıllar boyunca ciddi ideolojik ve tarihsel bir bilincin gelişmesine sebep olmuş sistem eleştirisi yerini, düzen solcularının da körüklediği bir "faşizm" edebiyatına bıraktı. Bu zeminde gerçekten faşist ve provokatör güçler ortalıkta cirit atabildi, gençlere saldırdı ve Amerikancı 12 Eylül faşizminin hazırlanmasında uygun bir zemin yaratılmış oldu. Diğer yandan bir halk ittifakı kurulamadığından hareket yine çoğunlukla gençlerin sırtındaydı. Halk ittifakı kurulamamasının sebebi dayanabilecek tarihsel bir gelenek olmayışıdır. 60'ların ve 68'in halk-gençlik-ordu ittifakı ve bu ittifakı yaratan Kuvayı Miliye geleneği yokedildi. Bugün bile devam eden halk karşıtı ve Kuvayı Milliye karşıtı "sol" gelenek işte bu ortamda şekillendi. |
| 30.06.08, 18:44 | #9 |
| | Mustafa Kemal'in Meclisi'nde Dev-Genç Kararları 1. Amerikan emperyalistleri, işbirlikçileri ve toprak ağaları halkımızın baş düşmanıdırlar. 2. Halkımızın ve gençliğin hiçbir siyasi partiye güveni yoktur. 3. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye'yi kumak için, - Yurdumuz bütün Amerikan askeri üslerinden ve tesislerinden, bütün Amerikan askerlerinden, barış gönüllülerinden ve bütün Amerikan sivil uzmanlarından temizlenmelidir. - Yeraltı ve yerüstü servetlerimizi sömüren bütün yabancı şirketlere ve yabancılarla işbirliği yapan zenginlerin mallarına el konmalıdır. - Milli çıkarlarımızı zedeleyen bütün ikili anlaşmalar feshedilmeli, NATO ve CENTO'dan çıkılmalıdır. - Toprak ağalığı ve tefecilik ortadan kaldırılmalı ve ağaların toprakları yoksul köylülere dağıtılmalıdır. - Bütün milli sınıf ve tabakaların, işçilerin, köylülerin, memurların ve öğretmenlerin teşkilatlanmalarını ve demokratik mücadelesini engelleyen bütün kısıtlamalar kaldırılmalıdır. - Bütün ilkokullar, ortaokullar, liseler, yüksekokullar ve üniversiteler, bütün eğitim ve öğretim sistemimiz yabancılara değil, Türkiye halkına hizmet eder duruma getirilmelidir. - İstiklali tam Türkiye için mücadele, gerçek demokrasinin kurulması için mücadele devrimci görevimizdir. Bu uğurda mücadeleye katılmak, her yurtseverin hem hakkı hem de görevidir. Milli Kurtuluşçu İlk Büyük Millet Meclisi'nde toplantı yapan Devrimci Gençler. |
| 30.06.08, 18:45 | #10 |
| | İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta? Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum. Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz? Deniz: Devrime Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı? Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir. Menteşoğlu: Parayı ne yaptın? Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır. Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur Deniz: Hükümetinizin istifasından belli. Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına. Deniz: Kahramanım tabii. Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı? Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi? |
| Cevap Yaz |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Öğrenciler Deniz Gezmiş için yürüdü | RSS Haber | Güncel Haberler | 0 | 10.05.08 16:30 |
| Liseli öğrenciler Deniz Gezmiş hayranı | RSS Haber | Güncel Haberler | 0 | 06.05.08 23:40 |
| Deniz Gezmiş ve arkadaşları anıldı | RSS Haber | Güncel Haberler | 1 | 06.05.08 18:47 |
| Deniz Gezmiş modası başladı | melankolik16 | Güncel Haberler | 5 | 13.04.08 15:47 |
| DeNiZ GeZMiŞ | melankolik16 | Atıl Forum | 19 | 13.03.08 15:13 |
